Ana Sayfa Yazılar Dost Siteler Site Haritası İletişim Hakkımızda  
| Kullanıcı Girişi: 
 YAZILAR
 Adli Bilimler
 Bilişim
 Diğer Disiplinler
 English
 Güncel
 Hukuk
 Kriminoloji
 Otobiyografi
 Özel Dosyalar
 Polis Özel
 Polis Yönetimi
 Polisiye
 Polislik
 Sinema
 Suç Türleri
 Terör
 
 

ARAMA
   Arama
 
 

Son Üyeler
FROFESÖR
MKELEŞ
yemreavci
Bilal Erdem
salodemir
 
En Çok Okunanlar
Aile İçi Şiddet

Türkiye'de Sol Terör Örgütlerinin Gençlere Yönelik Faaliyetleri Bağlamında Aile Ve Polisin Rolü

Seri Katiller

Askerlik Konusunda Atılacak Somut Adımlar

Mutluluk Yoldur

 
Son Yorumlananlar Yazılar
BAĞIMLININ BİR GÜNÜ!

Makam teklifi neden istenebilir?

Sünnet Polisi Ultra Projesi

 

 K-AYIPLARI ÖNLEMEK Yazdır 
 Yazar: Ercan TAŞTEKİN 09.06.2009  
K-AYIPLARI ÖNLEMEK

 

                                                        K-AYIPLARI ÖNLEMEK

 

                 Bu yazıyı biraz da; doksan yedili Semih Balaban kardeşimin şahadeti ve sonrasında yaşananlar tetikledi.

                Tamamımızı bir hüzün kaplamıştı. Oysa asıl üzülmemiz gereken kayıplarımız bence başkalarıydı.

                Semih ve benzeri kutsal şehitlerimizden ziyade diğer k-ayıplarımıza üzülmeliydik

                                            Maziye bir bakıver.

                                            Neler neler bıraktık.

               Bireysel örneklerden yola çıkıp sonra da teşkilatımızdaki k-ayıplarımızın çokluğu hakkındaki istatistikî bilgiler ile bunun çok önemli (belki de en önemli) sorunumuz olduğunu vurgulamak isterdik.

             Bazı yetkililerimiz verilecek istatistikî bilgilerin kurumumuzu yıpratmak amaçlı kullanılabileceğini belirttiler. Biz farklı düşünsek de haklı olabilirler.

                    K-ayıplar sorunu akşamdan sabaha çözülecek değil. Herkesin pozitif katkısını gerektiren bir süreç.

                    K-ayıplarımızla ilgili yaşadığımız bazı örnekler:

 

Nezarethanedeki devre arkadaşı;          

                  Çalan telefonumun sesiyle açtım gözlerimi. Arayan Polis Koleji ve Akademisinde sekiz yıl birlikte okuduğumuz devremdi. Saat sabahın beşi. Ne olmuştu da, bu saatte aramıştı beni.

           ‘Alo Ercan?’

           ‘Efendim devrem, hayırdır?’

           ‘Kusura bakma rahatsız ettim’ ara vermeden sürdürdü sözlerini. ‘Gözaltındayım sizin şubede. Yakalama emri varmış hakkımda.’

           Titreyen ellerimle telefonu kapatırken, karmakarışık duygular basmıştı içimi. Geçmişi hatırladım birden. Boyun eğmeyen bir çocuktu devrem; bendine sığmayan, döküldüğü kabın şeklini almayan bir çocuk. Yıllar önce çok sayıda adli ve idari soruşturma sonucu mesleki k-ayıbımız olmuştu.

            Şu tabloya bakın. O nezarethanede ve ben o şubenin müdürüyüm. Rastlantının böylesi de bulunmazdı doğrusu. Hayatım boyunca düşünsem aklıma gelmeyecek şey başıma gelmişti.

          Polisliğin gerçekleri bazen çok acıtıcı oluyor. Artık uyku yoktu bana. Yatakta doğruldum. Kitapların anlatamadığını yaşam anlatmaktaydı.

          En sorunlu olaylarda bile şubeye gitmek sıkıntı vermemişti bana. “Keşke mesai saati hiç gelmese” diye düşündüm. Ama maalesef zamana müdahale edilemiyordu. Devremi adli birimlere intikal ettirinceye kadar meslek hayatımın en sıkıntılı anlarını yaşadım.Yıllarca sevicinizi, üzüntünüzü paylaştığınız en yakın devrelerinizden biriyle bu tabloyu yaşadığınızı hayal ederseniz hissedilenleri daha iyi anlarsınız.

