“İlk idari soruşturma”
Kasım 1991
Sevgili Arkadaşım,
Bizim Lütfi’yi tanırsın. O’nun da Emniyet Müdürlüğü’ne tayini çıktı. Biliyorsun, ben de çok tecrübeli değilim ama ne de olsa damdan düşenin halinden damdan düşen anlarmış. Hemen aldım yanıma Lütfi’yi telsiz nasıl açılır-kapanır, telsizle nasıl konuşulur onları öğrettim. Benim düştüğüm durumlara düşmesini istemedim.
Gerçi asıl anlatmak istediğim konu başka.
Başımda ciddi bir bela var. Hakkımda idari soruşturma açıldı. Hem de hiçbir suçum yokken.
Geçtiğimiz günlerde Ulus’ta bir vatandaşın 50 bin mark parası yankesicilik suretiyle çalınır. Evet, yanlış değil tam elli bin markı, ev almak için bankadan çektikten sonra para faili meçhul kişilerce çalınmış. Zaten büyük yankesiciler bankalar civarında keşif yapıyorlar ve yüksek miktarda para çekenleri takip ederek paralarını çalmaya uğraşıyorlar.
Haber merkezinin anonsunu müteakip ekip olarak malum yere intikal ettik. Elli yaşlarında yabancı ülkede yaşadığı her halinden belli olan vatandaş şok halindeydi. Heyecanla, uzun yıllar yurtdışında çalıştığını ve biriktirdiği bütün parayla ev almak için Türkiye’ye geldiğini, biraz önce bankadan tüm parasını çektiğini ve kalabalıkta parasının yankesicilik suretiyle çalındığını anlattı.
Ekip memurum Kartal Yaşar, şikâyetçiye şüphelendiği kimse olup olmadığını sordu. Şikâyetçi bir şahsın kendisini sürekli sıkıştırdığını söyleyerek şahsın eşkâlini tarif etti. Bunun üzerine tamam dedi Kartal Yaşar, “bu olsa olsa Alman Sami lakaplı sabıkalıdır. Şef! bu vatandaş karakola gidip müracaat etsin, Bizde Çinçin’e gidip Alman Sami’yi araştıralım”.
Çinçin’e gittik. Alman Sami’yi araştırmaya. Herkes Sami’nin İstanbul’da olduğunu söyledi. Hatta kaldığı otelin sabit telefon numarasını bulduk ve Sami’yle görüştük. Olayın faili kesinlikle Alman Sami değildi. Çünkü bu olayı gerçekleştirip bu kadar kısa sürede İstanbul’a gitmesi imkânsızdı.
Ertesi gün kısımda bulunduğumuz esnada parası çalınan vatandaş geldi.
— Komiserim yakaladınız mı benim hırsızı?
—Amca senin hırsızın kim olduğu belli değil ki.
— Olur mu? Komiserim memur bey söyledi ya! Alman Sami diye bir sabıkalı varmış, benim paramı çalan oymuş diye.
— Yok, be amca! Biz araştırdık o sabıkalı olay esnasında İstanbul’daymış. Yani senin anlayacağın parayı çalan o değil.
—Yapmayın komiserim. Senin memurun söyledi benim paramı onun çaldığını.
Ve tartışma uzadıkça uzadı. Sonunda parası çalınan kişi ikna olmamış bir şekilde kısımdan ayrıldı.
Bir hafta kadar sonra İçişleri Bakanlığı’na hitaben yazılmış şikâyet dilekçesi sonucunda hakkımda soruşturma açıldığını öğrendim. İtham çok ağırdı: parası çalınan kişi, parasını çalan kişiyi tanıdığımızı ve çalınan parayı işlem yapmama karşılığında bu sabıkalıyla paylaştığımızı iddia ediyordu. Ekibimdeki memur Kartal Yaşar’ın çok şey biliyormuş havası vermek için yaptığı patavatsızlığın bedeli çok ağır oldu.
İftiraya maruz kalmak ne kadar da zormuş. Soruşturma halen sürüyor. Bu olaydan sonra ilk işim memurlarıma vatandaşın yanında yanlış anlamalara yol açacak konuşmaları yasaklamak oldu. Bir tahminleri veya yorumları varsa vatandaşın olmadığı ortamda benimle paylaşmalarını talimatlandırdım.
Meslekte, personeline çenesini tutmayı öğretmenin önemini, çok büyük bedel ödeyerek öğreniyorum.