|
| 'DANIŞTAY'lı Dövüş |
|
| Yazar:
İsmet KAPLAN |
28.05.2006
|
 |
DANIŞTAYLI DÖVÜŞ *Devil’s Advocate (Şeytanın Avukatı) Yüksek lisanstaki derslerimizden birinin adı Türk Adâlet Yönetimi…Müfredâtı , ferden ferdâ Adâlet birimlerimizin tanıtımı ile ilgili idi ve 17 Mayıs’ta “Danıştay” işlenecekti; yâni saldırı günü.Anlatacak arkadaş Danıştay’a girerken saldırgan avukat da son ateşleme ile kaçmak (?) üzere imiş ve arkadaş son anlara yetişmiş… Bu tarz olayların sistematik hâle geldiği ülkemizde vizyondan kalkması arzu edilse de bu filmleri izlemeye mecbûr bırakılıyoruz ve konu avukat-eksenli düşünüldüğünde “Şeytânın Avukatı” filmi ile tesmiyesi gârip mi kaçıyor? Zîrâ , şeytanca bir planlama, şeytana pabucu ters giydirten entrikalar ve sâire… Avukatın geçtiğimiz aylarda “dizinin önceki bölümleri” ne iştirâk ettiği görüntülerin “şaaak!” diye gözaltı ile eşzamanlı olarak medyaya servisi, olayın yapıldığı târihin “siyâk-sibak” ındaki târih ve demeçlerin “cuk!” diye niyetleri belli etmesi , “superfresh köşe yazıları” nın ertesi güne yetişecek şekilde “medya-dalga” fırından gazete kağıdına sarılarak ekmek-arası sunulması ve basîretlilerin basitçe anlayabileceği diğer hususlar şeytanın avukatının hangi “dâvâ” ya soyunduğunu âyan beyân göstermektedir. *Emniyet & Kem-Niyet Olay , medyanın “değiştirilmesi teklif dahî edilemez” hükümlerini alabora eden , organize çalışarak bu organize fâilleri ayyuka çıkartan , hâdiseyi “iftirâ” lardan değil , “itirâf” lardan yola çıkarak tahkîk eden, “sıcak ve kanlı” olayı , soğukkanlı olarak gözler önüne seren Emniyetin başarısını âbideleştirmiştir.Ülkede taşları yerinden oynatmak isteyen ve taş taş üstünde bırakmamaya azimli “kem-niyetliler” e , “Emniyet” in elini taşın altına , çomağını arı kovanına sokmasıyla verdiği bir mücâdele olmuş ve halkı “dolmuş”a bindirmek isteyenlerin kullandığı o dolmuşun tekerine çomak sokulmuştur.Bu yazı , aslında bir tebrîk yazısıdır… Misyonu açıklamak olduğu halde “gizlemek” faaliyetini gören bir kısım basın, Emniyetçe baskın yemiş hâle gelmiştir… Bir iyi , bir kötü haber…Önce kötüyü söyliyeyim.Polis, milletin güvenliğine hizmet eder.Efendisine kızıp hizmetçisini dövmek isteyenler , vaktiyle “faşist” dedikleri ekmeğinin derdindeki polise , zülf-ü yâre dokunduğundan dolayı yeni lakapları takacaklar ve hedefe polisi yerleştireceklerdir.Bu olay ile bu öngörü ana rahmine düşmüştür ve yakın gelecek “polisi yıpratma süreci” ne gebedir. İyi haberimiz ise , kötü haberin sağlaması nev’indendir.Polis , sağduyu sâhiplerini , soğukkanlı insanları zihnen besleyecek delilleri âşikâr etmiş ve aydınlık günler lehine “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” mesajını vermiştir.