Ana Sayfa Yazılar Dost Siteler Site Haritası İletişim Hakkımızda  
| Kullanıcı Girişi: 
 YAZILAR
 Adli Bilimler
 Bilişim
 Diğer Disiplinler
 English
 Güncel
 Hukuk
 Kriminoloji
  -Bilgi Notları
  -Seri Katiller
  -Suçla Mücadele Metodları
  -Suçla Mücadele Politikası
  -Teoriler
 Otobiyografi
 Özel Dosyalar
 Polis Özel
 Polis Yönetimi
 Polisiye
 Polislik
 Sinema
 Suç Türleri
 Terör
 
 

ARAMA
   Arama
 
 

Son Üyeler
FROFESÖR
MKELEŞ
yemreavci
Bilal Erdem
salodemir
 
En Çok Okunanlar
Aile İçi Şiddet

Türkiye'de Sol Terör Örgütlerinin Gençlere Yönelik Faaliyetleri Bağlamında Aile Ve Polisin Rolü

Seri Katiller

Askerlik Konusunda Atılacak Somut Adımlar

Mutluluk Yoldur

 
Son Yorumlananlar Yazılar
BAĞIMLININ BİR GÜNÜ!

Makam teklifi neden istenebilir?

Sünnet Polisi Ultra Projesi

 

 Suçla Mücadele Politikasında Temel Düzenlemeler ve Bunlardaki Başlıca ilkeler Yazdır 
 Yazar: Akın ÇAKIN 07.03.2009  
Suçla Mücadele Politikasında Temel Düzenlemeler ve Bunlardaki Başlıca ilkeler

I. Giriş

Suçla mücadele politikası genel anlamı itibariyle bir kamu politikası unsuru olduğuna göre öncelikle kamu politikası kavramını kısaca tanımla­malıyız.

Kamu politikası nedir?

Bu ibarenin anlamını açıklamadan önce kavramı oluşturan kelimelerin anlamına bir göz atmamız gereklidir. “Kamu” kelimesinin (bir anlamı hepi­mizin bildiği gibi halk hizmeti gören devlet organlarının tümü, diğer anlamı ise bir ülkedeki halkın bütünü, halk, amme anlamlarına gelmektedir.1 “Poli­tika” kelimesinin kökeni İtalyanca politica’nın karşılığıdır. Türkçe’mizde kulla­nılan yerler itibariyle birkaç anlama gelebilmektedir. Bunlardan birin­cisi Devletin etkinliklerini, yöntem ve içerik olarak düzenleme ve gerçek­leştirme esaslarının bütünü, siyaset ve siyasi anlamındadır.[1] 1982 Ana­yasa’mızda “politika” kelimesi vergi ödevi başlıklı 73’üncü maddede “Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı maliye politikasının sosyal amacıdır” şeklinde kullanılmıştır.[2] İkinci anlamı olarak da yöntem ve usul olarak kulla­nılmakta­dır. Kamu politikası kavramının en kapsamlı tanımla­rında kamu politikası­nın özellikleri sıralanarak verilmiştir. Bunları sırasıyla şu şekilde sıralayabi­liriz;

* Kamu politikası, kişiler, gruplar ve örgütler arası karşılıklı ilişkileri kapsar.

* Kamu politikası, yönetimden çok fazla ayrılabilen bir şey değildir.

* Kamu politikası, niyetler (amaçlar) kadar davranışları da kapsamak-tadır.

* Kamu politikası, olumlu bir hareketi içerdiği gibi hareketsiz sessiz durmayı da içerir.

* Kamu politikaları önceden tahmin edilen veya edilemeyen sonuçları da kapsar.

* Kamu politikası, amaçlı hareketler bütünü olarak tanımlanmaktadır. Ancak bazen amaçlar önceden açıklanmayıp sonraya bırakılabilir.

* Kamu politikası kamu kuruluşları için önemli roller içerir. Ancak kamu politikası sürecinde sadece kamu kuruluşları rol oynamaz.

Sonuç olarak kamu politikası dendiğinde akla gelmesi gereken şey ka­rarların verilmesini, bu kararların işlemsel şeklini oluşturan yasaların mec­listen geçirilmesini, bunların uygulanmasını ve bunun gibi şeyleri içeren bir süreç olmalıdır. Ayrıca kamu politikaları ülkelerin gelişmiş veya gelişmekte, demokratik veya totaliter olup olmadığına, ve toplumsal ekonomik gelişme düzeyine bağlı olarak değişik yöntemlerle şekillendirilir, formüle edilir ve uygulanırlar.[3]

Suçla mücadele politikası nedir?

Suçun nedenleri ve suçu önlemede muhtemel çareler hakkındaki spe­külasyonlar eskilere dayanır. Modern kriminoloji (suç bilimi) geçmişin bilgi birikimi üzerine inşa edilmiştir. Socrates, binlerce yıl önce, suçluluk ile ilgili gözlemler yapmıştır. Keza iç güdü, öğrenme ve bunların suç ile ilişkileri de modern kriminolojiden yaklaşık 2500 yıl önce yaşamış Sophocles tarafından gözlemlenmiştir. Beyaz yaka suçluluğu ile ilgili çalışmalar da Platon’un milattan önce 4. yüzyılda yaptığı “Cumhuriyet ‘The Republic’ çalış­masında görülmüştür. Kriminoglar 18. yüzyılda konuyla ilgili ilk teorile­rin baş-ladığını kabul ederler. Genelde suçu tek nedenle örneğin, atipik vücüt yapısı, genetik anormallikler, akıl hastalığı, fiziksel anormallikler ve yok­sullukla açıklamaya çalışırken, daha sonra geliştirilen teoriler suçu, çok ne­denli bir sosyal olgu olarak tanımlamışlardır.[4]

