Ana Sayfa Yazılar Dost Siteler Site Haritası İletişim Hakkımızda  
| Kullanıcı Girişi: 
 YAZILAR
 Adli Bilimler
 Bilişim
 Diğer Disiplinler
 English
 Güncel
 Hukuk
  -Ceza Hukuku
  -Hukuk Genel
  -Yönetmelikler
 Kriminoloji
 Otobiyografi
 Özel Dosyalar
 Polis Özel
 Polis Yönetimi
 Polisiye
 Polislik
 Sinema
 Suç Türleri
 Terör
 
 

ARAMA
   Arama
 
 

Son Üyeler
FROFESÖR
MKELEŞ
yemreavci
Bilal Erdem
salodemir
 
En Çok Okunanlar
Aile İçi Şiddet

Türkiye'de Sol Terör Örgütlerinin Gençlere Yönelik Faaliyetleri Bağlamında Aile Ve Polisin Rolü

Seri Katiller

Askerlik Konusunda Atılacak Somut Adımlar

Mutluluk Yoldur

 
Son Yorumlananlar Yazılar
BAĞIMLININ BİR GÜNÜ!

Makam teklifi neden istenebilir?

Sünnet Polisi Ultra Projesi

 

  18. Uluslararası Ceza Hukuku Kongresi Sonuç Bildirgesi-2 (Terörün Finansmanı) Yazdır 
 Yazar: Suç ve Ceza 14.10.2009  
  18. Uluslararası Ceza Hukuku Kongresi Sonuç Bildirgesi-2 (Terörün Finansmanı)

Bölüm II - Ceza Hukuku, Özel Kısım

TERÖRİZMİN FİNANSMANI

Giriş


Terörizmin finansmanına karşı alınacak önlemler yararlı ve gereklidir çünkü bunlar terörist faaliyetler ve saldırılardan kaynaklanan kötü sonuçları azaltabilir. Bu tür bir yaklaşım sadece militan faaliyetlerinin izlenmesine imkân vermekle kalmayıp aynı zamanda önleyici çalışmaları göstermeyi ve bu şekilde olaylar arasında bağlantı kurarak komploların önlenmesini de sağlamaya olanak vermektedir. Bunun dışında köktenci gurupların finansal hareketlerinin izlendiğinin ifşa edilmesi bunların iletişim tektik ve metotlarını düzenli olarak değiştirmeye iterek istihbarat servislerine yeni bilgiler elde etmede üstünlük sağlayacaktır.

Uluslar arası toplum terörizmin finansmanına ilişkin sorunu 1990'lı yıllarda, Genel Kurul'un 17 aralık 1996 tarih ve 51/210 sayılı kararı ile (paragraf 3/f) ve daha önemlisi 1999 tarihli Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Sözleşme ile ortaya koymuştur.

Bu sözleşme Amerika'daki 11 Eylül saldırılarından sonra daha da önem kazanmıştır. Bu olaydan sonra, birçok girişim ve önlem bu sözleşmeyi tamamlamıştır (Karaparanın aklanmasının önlenmesine dair önlemler hızla artırılmış ve aklamanın önlenmesi/terörizmin finansmanını önlenmesine dönüşmüştür.

Yeni yaklaşım bu iki tür faaliyeti belirli esas boyutlarda benzer olarak görülmeleri imkânı vermiştir. Bundan hareketle, bu iki faaliyetle mücadele ve bunların önlenmesine ilişkin genel politikalarda aklama ve terörizmin finansmanının koşut ele alınmasının yanında aynı hukuki araçların kullanılması da haklılık kazanmıştır.

Bununla birlikte bu gelişimde, bazı hususlar göz ardı edilmiştir:

a) Özellikle söz konusu olan fonların büyüklüğü bakımından aklama ile terörizmin finansmanı arasındaki belirgin farklılıklar;

b) Belirtilen her bir faaliyete ilişkin sosyal tepkilerin altında farklı amaçların bulunması (suçluları gayrımeşru malvarlıklarından mahrum etmek suretiyle suçla mücadele, buna karşılık maddi desteğin azaltılması ve toplanan bilgilerle terörizmin önlenmesi)

c) Bu tür bir politikanın maliyeti ile elde edilenler arasındaki dengenin rahatsız edici boyutta bozulması. Yavaş yavaş aklama ile mücadele tedbirleri suçlulukla mücadele yerine kendi içinde bir amaca dönüşmüştür.

Özünde, suç odaklarının sahip oldukları önemli miktardaki yasadışı gelirlerini gizlemelerini önlemeye yönelik olan ve sıkça etkililiği sorgulanan önlemler aynı zamanda pek çok terörist faaliyette kullanılan önemsiz meblağları açığa çıkarmaya doğru genişletilmiştir.

Ulusal düzeyde alınan önlemler dahil terörizmin finansmanına karşı alınan önlemler GAFI (Uluslar arası Mali Mücadele Gurubu), BM ve AB gibi kuruluşlar sayesinde çeşitlerini, kapsamını ve uygulama alanını durmadan artırmaktadır. Terörist zanlıların listeleri oluşturularak dolaşıma sokulmuş; kar amacı gütmeyen kuruluşlar dâhil bunlara ait malvarlıklarına el konulmuştur. Terörizmin finansmanına ve terörizmin maddi olarak desteklenmesine ilişkin yasalar yürürlüğe girmiştir. Bu gelişmede özellikle şüpheli kişinin isminin listeye girmesi ve masum olması halinde listeden nasıl çıkacağı hususundaki eleştiriler dile getirilmeye başlanmıştır. Bazı durumlarda, bir kişinin isminin listeden çıkarılması çok açık olmamaktadır çünkü bir zanlının yer aldığı bu listeden çıkarılmasına karar verebilmenin adli veya yasal hiçbir yol bulunmamaktadır ve buna göre sıkça bu kişiye karşı hiçbir ceza soruşturması veya mahkûmiyet bulunmamakta ve dahası bu zanlıların suçluluğu veya masumiyetini belirleme bakımından da hiçbir yol bulunmamaktadır. Bu arada, idari mercilerin aldığı ve çok bilinmeyen veya açık olmayan ölçütlere dayalı kararlarının etkisi zanlılar için yıkıcı olabilmektedir.


SORULAR


I- Görünürdeki boyutlar

Ülkenizde sorunun anlatımı ( mümkünse istatistikler, somut olaylar)

II- Evrensel ve bölgesel belgelerin onaylanması ve ulusal hukuki ve kurumsal çerçeve

1- Ülkeniz terörizmle mücadelede hangi evrensel ve bölgesel belgeleri onaylayıp uygulamaya koymuştur (Bunları sıralayınız)

k 1997 tarihli "Terörist

2- Ülkenizde terörizmin finansmanına karşı yasal düzenleme nedir? Bu yasal düzenleme uluslar arası belgelerden birinin gereğini yerine getirmek için mi gerçekleştirilmiştir? Bu alandaki cezai hükümler ceza kanununda mı yoksa özel bir ceza yasasında mı bulunmaktadır?

3- Ulusal mevzuatınızda terörizm ve terörizmin finansmanı hangi maddede ve nasıl düzenlenmiştir?

4- Ulusal mevzuatınız karapara aklama ile ilgili düzenleme içinde mi yer almaktadır yoksa terörizmin finansmanı ile ilgili özel bir düzenleme midir?

5- Terörizmin finansmanı ile mücadelede özel olarak görevli kurumlar var mıdır? Şüpheli işlem veya faaliyetler ile ilgili bilgilerin toplanması ve değerlendirilmesi için bir finansal bilgi birimi mevcut mudur? Bu birimin terörizmin finansmanı ile ilgili olaylar bakımından yetkisi bulunmakta mıdır? Bu hususta özel yetkili yargı mercileri var mıdır?


III-Terörizmin finansmanının önlenmesi

1- Karaparanın aklanması ile mücadeleye uygulanabilen önleyici tedbirler (müşterilerin kimliklerinin belirlenmesi, işlemlerin kaydedilmesi, dikkat ve özen yükümlülüğü) terörizmin finansmanı ile mücadeleye de uygulanabilmekte midir?

a) Yanıt evet ise, karapara aklama ile mücadele mevzuatı uluslararası standartlara uygun mudur?

b) Yanıt hayır ise, terörizmin finansmanı ile ilgili olarak önleyici tedbirler mevcut mudur?

c) Bu önlemler, sadece bankalara mı uygulanmaktadır yoksa bunun dışındaki finansal kuruluşlara veya ticari kuruluşlara ve kazanç elde etme amacı bulunmayan kuruluşlara da uygulanabilmekte midir?

2- Bankacılık sırrı terörizmin finansmanına ilişkin bilgilerin açıklanmasına (verilmesine) engel midir?

3- Şüpheli işlemler veya faaliyetler konusunda yapılacaklar bakımından finansal kuruluşlara talimat, genelge veya yönlendirici bilgiler iletilmiş midir?

4- Finansal kuruluşlar (veya çalışanları) hangi şartlarda ihmali (kasıtlı) hareketi veya taksiri sebebiyle sorumlu tutulabilmektedir (idari veya hukuki olarak yahut duruma göre cezai olarak) ?

5- Karapara aklama ve terörizmin finansmanına karşı tedbirler, özellikle dikkat ve özen yükümlülüğü ile müşterinin kimliğinin belirlenmesi bakımından gerektiği şekilde uygulanmakta mıdır? (önceki biçimsel adresler, kimlik kartları, müşterilerin özel alanının korunması gibi ve diğer bazı konulara bağlı sorunlar. Bunlar belirtilen tedbirlerin uygulanmasına zarar vermekte midir) ? Ülkenizde, karapara aklama ve terörizmin finansmanına ilişkin önlemlerle diğer politikalar (örneğin ekonomik gelişme, kamu sağlığı, çevre gibi) arasında çelişkilere bağlı sorunlar üzerinde bir tartışma mevcut mudur?

6- Bazı siyasi yöneticiler ve hükümetler, terörizmin finansmanının önlenmesi bakımından, normatif bir yaklaşımın mı yoksa risk yönetimi üzerine kurulu bir yaklaşım mı benimsenmesi konusunda halen bir tartışma içindedirler. Genel olarak ilki, tedbirlerin ve ilgili mevzuatın genel uygulamasına dayalı iken, ikincisi farklı uygulamaları daha mümkün kılmakta ve riskli sektörlere yoğunlaşmaktadır. Ülkenizde her iki yaklaşıma ilişkin olarak bir tartışma veya uygulanmakta olan tedbirler söz konusu mudur?

7- Size göre risk üzerine dayalı yaklaşım bakımından özel haller yahut güçlükler var mıdır?

8- Hawala, hundi, fei chien, padala gibi, yasadışı gelirlerin aktarılmasına ilişkin ağlar olarak yasadışı transfer sistemlerine ilişkin yasal önlemler mevcut mudur?

9- Hangi hallerde özel sektör mücadeleyi yürüten kuruluşlarla işbirliği yapmaktadır?

10- Ülkeniz hangi hallerde finansal kuruluşların denetlenmesi konusunda uluslararası işbirliğine başvurmaktadır ve bu hangi kuruluş aracılığı ile olmaktadır. ?


IV- FONLARIN (ZENGİNLİKLERİN) DONDURULMASI

1- Teröristlerin malvarlıklarının ve fonlarının dondurulması ve bunlara el konulması ile ilgili olarak halen mevcut kanuni düzenlemeleriniz nelerdir? Bunlar idari nitelikte kanunlar mıdır yoksa cezai nitelikte kanunlar mıdır?

2- Bu tedbirlerin yönelik olduğu malvarlığı türleri nelerdir (fonlar, finansal mallar veya diğerleri) ?

3- Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (terörist kişiler açısından) isim listeleri oluşturulması veya burada bulunmaması gereken isimlerin çıkarılması konusundaki kararlarının uygulanması açısından ülkenizdeki usul nedir (Bunları Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarını ve saireyi dikkate alarak belirtiniz) ?

4- Terörü destekleyen kişi veya kuruluşların yer aldığı veya üzerinin çizildiği listelerin bulunduğu haller var mıdır?

5- Ülkenizde, terörü faal olarak destekleyen kuruluşları listesinin tutulmasının hukuki sonuçlarının belirlenmesi bakımından bir çaba gösterilmiş midir? Bunun sonuçları nelerdir?

6- Dondurma tedbiri ve bu tedbirin sonuçlarının yöneldiği terörist organizasyonlar veya gurupların türleri ile ilgili veriler mevcut mudur?


V- CEZAİ ÖNLEMLER

A) Ceza Hukuku

1- Ulusal mevzuatınızda terörizmin finansmanı hangi maddede ve nasıl düzenlenmiştir?

2- Hukuk sisteminize göre terörizmin finansmanı ayrı (bağımsız) bir suç olarak mı düzenlenmiştir yoksa terörizme iştirakin bir biçimini mi oluşturmaktadır?

3- Hukuki konu/ korunan hukuki menfaat

4- Suçun kurucu unsurları nelerdir?

4.1. Maddi unsur /actus reus

4.1.1.Fail: Suçun faili kim olabilmektedir? Tüzel kişilerin cezai sorumluluğu var mıdır? Terörist eylemler sebebiyle suçlanan kişilerin aile bireylerinin görevleri, sorumlulukları ve hakları nelerdir?

4.1.2.Hareket: Bir terörist, terörist bir eylem ve terörist bir organizasyon için fon sağlamak ve toplamak cezalandırılmakta mıdır? Yolculuk için yardım gibi dolaylı destekler, suç tanımı içerisine girmekte midir? Cezalandırılan hareketlerin çok geniş olduğu yönünde bir tartışma mevcut mudur?

4.1.3.Konu: Fonlar, her türlü fon? Bir suçtan elde edilenler dahil (mi) ? Aklama suçu ile ilişkisi? Terörizmin finansmanı, fonlar terörist bir saldırıda kullanılmamış olsa dahi cezalandırılabilmekte midir?

4.2. Manevi unsur

4.2.1.Kast (Dolus): Terörizmin finansmanı suçunun ihmali hareketle/taksirle işlenmesi cezalandırılmakta mıdır?

4.2.2 Diğer sübjektif unsurlar

4.3. Hukuka uygunluk sebepleri (ceza sorumluluğunu kaldıran sebepler) : Terörizmin finansmanı suçunda genel hukuka uygunluk sebepleri uygulanabilmekte midir? Özel hukuka uygunluk sebepleri var mıdır?

5. Bu fiiller için öngörülen yaptırımlar nelerdir?

5.1. Hapis cezası: Süresi (Diğer terör suçlarına eşit, bunlardan fazla veya az) ?

5.2. Uygulanabilecek muhtemel güvenlik tedbirleri?

5.3. Terörist fonların müsaderesi: Müsadere edilebilecek mallar.

5.4. Örneğin mağdurların zararlarını giderebilmek amacıyla müsadere edilen malların kullanılmasına ilişkin tedbirler gibi, terör mağdurlarının zararlarının giderilmesi yönünde bir süreç mevcut mudur?

5.4.1. Uygulanabilecek diğer cezalar, tedbirler veya sonuçlar.

B) Ceza yargılaması

1. Terörizm konusunda bazı temel hakların kısıtlanması (sınırlanması) mümkün müdür? Hangi şartlarda? Ülkenizde bu tür hükümler sıklıkla uygulanmakta mıdır? Bu tür tedbirlerin etkili olup olmadığı hususunda araştırmalar mevcut mudur? Bu tür tedbirlerin ulusal hukukun temel ilkeleri ile (örneğin Anayasa ile) uyumlu olup olmadığı hususunda tartışma yapılmış mıdır veya incelemeye tabi tutulmuş mudur?

2. İspat hukuku: Suçun kanıtlanması bakımından gerekli unsurları belirtiniz.

3. Lütfen hukuki işleyiş veya suçluluk hakkında karar verilmesi hakkında ve şüphelilerin nasıl itham edildiği hususunda, aynı şekilde bu süreçte çeşitli mercilerin (cezalandırmaya yönelik faaliyet gösteren yahut bilgi sağlayan mercilerin) konumları hakkında bilgi veriniz. Hangi tür ve hangi düzeyde kanıt gereklidir veya kabul edilmektedir?

4. Birleşmiş Milletlerin terörizmle ilgili kararlarının (özellikle 1267 ve 1373 sayılı) ekindeki listelerde yer alacak şüphelilerin/sanıkların belirlenmesi yahut bu kararların uygulamaya konulması idari mi yoksa adli yolla mı olmaktadır?

5. Bu süreç ve belirlemeye ilişkin ölçütler hangi şartlarda kamusal denetime açıktır?

6. Suç isnadı veya diğer isnatlar yöneltilmezden önce malvarlıkları ne kadar bir süre ile dondurulabilmektedir?

7. Dondurulmuş malvarlıkları gündelik harcamalar yahut savunma harcamaları için kullanılabilmekte midir?

8. Bir kişi veya kuruluşa ait malvarlıklarının dondurulması ve fakat bunlara karşı henüz hiçbir isnat olmadığı takdirde hangi itiraz yolları mevcuttur?

9. Kar amacı gütmeyen bir kuruluşun malvarlıklarının dondurulması durumunda, hukuki, idari veya cezai bir dava açılmazdan önce bunlardan meşru yahut belirlenen bir alacaklıya ödeme yapılması mümkün müdür? (Yanıt evetse yardımcı kuruluş veya bir üçüncü kişi ödeme talep edebilir mi?)

10. Bu tür tedbirlerden birine muhatap olan kişilerin cezai yolla itiraz veya temyiz hakkı mevcut mudur?

11. Masum şüphelilerin yaşam biçimlerine veya saygınlıklarına verilen zararlar için bunların tazmini imkânı mevcut mudur?

VI. Ceza alanında uluslararası işbirliği

1. Terörizmin finansmanı adli yardımlaşmaya veya iadeye konu olabilecek bir suç mudur?

2. Terörist belirlemeleri sadece bir başvuru üzerine mi yoksa bir delil başlangıcına bağlı olarak mı kabul edilmekte ve uygulanmaktadır?

3. Bir başka ülke veya uluslararası kuruluş tarafından belirlenen (terörist) kişi veya kuruluş isimleri hangi işleyiş içinde ülkede yayımlanmakta ve takibat yapan mercilere ve hükümet dışı kuruluşlara iletilmektedir?

4. Devlet, terörizm konusunda hangi süre içinde adli yardım veya liste oluşturma taleplerine yanıt vermek durumundadır? Hızlandırılmış bir yanıt mümkün müdür? Mümkünse Hangi şartlarda?

5. Terörizmin finansmanı ile ilgili olarak adli yardımlaşmada ve uluslar arası işbirliğinde çifte cezalandırma ilkesi ne şekilde uygulanmaktadır? Bu çerçevede suçun aynı şekilde tanımlanmış olması mı gerekir yoksa benzer bir cezalandırmanın varlığı yeterli midir? Adli yardımın gerçekleşebilmesi için ilgili gurupların açıkça terörist kuruluşlar olarak belirtilmesi gerekli midir?