 

Değişen roller:

 

          Eyvah, eyvah ki hem de ne eyvah! Ölmüştü daha doğrusu öldürülmüştü. Özel bir otonun içinde silahla ateş edilerek öldürülmüştü Emniyet Amiri.

          Yüreğimin hızlı hızlı çarpmaya başladığını hissettim. Hüzün dağ gibi çöktü omuzlarıma.

         Oysa ilk tanıdığımda ne kadarda masumdu. Sonra yıllar geçti. Görevli olduğum büroya şüpheli olarak gelmişti. Ve işte o zaman fırtına kopmuştu. Bizim görüşümüz; verilecek tavizlerin bu arkadaşımızı/arkadaşlarımızı daha çok suç dünyasının içine iteceğini bu nedenle objektif olarak davranılmasıydı. Bazıları ise tam tersini savunuyordu.        

         Soruşturma esnasında durumuna çok üzülmüştüm. Birlikte çalıştığımız kentten şark görevi nedeniyle ayrıldım. Uzaktan uzağa üzüntü verici haberler duyardım hakkında. Ardı ardına yanlışlar yaptığından bahsedilirdi. Kendisini düzeltmek için çaba göstermediği söylenirdi. Rolü cinayetleri önlemek ve aydınlatmak olan Emniyet Amiri çıkar amaçlı suç örgütü cinayetinin maktulü olmuştu.

            Kanun adamı “çıkar” meselesine “ne çıkar ki?” diye yaklaşmamalı. Çıkar amaçlı suç örgütü çıkar.

 

Hiç unutamadım:

 

       98 yılında Cinayet Büro Amiri görevinden başka bir göreve atanmıştım. Zor bir görevdi Cinayet Büro Amirliği. Bir gün ast rütbedeki bir arkadaş cinayet masasında hiç unutamadığım ya da beni en çok etkileyen olayın/olayların ne olduğunu sordu.  İşte sorunun cevabı.

        Babalar gününde iki çocuğunu öldürüp intihar eden Emniyet Amiri.

        Ellinci yıl parkında intihar ettiğinde parçalanmış bedeninde mermi aradığım aynı zamanda Sınıf Komiserliğini de yapmış olduğum Komiser Yardımcısı.

        Resmi elbiseli olarak 19 Mayıs Stadının kuytu bir köşesinde intihar eden Polis Memurunun görüntüsü.

 

Soruşturulan polis :

 

“İl Polis Disiplin Kurulunun aylık olağan toplantısı aşağıda muhteviyatı yazılı soruşturma dosyalarını görüşmek üzere 21.05.2009 günü saat 11.00 da Disiplin Kurulu Başkanının makam odasında yapılacaktır.” yazıyordu masamın üzerindeki yazıda.

                Gündemin ilk konusu ‘yetkisini veya nüfuzunu kendisine veya başkalarına çıkar sağlamak amacıyla kötüye kullanmak’ (E.Ö.D.T’nün 8/7.md.) iddiası ve soruşturmacının kanaati ‘meslekten çıkarma cezası…’

               İkinci dosya ‘kumar oynamak veya oynatmak, oynatanlarla ilişki kurmak’(E.Ö.D.T’nün 8/21 md.) iddiası ve soruşturmacının kanaati ‘meslekten çıkarma cezası.’

              Ve uzayıp giden bir liste. Ayrıca bu listeler ben bildim bileli böyle upuzun.   Mesleği “soruşturmak” olanın sıklıkla soruşturulan konumunda olması ve şüphelisi polis olan soruşturmaların çokluğu, ne kadar da iç acıtıcı.

.

               

 İki yüz kırktan yüz ona:  

         

              Altı kişiydik. Altı aynı devre. Terfi sınavına gidiyorduk. Saat sabahın beşinde minibüsle hareket ettik. Yola çıkar çıkmaz koyu bir sohbet başladı.

      -‘Devrem yetişir miyiz?’

      -‘Yetişiriz yetişiriz.’

      -‘Keşke dünden mi gitseydik? Belki çıkacak sorular hakkında bilgi alırdık.’

      -‘Yahu bu sınavın önemi yok zaten. Yüz alsak ne olur. Elli alsak ne olur.’

      -‘Öyle deme kardeşim. Şimdi düşük puan alıp da rezil olmayalım.’

      -‘Bence önceki sınavlarda çıkan soruları tekrar çalışalım.’

      -‘Olur olur. İyi olur.’

             Sınavın yapılacağı Polis Kolejine ulaştığımızda saat sekizi bulmuştu… Öylesine harika bir ortam vardı ki. Sanki bambaşka bir âlemdeydik. Yıllarca birlikte okuduğumuz ve mezuniyetle birlikte çoğuyla görüşemediğimiz devrelerimizle kucaklaşmak muhteşemdi.