Dostoyevski “Suç ve Ceza” isimli romanında kanunlara dayalı ceza­landırmanın, suçluları, kanun koyucuların sandığından çok daha az korkut­tuğunu söyler. Çünkü suçlu zaten böyle bir cezaya psikolojik olarak ihtiyaç duymaktadır.[5] En ağır cezaların verilmesi suç ve suçluluğu azaltmadığı bir gerçektir. Ancak suçluların cezasız kalmasının da bir toplumda suçluları cesaretlendirdiği diğer bir gerçektir. Bu itibarla cezaların ağırlığından ziyade suç işleyenin en kısa zamanda yakalanması, mahkeme önüne çıkarılması ve hak ettiği cezaya çarptırılarak cezasının infaz edilmesi gerekmektedir. Yani bir diğer deyişle ceza adalet sisteminin aksamadan işlemesi gerekir. Bazen bu da yetmeyebilir. Toplumdaki aile yapısının bütünlüğü ile suç işlenmesine yönelik ahlaki yapının sağlamlığı gibi ilave önleyici unsurlara ihtiyaç du­yulmaktadır.

Suçla mücadele politikasının oluşumunda toplumda var olan bir çok aktörler rol oynayabilmektedir. Bunların başında medya gelmektedir. Med­yanın katkısı bazen olumlu olabildiği gibi bazen karar vericileri yanlış da yönlendirebilmektedir. Ülkemizin Avrupa Birliğine giriş sürecinde bir dö­nüm noktası olan 17 Aralık 2005 tarihinde gerçekleştirilen ceza reformunda kanun koyucu ceza politikasını çağdaş gelişmiş devletlerin ceza politikasına uygun hale getirmek için temel ceza kanunlarında köklü değişiklikler yap­mıştır. Bu esnada medya, mağdurların kapkaça uğradığı, hırsızlık olaylarının arttığı, yeni Türk Ceza Kanunu’na uyum çerçevesinde bazı mahkumların affedilerek toplum arasına salındığından bahisle yapılan değişikliklerin özüne bakmadan siyasi tercihlerine göre muhalefet etmekten öte bir katkı yapmamıştır. Oysa aradan geçen iki yıldan fazla bir zamanda yeni ceza mevzuatı ile eski mevzuatımızda olmayan bir çok modern suç ve suçlulukla mücadele unsurunun uygulanmasıyla toplumda bir rahatlık sağladığını ve eğer bir başarıysa cezaevlerimizin hiç olmadığı kadar doluluk oranına ulaş­tığını söyleyebiliriz.[6]

Suçla mücadele politikasında en önemli aktörlerden olan kolluk teş­kilatı ile adliye mekanizmasının aksamadan çalışması, işbirliğinin en üst seviyede gerçekleştirilmesi çok önemlidir. Bu anlamda adli kolluğun yargı teşkilatının istediği gibi tam anlamıyla kurulmasının gerekliliği kaçınılmaz şekilde kendisini hissettirmektedir. Bunun gibi, cezalandırma politikasında ceza mevzuatımıza yeni giren kurumlar olan etkin pişmanlık, adli kontrol, uzlaşma gibi kurumlar ile evde infaz, adli para cezası ile cezalandırma, de­netimli serbestlik kontrolünde şartlı tahliye gibi modern infaz usulleri ona­rıcı adalet anlayışının ceza adalet sistemine yansıyan politikaların bir eseri­dir. Kanun koyucu suçluyu demir parmaklıklar arasına göndermeden önce alternatif infaz ve ıslah sistemini tercih ederek salt suçluyu cezalandırmak yerine onu topluma yeniden kazandırma politikasını tercih ettiğini göster­miştir.

Öte yandan yeni Ceza Muhakemesi Kanunu, ceza soruşturmasının so­rumluluğunun baskın aktörü olarak savcılığı kabul ederek bu yöndeki terci­hini ortaya koymuştur. Bu politika değişikliğinden sonra Adalet Bakanlığı savcılığın artan iş yükünü dikkate alarak Cumhuriyet savcısı sayısını hızla arttırmanın yollarını aramaktadır.

Bunun gibi kolluk teşkilatlarımızın demokratik toplumun gelişim sey­rine uygun olarak militer kolluk yerine uzlaşmacı kolluk felsefesini benim­semesi çok önemlidir. Uzlaşmacı kolluk toplumsal desteği temel alır. Top­lumun kolluğu desteklemesi, kolluğa güvenmeleri ile gerçekleşir. Bu da kolluğun toplum yararına çalıştığını topluma inandırmasıyla mümkündür. Toplumsal destek beraberinde kolluğa yardımı da getirir. Kolluğa yardım dendiğinde işlenen suçların kolluğa bildirilmesi ve vatandaşların suçların aydınlatılması için tanıklık yapmaktan çekinmemeleri akla gelmektedir. Uzlaşmacı kolluk ile kişi hak ve özgürlükleri ile toplum güvenliği arasındaki dengenin sağlanması hedeflenir. Kişi hak ve özgürlüklerin güvencesi olan kolluğun toplum içindeki meşruiyeti sağlamlaşır. Toplumsal meşruiyet be­raberinde toplumsal desteği getirir. Bu hususta işlenen suçların vatandaşlar tarafından kolluğa bildirilmesi ve gerektiğinde tanıklığın yapılmasını arttı­rır.[7]

Militer kolluk uzlaşmayı bir tarafa bırakır. Bu durumda toplum deste­ğinin ortadan kalkmasına neden olur. Çünkü kolluk sosyal ve siyasal olarak baskıcı bir güç haline gelir. Bunun sonucu kolluğa suçlar ve sanıklar hak­kında yeterli bilgi akışı olmaz. Kolluk çalışmalarının büyük bölümünü so­kakta bazı insanları durdurmak, onların üst, işyeri ve evlerinde arama yap­maya ayırmak zorunda kalır. Kolluğa olan desteğin ortadan kalkması sonucu kolluk ön yargılarını ortaya koyar. Bunun sonucu bir bölgenin tamamı, bir etnik grup, herhangi bir gençlik grubu potansiyel suçlu olarak değerlendiri­lir. Kişi hak ve özgürlüklerinin ihlali artar. Aşağıdaki tablodan da anlaşıla­cağı üzere kollukça yakalananların adli mekanizma tarafından serbest bıra­kılma oranının fazlalığı militer kolluk anlayışının varlığını izah etmektedir.