6. Terörizmin finansmanında siyasi suç muafiyeti nasıl uygulanmaktadır (veya şimdiye dek nasıl uygulanmıştır) ?

7. Terörizmin finansmanı ile ilgili olarak aut dedere aut judiciare (ya yargıla ya iade et) ve ne bis in idem (aynı fiil sebebiyle iki kez cezalandırma olmaz) ilkeleri uygulanmakta mıdır?

8. Talep edilen veya verilen adli yardım ve uluslar arası işbirliği çerçevesinde bir başarıya yahut ilginç itirazlara rastladınız mı? Hayır

9. Uluslar arası işbirliği ve adli yardımlaşma ile ilgili olarak bölgesel kuruluşlar mevcut mudur?


VI. Diğer Saptamalar

ULUSAL RAPOR

TERÖRİZMİN FİNANSMANI


Doç. Dr. Ümit KOCASAKAL

Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Ceza Hukuku ve Ceza Usul Hukuku Anabilim Dalı

Öğretim Üyesi


Terörizmin Finansmanı

Doç. Dr. Ümit Kocasakal

Giriş

Terörizmin finansmanına karşı alınacak önlemler yararlı ve gereklidir çünkü bunlar terörist faaliyetler ve saldırılardan kaynaklanan kötü sonuçları azaltabilir. Bu tür bir yaklaşım sadece militan faaliyetlerinin izlenmesine imkân vermekle kalmayıp aynı zamanda önleyici çalışmaları göstermeyi ve bu şekilde olaylar arasında bağlantı kurarak komploların önlenmesini de sağlamaya olanak vermektedir. Bunun dışında köktenci gurupların finansal hareketlerinin izlendiğinin ifşa edilmesi bunların iletişim tektik ve metotlarını düzenli olarak değiştirmeye iterek istihbarat servislerine yeni bilgiler elde etmede üstünlük sağlayacaktır.

Uluslar arası toplum terörizmin finansmanına ilişkin sorunu 1990'lı yıllarda, Genel Kurul'un 17 aralık 1996 tarih ve 51/210 sayılı kararı ile (paragraf 3/f) ve daha önemlisi 1999 tarihli Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Sözleşme ile ortaya koymuştur.

Bu sözleşme Amerika'daki 11 Eylül saldırılarından sonra daha da önem kazanmıştır. Bu olaydan sonra, birçok girişim ve önlem bu sözleşmeyi tamamlamıştır (Karaparanın aklanmasının önlenmesine dair önlemler hızla artırılmış ve aklamanın önlenmesi/terörizmin finansmanını önlenmesine dönüşmüştür.

Yeni yaklaşım bu iki tür faaliyeti belirli esas boyutlarda benzer olarak görülmeleri imkânı vermiştir. Bundan hareketle, bu iki faaliyetle mücadele ve bunların önlenmesine ilişkin genel politikalarda aklama ve terörizmin finansmanının koşut ele alınmasının yanında aynı hukuki araçların kullanılması da haklılık kazanmıştır.

Bununla birlikte bu gelişimde, bazı hususlar göz ardı edilmiştir:

d) Özellikle söz konusu olan fonların büyüklüğü bakımından aklama ile terörizmin finansmanı arasındaki belirgin farklılıklar;

e) Belirtilen her bir faaliyete ilişkin sosyal tepkilerin altında farklı amaçların bulunması (suçluları gayrımeşru malvarlıklarından mahrum etmek suretiyle suçla mücadele, buna karşılık maddi desteğin azaltılması ve toplanan bilgilerle terörizmin önlenmesi)

f) Bu tür bir politikanın maliyeti ile elde edilenler arasındaki dengenin rahatsız edici boyutta bozulması. Yavaş yavaş aklama ile mücadele tedbirleri suçlulukla mücadele yerine kendi içinde bir amaca dönüşmüştür.

Özünde, suç odaklarının sahip oldukları önemli miktardaki yasadışı gelirlerini gizlemelerini önlemeye yönelik olan ve sıkça etkililiği sorgulanan önlemler aynı zamanda pek çok terörist faaliyette kullanılan önemsiz meblağları açığa çıkarmaya doğru genişletilmiştir.

Ulusal düzeyde alınan önlemler dahil terörizmin finansmanına karşı alınan önlemler GAFI (Uluslar arası Mali Mücadele Gurubu), BM ve AB gibi kuruluşlar sayesinde çeşitlerini, kapsamını ve uygulama alanını durmadan artırmaktadır. Terörist zanlıların listeleri oluşturularak dolaşıma sokulmuş; kar amacı gütmeyen kuruluşlar dâhil bunlara ait malvarlıklarına el konulmuştur. Terörizmin finansmanına ve terörizmin maddi olarak desteklenmesine ilişkin yasalar yürürlüğe girmiştir. Bu gelişmede özellikle şüpheli kişinin isminin listeye girmesi ve masum olması halinde listeden nasıl çıkacağı hususundaki eleştiriler dile getirilmeye başlanmıştır. Bazı durumlarda, bir kişinin isminin listeden çıkarılması çok açık olmamaktadır çünkü bir zanlının yer aldığı bu listeden çıkarılmasına karar verebilmenin adli veya yasal hiçbir yol bulunmamaktadır ve buna göre sıkça bu kişiye karşı hiçbir ceza soruşturması veya mahkûmiyet bulunmamakta ve dahası bu zanlıların suçluluğu veya masumiyetini belirleme bakımından da hiçbir yol bulunmamaktadır. Bu arada, idari mercilerin aldığı ve çok bilinmeyen veya açık olmayan ölçütlere dayalı kararlarının etkisi zanlılar için yıkıcı olabilmektedir.

SORULAR

I- Görünürdeki boyutlar


Ülkenizde sorunun anlatımı ( mümkünse istatistikler, somut olaylar)

Türkiye, uzun yıllardan beri özellikle ayrılıkçı terörle mücadele etmektedir. PKK terör örgütü, bu pahalı terörist faaliyetlerini sürdürebilmek için başta uyuşturucu madde ticareti ve Avrupa'da tehditle para toplama (bağış toplama) gibi suç oluşturan yollara başvurmakta ve bunlar çeşitli yardım kuruluşlarının bağışı gibi göstermeye çalışmaktadır. Bu açıdan Türkiye, terörizmin finansmanı sorunu ile yıkıcı bir biçimde karşı karşıya kalmakta, üstelik Avrupa ülkelerinin PKK ve onun dönüşmüş hali KONGRA-GEL'i terörist listesine almaktaki tereddütleri ve isteksizliği sebebiyle de sorun derinleşmektedir.

II- Evrensel ve bölgesel belgelerin onaylanması ve ulusal hukuki ve kurumsal çerçeve

1- Ülkeniz terörizmle mücadelede hangi evrensel ve bölgesel belgeleri onaylayıp uygulamaya koymuştur (Bunları sıralayınız)

Türkiye'nin terörizmle mücadelede onayladığı evrensel ve bölgesel belgeler şunlardır:

- BM Uçak İçinde İşlenen Suçlar ve Diğer Eylemler hakkında Sözleşme (14 Eylül 1963, Tokyo)

- BM Uçağın Hukuka Aykırı Olarak Ele Geçirilmesinin Ortadan Kaldırılması Hakkında Sözleşme ( 16 Aralık 1970 Lahey)

- BM Sivil havacılık Güvenliğine karşı Eylemlerin Önlenmesine İlişkin Sözleşme (23 Eylül 1971 Montreal)

- BM Montreal Sözleşmesine Ek Protokol (24 şubat 1988 Montreal)

- BM Diplomatik Görevliler Dahil Uluslar arası Alanda Koruma Altındaki kimselere Karşı İşlenen Suçların Önlenmesi ve Cezalandırılması Hakkında Sözleşme (14 Aralık 1973 New York)

- BM Rehin Almaya Karşı Sözleşme (17 Aralık 1979)

- BM Nükleer Materyallerin Fiziki Korunmasına İlişkin Sözleşme (3 mart 1980, Viyana)

- BM Deniz Taşımacılığında Yasaya Aykırı Eylemlerin Ortadan Kaldırılması Hakkında Sözleşme (10 mart 1988 Roma)

- BM Kıta Sahanlığı Üzerine Yerleştirilmiş Sabit Platformların Güvenliğine Karşı Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Protokol (10 mart 1988 Roma)

- BM Plastik Patlayıcıların Tanımlanabilir Biçimde İşaretlenmesi Sözleşmesi (1 mart 1991 Montreal)

- BM Terörist Bombalama Eylemlerinin Önlenmesi Sözleşmesi (15 aralık 1997)

- Terörizmin Önlenmesine Dair Avrupa sözleşmesi (27 ocak 1977 Strasbourg)

- Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair BM Sözleşmesi ( Aralık 1999)

- Terörizmin Önlenmesi Avrupa Sözleşmesi (Mayıs 2005, Polonya-Türkiye Sözleşmeyi imzalamış ancak henüz onaylamamıştır)

k 1997 tarihli "Terörist

2- Ülkenizde terörizmin finansmanına karşı yasal düzenleme nedir? Bu yasal düzenleme uluslar arası belgelerden birinin gereğini yerine getirmek için mi gerçekleştirilmiştir? Bu alandaki cezai hükümler ceza kanununda mı yoksa özel bir ceza yasasında mı bulunmaktadır?

Türk Hukukunda terörizmin finansmanı, özel bir kanun olan ve 1991 yılından beri yürürlükte olan 3713 Sayılı Terörle Mücadele kanununda suç olarak düzenlenmiştir. Bu Kanunda, 229.6.2006 tarihinde,5532 Sayılı kanunla yapılan değişiklik sonucunda 8.maddede yapılan değişiklik ile "Terörizmin finansmanı" başlığı altında bu fiil suç olarak düzenlenmiştir.

Bu düzenleme, bizzat onay Kanununun gerekçesinde belirtildiği gibi Türkiye tarafından 27.9.2001 tarihinde imzalanan 10.1.2002 tarih ve 4738 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan Birleşmiş Milletler Terörizmin Finansmanına Dair Uluslar arası Sözleşme'den doğan uluslar arası yükümlülüğün yerine getirilmesi amacıyla yapılmıştır.

3- Ulusal mevzuatınızda terörizm ve terörizmin finansmanı hangi maddede ve nasıl düzenlenmiştir?

Ulusal Mevzuatımızda terörizm (terör suçları) ve terörizmin finansmanı suçu özel bir Kanun olan ve 12.4.1991 tarihinden bu yana yürürlükte olan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununda (TMK) düzenlenmektedir.

Kanunun 1.maddesi terörün tanımını, 2.maddesi terör suçlusu tanımını vermektedir. Kanunda terör suçları ve terör amacı ile işlenen suçlar ayrımı mevcuttur. Gerçekten 3.maddede, TCK'nunda yer alan bazı suçlar sıralanmakta ve bunlar terör suçu sayılmaktadır. Doktrinde bunlar mutlak terör suçları olarak nitelenmektedir. 4.maddede ise gene TCK ve diğer özel ceza kanunlarındaki bir takım suçlar sıralanmakta, ancak bunların 1.maddede tanımlanan terör amacı ile işlenmesi halinde terör suçu sayılacakları belirtilmektedir. Bunlar ise nispi terör suçları olarak nitelenmektedir. Bunun yanı sıra, 6.maddede kişileri terör örgütüne hedef gösterme, terörle mücadelede görev alan kişilerin kimliğini ifşa etme, terör örgütünün bildirilerini yayınlama fiilleri suç olarak düzenlendiği gibi, 7.maddede terör örgütü kurmak, yönetmek, böyle bir örgüte üye olmak, terörün propagandasını yapmak, terör örgütünün propagandasına dönüşen toplantılarda ve gösteri yürüyüşlerinde kimliklerin gizlenmesi amacıyla yüzün kapatılması, terör örgütüne ait amblem, işaret ve giysiler taşımak da ayrıca suç olarak düzenlenmiştir.

Terörün finansmanı fiili, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununa, 29.6.2006 tarihli ve 5532 Sayılı Kanun ile 8. Maddede yapılan değişiklik ile eklenmiştir. Bu çerçevede 3713 Sayılı TMK'nun "Terörün finansmanı" başlıklı 8.maddesine göre:

"Her kim tümüyle veya kısmen terör suçlarının işlenmesinde kullanılacağını bilerek ve isteyerek fon sağlar veya toplarsa, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. Fon, kullanılmamış olsa dahi, fail aynı şekilde cezalandırılır.

Bu maddenin birinci fıkrasında geçen fon; para veya değeri parayla temsil edilebilen her türlü mal, hak, alacak, gelir ve menfaat ile bunların birbirine dönüştürülmesinden hâsıl olan menfaat ve değeri ifade eder."

Dikkat edilirse terörün finansmanı suçu bağımsız bir suç olarak düzenlenmekle birlikte yaptırımı TMK'nun 7.maddesinde düzenlenen terör örgütü üyeliğine atıf yapılmak suretiyle belirtilmiştir. 7.maddede de bu açıdan, TCK.nun 314.maddesinde düzenlenen silahlı örgüt kurma, yönetme ve bu örgüte üye olma suçuna atıf yapmaktadır. Böylelikle terörün finansmanı suçunun cezası, nihayetinde TCK.nun 314.maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen silahlı örgüte üye olma suçuna yapılan atıf ile belirlenmektedir.Bu açıdan şunu da belirtmek yararlı olacaktır ki, ceza bakımından atıf yapılan TCK.nun 314.maddesi, TMK'nun 3.maddesinde belirtilen suçlar arasında yer almakla mutlak terör suçu sayıldığı gibi, aynı kanunun 5.maddesindeki açık hüküm uyarınca mutlak ve nispi terör suçu sayılan fiiller için ilgili kanunlarda öngörülen cezalar yarı oranında artırılacaktır. Buna göre, terörün finansmanı suçu için verilecek ceza, TMK'nun 7/1 maddesi yollamasıyla TCK.nun 314/2.maddesine göre belirlenecek olmakla birlikte, bu ceza yarı oranında artırılacaktır.

Gene 5532 Sayılı Kanun değişikliği ile getirilen 8/A maddesinde, terörün finansmanını da içeren bir nitelikli hal (ağırlatıcı sebep) öngörülmektedir. Buna göre, bu kanun kapsamına giren suçların, kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

Nihayet Kanunun 8/B maddesi, TMK kapsamına giren suçların (dolayısıyla terörün finansmanı suçunun) bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, tüzel kişi için de TCK.nun 60 maddesinde öngörülen güvenlik tedbirlerine hükmolunacağını öngörmek suretiyle tüzel kişinin de sorumluluğuna gitmektedir.

4- Ulusal mevzuatınız karapara aklama ile ilgili düzenleme içinde mi yer almaktadır yoksa terörizmin finansmanı ile ilgili özel bir düzenleme midir?

Yukarıda (3) başlığı altında açıklandığı üzere terörün finansmanı, karapara aklama ile ilgili düzenlemede yer almamakta, TMK içinde özel olarak düzenlenmektedir. Buna karşılık karapara aklama (suç gelirlerinin aklanması) suçu, önceden özel bir Kanunda (4208 Sayılı kanun) içinde yer almakta iken, 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren Yeni Türk ceza Kanununun 282.maddesinde yeniden düzenlenerek TCK bünyesine alınmıştır.

Yeri gelmişken terörün finansmanı ile karapara aklama suçunun ayrı özellikler taşıyan fiiller, suçlar olduğunun altını çizmek gerekir. Gerçekten karapara aklama fiili, belirli bir suçtan elde edilen (mevzuatımızda alt sınırı bir yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan) gelirin, yasal ve meşru bir yolla edilmiş gibi göstermeye yönelik işlemleri ifade etmekte, böylece suç gelirlerinin meşru ekonomik sisteme girmesinin önlenmesi ve bunların olması gerektiği gibi müsaderesinin sağlanması amacını gütmektedir. Buna karşılık terörün finansmanı suçu ile, terör faaliyetlerinin ekonomik altyapısını, desteğini ortadan kaldırmak suretiyle terör fiillerinin önlenmesi amaçlanmaktadır. Bu noktada, karapara aklama suçunun konusu mutlak olarak bir suç geliri iken, terörün finansmanında sağlanan fon suç geliri olmak zorunda değildir ve bu fon, tamamen yasal ve meşru olarak elde edilmiş bir fon da olabilir. Bununla birlikte, kural olarak terörün finansmanı suçu ile elde edilen gelir, yani sağlanan fon da bu aşamadan sonra TCK 282.madde kapsamında suç geliri (karapara) haline dönüşmekte ve bunların aklanması da ayrıca suç oluşturabilmektedir. Bir başka ifadeyle tamamen yasal ve meşru bir faaliyete bağlı olarak elde edilen bir fon, terörün finansmanında kullanıldığında yasadışı bir niteliğe dönüşmektedir.

5- Terörizmin finansmanı ile mücadelede özel olarak görevli kurumlar var mıdır? Şüpheli işlem veya faaliyetler ile ilgili bilgilerin toplanması ve değerlendirilmesi için bir finansal bilgi birimi mevcut mudur? Bu birimin terörizmin finansmanı ile ilgili olaylar bakımından yetkisi bulunmakta mıdır? Bu hususta özel yetkili yargı mercileri var mıdır?

Türk hukukunda karapara aklama ile ilgili olarak yapılan ilk düzenleme, 13.11.1996 tarih ve 4208 Sayılı karaparanın Aklanmasının Önlenmesine Dair Kanun ve bunun uygulama Yönetmeliği olmuştur. Bu çerçevede, aklama ile mücadele bakımından iki önemli yapı oluşturulmuştur. Bunlardan ilki ve asıl önemlisi, Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) olup diğeri ise daha çok danışma ve değerlendirme işlevi olan Mali Suçlarla Mücadele Koordinasyon Kurulu'dur (MSMKK). MASAK, kuruluşundan bu yana, başta şüpheli işlemler, kimlik bildirim esasları olmak üzere pek çok tebliğ çıkarmıştır.

Mevzuatta 1.6.2005 tarihinden bu yana köklü değişiklik yapılmış, karapara aklama suçu TCK'na aktarılmış, 4208 Sayılı Kanun, bir iki maddesi dışında yürürlükten kaldırılmış, yerine 5549 Sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun yürürlüğe girmiştir. Buna bağlı olarak önceden varolan pek çok yönetmelik ve tebliğ ya yürürlükten kaldırılmış ya da önemli ölçüde değiştirilmiştir.