                Ve birden aklıma göremediklerim geldi.

                               Dinle, bu ney neler hikâyet eder

                              Ayrılıklardan nasıl şikâyet eder.

                                                                             (Mevlana)

                 Arkadaşlarımıza göre iki yüz kırk kişilik devreden yüz on kişi kalmıştık.

                 Şehitlerimiz.

                 Doğal nedenlerle (hastalık, kaza, v.b)  aramızdan ayrılanlar.

                 Emekli olanlar.(Aslında onca emekler ve masraflarla yetiştirilip de en verimli çağlarında teşkilattan çok sayıda arkadaşımızın emekli olup ayrılması da üzerinde durulması gereken önemli bir konu)

                  Ve sayıları hiç de az olmayan diğer k-ayıplarımız.                  

                   İntihar edenler…

                   Meslekten çıkarılanlar…

                   Cezaevine düşenler…

                   Ceza alıp devre kaybedenler…

 

S-özün özü:

 

            Sanırım k-ayıplarımızın önlenmesi için:

                         Birey olarak; meslek yolumuz üzerinde çok sayıda t-uzak olduğunu unutmamalıyız.

            T-uzaklardan uzak durmalıyız. Mesleki süreci normal olarak tamamlamak o kadar kolay değil.

                         Kurum olarak; bir an önce ‘Suç işleyen yoktur suça itilen vardır’ kuralınca

k-ayıplara sebebiyet veren olumsuzlukların yok edilmesi sağlanmalıdır.

                       Sorunun sosyolojik boyutu çok iyi irdelenmelidir. Hiç kimse çürük elma ve su testisi teorileriyle kendini s-avunmasın

                        Bu kadar çok elma çürüyüp, bu kadar çok testi kırılıyorsa eğer;

                         En asli işimiz:

                         Elmanın çürümeyeceği iklimi oluşturmak, testinin kırılmayacağı yolu yapmak olmalıdır.                   

                        Ya s-ağlarız,  ya da daha çoook ağlarız.

                         Hele bir de yönetici, eğitimci v.b. konumdaysak ve yapmamız gerekenler tabloyu olumlu etkileyecekken yapmıyorsak…

                        

 

 

 
 Yazar: Ercan TAŞTEKİN 09.06.2009  
 

Yazarın Diğer Yazıları:

  Yorumlar
 
İsim:  buruc
 
Yorum: 

  Yorum Yaz
 
İsim: 
 
Yorum: 
Kalan Karakter Sayısı:
 
Şifremi Unuttum 
Kayıt Ol 
YAZARLARIMIZ
Sınıf KOMİSERİ
Sınıf KOMİSERİ ETÜT SAATİ 21 BİRİNCİ VE İKİNCİ SINIFTAKİ ÖĞRENCİLERİN İLİŞKİLERİ
Abdullah MOLLAOĞLU
Abdullah MOLLAOĞLU Ertuğrul ÖZKÖK Medya Peygamberi mi?
İsmet KAPLAN
İsmet KAPLAN Makam teklifi neden istenebilir?
Elveda TANIK
Elveda TANIK Uyuşturucu Madde Kullanımının Kişi ve Toplum Üzerindeki Etkisi
Emsal TOPRAK
Emsal TOPRAK BAĞIMLININ BİR GÜNÜ!
Alparslan ALTEKİN
Alparslan ALTEKİN İNGİLİZ POLİSİ 16 ÜNİFORMA TEÇHİZATLARI
Caner TEKİNTAŞ
Caner TEKİNTAŞ KADRO MEKTUPLARI 17 Kalecik
Ercan TAŞTEKİN
Ercan TAŞTEKİN POLİSLİĞİN "P" Sİ
AST SINIF
AST SINIF KOLEJ YAZILARI-7 NÖBETLER
Önder AYTAÇ
Önder AYTAÇ Emniyet ve Anadolu´nun Sesi: Yaşasın TSK, Kahrolsun Militarizm ve Polis Devleti
Murat DAĞLAR
Murat DAĞLAR Tecavüzü Seyretmek
Fatih BALCI
Fatih BALCI Düşsel Gerçekler
İlhan DAĞDEVİREN
İlhan DAĞDEVİREN BU, ACI..
Ömer Faruk GÜLTEKİN
Ömer Faruk GÜLTEKİN Yokolan İnsanlık
 
 

   designed and coded by sucveceza.comekibi © 2007. Ayrıntılı bilgi  Her Hakkı Saklıdır.