 

Gözaltına Alınanların

Gözaltı Sonuçlarının Genel Dağılımı

 

Gözaltı Sonucu

Kişi Sayısı

Yüzdeler

Polisçe serbest bırakılan

3.590

16.7

Cumhuriyet Başsavcılıklarınca serbest bırakılan

11.441

53.3

Mahkemelerce serbest bırakılan

3.267

15.2

Tutuklananlar

3.163

14.7

TOPLAM

21.461

100,0

Gözaltı Sonucu

14,7%

15,2%

53,3%

16,7%

Tutuklandı

Mahkemece Serbest

Cumhuriyet

Başsavcılıklarınca

 Serbest

Polisce Serbest

Gözaltına alınan şüphelilerin %53.3’ünün Cumhuriyet Başsavcılık-larınca  serbest bırakıl­dığı, tutuklama oranının ise %14.7 gibi çok düşük bir oran olduğu gözlen­mektedir.[8]

Uzlaşmacı kolluk ve militer kolluk, kolluk politikalarının iki uç kıs­mını oluşturmaktadır. Delilden sanığa ulaşma, kişi hak ve özgürlüklerine saygı, teknolojik gelişmelerin soruşturma usullerinde yaygın kullanımı, ge­lişmiş laboratuvarlar, savcı-kolluk ilişkilerinin mükemmeliyeti arzu edilen uzlaşmacı (demokratik) kolluk yolunda önemli kilometre taşlarıdır.[9]

Demokratik ülkelerde çok yaygın olan toplumsal olayların demokra­siler için gereği ve önemini kavramadan yapılan ve klasik polis alt-kültürü ile şekillenmiş olan çevik kuvvet polisliği, ‘uzlaşma’ değil ‘çatışma’ eği­limli olacaktır. Kullanılan taktikler ise, ‘savunmacı’ (defensive) değil ‘sal­dırgan’ (offensive) olacaktır. Oysa unutulmamalıdır ki, bir toplumsal olay hiçbir zaman iki düşman ordusu arasında gerçekleşen bir meydan savaşı değildir. Toplumsal olaylarda görev yapan polisler kadar, bu hakkı kullanan insanlar da bu ülkenin vatandaşlarıdır. Bu olaylarda polis tarafından mağdur edilen insanlar, bu küskünlük ve kırgınlıklarını beraberlerinde toplumun derinlikle­rine taşımaktadırlar. Bu da toplumdaki sosyal barışı giderek artan bir oranda ve olumsuz bir şekilde etkileyecektir. Sokaklar bir sonraki olay­larda daha küskün kitleler ile dolacaktır.[10]

 

II. Suçla mücadele politikasında temel mevzuat

Suçla mücadelede hizmet boyutunu düzenleyen mevzuat

Anayasa’mızın 38’inci maddesinin bu konuda temel ilkeleri koydu­ğunu görmekteyiz.[11] Bu temel hüküm dışında temel ceza mevzuatımızı oluştu­ran Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Ceza ve Güvenlik Tedbirle­rinin İnfazı Hakkında Kanun ve Kabahatler Kanunu, suçla mücadele politika­sını oluşturan temel ceza mevzuatımızdır. Öte yandan bu mevzuatın dışında kalan özel ceza kanunlarıyla da ceza politikasına yön verilmeye çalı­şılmak­tadır. İç güvenlikle doğrudan ilgili özel ceza içeren mevzuatımızdan önemli gördüklerimiz ise şunlardır:

1. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu,

2. 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu,

3. 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu,

4. 549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesine İlişkin Ka­nun,

5. 1481 sayılı Asayişe Müessir Bazı Fiillerin Önlenmesi Hakkında Kanun,

 

6. 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu,

ve bu ka­nunlara istinaden çıkarılan yönetmelikler suçla mücadele po­litikasında işin hizmet yönünü (fonksiyonel yönü) düzenlenmektedir.

Suçla mücadelede örgütsel boyutunu düzenleyen mevzuat

Bu konudaki temel mevzuatımız şunlardır:

1. 3152 sayılı İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Ka­nun,

2. 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu,

3. 2803 sayılı Jandarma Teşkilat Kanunu,

4. 4902 sayılı Sahil Güvenlik Teşkilat Kanunu,

5. 2987 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşki­latı Kanunu,

6. 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu,

7. 485 sayılı Gümrük Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname,

ve bu kanunlara istinaden çıkarılan yönetme­likler suçla mücadele po­litikasında işin örgütsel yönünü (yapısal boyutunu) oluşturmaktadır.

2002 yılında ivmelenerek hız kazanan ülkemiz Avrupa Birliği katılım süreci suçla mücadele politikasını da etkisi altına almıştır. AB mükteseba­tında üçüncü sırada yer alan güvenlik alanında yapılan düzenlemeler ile bir­likte Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu ve Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun gözden geçirilerek insan haklarına ve temel hak ve özgürlüklere uygun hale getirilmiştir. 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleri Kanunu kaldırılarak hükümleri temel ceza mevzuatına dahil edilmiştir. Bu düzenlemelere ilaveten iletişim dinlenmesi tedbiri de taşımış olduğu önem neticesinde tekrar gözden geçirilmiş ve özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin almış olduğu kararlara uygun hale getirilmiştir. Değişim ile birlikte ülke­mizde ilk defa önleyici amaçlı iletişimin dinlenmesi düzenlenmiştir. Bu dü­zenleme ile CMK’de yer bulamayan önleyici amaçlı iletişimin dinlenmesi 5397 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la düzenle­nerek PSVK ve Jandarma Teşkilat Kanunu’na eklenmiştir. Kolluk güçlerinin istihbarat faaliyet alanlarının çok geniş olması ve görev alanları­nın daha iyi belirlenmesi hususunda yapılan bu değişiklikler isabetli olmuş­tur.