Bununla birlikte, MASAK ve MSMKK yapısal olarak aynen korunmuştur. Bu açıdan Terörizmin finansmanı ile mücadelede özel olarak yetkili kurum asıl olarak halen MASAK'dur. MSMKK'nun da tali ve dolaylı bir yetkisi mevcuttur. Bu çerçevede, MASAK tarafından çıkarılan ve 7.11.2007 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Terörün Finansmanına Yönelik Şüpheli İşlemlerin Bildirimi Genel Tebliği'nde (6 sıra no'lu Masak Tebliği ile değişiklikler yapılmıştır), terörün inansmanının önlenmesine ilişkin şüpheli işlem bildirim yükümlülüğünün esas ve usulleri belirtilmiş olup, bu yükümlülüklere aykırı hareket, 5549 sayılı Kanunun 4, 13 ve 14.maddelere göre fiilin niteliğine göre idari para cezası ve hapis cezası gerektirmektedir. Görüldüğü gibi Türk hukukunda şüpheli işlemlerin toplanması ve değerlendirilmesinde MASAK yetkili ve görevlidir. Bu yetki ve görev, terörizmin finansmanını da içermektedir. Bundan çıkan sonuç şudur ki, MASAK esasen münhasıran terörizmin finansmanı ile mücadele için değil, aklama ile mücadele için oluşturulmuş özel bir kurum olmakla birlikte, terörizmin finansman ile mücadeleyi de yürütmektedir.

Terörün finansmanı suçu ile ilgili olarak 3713 Sayılı kanunda özel yetkili bir yargı mercii öngörülmüştür. Kanunun 9.maddesine göre, terörün finansmanı suçu da dahil olmak üzere, Kanundaki tüm suçlara bakma görevi, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 250.maddesinde öngörülen özel yetkili ağır ceza mahkemelerine aittir. Bu mahkemeler, münhasıran terör suçları ve terörün finansmanı suçuna bakmakla görevli olmamakla birlikte, bu suçlar da dahil sınırlı sayıda bazı suçlara bakmakta ve özel bir takım yetkilere sahip olmaktadır.

III-Terörizmin finansmanının önlenmesi

11- Karaparanın aklanması ile mücadeleye uygulanabilen önleyici tedbirler (müşterilerin kimliklerinin belirlenmesi, işlemlerin kaydedilmesi, dikkat ve özen yükümlülüğü) terörizmin finansmanı ile mücadeleye de uygulanabilmekte midir?

Belirtilen tedbirler, terörizmin finansmanı ile mücadeleye de uygulanabilmektedir. Gerçekten, 5549 sayılı kanuna istinaden çıkarılan ve 9.1.2008 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak 1.4.2008 tarihinde yürürlüğe giren "Suç Gelirlerinin Aklanmasının Ve Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Tedbirler hakkında Yönetmelik" hükümleri ile MASAK tarafından yayımlanan ve 7.11.2007 tarihinde yürürlüğe giren "Terörün Finansmanına Yönelik Şüpheli İşlemlerin Bildirimi Genel tebliği", aynı şekilde gene MASAK tarafından çıkarılan 27.9.2008 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 6 Sıra no'lu Tebliğ hükümleri uyarınca, aklama ile mücadelede öngörülen önleyici tedbirler, terörizmin finansmanına da uygulanabilmektedir. Aynı husus, MASAK tarafından Temmuz 2006'da çıkarılan Şüpheli İşlem bildirim Rehberinde de belirtilmektedir.

d) Yanıt evet ise, karapara aklama ile mücadele mevzuatı uluslararası standartlara uygun mudur?

Türk Hukukunda karapara aklama ile mücadele mevzuatı, başta FATF'nin tesviye kararları olmak üzere ilgili uluslar arası belgelere istinaden oluşturulmakla mevzuat uluslar arası standartlara uygundur.

e) Yanıt hayır ise, terörizmin finansmanı ile ilgili olarak önleyici tedbirler mevcut mudur?

Yukarıda belirtildiği üzere terörizmin finansmanı ile ilgili önleyici tedbirler, aklama mevzuatı çerçevesinde düzenlenmiştir.

f) Bu önlemler, sadece bankalara mı uygulanmaktadır yoksa bunun dışındaki finansal kuruluşlara veya ticari kuruluşlara ve kazanç elde etme amacı bulunmayan kuruluşlara da uygulanabilmekte midir?

Suç Gelirlerinin Aklanmasının Ve Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Tedbirler hakkında Yönetmeliğin, 4.maddesi'ne göre bu önlemler, sadece bankalara değil, maddede sayılan 24 ayrı yükümlüye uygulanabilmektedir. Bunlar arasında finansal kuruluşlar bulunduğu gibi, ticari kuruluşlar, kazanç elde etme amacı bulunmayan bir takım kuruluşlar (örneğin spor kulüpleri) da yer almaktadır.

12- Bankacılık sırrı terörizmin finansmanına ilişkin bilgilerin açıklanmasına (verilmesine) engel midir?

Öncelikle belirtmek gerekir ki Türk hukukunda, bankacılık sırrı ile ilgili bir tanım ve düzenleme henüz mevcut değildir. Ancak, Ticari Sırlar kanunu Tasarısının 4.maddesinde bankacılık sırrı tanımlanmaktadır. Bununla birlikte tasarı henüz yasalaşmamıştır. Öte yandan 5411 Sayılı Bankacılık Kanununun 96. maddesi, bankacılık sırrı kapsamında kalsa dahi, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından istenecek bilgi ve belgelerin verilmesini zorunlu kılmaktadır. Ancak TCK'nun 239.maddesi, bankacılık sırır veya müşteri sırrının yetkisiz kişilere veya kurumlara verilmesi veya açıklanması halinde 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve adli para cezası öngörmektedir.

Ayrıca ve daha önemlisi, 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun'un "bilgi ve belge verme" başlıklı 7.maddesi, MASAK yetkilileri tarafından istenecek her türlü bilgi ve belge vermeyi zorunlu kılmakta, 14.madde de buna aykırı davranışı, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası ve adli para cezası ile cezalandırmaktadır. Gene 7.maddenin ikinci fıkrası, savunma hakkına ilişkin hükümler saklı kalmak üzere, özel kanunlarda yazılı hükümler, dolayısıyla bankacılık sırrının ileri sürülmesine ve bilgi ve belge vermekten kaçınılmasına imkân vermemektedir. Aksine, MASAK tarafından bilgi ve belge talebine karşılık bankacılık sırrının ileri sürülerek bundan kaçınılması halinde hürriyeti bağlayıcı ceza öngörülmektedir.

Şu halde bankacılık sırrı, terörizmin finansmanına ilişkin bilgilerin verilmesi açısından bir engel oluşturmamaktadır.

13- Şüpheli işlemler veya faaliyetler konusunda yapılacaklar bakımından finansal kuruluşlara talimat, genelge veya yönlendirici bilgiler iletilmiş midir?

Evet. Bu çerçevede yukarıda belirtildiği üzere, 5549 Sayılı kanun ve buna dayanılarak çıkarılan Suç Gelirlerinin Aklanmasının Ve Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Tedbirler Hakkında Yönetmelikte hükümler olduğu gibi, MASAK tarafından çıkarılan "Terörün Finansmanına Yönelik Şüpheli İşlemlerin Bildirimi Genel Tebliği", ile 6 Sıra no'lu Tebliğ'de ve Şüpheli İşlem bildirim Rehberinde, yükümlülere şüpheli işlemler ile ilgili olarak izlenmesi gereken usul ve esaslar belirtilmiş, ayrıca anılan Genel tebliğin ekinde, şüpheli işlem bildirim formu da yer almaktadır.

14- Finansal kuruluşlar (veya çalışanları) hangi şartlarda ihmali (kasıtlı) hareketi veya taksiri sebebiyle sorumlu tutulabilmektedir (idari veya hukuki olarak yahut duruma göre cezai olarak) ?

5549 Sayılı Kanunun 4.maddesi, hem şüpheli işlem bildirim yükümlülüğünü öngörmekte ve hem de bu bildirimin açıklanmamasını zorunlu kılmaktadır. Kanunun 13.maddesi, şüpheli işlemin bildirilmemesi fiili ile ilgili olarak yükümlü kuruluş için 5000 TL idari para cezası öngördüğü gibi, bunu bildirmeyen gerçek kişiye de ayrıca 2000 TL para cezası öngörmekte, böylelikle hem kuruluş ve hem de gerçek kişi için ayrı ayrı idari para cezası öngörmektedir. Bu bildirimin ifşası halinde ise 14.maddede hürriyeti bağlayıcı ceza öngörülmüştür.

İdari para cezası bakımından şu hususu belirtmek gerekir ki, bu idari para cezaları, 5326 sayılı Kabahatler kanununa göre kabahat oluşturmakta ve anılan kanunun genel hükümlerine tabi olmaktadır. Kabahatler Kanununun 7.maddesi, kabahatin ihmali davranışlarda işlenebileceğini açıkça belirttiği gibi, 9.maddede de kabahatin hem kasten hem taksirle işlenebileceğini hükme bağlamıştır. Kabahatler Kanununun 3.maddesi ise bu kuralların, tüm kabahatler için geçerli olacağını öngörmektedir, dolayısıyla bu kurallar, 5549 sayılı Kanunun anılan 13.maddesi yönünden de geçerli olmaktadır. Şu halde şüpheli işlemlerin bildirilmesi hakkındaki usul ve esaslara aykırılık halinde finansal kuruluşlar ve çalışanları, belirtilen idari para cezaları bakımından ihmali hareketleri sebebiyle sorumlu oldukları gibi, taksirli fiillerinden dolayı da sorumludurlar.

14.maddedeki hapis cezası bakımından ise TCK.nun genel hükümleri geçerli olacağından, 22/1.maddedeki açık hüküm uyarınca, bu suçun oluşması bakımından Kanunda taksirli hal açıkça öngörülmemiş olmakla suçu taksirli halinin cezalandırılması mümkün olmamaktadır. Başka bir ifadeyle ancak kasten işlenmesi durumunda ceza sorumluluğu doğacaktır. Buna karşılık, esasen 5549 sayılı Kanunun 4/2.maddesinde maddi unsuru belirtilen şüpheli işlemlerin bildirildiğini yetkililer dışındaki kişilere açıklama fiili niteliği gereği icrai bir davranış gerektirdiğinden, bu suçun ihmali davranışla işlenebilmesi mümkün değildir.

15- Karapara aklama ve terörizmin finansmanına karşı tedbirler, özellikle dikkat ve özen yükümlülüğü ile müşterinin kimliğinin belirlenmesi bakımından gerektiği şekilde uygulanmakta mıdır? (önceki biçimsel adresler, kimlik kartları, müşterilerin özel alanının korunması gibi ve diğer bazı konulara bağlı sorunlar. Bunlar belirtilen tedbirlerin uygulanmasına zarar vermekte midir) ? Ülkenizde, karapara aklama ve terörizmin finansmanına ilişkin önlemlerle diğer politikalar (örneğin ekonomik gelişme, kamu sağlığı, çevre gibi) arasında çelişkilere bağlı sorunlar üzerinde bir tartışma mevcut mudur?

Yukarıda belirtilen mevzuat çerçevesinde Türk hukukunda gerek müşterinin kimliğinin belirlenmesi, gerekse şüpheli işlemlerin bildirimi bakımından gerekli düzenlemeler mevcut olup, bu düzenlemelerde uyulması gereken usul ve esaslar açıkça gösterilmiştir. Ancak bu tedbirlerin uygulanması ve etkinliği hususunda henüz istatistiksel bir veri veya belirleme bulunmamaktadır. Bununla birlikte MASAK tarafından yayımlanan 2007 tarihli faaliyet raporuna göre, kurula 2003 yılında 380, 2004 yılında 483, 2005 yılında 500, 2006 yılında 563, 2007 yılında 506 olmak üzere 2003-2007 yılları arasında toplam 2432 şüpheli işlem bildirimi ulaştırılmıştır. Bu bildirimlerin 101'i bankalar, 915'i gerçek ve özel hukuk tüzel kişileri, 744'ü savcılıklar, 624'ü kamu kurumları, 26'sı yurtdışı, 22'si basın tarafından iletilmiş olup yüzdeye göre de bildirimlerin % 37,7'si gerçek ve özel hukuk tüzel kişileri, %30,6'sı savcılıklar, %25,7'si kamu kurumları, %4'ü bankalar, %1'i yurtdışı kaynaklıdır. Bu verilerde bankalardan gelen şüpheli işlem bildirimlerinin hayli düşük yüzde oluşturduğu dikkat çekmektedir.

Türkiye'de halen bu önlemlerle diğer politikalar arasındaki çelişkiler arasında yoğun bir tartışma bulunmamaktadır.


16- Bazı siyasi yöneticiler ve hükümetler, terörizmin finansmanının önlenmesi bakımından, normatif bir yaklaşımın mı yoksa risk yönetimi üzerine kurulu bir yaklaşım mı benimsenmesi konusunda halen bir tartışma içindedirler. Genel olarak ilki, tedbirlerin ve ilgili mevzuatın genel uygulamasına dayalı iken, ikincisi farklı uygulamaları daha mümkün kılmakta ve riskli sektörlere yoğunlaşmaktadır. Ülkenizde her iki yaklaşıma ilişkin olarak bir tartışma veya uygulanmakta olan tedbirler söz konusu mudur?

Türkiye'de böyle bir tartışma mevcut olmayıp, normatif yaklaşım benimsenmiştir ve uygulanmaktadır.

17- Size göre risk üzerine dayalı yaklaşım bakımından özel haller yahut güçlükler var mıdır?

Kanaatimizce risk üzerine dayalı yaklaşım biçimi, karapara aklama ve terörizmin finansmanı ile mücadeleye zarar verebilecek bir yaklaşımdır. Gerçekten bilindiği üzere, alınan önlemlere bağlı olarak aklama tipolojileri ve sektörel alanlar hızla değişebilmektedir. Aynı husus terörizmin finansmanı için de geçerlidir. Dolayısıyla daha genel ve geniş bir çerçeve çizmek ve buna göre genel bir uygulama yapmak, amaca daha uygun olmaktadır.

18- Hawala, hundi, fei chien, padala gibi, yasadışı gelirlerin aktarılmasına ilişkin ağlar olarak yasadışı transfer sistemlerine ilişkin yasal önlemler mevcut mudur?

Belirtilen ağlar, yasadışı ve paralel bankacılık sistemlerini ifade etmekte ve aklamada sıkça kullanılmaktadırlar. Sistem, yurt dışında aklanarak ülkeye getirilecek olan suç gelirinin, o ülkede belirli bir yere teslim edilip alınan hawala, hundi, feiu chien, padala gibi isimler verilen bir tür kuponun ülkede gene belirli bir yere teslim edilerek aynı miktarın orada alınmasını ifade etmektedir. Bu şekilde hem paranın fiziksel olarak taşınmasından kaynaklanan riskler ve hem de havale yolu ile getirilmesinden kaynaklanan şüpheli işlem bildirimi ve iz bırakma riski bertaraf edilmektedir.

Türk hukukunda aklama suçu serbest hareketli bir suç olarak düzenlendiği için bu tür hareketler de esasen aklama suçunu oluşturabilmektedir. Ancak şüpheli işlem bildirim sistemi ve ilgili rehber dışında bu tür yasadışı transfer sistemlerine ilişkin özel düzenlemeler bulunmamaktadır.

19- Hangi hallerde özel sektör mücadeleyi yürüten kuruluşlarla işbirliği yapmaktadır?

Yukarıda belirtildiği üzere, önleyici tedbirler bakımından 24 ayrı yükümlü belirtilmiş olup bunların büyük bir kısmı özel sektör içinde yer almaktadır. Dolayısıyla belirtilen kuruluşlar, MASAK aracılığı ile devletle işbirliği yapmakla yükümlüdürler. Görüldüğü gibi bu işbirliği, gönüllü veya takdiri bir işbirliği olmayıp, yaptırım tehdidine bağlı olarak ortaya çıkan yasal ve zorunlu bir işbirliği olmaktadır. Nitekim yukarıda belirtilen istatistiksel verilerde de, şüpheli işlem bildirimlerinin ağırlıklı olarak özel hukuk tüzel kişilerinden ve gerçek kişilerden geldiğini ortaya koymaktadır.

20- Ülkeniz hangi hallerde finansal kuruluşların denetlenmesi konusunda uluslararası işbirliğine başvurmaktadır ve bu hangi kuruluş aracılığı ile olmaktadır. ?

Finansal kuruluşlar Türk Hukukunda MASAK ve BDDK gibi ulusal yetkili mercilerce denetlenmektedirler. Ancak özellikle FATF, Türkiye'de aklama ve terörün finansmanı ile mücadele uygulamalarının uluslar arası standartlara ve ilkelere uygun olarak yürütülüp yürütülmediğini denetlemektir.

IV- FONLARIN (ZENGİNLİKLERİN) DONDURULMASI

7- Teröristlerin malvarlıklarının ve fonlarının dondurulması ve bunlara el konulması ile ilgili olarak halen mevcut kanuni düzenlemeleriniz nelerdir? Bunlar idari nitelikte kanunlar mıdır yoksa cezai nitelikte kanunlar mıdır?

Türk hukukunda taşınmazlara, hak ve alacaklara el konulması ile ilgili genel hüküm, CMK'nun 128.maddesinde yer almaktadır. Ancak bu uygulama, sadece maddede katalog halinde sayılan suçlara özgü olup bu suçlar arasında terör suçları açıkça belirtilmiş değildir. Bununla birlikte, TMK'da, gerek mutlak ve gerekse nispi terör suçları, daha çok TCK'na atıf yolu ile belirtildiğinden ve atıf yapılan bu maddelerin büyük çoğunluğu (özellikle terör örgütü kurma, yönetme ve üye olma) bu suçlar arasında yer almakla maddenin uygulanması mümkün olmaktadır. Ayrıca, 5549 sayılı kanunun17.maddesinin açık hükmü gereği, aklama ve terörün finansmanı suçları da CMK 128.maddedeki suçlar arasına dâhil edilmiştir.

8- Bu tedbirlerin yönelik olduğu malvarlığı türleri nelerdir (fonlar, finansal mallar veya diğerleri) ?

Bunlar, CMK 128.maddede açıkça sayılmış olup şunlardır:

-Taşınmazlar

-Kara, deniz veya hava ulaşım araçları,

-Banka veya diğer mali kurumlardaki her türlü hesap

-Gerçek veya tüzel kişiler nezdindeki her türlü hak ve alacak

-Kıymetli evrak

-Ortak bulunulan şirketteki ortaklık payları

-Kiralık kasa mevcutları

-Diğer malvarlığı değerleri


9- Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (terörist kişiler açısından) isim listeleri oluşturulması veya burada bulunmaması gereken isimlerin çıkarılması konusundaki kararlarının uygulanması açısından ülkenizdeki usul nedir (Bunları Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarını ve saireyi dikkate alarak belirtiniz) ?