Önceleri bu hâdiseler hakkında bilgi edinmek uzaydaki “kara delik” ler gibi idi; koskoca bir muammâ…Sonra , “kapalı havza” ya terfî etti ; yâni bir yerlere kadar gidilip sonra buharlaşılan yerler…Şimdi ise ışığın umulduğu bir tünele girildi ve “vur kazmayı Ferhat , çoğu gitti azı kaldı” noktasına yaklaşmaktayız…Evet , bir tebrîk yazısıdır bu ; önyargı totemine balyoz indiren meslektaşlarımızı kutlama yazısıdır…Siz yapıyorsunuz , biz yazıyoruz… *Ajans=Ajan Mı? Kolej yıllarında mûzip bir arkadaşım , maçların naklen yayınlarının radyo tekelinde olduğu günlere dâir fıkra-gerçek karışımı şunları anlatmıştı: Takım frikik kazanıyor ve spiker tahminde bulunuyordu ; “sayın seyirciler , kırmızı kart çıkacak , gol olacak , direkten dönecek , aut olacak ve sâire….Ve spikerin kehânetleri bir bir çıkıyordu…Seyirci görmüyor nasıl olsa!... Provokasyon târihimizde de medya , bu spikerin fonksiyonunu bihakkın ifâ etmiştir.Ne var ki; artık radyo devri kapanmış ve olayı izlemekten mahrûm ve dinlemeye mahkûm millet , görüntülü yayınlar ile en başta spikerin abûs çehresini görmüştür.En azından ümit verici miktarda basîret sâhibi vardır. Fiillerinin netîcesi esas alındığında “ajanlık” , “ajanslık” yanında çırak gibi kalır. Her sansasyona dâir orijinal manşetler hep ilgi çeker ve biri mutlaka 12’den vurur.Beşiktaş bir defâ Trabzon’u 7-1 yenmişti ve şu manşet şıppadak oturmuştu: “Beşiktaş 7 bitirdi!”… Yine meselâ Saddam Hüseyin’in Irak’taki görev süresi dolduğunda bir yorum da şuydu: “ABD , Saddam’ı merkeze aldı!”… Konumuza gelince…Özü , kökü ağızlarında , kalemlerinde ayyuka çıkan yorum sâhiplerinden biri ,bu olayı “11 Eylül metaforu” ile arz etmiş idi.Hadi Danıştayı ikiz kule yaptın , saldırgan avukata “ USAme Bin Lâdin” kisvesi giydirdin , öldürüleni diğer öldürülenlerin denk geldiği hâneye yazdın da boğazımı dokuz boğum ettiğimden söyleyemiyorum ; 11 Eylül bâhânesiyle Ortadoğu’da katledilen mâsumlar , bu “bire bir eşleme” de kimlere denk geliyor?...Ve bunu diyenin Bush’tan ne farkı kalıyor?.... Medya , tahkîkat sırasında peyderpey açığa çıkartılan “yapılanma” yla ilk noktadan çark etmeye , dönmeye mecbûr kalmış ve her şifre kırıldığında bu dönme hareketi böyle sürmüştür. *İhâle ede ede geldik bu hâle “Hedef hükûmet idi , sonuç hezimet idi” gibi yorumları vakit kâtillerine ve kahvehânedeki tefsir erbâbına hâvale ederek denilebilir ki; ölmenin , öldürülmenin , zarar vermenin tüm zamanlardan daha kolay hâle geldiği çağımızda , idrâk etmeli ki ; “üzerine düşeni yapmamak” ve onun kaçınılmaz netîcesi olan “üzerine vazîfe olmayanı yapmak” ile bu vak’alar oluşuyor.Bir sorun tartışırız ve sonuç bildirgemiz , “ilgili bakanlıkta ilgili bir birim kurulsun, şu şu insanlara büyük iş düşmektedir, şer odakları yapmıştır” gibi kendimiz dışındaki mecrâlara sorun/çözüm ihâle etmek şeklinde olur genelde…. Mâdem bu dört başı mâmur tiyatrodan bıktık, terk edelim salonu ve “yanlışın yanlış olduğunu göstermenin en iyi yolunun doğruyu doğru yapmak” olduğunu bilelim. Yâni başta kendimiz , sonra yakın çevremiz ve silsile ile giden mükellefiyet alanımızdaki görevlerimizi yerine getirelim. “Yapabilirlik” dâiremiz , atom kadar küçük olsa da , “tersinden bir atom bombası” olup yıkıcılara karşı “yapıcı” olalım. İşte , herkes iyi veyâ kötü safında “mukadder” rolünü oynuyor.Sen niye “muzaffer” olmayasın ki?...
|
| |
| Yazar:
İsmet KAPLAN |
28.05.2006 |
| |
| |
| İsim: |
Ziya KORKMAZ |
| |
| Yorum: |
|
|
|
|