Suçla mücadelede örgütsel boyut 

Ülkenin genel emniyet ve asayişinden büyük oranda önleyici tedbirler açısından, suç işlendikten sonra da adli kolluğun işleyişi bakımından İçişleri Bakanlığı sorumludur. İçişleri Bakanlığı bu işleri, mülki idare teşkilatı ile kolluk teşkilatları; Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı vasıtası ve bu teşkilatlara özel mevzuat çer­çevesine göre yerine getirir.

5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11 ve 32’nci maddelerinde suçla mücadele politikasında mülki idare amirlerine verilen yetkiler ve bunların kullanım usulleri ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bu Kanun’un özellikle 11/D fıkrası ilginçtir. Ülkemizin terörle mücadele politikasında genel kolluk güç­lerinin güçleri yetmediği zamanlarda Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının da suçla mücadelede kullanım esasları bu kısacık maddede düzenlenmektedir. Arzu edilen durum iç güvenliğin sağlanmasında askeri unsurların kullanıl­mamasıdır. Ancak ne yazık ki ülkemizin terörle mücadelede içinde bulun­duğu özel durum nedeniyle bu gün için askeri unsurlar iç güvenliğin sağ­lanması amacıyla görev yapmaktadır.

Kolluk mevzuatı içinde en kapsamlı ve en derli toplu kanun Polis Va­zife ve Salahiyet Kanunu’dur. Diğer kolluk kanunları kapsamlı düzenleme­dikleri konularda bu kanuna atıf yapmaktadır. PSVK diye kısaltacağımız bu Kanun’un 2’nci maddesi polisin (genel anlamda kolluğun) genel emniyet ile ilgili görevinin iki kısımdan ibaret olduğunu düzenlenmektedir. Bu düzenle­meye göre:

“1. Kanunlara, tüzüklere, yönetmeliklere, Hükümet emirlerine ve kamu düzenine uygun olmayan hareketlerin işlenmesinden önce bu kanun hükümleri dairesinde önünü almak,

2. İşlenmiş olan bir suç hakkında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ile diğer kanunlarda yazılı görevleri yapmak…”

şeklindeki düzenlemeden de anlaşılacağı üzere kolluğun iki temel gö­revi bulunmaktadır. Birinci görevi suç işlenmeden önce asayişi sağlamaya yönelik önleyici tedbirlerden oluşmaktadır. İkinci görevi ise suç işlendikten sonra Ceza Muhakemesi Kanunu’ndan kaynaklanan suç ve suçlulukla mü­cadeleye ilişkin görevleridir. (CMK madde 157 ve devamı maddeleri)

Suçla mücadelede suç işlendikten sonra göreve başlayan adli kolluğun adli görev yüklenimini düzenleyen mevzuatımıza bir göz atacak olursak;

4/6/1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilâtı Kanunu’nun 8’inci maddesinde; polisin idarî, siyasî ve adli kısımlara ayrıldığı öngörülmekte ve aynı Kanun’un 9’uncu maddesinin (c) fıkrasında da adli polisin, asgari ve tam teşekküllü bir polis karakolu bulunan yerlerde adli işlerle uğraşmak üzere Emniyet Genel Müdürlüğünce kadrodan ayrılan bir kısım olduğu, tam te­şekküllü bir kadrodan daha az kuvvette olan polis teşekküllerinin tamamı­nın veya bir kısmının adli polis olarak tefrik edilebileceği belirtilirken, 12’inci maddede, adli işlere müteallik tahkikatın, salahiyeti adli otoritelerin direk­tifleri altında ve kanunla da tevfikan yalnız adli zabıtaya yaptırılacağı, polis teşkilâtı kurulmayan yerlerde polis teşkilâtı kuruluncaya kadar adli polis vazifelerinin diğer zabıta tarafından yapılacağı ifade edilmektedir.

Adli ve idarî polis arasında kuruluş, personel, görev ve yetki bakımından kesin bir ayırım bulunmamaktadır. Kanunlarımızda “adlî polis” kavramına yer veril­mesine rağmen adli polis, genel zabıta içinde mütalâa edilmektedir. Benzer yapıya diğer kolluk birimlerimizde sahiptir. Bu çerçeve de 10/3/1983 tarih ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat ve Yetkileri Kanunu’nun 7’nci mad­desinin birinci fıkrasının “b” bendinde jandarmanın, 9/7/1982 tarih ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu’nun 4’üncü maddesinde Sahil Güven­lik Komutanlığının, 485 sayılı Gümrük Müsteşarlığının Teşkilat ve Görev­leri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 8’inci maddesinde Gümrük Teşkilatı’nın adli görevleri sayılmıştır.

09/12/2004 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 164 ilâ 167’inci maddeleri ara­sında adli kolluk ve görevleri düzenlenmiştir.[12] Bu düzenleme incelendi­ğinde, adli kolluğun müstakil bir teşkilat olarak tesisinin düşünülmediği, kolluk teşkilatları içerisinde kendi kuruluş kanunlarına tabi adli hizmetleri yapan birimlerin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu düzenlemeden önce de Emniyet Teşkilat Kanunu’nun 8, 9 ve 12’nci maddelerinde adli kolluğun kurulması ve faaliyetleri konusunda hükümler bulunmaktaydı. Ancak gerek Emniyet Genel Müdürlüğünde gerekse diğer kolluk teşkilatlarında resmen adli kolluk teşkilatı bugüne kadar kurulmamıştır. Bu itibarla CMK’nin getir­diği bir yenilik olarak Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komu­tanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Gümrük Teşkilatı’nın kendi bünye­leri içinde adli kolluk birimini kurarak faaliyete geçirmek zorunda olacakla­rını söyleyebiliriz.