Türkiye'de terörist kişiler listesinin oluşturulması ve bunların malvarlıklarının dondurulması, idari bir kararla, Dışişleri Bakanlığı'nın yazısı üzerine Bakanlar Kurulu Kararı ile gerçekleşmektedir. Bulunmaması gereken kişilerin listeden çıkması da aynı şekilde Bakanlar Kurulu kararı ile olmaktadır.


10- Terörü destekleyen kişi veya kuruluşların yer aldığı veya üzerinin çizildiği listelerin bulunduğu haller var mıdır?

Türkiye'de bugüne dek 2001 yılından başlamak üzere bu konuda (gerek liste oluşturulması, gerek listeye ekleme yapılması gerekse listeden çıkarma hususunda) 9 tane Bakanlar kurulu Kararı çıkarılmıştır. Bu listelerde 150 civarında kişi ve kuruluş yer almıştır.


11- Ülkenizde, terörü faal olarak destekleyen kuruluşları listesinin tutulmasının hukuki sonuçlarının belirlenmesi bakımından bir çaba gösterilmiş midir? Bunun sonuçları nelerdir?

Yukarıda belirtildiği üzere bu kuruluşların (ve ilgili kişilerin) Türkiye'de bulunan bankalar ve diğer mali kurumlar ile gerçek ve tüzel kişiler nezdindeki kiralık kasa mevcutları da dahil olmak üzere tüm hak ve alacakları ile malvarlıkları dondurulmakta ve bu malvarlıkları ile ilgili her türlü işlem Maliye Bakanlığı'nın iznine bağlı olmaktadır.


12- Dondurma tedbiri ve bu tedbirin sonuçlarının yöneldiği terörist organizasyonlar veya gurupların türleri ile ilgili veriler mevcut mudur?

Listelere bakıldığında bu kişi veya kuruluşların çok büyük oranda arap ve Afrika kökenli oldukları dikkati çekmektedir.


V- CEZAİ ÖNLEMLER

C) Ceza Hukuku

5- Ulusal mevzuatınızda terörizmin finansmanı hangi maddede ve nasıl düzenlenmiştir?

Türk Hukukunda terörizmin finansmanı, özel bir kanun olan ve 1991 yılından beri yürürlükte olan 3713 Sayılı Terörle Mücadele kanununda suç olarak düzenlenmiştir. Bu Kanunda, 229.6.2006 tarihinde,5532 Sayılı kanunla yapılan değişiklik sonucunda 8.maddede yapılan değişiklik ile "Terörizmin finansmanı" başlığı altında bu fiil suç olarak düzenlenmiştir. Buna göre:

"Her kim tümüyle veya kısmen terör suçlarının işlenmesinde kullanılacağını bilerek ve isteyerek fon sağlar veya toplarsa, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. Fon, kullanılmamış olsa dahi, fail aynı şekilde cezalandırılır.

Bu maddenin birinci fıkrasında geçen fon; para veya değeri parayla temsil edilebilen her türlü mal, hak, alacak, gelir ve menfaat ile bunların birbirine dönüştürülmesinden hasıl olan menfaat ve değeri ifade eder."


6- Hukuk sisteminize göre terörizmin finansmanı ayrı (bağımsız) bir suç olarak mı düzenlenmiştir yoksa terörizme iştirakin bir biçimini mi oluşturmaktadır?

Türk hukukunda terörizmin finansmanı, terörizme iştirakin bir türü olarak değil, TMK'da ayrı ve bağımsız bir suç olarak düzenlenmiştir.


7- Hukuki konu/ korunan hukuki menfaat

Suç ile korunan hukuki menfaat, terör örgütlerinin mali gücünü ortadan kaldırmak veya zayıflatmak suretiyle, terör suçlarının önüne geçmek ve böylece toplumu bu suçların ağır sonuçlarında korumaktır.


8- Suçun kurucu unsurları nelerdir?

4.1. Maddi unsur /actus reus

Suç, bağlı ve seçimlik hareketli bir suç olarak düzenlenmiş olup maddi unsuru oluşturan hareketler, terör suçlarına fon sağlamak veya toplamaktır. Suçun oluşması bakımından fonun kullanılmış olması şart olmayıp, bu amaçla ve kasıtla fonun sağlanmış veya toplanmış olması yeterlidir.


4.1.1. Fail: Suçun faili kim olabilmektedir? Tüzel kişilerin cezai sorumluluğu var mıdır? Terörist eylemler sebebiyle suçlanan kişilerin aile bireylerinin görevleri, sorumlulukları ve hakları nelerdir?

Suçun faili bakımından bir özellik mevcut olmayıp, herkes bu suçun faili olabilmektedir.

YTCK sistemine göre tüzel kişilerin cezai sorumlulukları bulunmamaktadır. Bu husus Kanunun 20/2.maddesinde "Tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz" şeklinde ifade edilmektedir. Bununla birlikte aynı fıkraya göre tüzel kişiye suç dolayısıyla kanunda öngörülen güvenlik tedbiri niteliğindeki yaptırımların uygulanabilmesi mümkündür. Ancak bunun için başkaca şartların yanı sıra öncelikle ilgili suç tipinde tüzel kişiye de güvenlik tedbiri uygulanabileceği hususunda açık hüküm bulunması şarttır. Kanunun 60.maddesi uyarınca tüzel kişiye uygulanabilecek güvenlik tedbirleri iznin iptali ve müsaderedir.

Şu hususu da belirtmekte yarar bulunmaktadır ki doktrinde bazı yazarlarca, tüzel kişilere uygulanabilecek bu güvenlik tedbirlerinin esasen ceza niteliğinde olduğu, dolayısıyla her ne kadar kanunun lafzında tüzel kişilerin ceza sorumluluğunun bulunmadığı belirtilmekteyse de fiilen tüzel kişilerin bu şekilde ceza sorumluluğuna gidildiği ileri sürülmektedir.

Türk hukukunda ceza sorumluluğu şahsi olmakla (AY. Md 38, YTCK md 20/1), terörist kişilerin aile bireylerinin sırf bu konumları sebebiyle bir ceza sorumluluğu bulunmamaktadır. Ancak isnadedilen suç bakımından illi değer taşıyan hareketleri belirlenirse genel hükümler çerçevesinde iştirak sorumluluğuna gitmek mümkündür. Bunun yanı sıra, CMK'nun 45.maddesi uyarınca, bu kişilerin tanıklıktan çekinme hakları bulunmaktadır. Esasen bu, AY'nın 38/5.maddesinde yer alan "hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz" şeklindeki hükmün (nemo temetur ilkesi) de bir sonucudur. Aynı sebeplerle, bu kişiler, YTCK'nun 278.maddesinde düzenlenen suçu bildirmeme suçunun faili de olamazlar.


4.1.2. Hareket: Bir terörist, terörist bir eylem ve terörist bir organizasyon için fon sağlamak ve toplamak cezalandırılmakta mıdır? Yolculuk için yardım gibi dolaylı destekler, suç tanımı içerisine girmekte midir? Cezalandırılan hareketlerin çok geniş olduğu yönünde bir tartışma mevcut mudur?

TMK'nun 8.maddesinde düzenlenen suçta maddi unsuru oluşturan hareketler terör suçları için fon sağlamak veya toplamaktır. Bu iki seçimlik hareketten birinin varlığı halinde, fon kullanılmamış olsa dahi suç tamamlanmış olmaktadır.

Yolculuk için yardım gibi dolaylı desteklerin suç tanımı içine girip girmediği hususunda henüz bir içtihat veya doktriner tartışma bulunmamaktadır. Bununla birlikte, maddede geçen "…terör suçlarının işlenmesinde kullanılacağını bilerek…" ifadesi, böyle bir geniş yoruma imkân verebilmektedir. Ancak burada Yeni TCK'nun 2.maddesinin 3.fıkrasında yer alan "kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz" hükmü gözden uzak tutulmamalıdır.


4.1.3. Konu: Fonlar, her türlü fon? Bir suçtan elde edilenler dahil (mi) ? Aklama suçu ile ilişkisi? Terörizmin finansmanı, fonlar terörist bir saldırıda kullanılmamış olsa dahi cezalandırılabilmekte midir?

Terörizmin finansmanı suçunu düzenleyen TMK'nun 8.maddesinin 3.fıkrasında, suçta kanunilik ilkesine uygun olarak suçun konusunu oluşturan "fon" açıkça tanımlanmıştır. Buna göre fon, para veya değeri para ile temsil edilebilen her türlü mal, hak, alacak, gelir ve menfaat ile bunların birbirine dönüştürülmesinden hâsıl olan menfaat ve değeri ifade etmektedir. Görüldüğü gibi fon tanımı oldukça geniş tutulmuş olup paranın dışında her türlü mal, hak, alacak, gelir ve menfaat fon kavramının içinde yer almaktadır. Bu tanıma göre bu fon bir suçtan elde edilen fon da olabilmektedir. Ancak asıl önemli olan suçun konusunu oluşturacak "fon" un, mutlaka suçtan elde edilmesinin gerekli olmadığı ve yasal ve meşru elde edilmiş olan fonların da suçun konusunu oluşturabileceğidir.

Bu açıdan esasen bu tanım gereği fonun aklama suçu ile bir ilgisinin bulunması gerekli değildir, ancak yukarıda belirtildiği gibi bu fon, almadan elde edilen, yasal ve meşru bir kılıfa büründürülmüş fon da olabilir.

TMK'da yer alan suçun maddi unsurunda, terör suçlarında kullanılacağı bilindiği halde fon toplama veya sağlama cezalandırıldığı için, daha önemlisi maddede açıkça, fonun kullanılmamış olması halinde dahi failin aynı şekilde cezalandırılacağı hükme bağlanmış olmakla fonlar terörist bir saldırıda kullanılmamış olsa dahi fail cezalandırılacaktır.


4.2. Manevi unsur

4.2.1 Kast (Dolus): Terörizmin finansmanı suçunun ihmali hareketle/taksirle işlenmesi cezalandırılmakta mıdır?

YTCK'nun 21.maddesine göre suçta kast esastır. 22.maddeye göre ise bir suçun taksirli halinin cezalandırılması, ancak bu hususta kanunda açık bir hüküm bulunmasına bağlıdır. Bu çerçevede TMK'nun 8.maddesinde suçun taksirli halinin de cezalandırılacağı yönünde açık bir hüküm ve belirleme bulunmamakla suçun taksirli hali cezalandırılmamaktadır. Şu halde bu suç kasten işlenebilen bir suç olup, genel kast yeterlidir.

Harekete gelince, suçun maddi unsuru dikkate alındığında suçun kural olarak icrai bir hareketle işlenebileceği anlaşılmaktadır. Nitekim suçun maddi unsurunu oluşturan seçimlik hareketler olan fon "sağlamak" veya "toplamak" icrai hareketlerdir.


4.2.2 Diğer sübjektif unsurlar

Suç kasten işlenebilen bir suç olmakla birlikte ayrıca failde, fonun tümüyle veya kısmen terör suçlarının işlenmesinde kullanılacağını bilmesi şeklinde bir hukuka özel aykırılık şuuru (bilinci), bir başka ifadeyle gayrımeşruluk bilinci de aranmaktadır. Bu mantıken kasttan önce varolması gereken bir husustur. Esasen genel kast, bu konuda açık bir hüküm bulunmasa dahi böyle bir bilmeyi gerektirmektedir.


4.3. Hukuka uygunluk sebepleri (ceza sorumluluğunu kaldıran sebepler) : Terörizmin finansmanı suçunda genel hukuka uygunluk sebepleri uygulanabilmekte midir? Özel hukuka uygunluk sebepleri var mıdır?

Suçta özel bir hukuka uygunluk sebebi öngörülmüş değildir. Bununla birlikte şartları bulunduğu takdirde YTCK'nun 24-28.maddeleri arasında düzenlenen hukuka uygunluk sebeplerinden birinin uygulanabilmesi mümkündür. Burada özellikle 25/2.maddede düzenlenen sorunluluk hali ile 28.maddede düzenlenen cebir ve şiddet, korkutma ve tehdit uygulanma yeri bulabilecektir.


5. Bu fiiller için öngörülen yaptırımlar nelerdir?

5.1. Hapis cezası: Süresi (Diğer terör suçlarına eşit, bunlardan fazla veya az) ?

Terörizmin finansmanı suçu için öngörülen hapis cezası, bu suçu işleyenlerin "örgüt üyesi olarak cezalandırılacakları" şeklinde kanunun 7.maddesine yapılan atıf ve bu maddenin de TCK'nun 314.maddesine yaptığı atıf dolayısıyla beş yıldan on yıla kadar hapistir.

Terörle Mücadele Kanununun 8/A maddesinde suçun kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi ağırlatıcı sebep olarak öngörülmekle bu durumda ceza yarı oranında artırılacak ve teorik olarak 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası söz konusu olabilecektir.


5.2. Uygulanabilecek muhtemel güvenlik tedbirleri?

Bu hapis cezasının yanı sıra fail hakkında TCK'nun 53.maddesi uyarınca ceza mahkûmiyetinin sonucu olarak belli hakları kullanmaktan belli süreyle mahrum bırakılacaktır.


5.3. Terörist fonların müsaderesi: Müsadere edilebilecek mallar.

TCK'nun 54.maddesinde düzenlenen eşya müsaderesi hükmü uyarınca, suçun işlenmesinde kullanılan yahut işlenmesine tahsis edilen yahut işlenmesinden elde edilen eşya müsaderesi kapsamında sağlanan veya toplanan mal müsadere edilebilecektir. Bunun yanı sıra 55.maddede düzenlenen kazanç müsaderesi hükmü de suçun konusunu oluşturan tüm maddi menfaatlerin de nemaları ile birlikte müsaderesine imkân vermektedir.


5.4. Örneğin mağdurların zararlarını giderebilmek amacıyla müsadere edilen malların kullanılmasına ilişkin tedbirler gibi, terör mağdurlarının zararlarının giderilmesi yönünde bir süreç mevcut mudur?

Bu konuda TCK veya TMK'da açık bir düzenleme olmamakla birlikte, 17.7.2004 tarih ve 5233 sayılı kanun, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri göstermektedir ve ilgili süreç bu kanuna göre işletilebilecektir.


5.4.2. Uygulanabilecek diğer cezalar, tedbirler veya sonuçlar.

Kanunun 8/B maddesinde, tüzel kişiler bakımından da güvenlik tedbirinin uygulanacağı öngörülmektedir ki bunlar TCK 60.madde uyarınca müsadere ve iznin iptali tedbirleridir. Ancak bu tedbirler, suçun tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi ve bir özel hukuk tüzel kişisinin söz konusu olması halinde uygulanabilmektedir.


D) Ceza yargılaması

12. Terörizm konusunda bazı temel hakların kısıtlanması (sınırlanması) mümkün müdür? Hangi şartlarda? Ülkenizde bu tür hükümler sıklıkla uygulanmakta mıdır? Bu tür tedbirlerin etkili olup olmadığı hususunda araştırmalar mevcut mudur? Bu tür tedbirlerin ulusal hukukun temel ilkeleri ile (örneğin Anayasa ile) uyumlu olup olmadığı hususunda tartışma yapılmış mıdır veya incelemeye tabi tutulmuş mudur?

Terörizmin finansmanı suçu dahil terör suçlarının yargılama usulü, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 9 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre kural olarak bu suçların soruşturulması ve yargılaması bakımından CMK'nun genel hükümleri ve özellikle 250 ila 252.madde hükümleri uygulanacaktır. Bununla birlikte TMK'da şu ayrık ve kısıtlayıcı hükümler getirilmiştir:

- Gene kurala istisna olarak soruşturmanın amacı tehlikeye düşebilecek ise yakalanan veya gözaltına alınan kişinin durumu hakkında sadece bir yakınına bilgi verilebilecektir,

- Şüpheli gözaltında ve kolluktaki ifadesinde sadece bir müdafiinin yardımından yararlanabilecektir,

- Gözaltındaki şüphelinin müdafii ile görüşme hakkı haki kararı ile 24 saat kısıtlanabilecektir. Ancak bu sürede ifadesi alınamayacaktır.

- Müdafiin dosya içeriğini incelemesi veya belgelerden örnek alması, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise hâkim kakarı ile bu yetkisi kısıtlanabilecektir,

- Müdafiin terör örgütü mensuplarının örgütsel amaçlı haberleşmelerine aracılık ettiğine ilişkin belge veya belge elde edilmesi halinde hâkim kararı ile bir görevli görüşmede hazır bulunabileceği gibi, şüphelinin müdafiine verdiği veya müdafii tarafından şüpheliye verilen belgeler hakim tarafından incelenebilecektir.

Bu hükümlerin hangi sıklıkla uygulandığı veya etkili olup olmadıkları hususunda bir araştırma mevcut değildir. Zaten bu hükümler 5532 sayılı kanun değişikliği ile 29.6.2006'da getirilmiştir. Bu hükümlerin savunma hakkını, dolayısıyla adil yargılanma hakkını zedelediği yönünde eleştiriler mevcuttur.


13. İspat hukuku: Suçun kanıtlanması bakımından gerekli unsurları belirtiniz.

Suçun kanıtlanması CMK'da yer alan genel ispat kurallarına bağlıdır. Buna göre yüklenen suç, hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir (CMK 217/2). Hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil ise reddedilir ve hükme esas alınamaz (CMK 206/2,a; CMK 217/2; CMK 289/1,i ). Türk Ceza yargılaması sisteminde vicdani delil sistemi geçerli olup hakim duruşmaya getirilmiş ve huzurda tartışılmış delilleri vicdani kanaatiyle serbestçe takdir edecektir. Gene ceza yargılamasında hukuka uygun elde edilmiş olmak kaydıyla her şeyin delil olabilmesi ilkesi geçerlidir. Bununla birlikte, Yargıtay'ın yerleşik kararlarıyla sabit olduğu üzere delillerin takdirindeki en önemli ilkelerden birisi in dubbio pro reo (şüpheden sanık yararlanır) ilkesidir. Buna göre sanığın mahkûmiyetine gidilebilmesi için başka bir oluşa imkan vermeyecek şekilde suçluluk hususunda tam bir kanaatin sabit olması gerekmektedir.


14. Lütfen hukuki işleyiş veya suçluluk hakkında karar verilmesi hakkında ve şüphelilerin nasıl itham edildiği hususunda, aynı şekilde bu süreçte çeşitli mercilerin (cezalandırmaya yönelik faaliyet gösteren yahut bilgi sağlayan mercilerin) konumları hakkında bilgi veriniz. Hangi tür ve hangi düzeyde kanıt gereklidir veya kabul edilmektedir?