Adli kolluk görevlilerinin nitelikleri ve bunların hizmet öncesi ve hizmet içi eğitimi, diğer hizmet birimleri ile ilişkileri, değerlen­dirme raporlarının düzenlenmesi, uzmanlık dallarına göre hangi bölümlerde çalış-tırılacakları ve diğer hususlar Adalet ve İçişleri Bakanlıklarının ortak çıkaracağı yönetmelik hükümleriyle belirlenmiştir.[13]

Genel kolluk içerisinden görevlendirilen adli kolluk, kadro imkânla­rına bağlı bir iş bölümü çerçevesinde adli görevler dışındaki hizmetlerde kullanılmakta olup, hem yetkili adli makamların emir ve direktiflerine göre hareket etmekte hem de idarî kademe içinde üstlerinin emri altında bulun­maktadır. Bu durum ise hizmetin etkinliğini engellemektedir.

Ülkemizde kolluğun görev boyutlarının gelişmesi, organize suçlar ve terörizme karşı yapılanma ve etkinlikler, örgütlenmiş suçluların gelişimi, personel yetersizliği, haber alma, eğitim ve donanım eksikliği ve adli işlem­lerin özellikleri göz önüne alındığında Devletin etkinliği ve halkın huzur ve refahı ile adalet hizmetlerinin hızla sonuçlandırılmasını sağlamak için kolluk teşkilâtlarında adli kolluk uzmanlaşmasına gidilmesini zorunlu hale getir­miştir. Bu itibarla Cumhuriyet savcısının yönetim ve denetiminde, siyasi gücün etkileyemeyeceği, güvenceli adli kolluk kuvvetinin bir an önce ku­rulmasında zorunluluk bulunduğu değerlendirilmektedir.

III. Ülkemizde suçla mücadele politikasında kolluk güçlerinin belli dönemlerde izlediği politikaya eleştirisel yaklaşım

Ceza adalet sisteminin işlemesinde aktörlerin en önemlilerinden biri­side kolluktur. Suç, kovuşturma, suçlunun yakalanması yargılama ve infaz evrelerini içeren ceza adaleti mekanizmasında toplumsal olumsuzluklara tanık olunan kolluk evresi suçla mücadelede ilk süzgeç olarak önem arz et­mektedir. Kolluğun suçları aydınlatma yani suçu ve faillerini belirleme gö­revi tabiî olarak delilleri de kapsar. Suçların delillerini tespit etmek nitelikle­rine göre farklı zaman alacaktır; özellikle ekonomik suçlarda delillerin tes­piti uzun zaman almaktadır. Ancak daha başlangıçta kolluğun topladığı de­lillerin meselâ sahtecilik gibi hallerde, zayıf olması, özensiz soruşturma ya­pılması, yargılamanın uzun süre devam etmesine neden olmaktadır. Türki­ye’de temel sorun buradan kaynaklanmaktadır. Kolluğun delilleri tespit hu­susunda yeterli yetişkinliğe sahip olmaması ceza yargılamasını uzatan temel sebeplerdendir. Hiç kuşkusuz, toplumu saran sosyal sorunlarla çevrili bulu­nan kolluğun bu sorunlara sırtını çeviremeyeceğinden, kolluk bu sorunları öğrenmeli ve çözümleri için uğraş vermelidir.[14]

1995 ve 1999 yılları asayiş olaylarının suç aydınlatma ve fail tespit oranında 1997 yılına kadar düşüş olmuştur. Ancak 1997 yılında % 64 olan bu oran 1998 yılında % 67 ve 1999 yılında % 70 olmuştur . Bu artışın ne­deni olarak Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülen maddi delil toplama ve adli soruşturma konularındaki hizmet içi eğitimler ile merkez ve illerde kurulan olay yeri inceleme ekipleri, kriminal polis laboratuvarları ile parmak izi laboratuarlarının çalışmaları gösterilebi­lir. Ancak olay yeri inceleme, teknik büro, parmak izi, teknik fotoğraf, par­mak izi laboratuar, patlayıcı madde, bomba imha, siyasi hizmetler, terörle müca­dele, sorgulama, kaçakçılık (narkotik, mali, organize suçlar), İNTERPOL hiz­metleri, adli soruşturma, Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yö­net­meliği, insan hakları, teknik takip, operasyon konularında uz­man perso­nel yetiştirilmesine rağmen bunların yetiştirildikleri hizmet branşlarında sürekli olarak istihdam edilmelerinde sorunlar yaşanmaktadır. Zira il ve il­çelerde güvenliğin sağlanması için mülki idare amirlerine 5442 sayılı Ya­sa’yla görev verilmiştir, kolluk kuvvetleri bu amaçla mülki amirlere bağlı olarak görev yapmaktadır. Vali/kaymakam, genel ve özel bütün kolluk kuv­vet ve teşkila­tının amiridir (5442 sayılı Kanun madde 10 ve 32), kolluk kuvvetlerinin bütün persone­linin il içindeki yerleri vali tarafından doğrudan (5442 sayılı Kanun madde 11), ilçede ise valinin onayıyla kaymakam tara­fından geçici/sürekli olarak değiştirebilir (5442 sayılı Kanun madde 32. Bu nedenle, Emniyet Genel Müdürlüğünce bir konuda uzman olarak yetişti­rilen branşlı personel, Bakan onayı ile görevlendirilme­sine rağmen, münferit de olsa Branşlı Personel Yönetmeliği ve ilgili branş yönergeleri aksine ilgili birimde istihdam edilmemektedir.[15]

Bu noktada 5442 sayılı Kanun’un 10 ve 32’nci maddelerinin mülki idare amirlerine verdiği yetki ile 3201 sayılı Kanun’un 4, 9 ve 10’uncu mad­delerinin Emniyet Genel Müdürlüğüne verdiği görev ve yetki açısından bu iki kanun arasında çelişki bulunmaktadır.

İçişleri Bakanlığı’nın kuruluşunu düzenleyen Kanun Hükmünde Ka­rarname ile Emniyet Genel Müdürlüğü, İçişleri Bakanlığı’nın bağlı kuruluş­ları arasında gösterilmesine rağmen, diğer bir bağlı kuruluş olan, askeri gö­revleri dışında ağırlıklı olarak idari ve adli görevleri bulunan Jandarma Ge­nel Komutanlığı uygulamasının aksine Emniyet Genel Müdürünün Bakanlık Müsteşarına bağlanması nedeniyle, Emniyet Genel Müdürlüğünün taşra teşkilatı üzerindeki tasarruf yetkisi azal (tıl) mıştır.

Açıklanan aksaklıkların giderilmesi ve özellikle adli kolluğun örgütsel boyutun işleyişinden kaynaklanan sıkıntıların giderilmesi için Emniyet Teş­kilat Kanunu’nun 9’uncu maddesine derhal işlerlik kazandırılmalı, bu amaçla bir emniyet genel müdür yardımcısı, adli hizmet başkanı olarak gö­revlendirilerek suç soruşturması yürüten tüm birimler kendisine bağlanmalı ve ayrıca halen değişik birimlerde adli hizmet gören personel adli polis sta­tüsüne alınmalıdır. Aynı şekilde diğer hizmet birimleri de bir emniyet genel müdür yardımcısı tarafından o hizmetin başkanı sıfatı ile koordine edilmeli­dir.

Ayrıca il emniyet müdürlükleri asayiş şube müdürlüklerinde çalışan personel için asayiş daire başkanlığı tarafından SASEM (Suç Araştırması ve Soruşturması Eğitim Şube Müdürlüğü) bünyesinde 1999 yılı başından itiba­ren yürütülen adli soruşturma kursu benzeri kurslar sürdürülmeli, bu kursları başarı ile bitirenler adli soruşturmacı unvanı ile -dedektif benzeri- görevlen­dirilmelidir.[16]

Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından Ocak ayı sonunda 2005 yılına ait suç oranlarının açıklanması beraberinde suçların artışı ve polisin rolü tartışmalarını gündeme getirmiştir. Tartışmalar iki başlık etrafında gerçek­leşti. Birincisi suç oranlarındaki artıştan doğan kaygıların dile getirilmesi, ikincisi ise polisin görevini yeterince yapamaması veya yapmamasıydı. Ön­celikle şunu belirtmek gerekir: Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından açıkla­nan suç oranları polisin görev yaptığı bölgeleri kapsamaktadır. Ayrıca jan­darma bölgesinde işlenen suçların da hesaba katılması gerekmektedir. Gü­nümüzde İçişleri Bakanı kapkaç (en popüler örnek olduğu için seçilmiştir) olaylarının %70 oranında azaldığını belirtmektedir. Halbuki iki yıl önce yeni ceza mevzuatı yürürlüğe girdiğinde aynı İçişleri Bakanlığı yeni ceza mevzu­atı yüzünden suç oranlarının arttığını söylemekteydi. Her iki söylemde de ortak olan nokta teşhisin yanlış konulmasıdır. Çünkü yeni ceza mevzuatı getirdiği bir çok modern hükümlerle suç ve suçlulukla mücadelede olumlu etki yaptığı değerlendirilmektedir.

Kolluk örgütü ne kadar etkin ve iyi olursa olsun, vatandaşların işbir­liği olmadan, görevlerini hakkıyla yerine getiremez. Totaliter toplumlarda düzenin korunması bir amaçtır. Bu yapılırken hukukilik ve insan hakları ikinci plandadır. Özgürlükçü, demokratik toplumlarda ise, düzen amaç değil araç olmalıdır. Bu toplumlarda amaç, adaletin, bireysel özgürlüklerin ve insan haklarının korunmasıdır. Demokratik bir toplumda, anti sosyal davra­nışlar kontrol altına alınırken ve düzen korunurken, demokratik bir toplu­mun değerleri ve bunlar arasında insan hakları her zaman ön planda tutul­malıdır. Bu itibarla, bir yanda insan hakları ve kişi özgürlükleri, diğer yanda ise kamu düzeni ve güvenliği bulunmaktadır. Hem temel hakların kendi aralarındaki, hem de bu haklar ve düzen ile güvenliğin korunması arasın­daki bu denge çok dikkatle sağlanmalıdır.[17]

IV. Günümüz suçla mücadele politikası ile ilgili genel değerlen­dirmeler

“Suç toplumsal düzenin çarpıklıklarına karşı bir karşı koymadır” di­yen­lerle, (Karl Marx) “sosyal ve psikolojik bir sorun” diyenler (Dostoyevski) bu­lunmasına karşın[18] suç kavramı, fertlerin sıradan yaşantıla­rında akıllarına gelmeyen ancak karşılaştıklarında akıllarından çıkmayan bir olgudur. Devlet politikalarına baktığımızda suçla mücadelenin gerçekleştiği zamanlar daha çok suç oranının arttığı vakitlerdir. Oysa toplumdaki huzur ortamına zararı bulunan bir kavramla mücadelede süreklilik esastır. Çünkü hiç sona ermeye­cek ve olmadığı bir toplum “ütopya” olarak görülen suç kavramı devamlı şekil değiştirmekte ve boyutlarını artırmaktadır.[19]

Topluma zarar verdiği ve cezalandırılması gerektiği yasa koyucu tara­fından kabul edilen, aynı zamanda toplum hayatını düzenleyen yürürlükteki kanunlara karşı tavır, davranış, hareket ve eylem olarak da tanımlanan suç; teknolojik gelişmelerin paralelinde gün geçtikçe çeşitlenmekte, insanlar yeni suç ve suçlu türleri ile karşı karşıya kalmaktadır.