Türk Ceza yargılaması sisteminde re'sen soruşturulan bir suçun işlendiğini bir şekilde öğrenen savcılık gerekli soruşturmayı başlatmakta, şüpheli ve varsa tanıkların ifadelerini almakta, delilleri toplamakta ve bu soruşturma sonunda toplanan deliller suçun işlendiği hususunda yeterli şüpheyi oluşturuyorsa iddianame düzenleyerek kamu davasını açmaktadır. Savcı soruşturma sırasında emrindeki adli kolluk görevlilerinden de yardım almaktadır.

İddianamenin düzenlenmesinden sonra mahkemenin bunu kabul etmeme ve iade etme yetkisi bulunmaktadır. Buna karşılık iddianamenin kabulü ile birlikte kamu davası açılmış olmakta ve şüpheli sanık haline gelmektedir. Soruşturma sürecinde tutuklama veya başkaca adli kontrol tedbirlerinin uygulanması mümkündür. Gene bu süreçte başta susma hakkı ve müdafiden yararlanma hakkı olmak üzere adil yargılanma ilkesi kapsamında şüpheliye tanınan çeşitli haklar mevcuttur.


15. Birleşmiş Milletlerin terörizmle ilgili kararlarının (özellikle 1267 ve 1373 sayılı) ekindeki listelerde yer alacak şüphelilerin/sanıkların belirlenmesi yahut bu kararların uygulamaya konulması idari mi yoksa adli yolla mı olmaktadır?

BM Güvenlik Konseyinin 28 Eylül 2001 gün ve 2001/1373 Sayılı Kararının uygulanması, yani ekli listedeki kişilere ait malvarlıklarının dondurulması ve gene aynı kişilerin listeden çıkarılması, Bakanlar Kurulu kararı ile yani idari yolla olmaktadır ve süreç şöyle işlemektedir: Dışişleri Bakanlığı'nın konu ile ilgili yazısı üzerine ve buna istinaden bakanlar kurulu, ekli listede yer alan terör örgütleri, kişi ve kuruluşların Türkiye'de bulunan bankalar ve diğer mali kurumlar ile gerçek ve tüzel kişiler nezdindeki kiralık kasa mevcutları da dahil olmak üzere tüm mal varlıkları ile ilgili her türlü işlemin Maliye Bakanlığı'nın iznine bağlanmasını kararlaştırmaktadır. Aynı yolla bu listeye ilaveler yapılmakta veya listeden kişi ve kuruluşlar çıkarılabilmektedir.

Bugüne dek bu alanda, ilki 22.12.2001 tarihinde olmak üzere 9 tane Bakanlar Kurulu Kararı çıkmıştır


16. Bu süreç ve belirlemeye ilişkin ölçütler hangi şartlarda kamusal denetime açıktır?

Bu süreç ve belirleme, tamamen Dışişleri bakanlığı ve bakanlar kurulunun takdirine bağlı idari bir tasarruf olup kamusal denetime açık değildir. Ancak bu idari tasarruf, idari bir işleme bağlı olmakla buna karşı Danıştay'da iptal davası açılabilmektedir. Dolayısıyla yargısal bir denetim mevcuttur.


17. Suç isnadı veya diğer isnatlar yöneltilmezden önce malvarlıkları ne kadar bir süre ile dondurulabilmektedir?

Yukarıda belirtilen BM Kararı çerçevesinde Bakanlar Kurulu kararı ile malvarlıklarının dondurulması, daha doğru bir ifade ile işlemlerin izne bağlanması, bu yönde aksi bir karar kadar devam etmektedir. Başka bir ifadeyle bu süreçte belirli bir süre mevcut değildir.


18. Dondurulmuş malvarlıkları gündelik harcamalar yahut savunma harcamaları için kullanılabilmekte midir?

BM kararı kapsamında Bakanlar Kurulu kararına bağlı olarak gerçekleşen dondurulmada işlem izne Maliye Bakanlığı'na bağlandığına göre, bu yönde vaki bir talebin olması halinde dondurulmuş malvarlıklarının gündelik harcamalarda yahut savunma harcamalarında kullanılmasına izin verilebilmesi mümkündür.


19. Bir kişi veya kuruluşa ait malvarlıklarının dondurulması ve fakat bunlara karşı henüz hiçbir isnat olmadığı takdirde hangi itiraz yolları mevcuttur?

Yukarıda belirtildiği gibi anılan BM Kararının uygulanması bakımından malvarlıklarını dondurulması ve izne bağlanması ile ilgili bakanlar Kurulu kararlarına karşı idari yargıda iptal davası yoluyla itiraz edilmesi mümkündür.

Aynı şekilde, bir soruşturmaya bağlı olarak, TMK'nun 10.maddesinin CMK'na yaptığı genel atıf uyarınca mahkemece, CMK'nun 128.maddesi kapsamında da taşınmazlara, hak ve alacaklara el konulabilmektedir.


20. Kar amacı gütmeyen bir kuruluşun malvarlıklarının dondurulması durumunda, hukuki, idari veya cezai bir dava açılmazdan önce bunlardan meşru yahut belirlenen bir alacaklıya ödeme yapılması mümkün müdür? (Yanıt evetse yardımcı kuruluş veya bir üçüncü kişi ödeme talep edebilir mi?)

Yukarıda belirtildiği gibi bu tür bir ödemenin yapılması Maliye Bakanlığı'nın iznine bağlıdır.


21. Bu tür tedbirlerden birine muhatap olan kişilerin cezai yolla itiraz veya temyiz hakkı mevcut mudur?

Gene yukarıda belirtildiği üzere Bakanlar Kurulu kararına karşı idari yargıya gidilebilmektedir. Ancak tedbir kararı CMK'nun 128.maddesi kapsamında mahkemece verilmişse bu karar itiraza tabidir.


22. Masum şüphelilerin yaşam biçimlerine veya saygınlıklarına verilen zararlar için bunların tazmini imkânı mevcut mudur?

Bakanlar Kurulu Kararına bağlı olarak bu durumun ortaya çıkması halinde idare mahkemesinde tazminat (tam yargı) davası açılması mümkündür. Buna karşılık zarar CMK'nun 128.maddesinin uygulanmasından kaynaklanmışsa bu durumda CMK'nun 141 ve devamı maddelerinde koruma tedbirleri nedeniyle tazminat isteminin şartları ve usulü düzenlenmiştir.


VI. Ceza alanında uluslararası işbirliği


10. Terörizmin finansmanı adli yardımlaşmaya veya iadeye konu olabilecek bir suç mudur?

Evet


11. Terörist belirlemeleri sadece bir başvuru üzerine mi yoksa bir delil başlangıcına bağlı olarak mı kabul edilmekte ve uygulanmaktadır?

Bu durumda başvuru üzerine iade kararı verecek mahkemece başvuru ekinde sunulan delil ve belirlemeler ışığında bir değerlendirme yapılacaktır.


12. Bir başka ülke veya uluslararası kuruluş tarafından belirlenen (terörist) kişi veya kuruluş isimleri hangi işleyiş içinde ülkede yayımlanmakta ve takibat yapan mercilere ve hükümet dışı kuruluşlara iletilmektedir?

Yukarıda belirtildiği üzere bu tür bir belirleme ancak Bakanlar Kurulu kararı ile Türkiye'de bir etki doğurmakta ve bu karar SPK, BDDK, MASAK gibi ilgili mercilere iletilmektedir.


13. Devlet, terörizm konusunda hangi süre içinde adli yardım veya liste oluşturma taleplerine yanıt vermek durumundadır? Hızlandırılmış bir yanıt mümkün müdür? Mümkünse Hangi şartlarda?

Bunun belli bir süresi bulunmamaktadır.


14. Terörizmin finansmanı ile ilgili olarak adli yardımlaşmada ve uluslar arası işbirliğinde çifte cezalandırma ilkesi ne şekilde uygulanmaktadır? Bu çerçevede suçun aynı şekilde tanımlanmış olması mı gerekir yoksa benzer bir cezalandırmanın varlığı yeterli midir? Adli yardımın gerçekleşebilmesi için ilgili gurupların açıkça terörist kuruluşlar olarak belirtilmesi gerekli midir?

Adli yardımlaşma, Türkiye'nin de taraf olduğu Ceza İşlerinde Karşılıklı Adli Yardım Avrupa Sözleşmesi hükümlerine ve ikili anlaşmalara göre gerçekleştirilmektedir. Anılan sözleşmenin 5/a maddesinde çifte cezalandırma ilkesi açıkça yer almaktadır ve buna göre Türkiye de bu tür taleplerde bu ilkeyi gözetecektir. Bunun için benzer bir cezalandırmanın varlığı yeterlidir.


15. Terörizmin finansmanında siyasi suç muafiyeti nasıl uygulanmaktadır (veya şimdiye dek nasıl uygulanmıştır) ?

Ceza İşlerinde Karşılıklı Adli Yardım Avrupa Sözleşmesi'nin 2.maddesi talebin ilişkin olduğu suçun siyasi suç olması halinde talebin reddine imkan tanımaktadır. Ancak terörizmin finansmanının siyasi bir suç olarak kabul edilip edilmeyeceği tartışmalı olup henüz bu açıdan belirli bir uygulama bulunduğuna ilişkin bir bilgiye sahip değiliz.


16. Terörizmin finansmanı ile ilgili olarak aut dedere aut judiciare (ya yargıla ya iade et) ve ne bis in idem (aynı fiil sebebiyle iki kez cezalandırma olmaz) ilkeleri uygulanmakta mıdır?

Türk Hukukunda iade, Suçluların İadesine dair Avrupa Sözleşmesi ve ikili anlaşmalar çerçevesinde gerçekleşmektedir. Bilindiği üzere anılan sözleşmenin 9.maddesi, ne bis in idem ilkesini açıkça düzenlemekte ve buna bağlı olarak iade talebinin reddine imkan vermektedir. Burada Ceza Kovuşturmasının Aktarılması Konusunda Avrupa sözleşmesi de hatırlanmalıdır ve bu sözleşmenin 35.maddesinde de ne bis in idem ilkesi yer almaktadır.

17. Talep edilen veya verilen adli yardım ve uluslar arası işbirliği çerçevesinde bir başarıya yahut ilginç itirazlara rastladınız mı?

Hayır

18. Uluslar arası işbirliği ve adli yardımlaşma ile ilgili olarak bölgesel kuruluşlar mevcut mudur?

Yukarıda belirtildiği gibi bu süreç Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve ikili anlaşmalar çerçevesinde yürütülmektedir.


VI. Diğer Saptamalar

GENEL RAPOR

TERÖRİZMİN FİNANSMANI

Nikos PASSAS

Profesör, Northeastern Üniversitesi (ABD)

TERÖRİZMİN FİNANSMANI

Prof.Nikos PASSAS

Giriş

Uluslararası toplum, 51/210 sayı ve 17 Aralık 1996 tarihli Genel Kurul Kararının (paragraf 3, bent (f)) ve daha da önemlisi 1999 tarihli Uluslararası Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Sözleşmesinin ispatladığı gibi, 1990'larda terör finansmanı konusuna büyük önem vermiştir.

Terörizmin finansmanına karşı finansal kontrollerin yararlı ve gerekli olduğu şüpheden uzaktır. Terörist faaliyetlerin ve saldırıların neden olacağı olası zararların azaltılması da dahil olmak üzere birçok işlevi yerine getirirler. Finansal kontroller militanların faaliyetlerinin izlenmesini de kolaylaştırırlar ve böylece önleyici tedbirler de alınabilir. Olayların gidişatının değiştirilmesini ve daha sonra izlenebilecek şeriklerin tespitini de sağlarlar. Ayrıca, finansal faaliyetlerin inceleme altında olduğunun bilinmesi aşırı uçlardaki grupları sürekli taktik değişikliği yapmaya ve istihbarat toplayabilmek için fırsatlar yaratan iletişimler kurmaya zorlamaktadır.

Terörizmin Finansmanını Önlenmesi Sözleşmesi, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından yeniden önem kazanmıştır. 9/11'in hemen sonrasında, pek çok girişim ve tedbir bu sözleşmeyi tamamlamıştır. Örneğin, önceleri AML (Anti-money laundring / kara para aklama karşıtı) olarak bilinirken hızla AML/CFT (Countering terrorist finance / Terörün finansmanın önlenmesi) olmuştur.

Yeni kısaltma iki tip faaliyetin, en azından birçok önemli alanda, benzer biçimde algılandığını göstermiştir ki, bu da sadece kara para aklama ile terörün finansmanına karşı yaklaşımların, siyasi cevaplar açısından, paralelliğini değil her iki faaliyete karşı da aynı yasama araçları ile idari araçların uygulanmasını haklılaştırır. Alınan ulusal raporlarda da görüldüğü gibi, nadir özdeş yaklaşımlar zorlukları arttırmakta ve mevcut ulusal ve uluslararası tedbirlerin baştanbaşa yeniden değerlendirilmesini gerektirmektedir.

FATF (Financial Action Task Force / Finansal Eylem Görev Gücü), BM, AB ve ulusal düzeyde yeni yeni doğanlar da dahil olmak üzere diğer girişimlere bağlı olarak ulusal CFT yasaları ve tedbirleri sayı, içerik ve coğrafi uygulama alanı açısından artmaktadır. Belirlenen terör şüphelileri listeleri oluşturulmuş ve dağıtılmıştır; bu listelerde adları bulunanların varlıkları, hayır kurumları da dahil olmak üzere, dondurulmuştur. Yasalar, terörün finansmanı ve terörizme maddi desteği de dikkate alarak hazırlanmıştır.

Bu gelişmeler, hangi "şüpheli" isimlerin listeler belirlenirken konacağı ve suçsuz bulunanların nasıl çıkarılacağı da dahil olmak üzere birçok ciddi tartışmayı beraberinde getirmiştir. Çoğu zaman, listeden çıkarılma süreci belirsizdir, zira bu listelerdeki bir şüphelinin durumuna uygulanacak yargısal veya idari süreçler yoktur. Zaten çoğunlukla cezai veya başka türlü bir isnat, kovuşturma veya aslında şüphelinin suçluluğu veya suçsuzluğunu adli anlamda ortaya koyan bir şey yoktur. Ancak tam olarak bilinmeyen veya şeffaf olmayan ölçütler ve kanıtlara dayanılarak alınan kararların etkileri ilgililer açısından yıkıcıdır. Adil yargılanma ve şeffaflık ilkelerine dair endişeler, ciddi sayıdaki BM üyesi ülkedeki yakın zamanlı davalarda, mahkeme kararlarında, görüşlerde ve yetkili makamlarca dile getirilmiştir . Ayrıca bu çalışma için alınan ulusal raporlarda da yankı bulmuştur. Söz konusu çalışma, aşırı uçlardaki gruplara yönelik terörizmin finansmanıyla ilgili deliller ve olaylar ile evrensel insan hakları ve ceza hukuku ilkeleri temelinde uluslararası ve ulusal CFT düzenlemelerinin uzun soluklu olması için temelden yeniden değerlendirmeye ve yapılandırmaya tabi tutulması çağrısını da taşımaktadır.

Ne yazık ki, terörizmin finansmanı konusunda somut olaylara dayanan soruları, ulusal ve uluslararası düzeyde güvenilir bilgilerin düzenli olarak toplandığı ve işlendiği bir sistemin eksikliği nedeniyle cevaplamak zordur. Bu sorun, ulusal temsilcilere bir veri tabanının oluşturulması için çağrı yapılmasına yol açmaktadır (Bkz. Bölüm II Karar Taslağı ve aşağıdaki metin).

Şu ülkelerin gönderdiği raporlar dikkate alınmıştır: Arjantin, Avusturya, Belçika, Brezilya, Hırvatistan, Fransa, Almanya, Gine, İtalya, Macaristan, Japonya, Polonya, Romanya ve ABD. Ek olarak, Avrupa Birliği'nden de bir rapor aldık. Ayrıca, hazırlık kolokyumunda Meksika tarafından yapılan sözlü sunum ve başka kaynaklardan gelen diğer ülke raporları da dikkate alınmıştır.

Geniş anlamda, bu belge Soru Belgesinde sorulara verilen cevapların sonucu ortaya çıkmıştır ve gelecek Kongre'de sunulacaktır.

I. Gözleme dayanan bakış açıları

Ulusal raporları hazırlayanlar, ülkelerinde terörizmin finansmanı yöntemleri veya bununla ilgili vakaların sayısı hakkında bilgi bulmakta zorlanmışlardır. Çoğu ülke şüpheli faaliyet/işlem raporları (SAR/STR) istatistiklerini toplarken, kanun yapılması, politika üretilmesi ve uluslararası işbirliğine dair detaylı bilgiler eksik kalmaktadır. Şüpheli faaliyetlerin bazı tanımlarını sunan birkaç ülke dışında, terörizmin finansmanın nasıl oluğu, hangi sıklıkla yöntemlerin değiştiği, hangi miktarlarda ve hangi özel terörist gruplar için olduğunu bulmaya yönelik yoğun bir girişim yoktur.

Belçika ve Rumen raporları bazı işlem ve vakaları genel hatlarıyla ortaya koymuştur fakat, bunlar ispatlanmış terörizm finansmanı vakaları değil takip edilmesi ve doğrulanması gereken rapor edilmiş şüpheli işlemler (STRs) ve gizli bilgilere dair diğer hükümetlerden istenen soruşturma talepleridir. Eğer bu olmazsa, böyle raporların sürekli tekrar edilmesi önceden kabullenilmiş bazı düşüncelerin daimi hale gelmesine neden olabilir. Romanya, bu konuya ciddi biçimde yaklaşmakta ve terörizmle mücadelede gözlemi ve bilimsel yöntemleri de hesaba katıyor gözükmektedir. Medya, genellikle mesnetsiz, ses getirme amaçlı ve taraflı hareket etmektedir. İstihbarat her zaman doğru yorumlanmamakta veya kanıtlarla desteklenmemekte ve terörizmi finanse edenleri doğru biçimde belirlemeye çalışırken hatalara neden olunmaktadır. Örneğin, Macaristan'da, ancak vakanın temelsiz olduğu anlaşıldıktan sonra kendi vatandaşlarından birinin listeden çıkarıldığı rapor edilmiştir.

Diğer yandan Fransa'da terörizmin finansmanı vakalarının çoğunda, terör faaliyetlerinin göreceli küçük suçlar için finanse edildiği "mikro finans" söz konusudur. Ancak bu gerçek, çok büyük miktarları hedefleyen terörizmin finansmanı önlemleri ile önemli ölçüde çatışmaktadır çünkü bunlar daha çok kara para aklama tedbirlerine göre oluşturulmuştur.

ABD'de, terörist ağları tespit edip engellemeyi amaçlayan "Terörizmin Finansmanın Takip Programı" rapor edilmektedir. Ancak yine de, kamu kurumları teröristlerin kullandıkları olası mekanizma ve yöntemlerle ilgili bilgileri düzenli olarak toplayıp analiz etmemektedirler. Böylece tespit edilmiş terörizmin finansmanı vakalarının sayısına dair bilgi yoktur. Bunun sonucu olarak da, denetçiler, kendi vaka bilgilerinden kaynaklanan eğilim ve örneklerin tam ve düzenli analizini yapamamakta, bu da risk takdiri ve öncelik belirleme çabalarını baltalamaktadır.