Suç olgusuna uzun vadeli ve kalıcı çözüm bulabilmek için bir yandan suçun nedenlerinin bilimsel olarak araştırılması, diğer yandan suçla müca­delenin yine bilimsel veri ve metotlar kullanılarak ‘yasal ve meşru’ sınırlar içerisinde yürütülmesiyle mümkündür.

Ülkemizde suç bilimi üzerine yapılan çalışmalar maalesef yetersizdir. Kriminoloji alanında ortaya konulan makaleler sadece akademik çevreye, bu çevreden de sadece bir kısma hitap etmektedir. Oysa suçla mücadele sadece bilimsel çalışmalar ortaya koyarak, polisiye tedbirler alınarak çözülecek bir problem değildir. Topyekûn, toplumla birlikte alınan tedbirler ve halkın bi­linçlendirilmesi bu mücadeleyi etkinleştirecektir. Peki nasıl olacak bu bi­linçlendirme ve mücadele?

Günümüzde özellikle suçluların suç işleme biçimleri, yerleri, zaman­ları, ailevi durumları, eğitimleri, yaşları, ekonomik durumları, psikolojik durumları ve gözaltı sonucunda tutuklanma ve serbest bırakılma gibi suç ve suçluya ait özelliklerin bilimsel olarak ortaya konulması gerekmektedir.

Polis, görevi gereği suç ve suçlulukla mücadele ederken suç olgusunu en ince ayrıntılarına kadar bilmek zorundadır. Ancak bu bilgisi ışığında suçla mücadele plan ve projeler ortaya koyabilecek, bu alanda kararlı adım­lar atabilecek ve suçları önlemede başarılı olabilecektir.[20]

Bu noktada polise, hukukçulara, sosyologlara, psikologlara ve bu ko­nuda fikir çilesi çeken herkese büyük görev düşmektedir. Bu mücadele tüm kurumlarla ortak bir mücadele politikası belirleyerek gerçekleşmeli ve bir çatı altında, her kesimden ferdin bulunduğu bir “Suçla Mücadele Kurumu” oluşturulmalıdır. Amerika, İngiltere, Güney Kore’de bulunan Kriminoloji Toplulukları toplum, polis ve akademisyenleri (dini önderler dahil) bir arada toplayarak suçla mücadelede müşterek kararlar alınmasını sağlaması açısın­dan bizler için bir örnek teşkil etmelidir.[21]

Burada polise düşen, toplumsal düzenin sadece kollukla gerçekleştiri­lemeyecek bir ideal olmadığının açık bir şekilde ifade edilmesidir. Oysa polis bunu yapmıyor/yapamıyor. Bu sorumluluktan kaçmak anlamına gel­memektedir. Aksine ortada görülmeyen diğer sorumlulara çağrıda bulunmak gereklidir. Biliyoruz ki suç sosyal bir olgudur; suçlarla mücadele için sosyal yöntemler uygulamak gerekir. Polisiye önlemler ancak sosyal önlemlerle birlikte uygulanırsa başarılı olur. Özellikle büyük şehirlerde sayıları on bin­leri bulan sokakta çalışan, yaşayan çocuklara yönelik polis ne yapabilir. Bu çocukların sokaktan kurtarılmasından kim sorumludur? Büyük şehirlere yapılan göçten, insanların şehir yaşamıyla bütünleşmelerini sağlayacak sos­yal, ekonomik ve siyasal kurumlardan yoksun olmalarından polis mi so­rumludur? İnsanların şehir yaşamıyla bütünleşmelerini sağlayacak olan me­kanizmalar nerededir? İşte polisin rolü bu sorulara yanıtların verilmemesi sonucu ortaya çıkmaktadır.

Toplumsal düzenin sağlanmasında en etkin yöntem enformel (okul, aile, çevre) toplumsal denetim mekanizmalarının işlevsel halde olmasıdır. Buna ek olarak formel toplumsal denetim mekanizmaları (kolluk, yargı ve infaz) sorumluluklarını yerine getirmelidir. Genel anlamda polisin (kollu­ğun) toplumsal düzenin sağlanmasındaki rolü sınırlıdır. Polis, toplumsal düzenin sağlanmasında sembolik bir yere sahiptir. İşte bu sembolizmin oluşmasında polisin, daha çok suçla ilgili olmayan çalışmalarının önemi büyüktür. Örneğin Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu’nda belirtilen “düş­künlere, acizlere, yolda kalmışlara yardım” gibi sosyal hizmetlerin veya diğer kurumların yapmaları gerekenleri polisin yapması veya yapmaya ça­lışması, polise toplumda sembolik bir yer kazandırır. Sokağa bırakılan be­beğe karakolda mama verilmesi ve bunun medyada vatandaşlara sunulma­sını örnek olarak verebiliriz.[22]

Tüm toplumlarda suç oranlarında artış yaşanmaktadır. Suç oranların­daki bu artış, en azından resmi istatistiklerde görülmektedir. Ülkemizde ve diğer toplumlarda bu durum doğru olarak değerlendirilmemektedir. Neden­ler ve çözümler konusunda hedef saptırılmaktadır. Suçların önlenmesinde birinci hedef ülkenin sosyal ve ekonomik koşullarının geliştirilmesi olmalı­dır. Formel polisiye önlemlerin önemi ikincildir. Elbette resmi mekanizma­lar, kolluk görevlileri toplumsal denetim işlevini yapmalıdırlar. Ancak, top­lumsal eşitsizliğin sağlanamadığı, toplumsal hareketliliğin olmadığı, top­lumsal katmanlar arasındaki uçurumun her geçen gün arttığı, eğitim ve sağ­lık olanaklarından eşit olarak yararlanılmadığı toplumlarda, suç oranların­daki artışın faturasının sadece polise kesilmesini cehalet veya hedef saptırma olarak değerlendirebiliriz.[23]