Buna karşın, bazı işleyiş usullerine gönderme yapan kimi ulusal raporlar ise, doğrulanmış bilgilerin toplanıp analiz edilmesine yönelik anlaşılabilir ve düzenli bir çalışmaya dayanmamaktadır. Daha çok, şüpheli vakalara, sistematik olmayan istihbaratlara ve doğrulanmamış terörizm bağlantılarına gönderme yapmaktadırlar. Eksik bilgiler ve basmakalıp sözler ise politika üretimini ve böylece güvenliği, hukuk devletini ve adaleti zayıflatmaktadır.


Uluslararası toplumda dile getirilen endişeler ve konuların ışığında, delil temelli tehdit algılaması ve uygun yasal karşılıklara acil gereksinim vardır. Terörizmin finansmanın yapısını açık biçimde ortaya koyan gözleme dayalı bilgileri ve yasalar ile diğer önlemlerin tehditlere yöneleceği yolları bir araya getiren, değerlendiren ve elverişli hale getiren düzenli bir çalışmaya ihtiyaç duymaktayız. Sonuç olara, açık elverişli bir veri tabanının oluşturulmasına gerek vardır. Bu tip girişimler, geçerli bilginin sağlanması, delil temelli politikaların etkinleştirilmesi ve güçlendirilmiş güvenliğe gerçekten gerekli katkının yapılmasını sağlayabilir.


II. Evrensel ve bölgesel belgelerin onaylanması; ulusal hukuki ve kurumsal çerçeveler


Rapor gönderen tüm ülkeler 1999 tarihli BM Uluslararası Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Sözleşmesini ve daha birçok evrensel terörizm sözleşmesini onaylamıştır. Bu sözleşme çerçevesinde terör finansmanı suçu tanımlanmaktadır. Her kim "her ne surette olursa olsun, doğrudan veya dolaylı, yasadışı bir şekilde ve kasten, ekte belirtilen antlaşmaların (terörizme karşı dokuz evrensel belge) herhangi biri kapsamında veya vazettiği tanım çerçevesinde suç teşkil eden bir eylemin" veya "niteliği ve kapsamı itibarıyla bir halkı korkutmak ya da hükümeti veya uluslararası bir örgütü herhangi bir eylemi gerçekleştirmeye veya gerçekleştirmekten kaçınmaya zorlamak amacını gütmesi halinde, bir sivili ya da bir silahlı çatışma durumunda muhasemata doğrudan katılmayan herhangi başka bir kişiyi öldürmeye veya ağır şekilde yaralamaya yönelik bir eylemi gerçekleştirilmesinde kullanılması niyetiyle veya kullanılacağı bilgisiyle fon sağlar veya toplarsa", bu sözleşme çerçevesinde terör finansmanı suçu işlenmiş olur (Madde 2).


Buna karşın, terörizm ve finansmanına karşı mücadeleyle ilgili yasaların uygulanmasında her iki terimin tek tip tanımının yokluğu nedeniyle sıkıntılar yaşanmaktadır. "Terörizm"in tanımlanmasındaki güçlük çok iyi bilinmektedir ve bu durum, terimin evrensel tanımını yapmayı amaçlayan yeni bir terörizm sözleşmesinin oluşturulması gerektiğini ileri süren birçok uzmanın derin tartışmalarına yol açmaktadır.


Japonya ve Gine gibi kimi ülkeler terörizmi tanımlamaya çalışmamaktadırlar. İtalya da uluslararası terörizmi tanımlamamaktadır. ABD ise "terörizm" ve "uluslararası terörizm" terimlerini farklı biçimde tanımlamaktadır. Birincisi "çoğunlukla kamuoyunu etkileme amaçlı olarak yerel gruplar veya gizli ajanlar tarafından savaşmayan hedeflere karşı yapılan, önceden tasarlanmış, siyasi gerekçeli şiddettir" . Diğeri ise;


(A) Birleşik Devletlerin veya herhangi bir eyaletin ceza yasalarını ihlal eden veya Birleşik Devletlerin veya herhangi bir eyaletin yargı yetkisi içinde işlenmesi halinde ceza yasası ihlali oluşturacak şiddet eylemleri veya insan hayatını tehlikeye atan eylemleri içeren;

(B) (i) sivil halkı korkutmak veya zorlamak; (ii) hükümet politikasını korkutarak veya zorlayarak etkilemek; (iii) büyük yıkım, adam öldürme veya kaçırma yoluyla hükümetin işleyişini etkilemek amacında olduğu görülen;

(C) İşlenme yöntemleri, korkutmak veya zorlanmak istenen kişiler ya da faillerin faaliyette bulundukları veya sığınma bekledikleri yerler açısından, esasen, Birleşik Devletlerin yargı yetkisinin dışında veya ulusal sınırlarını aşan biçimde meydana gelen faaliyetler olarak tanımlanmaktadır .


Romanya yasası , terörizmi, kamusal tehlike yaratan, ulusal güvenliği etkileyen ve şu özelliklere sahip eylemler veya tehditler olarak görmektedir: önceden tasarlanmalı, aşırı inançlar veya yaklaşımlarla gerekçelendirilmeli, şiddeti ve/veya yıkıcı yöntemleri kullanmalı, siyasi amaçlar uğruna işlenmeli; kişileri, kamu kurumlarını ve onların mallarını hedef almalı ve siyasi amaçlarına dikkat çekmeyi amaçlayan güçlü bir psikolojik etkisi olmalı.


Fransız yasasına göre, korkutma veya terör yoluyla kamuyu ciddi şekilde zayıflatmayı amaçlayan kişisel veya toplu çabalarla bağlantılı, kasten işlenmiş ve ceza kanunun 421-1.maddesindeki uzun listede sayılmış olanlar terörizm eylemidir.


Avusturya'da, "terörist grup", "terör suçları" ve "terörün finansmanı" gibi terimlerin hepsi, AB'nin 13 Haziran 2002 tarihli Terörizmle Mücadele Hakkında Çerçeve Karar 'daki (2002/475/JHA) tanımlara uygun olarak Ceza Kanununda tanımlanmıştır. Tanımlamalar konusundaki pratik zorluklarla ilgili ilgi çekici bir örnek Almanya'dan gelmiştir: "terörist grubun" yasal tanımı üç veya daha fazla sayıda kişi gerektirdiği için, 2006 yazındaki iki kişilik terörist saldırı girişimine (bir trene patlayıcı dolu bir bavul koymak istediklerinde) uygulanamamıştır .


Benzer tanımlama meseleleri terörizmin finansmanına karşı politikaları da etkilemektedir. Bunlar, aşağıda cezai tedbirlerle ilgili bölümde detaylı olarak işlenmiştir. Kısaca, ulusal raporlar, kimi ülkelerin ayrı detaylı bir cezalandırma sistemi varken diğerlerinin terör eylemine hazırlık hareketi olarak ya da yasadışı teşekkül başlığı altında değerlendirmekte olduğunu göstermektedir. Bazı ülkelerde, terörizmin finansmanı, hemen hemen kara para aklama ile aynı şeydir. Diğer ülkelerde, terim, o kadar çok sayıda eylemi içerecek biçimde kullanılmaktadır ki, mahkemelerin önünde hukuki itirazlar gelmektedir - bazıları da başarılı olmaktadır. Diğer ülkeler ise tanım yapmamakta ama bunu, teröre iştirak olarak değerlendirmektedirler.


Geçmişte kara para aklama kaynaklı sorunlara karşılık vermek için kullanılan kurumsal çerçeve, aslında, finansal kurumlar ve özel sektörden gelen raporları toplamak ve analiz etmekten sorumlu finansal istihbarat birimleriyle (FIUs) beraber, terörizmin finansmanıyla aynıdır. Buna karşın, kimi kolluk birimleri terörizmin finansmanıyla özel olarak ilgilenen özel birimler oluşturmuşlardır .


III. Terörizmin finansmanın önlenmesi


Kayıt altına alma, lisanslama, müşterilerin tespit edilmesi ve özen yükümlülüğü vb. ile ilgili genel AML yaklaşımı terörizmin finansmanına da uygulanmaktadır. Hangi işlemlerin terörizmin finansmanı açısından belirleyici olduğu tam olarak anlaşılamadığı için, uluslararası uygulama belirlenmiş ve şüpheli terörist kişiler listesinden müşterilerin, kişilerin kontrol edilmesi yönünde bir uygulama başlamıştır. Birçok ülke daha hala BM sözleşmeleri (sadece terörizmin finansmanıyla ilgili olan değil sınır aşan örgütlü suç ve yolsuzlukla ilgili olanlar da) ve Finansal Eylem Görev Gücü'nün tavsiyelerinin koyduğu uluslararası standartları daha uyumlu olmak için AML/CFT kurallarını ve tüm yapıyı güçlendirme yolundadırlar . Müşterilerin doğru biçimde belirlenmesi, ev sahibi ülkeden resmi belgeleri olmayan kaçak göçmenler söz konusu olduğunda çok zor bir hal almaktadır. Buna karşılık olarak, Meksika ve bazı Orta Amerika hükümetleri, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki vatandaşları için kendi resmi kimlik belgelerini (matricula consular) çıkarmaktadırlar.


Ülkeler arasında, hangi kurumların bu kurallara ve çerçevelere tabi olacağına dair belirgin ayrılıklar vardır. CFT tedbirlerinin uygulanabilirliği finansal kurumlardan özel sektör kuruluşlarına, profesyonel kategorilerde, farklılık göstermektedir. İlgili sektörlerin ve profesyonel kategorilerin sürekli genişleyen listelerde sayıldığı ülkeler arasında Arjantin, Japonya, ABD, ama en belirgin olarak, kimi risk faktörlerini (ör., noterler, muhasebeciler, kumarhaneler, yatırım şirketleri, gayrimenkul danışmanları, kıymetli taş satıcıları, sanat eseri satıcıları vb.) de dikkate alan Belçika ve Fransa bulunmaktadır. Böyle genişlemeler Avrupa Parlamentosu ve Konseyi'nin, terörizmin finansmanı, organize suç ve Avrupa Birliği'nin mali çıkarlarına karşı sahtecilik de dahil olmak üzere tüm ciddi suçları kapsamayı hedefleyen Yönergesi'ni de (4 Aralık 2001) yansıtmaktadır.


Bankacılık sırları yasaları ve uygulamaları ise böyle yasaların hiç olmadığı düzenlerden (örneğin, Belçika'da dar anlamda bankacılık sırrı yoktur) bu tip uygulama sorunlarının olmadığını ve fakat gelecekte soruşturmaları veya uluslararası işbirliğini engelleyen kuralların teorik olasılıklarını rapor eden birçok ülkeye (Bkz., örneğin, Hırvatistan) kadar çeşitlilikler göstermektedir. Diğer yandan Brezilya, 2001 yılındaki bankacılık sırrı yasasına rağmen, bankaların gizliliğinin, menkul kıymetler borsası gözlemcilerinin sektörü tamamen gözlemleme ve yabancı ortaklarla bilgi paylaşma olanaklarını halen sınırladığını rapor etmektedir. Finansal kurumlar, tüzel kişilere ait hesapların sahiplerinin ve yöneticilerinin kimliklerini belirlemek zorunda olsalar da, bu hesaplardan veya sigorta menfaati ödemelerinden nihai olarak yararlanan kişilerin kimliklerini belirlemeleri gerekmemektedir.


Kamu ile özel sektör arasındaki etkileşim ve işbirliği bütün ülkelerde tek tip değildir. Bazı sistemlerde, bu etkileşimler sınırlıdır. Avusturya birçok iyi uygulamayı rapor etmektedir. Uzun süren tartışmaların ardından, finans sektörü ile kamu makamları arasında bilgi alışverişi, eğitim seminerleri ve geri beslemeler vardır. Yıllık strateji toplantılarıyla birlikte forumlar düzenlenmektedir. Ek olarak, "Finansal Piyasa Denetleme Kurumu (Finazmarktaufsicht - FMA), Ticaret Odası'nın yetkili bölümüyle işbirliği halinde, geniş kapsamlı ve, örneğin, "şüpheli işlem" terimine ve bu tip işlem çeşitlerine gönderme yaparak bu alanda özel açıklamalar içeren yönergeler hazırlamıştır. Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı, yeni yasal düzenlemeler, uygun usuller ve diğer konularda polisi ve adli makamları bilgilendirmektedir" .


Geniş etkileşimler ABD'den de rapor edilmiştir. "CFT makamları, Hazine'nin, FinCEN'in, Birleşik Devletler Adalet Bakanlığı'nın (DOJ), Ulusal Uyuşturucu Kontrol Politikası Ofisi'nin, birçok kolluk makamının, finansal düzenleme kurumunun (eyalet kurumları da dahil) ve aynı şekilde, Bankacılı Sırları Yasasına (BSA) tabi olan finansal hizmet endüstrisinin (ticari gruplar ve uygulamacılar da dahil) temsilcilerinin yer aldığı Bankacılık Sırları Yasası Danışma Grubu (BSAAG) ile istişare ederler. Hazine Bakanı veya yetkilendirdiği kişi(ler), değerlendirme ve yorumlama için, BSA'nın icrası ve infazıyla ilgili olan ve gereklilikleri rapor eden bilgilerle kolluk güçlerinin bu verileri kullanmalarıyla ilgili bilgileri BSAAG'ye gönderir. BSAAG de katılan özel sektör temsilcilerini bilgilendirir. Bu diyaloga göre, BSAAG, kolluk güçlerinin bilginin kullanılması ve/veya bildirilen yerlerdeki yükü azaltılması için hangi değişikliklerin yapılması gerektiğini konusunda Hazine Bakanı'na tavsiyelerde bulunur. Periyodik olarak düzenleyiciler ve kolluk güçleri özel sektörü de AML/CFT ve bağı konularda (ihracat denetimi, ekonomik yaptırımlar) diyaloga dahil etmek için yoğun çaba harcarlar. Çok sayıda finans sektörü temsilcisi, baro ve ticari şirket grubu, politikaları ve bunların uygulanmasını tartışır" .


Bu durumda bile, ABD ulusal raporunun da not ettiği gibi hala daha iyileştirilmesi gereken birçok nokta vardır: "ABD'nin AML/CFT politikalarının, tek taraflı olduğu kadar etkili olmadığına dair uzun soluklu tartışma halen sürmektedir. Birçok politikanın diğer ülkeler için istendiği, ABD için gerekli olmadığı da önemli bir tartışmadır. Bu tartışma şirket yapıları ve düzenlemeleri, kuruluşların şeffaflığı, PEP'ler ve denetçiler söz konusu olduğunda yoğunlaşmaktadır. Şimdilik, ABD PEP düzenlemelerini yalnızca yerli olmayan ve yabancı PEP'lere uygulamaktadır. Denetçilerle ilgili düzenlemeler konusunda, ABD, FATF'nin Haziran 2003'te yenilediği standartlarından sonra dört yıldan fazla bir süredir genel olarak yasa veya düzenleme yapmamıştır. Özel sektörde, Amerikan Kredi ve Gayrimenkul Konseyi (ACTEC) iyi AML uygulama standartlarını kabul eden tek kurumdur" .


Yakın zamanlardan beri, uluslararası kuruluşlar, karar vericiler ve hükümetler, önleyici CFT tedbirlerinin uygulanmasına yönelik ilke temelli ve risk temelli yaklaşımlarım karşılıklı yararlarını ve zararlarını tartışmaktadırlar . Genel olarak, ilki bazı kuralların ve tedbirlerin geniş kapsamlı uygulanmasını gerektirirken, ikincisi hassas alanlarda kimi farklılaşmalara ve daha güçlü vurgulara izin vermektedir. Şu anda Avusturya, ALM politikaları tartışması başladığından beri bundan yanadır. Bu tercih, FMA'nın yönergeleri ve artan uygulama tecrübesiyle de desteklenmiştir.


Bu deneyime karşın yukarıda not edilen risk ve tehditler hakkında derin bilgi ve analiz eksikliğinin bir sonucu olarak hassasiyetlerin ve uyarıların özel sektör ve aynı şekilde denetçilere bildirilmesi sekteye uğramaktadır. Böylece risk temelli yaklaşımlar geniş biçimde tartışıldığı için, uygulamada, resmi makamların nasıl uygulanacaklarına dair yönlendirmeleri vardır.


Finansal hizmetin reddedilmesi, şüpheli işlemlerin rapor edilmesi, malların dondurulması ve müsaderesi için şüpheli teröristlerin veya destekçilerinin listelenmesi geniş biçimde uygulanmaktadır ama şüphelilerin temel haklarına ilişkin anayasal konular ve adil yargılanma konusundaki endişeler hiç incelenmemektedir. Olası cezai yaptırımlardan daha ağır sonuçlar doğuran idari tedbirlerin sonuçlarından muzdarip olan şüphelilerin yanlış biçimde belirlenmesinin tekrarlanması nedeniyle çok ciddi endişeler vardır. İnsan hakları ve terörizme karşı demokratik yaklaşımla ilgili sorular yankı bulmaktadır.


Yargısal denetim ve şeffaflık için uygulamaların ve standartların oluşturulmasında reform yapılmasına yönelik güçlü gerekçeler ileri sürülmektedir. Hiçbir yargılama, hatta resmi suçlama/iddia olmaksızın uzun vadeli (cezalandırıcı/caydırıcı) cezalara yol açan infaz kararlarının mevcut uygulamaları, doğru ve uluslararası hukuk ilkeleriyle uyumlu biçimde uygulanması gereken bir konu olarak görülmektedir.


Risk algılamaları, finans sektöründe, resmi olmayan kıymet ve fon transfer sistemlerinde (IVTS) - kıymetin, herhangi bir belirlenebilir iz bırakmadan veya resmi finans siteminin tamamen dışında transfer edilmesi - ve kar amacı gütmeyen kuruluşlarda dikkat çekici önleyici ve diğer girişimlerin doğmasına yol açmıştır. Anlayışlı ve geçerli kanıt, analiz ve kullanışlı bir rehberliğin yokluğu, asıl önemli hedeflerin kaçırılmasına yol açan asimetrik ve koordinasyonsuz yaklaşımlara neden olabilmektedir.


Şu anda, çoğu ülkede, IVTS (hawala, hundi, fei chien, karaborsa ağları gibi) ile ilgili ya da bunları resmi kurumlarla aynı düzenlemeye tabi tutan kurallar yoktur. Avusturya, Brezilya ve Fransa'da, uluslararası banka havalelerine sadece resmi banka sistemi aracılığıyla izin verilmektedir. Arjantin, azımsanmayacak miktarda, resmi olmayan ekonomik faaliyetin varlığını bilmektedir, Belçika ise, terörizmin finansmanı ile bağlantılı olabilecek resmi olmayan kanallar vasıtasıyla yapılan şüpheli işlemleri rapor etmektedir. Siyasi dikkat bu yöne çekilmelidir. Buna karşın, ABD ve diğer ülkelerin takındığı, resmi olmayan / etnik para transferi şirketlerine ve ağlarına resmi kurumlarla aynı kuralları uygulama tavrı, daha az şeffaflığa ve daha yüksek risklere neden olabileceğinden ve adı geçen resmi olmayan işletmeciler resmi makamlardan kaçarlarsa, yeraltına inip işbirliğini reddedeceklerinden, ters etkili olabilir .


Terörizm suçlamasıyla ceza soruşturması ve mahkumiyeti olmasa da yardım kuruluşları da geniş biçimde hedeflenmektedir. Birçok ulusal rapor araştırılan vakalarla birlikte bilgilerin doğruluğu ve başvurulan yasal yollar hakkındaki endişeleri ortaya koymaktadır.

Diğer yandan, ticari sektör gibi, hassasiyetin çok ciddi düzeyde olduğu diğer ekonomik alanlar görece görmezden gelinmiştir . Böylece risk analizi ve hassasiyet değerlendirmesi önceliklerin ve kaynakların dağılımının belirlenmesi için gerekli olmuştur.


V. Ceza ve Ceza Yargılaması Hukuku


A. Maddi Ceza Hukuku

Ulusal raporlar, bu konudaki diğer araştırmalar gibi, CFT bakımından ortak bir yasal yaklaşımın bulunmadığını göstermektedir. Terörün finansmanı, yaptırımlar, mağdurların iyileştirilmesi ve cezai usuller konusunda ülkeler arasında, neticede uluslararası işbirliğini ve karşılıklı adli yardımı engelleyecek ölçüde ahenksizlik yaratan olağanüstü bir çeşitlilik tespit etmekteyiz. Bazı ülkeler kısa zamanda BM model yasalarını kabul ederken, diğerleri kendi yöntemlerini uygulama ya da yalnızca kara para aklama konusundaki mevzuatı CFT'yi de kapsayacak şekilde genişletme yoluna gitmişlerdir. İşleme konu olan faaliyetlerin ve grupların kapsamı, varlıkların ve finansal faaliyetlerin türleri, terrorist faaliyetleri finanse etmek için ayrılan fonların kaynağı, kişilerin kastının neye yöneldiği ya da ellerindeki bilgiler (örneğin bir faaliyetin mi, bir eylemin mi yoksa örgütün mü finansmanı hedeflenmektedir?) gibi konularda, ulusal rejimler arasında farklılıklar bulunmaktadır.


Japonya, terörizm ya da terörizmin finansmanı konularını özel olarak düzenlememektedir. Bunun yerine kamusal, ulusal ya da yerel bir yönetim birimini tehdit etmek amacıyla gerçekleştirilen, adam öldürme gibi belirli suçların işlenmesine yardım etmek için fon toplama ya sağlama fiilini cezalandırmak suretiyle bu davranışları kapsama almaktadır.


Çok sayıda ülkede terörün finansmanı suçuna ilişkin özel düzenlemeler getirilmiştir. Arjantin Ceza Kanununda suç, tamamının ya da bir kısmının, ceza kanununun 213 ter maddesinde tanımlanan bir terrorist grubun (una asociación ilícita terrorista) ya da bu gruba üye olan ve terör suçu işleyecek birinin finansmanı için kullanılacağını bilerek fon veya mal ve eşya toplamak ya da sağlamak şeklinde tanımlanmıştır.

Belçika Ceza Kanununda, mal, eşya ve maddi kaynağın yanı sıra, bir terörist grup tarafından suç işlenmesine katkısı olacağını bilerek bu gruba bilgi ya da maddi malzeme sağlanması ya da bu grubun faaliyeti için herhangi bir şekilde kaynak oluşturulması da hüküm altına alınmıştır . Belirli bir terörist grubun finanse edilmesi suçunun yanında, Belçika Ceza Kanununda ayrıca belirli bir terör suçu için kaynak ya da malzeme sağlanması da suç olarak düzenlenmiştir .


Fransız Ceza Kanunu terörün finansmanını terör suçlarından biri olarak kabul ederek, malzeme, kaynak ve bilgi sağlanmasına suç tanımında yer vermektedir. Ayrıca; bunların, sonunda işlenmemiş olsa da, bir terör suçunun gerçekleştirilmesinde kullanılacağının bilinmesi aranmaktadır: "constitue également un acte de terrorisme le fait de financer une entreprise terroriste en fournissant, en réunissant ou en gérant des fonds, des valeurs ou des biens quelconques ou en donnant des conseils à cette fin, dans l'intention de voir ces fonds, valeurs ou biens utilisés ou en sachant qu'ils sont destinés à être utilisés, en tout ou partie, en vue de commettre l'un quelconque des actes de terrorisme prévus au présent chapitre, indépendamment de la survenance éventuelle d'un tel acte " .


Almanya'da, terörün finansmanına ilişkin herhangi bir tanım bulunmamakta ve bu fiil mevzuatta ayrı bir suç olarak düzenlenmemektedir. Terörün finansmanı, bir terörist gruba katılma ya da yardım ve yataklık fiilleri ile aynı ölçüde cezalandırılabilir olası bir terör faaliyeti olarak değerlendirilmektedir . Yine İtalya'da da bu suç, terör suçuna iştirak olarak kabul edilmektedir.


ABD'de "terörün maddi olarak desteklenmesine" ve neyin terör suçu teşkil ettiğine ilişkin bir dizi yasal düzenleme bulunmaktadır . Terörün maddi olarak desteklenmesi, uzun bir liste halinde sayılan " (…) suçlarının hazırlığında ya da işlenmesinde kullanılacağını bilerek, maddi destek ya da kaynak sağlayan veya destek ya da kaynağın niteliğini, yerini, kaynağını veya aidiyetini gizleyen ya da örtbas etmeye çalışan" kişilerin fiili biçiminde tanımlanmıştır. Bundan başka, "maddi destek ya da kaynak", "maddi ya da maddi olmayan her türlü mülkü veyahut tıbbi ya da dini malzemeler hariç olmak üzere para ya da para yerine tedavül eden araçlar ya da finansal güvenceler, finansal hizmetler, kiralama, eğitim, uzman tavsiyesi ya da yardımı, barınak sağlanması, sahte belge ya da kimlik düzenlenmesi, iletişim ekipmanı, tesisler, silahlar, öldürücü maddeler, patlayıcılar, personel ve ulaştırma da dahil olmak üzere her türlü hizmeti" ifade eder." . Bu durum, doktrinde ve mahkemelerde, kapsamının çok geniş olması nedeniyle yerinde olarak eleştirilmiştir ve devam eden çok sayıda dava bulunmaktadır.


Bu aşırılığın öteki ucu olarak, Brezilya'da, terörün finansmanının, Ceza Kanununun 29. maddesinde belirtildiği gibi, kişiler arasında bir anlaşmanın gerekli olduğu, terör suçuna katılma olarak kabul edildiği takdirde cezalandırılabildiği görülmektedir. Böylelikle, bir terör örgütü mensubuna ya da terör örgütüne kaynak sağlanmasının, doğrudan bir terör suçu ile bağlantılı olduğu gösterilmek zorundadır. Bunun sonucu olarak da, maddi ve dolaylı iştirak, bir terör suçunun işlenmesine ya da icrasına başlanmasına bağlıdır. Brezilyalı yazarlar, aynı zamanda anayasal standartları ihlal edebilecek nitelikteki bu düzenlemeyi ağır şekilde eleştirmektedir .


CFT tedbirlerinin ekseriyeti daha önce kara para aklamayla mücadele için getirilen tedbirlere dayanmaktadır. İki suç açıkça birbirinden farklı şekilde düzenlenmiş olduklarında dahi durum bu yöndedir. Bu tabloda aşağıdakiler fiilen görmezden gelinmektedir:


a) terörün finansmanının ve kara para aklama fiillerinin, özellikle söz konusu olan fonların miktarı bakımından çoğunlukla çok farklı faaliyetleri içerdikleri konusunda giderek ağırlık kazanan bir uzlaşma olduğu,

b) her birine verilen toplumsal tepkilerin altında çok farklı amaçların yattığı (örn. bir tarafta terörün, bilgi toplanması ve maddi desteğin azaltılması suretiyle önlenmesi çabası, diğer yanda suçluları yasadışı varlıklarından yoksun bırakarak ağır suçlarla mücadele etme amacı), ve

c) Ağır suçlarla mücadele için bir araç olmaktan çıkıp, zamanla kendi içinde bir amaç haline gelen AML politikalarının fayda ve maliyetleri hakkında giderek artan bir huzursuzluk bulunduğu.


Esasında, sorun, yüksek miktarlardaki suç gelirlerinin kaynağını gizlemeye çalışan suç örgütlerini zayıflatma kapasitesi tartışılmalı olan tedbirlerin, terörist operasyonlarda kullanılan, genellikle daha küçük miktarlar bakımından uygulanmış olmasıdır .


Tüzel kişilerin cezai sorumluluğuna ilişkin kurallar bakımından farklı tercihler görülmektedir: buna yer vermeyen ulusal hukuk sistemlerinin yanında (örn. Almanya), bunu sınırlı olarak kabul eden (örn. yalnızca çevre suçları bakımından buna yer veren Brezilya hukuku gibi) ya da istisnasız olarak tüzel kişilerin cezai sorumluluğunu düzenleyen sistemler (örn. ABD) bulunmaktadır .


Siyasi amaçlarla hareket eden suçlulara uygulanan yaptırımlar konusundaki tarihsel süreç izlendiğinde; bu kişilerin suçluların aristokratları olarak görüldükleri ve güçlü ideolojik kararlılıkları nedeniyle saygı gördükleri dönemlerde kayırma rejimi denilebilecek bir aşamadan geçerek, bu suçluların teröristler olarak ele alınmaya başlandığı sertlik rejimi aşamasına gelindiği görülmektedir . Terörün finansmanı suçu nedeniyle hükmedilecek olası cezalar, mahkûmiyet halinde 5 ay ile ömür boyu hapis cezası arasında değişmektedir, buna karşılık fiilen infaz edilen cezanın süresi bilinmemektedir. Avusturya'da terörün finansmanı 6 aydan 5 yıla kadar hapis cezasını gerektirmektedir. Brezilya'da, 3 yıldan 10 yıla kadar hürriyeti bağlayıcı cezayla karşılanmakta, ancak suçun neticesi olarak ağır bedensel zarar meydana gelmişse bu ceza iki kat artırılabilmekte, ölüm neticesi halinde ise üç katına çıkarılabilmektedir. Belçika'da, cezanın süresi 5 ila 10 yıldır. Japonya'da "belirli suçları işleyen kişilere yardım ve yataklık amacıyla fon toplamak ya da sağlamak" fiili için öngörülen cezanın üst sınırı zorunlu çalışma içeren 10 yıl hapis cezası ya da on milyon Yen para cezasıdır. ABD'de ise öngörülen cezalar: her ihlal için para cezası ve/veya 15 yıla kadar hapis cezası, ölüm neticesinin ortaya çıkması halinde ise belirli süre ya da ömür boyu hapis cezası olarak belirtilebilir .


Zamanaşımı süreleri genellikle oldukça uzundur. Brezilya'da esasında bu suç bakımından zamanaşımı süresi yoktur. ABD'de, sure, ancak suça ilişkin gerçekler ortaya çıkarıldığı anda başlamaktadır.


Terör mağdurlarının iyileştirilmesi konusunda da farklılıklar gözlenmektedir. Örneğin, Arjantin'de mağdurun uğradığı zararın giderilmesi usulüne geçmişe dönük olarak karar verilmektedir. Avusturya'da terör mağdurlarının zararı, Suç Mağdurları Yasasının genel hükümlerine göre tazmin edilmektedir. Genel olarak, ülkeler, el konulan varlıkların mağdurların zararının giderilmesinde kullanılmasına ilişkin herhangi bir düzenleme rapor etmemektedir. Belçika'da, mağdurlar, terör davalarında cezai yargılama sürerken iddialarını ileri sürebilmekte ya da hukuk davası açabilmektedirler. ABD'deki hukuk sistemi ayrıca hukuki başvuru öngörmektedir ve denizaşırı terör suçlarının mağdurları hukuk davalarını başarılı bir şekilde buradaki mahkemeler önüne getirebilmiştir.


Son olarak, bazı raporlarda içeriğin önemine dikkat çekilmekte ve farklı sorunlara yönelik olarak düzenlenmiş eski yasaların bugün yeterli ya da uygun olmayacağını belirtilmektedir. Salıverilmesinden bir süre sonra, Nelson Mandela saygı gören Afrikalı bir lider haline geldiğinde, daha önce ona karşı çıkarılmış olan Birleşik Devletler yasalarının durumu buna bir örnektir. Brezilya Ulusal Güvenlik Yasası bir diğer örneği teşkil etmektedir: bu yasa 1980'lerin başında, temel kaygıların ve önceliklerin bugünkülerden çok farklı olduğu askeri diktatörlük rejimlerinin son dönemini yansıtan bir içeriğe sahiptir.


Yukarıda tartışılan konuların bir sonucu olarak, ulusal yasalarda reformlar yapılması, bunların düzeltilmesi ya da bu düzenlemelerdeki sorunların dikkatlice yeniden değerlendirilmesi yönünde iyi gerekçelendirilmiş çağrılar söz konusudur.


B) Ceza Yargılaması Hukuku


Terörle mücadele amacıyla yeni finansal düzenlemelerin ve müdahale tedbirlerinin getirilmesi büyük bir sürat kazanmıştır ve bunlar temelde yürütme organının elinde çıkmaktadır. Yasama süreci, idari ve yargısal süreçler, bu hızı biraz kesmek ve bütün işlemlerin etkili olup olmadığının, somut delillere dayandırılıp dayandırılmadığının, adil ve tutarlı bir şekilde uygulanıp uygulanmadığının tespit edilmesi için adil bir usulü hayata geçirmek için mücadele etmektedir.


Ulusal rapor yazarlarının pek çoğunu endişelendiren bir mesele, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği tarafından ya da ulusal makamlarca terör şüphelilerinin tespit edilme yöntemidir. Bütün dikkatler, uygulanabilir standartlar, yerel olarak uygulanan usuller ve aleyhlerinde yeterli delil bulunmayan kişilerin listeden çıkarılması konuları etrafında yoğunlaşmaktadır. Tespitlerin çoğu yerel bir makam tarafından elde edilen delillerle değil de iç işleyiş ve kriterlere ilişkin çok az bir bilgiyle, uluslararası kuruluşlarca yönlendirildiğinden durum özellikle hassastır.

Daha önce belirtildiği gibi, listeleme yöntemi, mahiyeti itibariyle idari ve amaçları bakımından önleyicidir. Bununla birlikte, bu tedbirlere maruz kalan kişiler bakımından ortaya çıkan sonuçlar, ağır suçlardan mahkum olanlara kıyasla çoğunlukla daha yıkıcı olmaktadır. Ulusal mahkemelerdeki ve Avrupa Adalet Divanı önüne gelen yargılamalarda adil yargılanma hakkı, şeffaflık ve yasal başvuru hakkıyla ilgili olarak ileri sürülen itirazlarla, süreç çelişmeli hale gelmiştir. Avrupa Birliği Raporu çok sayıda vakanın özetine yer verirken, ulusal düzeyde pek çok kritik konu hakkında ve terörün finansmanına ilişkin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararlarının uygulanmasıyla ilgili kapsamlı eleştirilerde bulunmaktadır . Burada bunları tekrarlamayacağız. Bununla birlikte söz konusu işlemlerin şekli nitelikte olmadığını belirtmek gereklidir. Burada, esasa ve adalete etki eden ve masum taraflara zarar verilmesinden kaçınmayı gerektiren işlemler söz konusudur. ABD ve Macaristan ulusal raporlarının da açıkça gösterdiği gibi geçmişte yapılan sayısız hata ve yetersiz delillere dayanılması, güvenliği güçlendirme konusundaki kollektif uğraşların meşruiyetini zayıflatmış ve uluslararası toplumda haklı endişeler yaratmıştır.


Belçika raporu, hükümetin, uluslararası yükümlülükleri hızlıca, ancak bir dış denetim ve gözetimden yoksun olarak yerine getirme konusunda ne kadar hevesli olduğunu teyit etmektedir. Bu raporda, Belçika hükümetinden terör listesinden iki ismin silinmesi için gerekenin yapılmasının talep edildiği bir davadan söz edildiğini belirtmekte yarar vardır.


TF tedbirlerinin uygulanması ve icrası bakımından genellikle idari ve yürütmeye bağlı birimler sorumludur. Japonya'da bu tedbirler, çeşitli Bakanlıklar (örn. Adalet, Maliye, Dış İşleri Bakanlığı, Ekonomiden sorumlu Bakanlık, Ticaret ve Sanayi Bakanlığı gibi) tarafından görevlendirilen uzman memurlardan oluşan özel bir idari komitenin görev ve yetkisi dahilindedir.


Avusturya'daki liste uygulaması birçok ülkede ne şekilde hareket edildiğini anlatmaktadır: BM Kararları ile bağlantılı listelerde yer alan şüphelilere uygulanan tedbirler, Avusturya Ulusal Bankasına dair idari mevzuata dayandırılmaktadır. Hiçbir yargısal süreç ya da yasa yolu mevcut değildir. "Avrupa-içi" terörün (örn. Kuzey İrlanda ve Bask bölgelerinden kaynaklanan) belirlenmesinde, malvarlıkları dondurulacak kişilerin ya da grupların üye ülkeler tarafından listeye konulması konusunda bir Ortak Pozisyon alınmasını hedefleyen Ortak Güvenlik Politikası ve Dış Politika çerçevesinde hareket edilmektedir.


ABD'de, listelerin oluşturulması sürecinde pek çok federal birim görevlendirilmektedir, ancak bunların ne derece kesinlikle hareket edecekleri ve nasıl bir "makul sebep" standardı uygulayacakları konusunda resmi/kamusal olarak tespit edilmiş hiçbir kriter bulunmamaktadır. Bilgilerin eksiklik ya da yanlışlıklar içermesine çok sık rastlanmaktadır. Bu durum da hem finans sektörü hem de aynı kişilere yaptırım uygulamaya çağrılan diğer ülkeler bakımından uygulama ve uyumluluk konusunda güçlükler yaratmaktadır.


ABD raporunda belirtildiği gibi "1998 yılında OFAC (Yabancı Malvarlıklarının Denetimi Bürosu) kurulmuş, ancak bir yıldan kısa bir süre içinde kara listeye alma kararının fiili temelini ya da nedenlerini sorgulama hakkına yer veren düzenlemeyi yürürlükten kaldırmıştır". OFAC'ın bu işlemini kısmen istihbarat kaynaklarını ve yöntemlerini koruma endişesine dayandırdığı anlaşılmaktadır. Tarafların kara listeye alma kararının yeniden gözden geçirilmesini idari usuller çerçevesinde olarak talep edebilirlerse de, büronun yaptığı işlemlerin dayanaklarını tartışabilmeyi sağlayan yasal bir hakka artık sahip değildirler. Raporda, hatalı kimlik tespitlerinin ve temellendirilmemiş şüphelerin yönlendirmesiyle kişilere ve örgütlere karşı etkili, ancak bir o kadar da pişmanlığa yol açan işlemlerin gerçekleştirildiği olaylara değinilmektedir.


ABD'deki işlemler, SWIFT fon transferlerine ilişkin mesajlar ile elektronik ve telefon vasıtasıyla iletişimin izlenmesi ve denetlenmesi suretiyle ulusal ve uluslararası yasaların ihlal edildiği ortaya çıktığında da büyük tartışmalar neden olmuştur .


Bunun yanında Macaristan da hataları içeren vakaları rapor etmektedir. Bir olayda, kişi hakkında bir başkasının ileri sürdüğü iddiaların yer aldığı bir polis tutanağının bulunması ve daha once bir suç nedeniyle Macaristan tarafından iki kez iade edilmiş olması gibi yeterli olmayan delillere dayandırıldığı gerekçesiyle tedbirin uygulanması reddedilmiştir.


Son olarak, terörizm karşıtı politikaları takiben getirilen olağanüstü ve acil durum tedbirleriyle ilgili sorun hem raporlarda hem de Cleveland Kollokyumunda dikkati çekmiş ve canlı tartışmalar yaratmıştır. Ulusal raporların yazarları, bazıları kendi anayasalarınca da yasaklanmış olan, işkence uygulanması, çifte standartlara başvurulması, ispat yükünün yer değiştirmesi gibi insan hakları ihlallerinin kınanması konusunda tam bir uzlaşma içindedir.


Çoğu ülkede özel soruşturma teknikleri, gizli izleme ya da gizli soruşturmacı görevlendirme tedbirleri düzenlenmektedir. Bütün raporlarda, istisnai tedbirlerin uygulanması için önceden izin alınmasının ve bunun bir balık avlama gösterisine dönüşmemesi, özel hayatın gizliliğine ilişkin hakkın gereksiz ihlaline yol açılmaması için gerekli denetimin önemli olduğunun altı çizilmektedir .


VI. Cezai Konularda Uluslararası İşbirliği


Terörün finansmanı da dahil olmak üzere, Eylül 2001'den beri terörizme karşı uluslararası alanda sıradışı bir işbirliği yaşanmıştır. Bununla birlikte, özellikle ulusal hükümetlerle paylaşılamayan istihbaratın doğru kullanılmasına ilişkin olarak çetrefil meseleler hala mevcuttur.


Geçmişte yapılan hatalar, yeterli ya da her iki tarafça paylaşılabilen deliller olmaksızın başvurulan sert tedbirler, adil yargılanma hakkı ve şeffaflığa ilişkin sorunlar, ulusal ve uluslararası düzenlemelerin hükümet görevlileri tarafından ihlal edilmesi gibi vakalar, terörün ve terör örgütünün evrensel bir tanımının olmaması gerçeği ile birleştiğinde tamamen etkili ve düzgün bir uluslararası işbirliğinin gerçekleştirilmesi oldukça zorlaşmaktadır.


Siyasi nitelikte addedilen yargılamalarda, suçluların iadesini ve karşılıklı adli yardımı bertaraf eden ulusal düzenlemeler, aut dedere aut judicare şeklindeki genel prensibin kabul edilmesine karşın, iade talep eden Devletleri yıldırmaya devam edebilir.


Suçluların iadesi ve karşılıklı adli yardım konularındaki ulusal standartlar arasında hala büyük farklılıklar bulunmaktadır , ancak terörizme, terörizmin finansmanına, sınırötesi organize suçluluğa ve yolsuzluğa karşı mevcut BM sözleşmelerinin etkili bir şekilde uygulanmaları ve böylece farklı hukuk sistemlerinin nasıl çalıştığının anlaşılması konusunda ilerleme sağlanması ve uluslararası işbirliğini belirgin bir şekilde desteklemeleri umulmaktadır (özellikle en sonda belirtilen iki BM sözleşmesi uluslararsı işbirliğine ilişkin çok ayrıntılı hükümler içermektedir).


VII. Sonuç


Sonuç olarak, teröre karşı finansal denetimlerin gerekliliği konusunda herkes hemfikirdir. Ancak yürürlükteki mevzuatın şu anki yamalı halinin düzeltilecek pek çok yanı bulunmaktadır. Terörün finansmanıyla mücadele amaçlı ulusal düzenlemelerin ve tedbirlerin çoğunda dış kaynaklar ve uluslararası kuruluşlar hakimdir, yaklaşımlar tutarsız ve asimetriktir, usuller ve süreçler şeffaflık içermemektedir, kriterler belirsizdir, önleyici ve geçici tedbirlerin süresi devamlı uzatılmaktadır ve bunlara maruz kalanlar üzerinde çok ağır etkiler yaratmaktadır, hatalar sürekli tekrarlanmaktadır ve kimin terörist olduğu, kiminse olmadığı konusundaki görüş ayrılıkları yakın bir gelecekte çözüleceğe benzememektedir.


Önemli bir husus, ülkelerin terörün finansmanını kontrol bakımından hanig noktada oldukları ve ne kadar etkili olduklarına dair sistemati ve geçerli bir bilginin bulunmayışıdır. Uluslararası toplum hala, terör örgütlerinin kullandığı yöntemler, ihtiyaçları, terörizmle mücadele politikalarına karşı nasıl taktik değiştirdikleri ve fon mekanizmalarının belirli grupların ya da ideolojik/dini yönelimlerin erişimine nasıl açık (ya da kapalı) hale getirildiği konusunda genel bir resme sahip değildir. Diğer bir ifadeyle, terörün finansmanının mahiyetini, ülkelerin ve bölgelerin nasıl hedef belirlediklerini, desteği vazgeçilmez olan özel sektöre ne şekilde daha iyi rehberlik edebileceğimizi ve sosyal ve hukuki denetimlerimizin etkinliğini nasıl artıracağımızı tam olarak bilmemekteyiz.


Bunlar ışığında, "gözleme dayanan bakış açıları" bölümünde tavsiye ettiğimiz sistematik araştırmanın ve veritabanlarının, bize, bir politika inşa edilebilmek, yasallığı güçlendirebilmek ve güvenliği artırabilmek için gerekli bulguları ve somut zemini sağlayabileceği konusunda hepimiz uzlaşabiliriz. Akademisyenler ve konunun uzmanları olarak, bu önemli projeye katılma ve bunu sürdürme sorumluluğumuz bulunmaktadır.


Bölüm II - Ceza Hukuku, Özel Kısım


KARAR TASLAĞI

TERÖRİZMİN FİNANSMANI

KARAR TASLAĞI

TERÖRİZMİN FİNANSMANI

XVIII. AIDP Uluslararası Ceza Hukuku Kongresi'nin II. Bölümünün, (ABD) Ohio Cleveland'da düzenlenen (9-12 Nisan 2008) Hazırlık Kolokyumu'nun katılımcıları,

Terörizmin finansmanına karşı denetimlerin, yararlı ve terörist eylemlerin engellenmesi, izlenmesi, araştırılması ve zararının azaltılması için gerekli olduğunu göz önüne alarak,

BM Genel Kurulunun 51/210 sayı 17 Aralık 1996 tarihli kararı (paragraf 3, bent (f)) ile 1999 tarihli BM Uluslararası Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Sözleşmesinin öneminin altını çizerek,

1999 tarihli BM Uluslararası Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Sözleşmesinin üye devletler tarafından geniş biçimde onaylanmasını takdir ederek,

Bakan Temsilcilerinin katılımıyla, Bakanlar Komitesinin 804.toplantısında ve 11 Temmuz 2002 tarihinde kabul edilen Avrupa Konseyi İnsan Hakları ve Terörizmle Mücadele ile ilgili Rehber İlkelerini hatırlatarak,

Terörizmin evrensel tanımının eksikliğini ve terörizmin finansmanı konusundaki ulusal tanımların ve yaklaşımların ayrılığını dikkate alarak,

Hem risk temelli hem de ilke temelli finansal denetimlerin önemini tekrar ederek,

CFT ve anti-terör politikalarının daha genel anlamda güvenilir kanıtlara ve analizlere dayanmasının önemini tekrar onaylayarak,

Terörizmin finansmanı ile kara para aklama faaliyetlerinin yapısal olarak farklı olduklarını ve değişik karşı tedbirler gerektirebileceklerini vurgulayarak,

Ulusal ve uluslararası düzeyde terörizmin finansmanı ile ilgili düzenli ve özenli veri toplama ve analizinin bulunmadığını not ederek,

Suç ithamı veya insan haklarının uluslararası hukuktan kaynaklanan korumaları veya güvenceleri etkin biçimde uygulanmaksızın alınan bazı önleyici tedbirler ve yapılan bazı saptamalara dair endişelerini dile getirerek,

XVIII. Uluslararası Ceza Hukuku Kongresi'ne aşağıdaki Kararın kabul edilmesini önermektedir:

Terörizmin finansmanını hedef alan uygun bir sistem için duyulan gereksinim

1. Terörizmle mücadele için finansmanını hedef alan uygun bir sistemin (CFT) kurulması şarttır.

Terörizmin finansmanının denetimine yönelik uygun bir sistem, terörist faaliyetlerin ve saldırıların olası zararını azaltarak, hem militanların faaliyetlerinin gözlemlenmesine hem de önleyici tedbirlerin alınmasına hizmet edebilir.

Düzenin yeniden kurulmasını ve daha sonra takip edilebilecek örgüt üyelerinin tespitini de sağlar; hatta, finansal faaliyetlerin inceleme altında olduğunun alenen bilinmesi aşırı uçlardaki grupları sürekli taktik değişikliği yapmaya ve istihbarat toplayabilmek için fırsatlar yaratan iletişimler kurmaya zorlamaktadır.

Gözleme dayanan bakış açıları

2. Son on yılda, özellikle de 11 Eylül'den sonra, CFT tedbirleri, FATF, BM, AB ve diğer girişimlere bağlı olarak ve ulusal düzeydekileri de kapsayacak şekilde, gerek sayısal gerek içerik ve coğrafi uygulama alanı bakımından artmıştır. Şüpheli teröristlerin belirlendiği listeler oluşturulmuş ve dağıtılmıştır; bu listelerdeki isimlerin malları, hayır kurumları da dahil olmak üzere, dondurulmuştur. Terörizme ve finansmanına maddi destekle ilgili yasalar çıkarılmıştır.

3. Buna karşın, CFT tedbirlerinin yedi yıllık uygulamasının ardından, sistem ve mali etkisi özenli bir biçimde değerlendirilmeli ve öncelikler uygun biçimde ayarlanmalıdır.

4. TF'nin boyutları, yöntemleri ve araçları hakkındaki gözleme dayalı çalışmalar, dünya çapındaki durumla ilgili gerçekçi bakış açıları elde edebilmek için teşvik edilmelidir. Olabildiğince hızlı bir biçimde küresel bir veri tabanı oluşturulmalı / desteklenmelidir.

Yasal tanımlar

5. Uluslararası yükümlülüklerin yerine getirilmesindeki sorunların ve boşlukların belirlenmesi amacıyla, terörizmin ve finansmanının tanımları ile diğer ulusal düzenlemelerin karşılaştırmalı analizinin yapılması gerekmektedir.

6. Terörizmin finansmanı, mevcut bir terör eyleminin yapılmasına bağlı olmaksızın cezalandırılmalıdır ve cezalandırma, yalnızca terörist bir gruba katılmaya veya destek vermeye bağlı olmamalıdır.

Delil-temelli yaklaşımlar

7 Bu hukuki ve fiili bilgiler temelinde, mevcut olanaklar göz önüne alınarak, şeffaf ve karşılaştırmalı ihracat-ithalat istatistikleri üzerine oturtulan, ticarete dayalı bir yaklaşım ihtimali yaratabilmek için daha güçlü delillere dayanan, daha iyi belirlenmiş hedeflere yönelen ve daha güvenilir risk-temelli yaklaşımlar benimsenmeli, çalışmalar ve incelemeler yürütülmelidir.

8 Terörün finansmanı ve kara para aklama fiilleri arasındaki benzerlikler ve farklılıklar kesin bir şekilde belirlenmelidir. Diğerlerinin yanında, özellikle, daha çeşitli ya da özel yasal ve düzenleyici çerçeveyi gerektirebilecek aşağıdaki konulara dikkat çekilmelidir:

a) Fon ve değerlerin transferinde kayıt dışı sistemler (hawala, hundi, fei 'chien vb.) daha iyi anlaşılmalı ve bunlar, taşıdıkları suç riskini ortaya koyacak ve gördükleri meşru fonksiyonu muhafaza edecek pragmatik yollarla düzenlenmelidir

b) Sosyal ve yardım amaçlı faaliyetlerde bulunan hayır kuruluşlarının ve siyasi kuruluşların terör niteliğindeki eylemlerin finansmanı bakımından üstlendikleri rol incelenirken, dengeli ve tutarlı bir yaklaşım oluşturmak amaçlanmalı ve ulusal, ekonomik ve sosyal koşullar ayrıntılı olarak değerlendirilmelidir

c) Ticari sektörün tanımlanmış hassasiyetleri karşısında, terörizmin ticarete dayalı finansmanı incelenmeli ve mevcut finansal düzenlemeleri pekiştirmek amacıyla ticari şeffaflık artırılmalıdır

d) İncelemeler sonucunda, nelerin terörle bağlantılı olası şüpheli finansal işlem teşkil edeceğine ilişkin somut yol gösterici öğeler elde edilmeli ya da finansal denetimlerin, bu tür işlemlerin özel sektör ya da düzenleyici birimler tarafından tespitine ne ölçüde imkan verdiğini yeniden tanımlamalıdır

9 Özel sektörün (özellikle finansal kuruluşlar, avukatlar, muhasebeciler, denetçiler vb.) yönlendirilmesi faaliyeti, çeşitli bölgesel ve ulusal uygulamaları uyumlaştırmak ve hesap verebilme kapasitesini güçlendirmek amaçlarıyla daha da ileri götürülmelidir.

Listelerin Tespiti ve Varlıklarla İlgili Tedbirler

10 a. Şüpheli bireylerin ve kuruluşların belirlenmesi usulü [terör eylemlerinde kullanılması hedeflenen ya da terörist grupların kontrolünde olan malvarlığı değerlerinin tespiti, dondurulması ve bunlara el konulması amacıyla] titizlikle ve ayrıntılı bir biçimde yeniden gözden geçirilmelidir. Bazı örneklerde, çoğunlukla cezai ya da başka türlü herhangi bir isnat ya da yargılama olmaksızın ve esasında suçlu ya da suçsuz olduklarının tespiti hiç yapılmaksızın bu tür bir listede yer alan şüphelilerin statüsünü belirleyen herhangi bir yargısal ya da başka bir yasal süreç bulunmamaktadır ve bu kişilerin listeden çıkarılmaları usulü belirsizdir. Diğer taraftan, yürütmenin, tam olarak bilinmeyen ya da şeffaf olmayan kriterler veya deliller temelinde verdiği kararların etkileri, bunlara muhatap olanlar bakımından çok ağır olmaktadır.

b. Bu bağlamda, "listeye alınma" ya da "listeden çıkarılma" işlemlerine maruz kalan hedef kitleyi oluşturan bireylerin ve kuruluşların usuli hakları bakımından, adil yargılanma hakkının içeriğinde yer alan güvenceler sağlanmalı ve bu işlemler etkili yargısal denetime tabi olmalıdır .

11. a. Kişilerin ve grupların malvarlıklarının dondurulması ve bunlara el konulmasına ilişkin idari ve yargısal usuller doğru bir şekilde koordine edilmelidir.

b. Bu tür usullerin uygulanması sırasında, gerçek ve tüzel kişilerin bir avukatın yardımından faydalanma, kendisi hakkındaki isnatlar ve deliller konusunda yeterli derecede bilgilendirilme hakları gecikmeksizin koruma altına alınmalıdır.

www.tchd.org.tr Adlı Siteden Alınmıştır.

 
 Yazar: Suç ve Ceza 14.10.2009  
 

Yazarın Diğer Yazıları:

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş veya Eklenen Yorumlar Onaylanmamış.

  Yorum Yaz
 
İsim: 
 
Yorum: 
Kalan Karakter Sayısı:
 
Şifremi Unuttum 
Kayıt Ol 
YAZARLARIMIZ
Sınıf KOMİSERİ
Sınıf KOMİSERİ ETÜT SAATİ 21 BİRİNCİ VE İKİNCİ SINIFTAKİ ÖĞRENCİLERİN İLİŞKİLERİ
Abdullah MOLLAOĞLU
Abdullah MOLLAOĞLU Ertuğrul ÖZKÖK Medya Peygamberi mi?
İsmet KAPLAN
İsmet KAPLAN Makam teklifi neden istenebilir?
Elveda TANIK
Elveda TANIK Uyuşturucu Madde Kullanımının Kişi ve Toplum Üzerindeki Etkisi
Emsal TOPRAK
Emsal TOPRAK BAĞIMLININ BİR GÜNÜ!
Alparslan ALTEKİN
Alparslan ALTEKİN İNGİLİZ POLİSİ 16 ÜNİFORMA TEÇHİZATLARI
Caner TEKİNTAŞ
Caner TEKİNTAŞ KADRO MEKTUPLARI 17 Kalecik
Ercan TAŞTEKİN
Ercan TAŞTEKİN POLİSLİĞİN "P" Sİ
AST SINIF
AST SINIF KOLEJ YAZILARI-7 NÖBETLER
Önder AYTAÇ
Önder AYTAÇ Emniyet ve Anadolu´nun Sesi: Yaşasın TSK, Kahrolsun Militarizm ve Polis Devleti
Murat DAĞLAR
Murat DAĞLAR Tecavüzü Seyretmek
Fatih BALCI
Fatih BALCI Düşsel Gerçekler
İlhan DAĞDEVİREN
İlhan DAĞDEVİREN BU, ACI..
Ömer Faruk GÜLTEKİN
Ömer Faruk GÜLTEKİN Yokolan İnsanlık
 
 

   designed and coded by sucveceza.comekibi © 2007. Ayrıntılı bilgi  Her Hakkı Saklıdır.