Ülkemizde bir toplumsal tusunami yaşanmaktadır. Suçlardaki artışın önlenmesi için öncelikle toplumsal bütünlüğün sağlanmasıyla doğrudan iliş­kilidir. Bu da sosyal, kültürel ve ekonomik süreçlerle ilgilidir. Başta ailenin korunması, işsizliğin önlenmesi, gelir bölüşümündeki haksızlıkların gideril­mesi, formel ve enformel eğitim mekanizmaların etkin ve yaygınlaştırılması gerekmektedir. Toplumsal eşitsizliklerin olduğu, insanların bencilleştiği, işini bilenlerin her geçen gün arttığı bir toplumda polisin toplumsal bütün­lüğü sağlama çabaları sınırlı sonuçlar doğuracaktır. Toplumsal yapıdaki so­runlar ile suç arasındaki ilişki mutlaka ortaya çıkarılmalı, suç önleme politi­kaları bu perspektife göre belirlenmelidir.[24]

Öte yandan, suçla etkili bir şekilde mücadele için öncelikle karapara aklamayla da mücadele edilmelidir. Zira, bir yandan suç faaliyetlerinin ge­lirlerine dokunmadan suçlularla mücadelenin hiç bir yararının olmadığı or­taya çıkmıştır. Çünkü net kârlar hem öncül suçun gerekçesini, kişisel zen­ginleşmeyi, yeni suçlar işlemenin vasıtasını ve döner sermayesini oluştur­maktadır. Diğer yandan önceden öncül suçu işleyen şahıslar cezalandırılır­ken, paranın aklanmasını sağlayarak suçun işlenmesini kolaylaştıranlar cezalandırılamıyordu. Ayrıca bu mücadelenin pratik nedenleri de bulun­maktadır. Karapara aklamayı cezalandıran kanunlar sadece cezalandırmayı önceden muaf olan kategorilere genişletmeyi değil, aynı zamanda öncül suçun failleri üzerindeki potansiyel müeyyide tehdidini ağırlaştırmanın, do­layısıyla kovuşturma makamları ile işbirliğine geçmelerini sağlamanın bir aracı olarak görülmektedir. Nihayet özellikle karapara aklamayla mücadele­nin tamamlayıcısı olan müsadereye ilişkin yasalar, giderek polisin faaliyetle­rinin finansmanını da sağlamaktadır.[25]

Geçmişin şehir sakinleri kendi varlığına, şehirsel yaşam ve uyuma, can ve mala karşı en büyük tehdidi şehir dışından beklerken; günümüz şe­hirlileri en büyük tehdidi Truva Atı gibi şehrin içine girmiş olan unsurlardan beklemektedir. Şehirlerdeki bu ortam, Truva Atı’nın içersine yerleşmiş ve her an dışarı çıkmak için fırsat kollayan suç, suçlu ve birey veya toplulukları suça iten, şehirde yaşayanları sürekli tehdit eden unsurları andırmaktadır. Şehirlerin içine değişik sebeplerle sinmiş, insanların mal ve canını tehdit eden suçlular, şehirde yaşayan insanların birbirlerine güvenini azaltmakta ve şehirsel kaynaşma ve bütünleşmeyi engellemektedir. Elbette suç ve suçlu­larla mücadele etmek kadar önemli olan bir unsur da insanları suç işlemeye iten nedenlerle mücadele etmek ve bu gibi kişileri topluma kazandırmaktır.

Yoksulluk, hızlı nüfus artışı, gıda ve temiz su kaynaklarının kıtlığı, iklim değişikliği, kültürel kimliğin muhafazası ve beraberinde oluşan şehir­lere göç hareketleri, günümüz şehirsel eğilimlerin ortaya çıkardığı sorunların sadece bir bölümünü oluşturmaktadır. Göç sorununa benzer şekilde çevre sorunları da, dünyamızda hem küresel hem de ulusal bir endişe kaynağı ol­maya devam etmektedir. Bu sorunlar sadece yakın çevredekilere değil, bir bütün olarak dünya toplumuna ve gelecek nesillere ağır maliyetler yükle­mektedir.

Ülkelerin ve şehirlerin sürdürülebilir kalkınması, toplumda huzur ve güvenliğin sağlanmasını gerekli kılmaktadır. Bu açıdan bakıldığında işle­yen sürecin varacağı noktada geleceğin şehirlerinde ve yerleşim yerlerinde en yaşamsal sorunlardan birinin şehir güvenliği olacağı tahmin edilmektedir. Birçok yerleşim alanı, sosyo-ekonomik yapılarına bağlı olarak farklılıklar göstermekle birlikte, suç olaylarındaki artış küresel bir sorun olarak karşı­mıza çıkmakta ve suçlarla ilgili çalışmalar giderek önem kazanmaktadır. Birçok alanda yapılan araştırmalarda ve yerel, ulusal ve uluslararası gündem konularında uluslararası güvenlik ve ülke güvenliği gibi kavramlar yeniden değerlendirilmeye alınmış ve en çok tartışılan konular arasına girmiştir. Şe­hirlerin göç hareketlerine bağlı olarak nüfusunun hızla artması, özel­likle şehirsel yerleşim alanlarını sosyal kontrolün azaldığı, şehir ve şehirliler için tehdit oluşturduğu mekânlara dönüştürmektedir. Bu değişim nedeniyle, şe­hirlerde topluma ve şehre karşı işlenen suçların oluşmaması, engellenmesi ve suç ve suçlularla mücadele önem kazanmıştır. Şehirlerde oluşan hızlı dönüşüm nedeniyle, şehirlerin en önemli sorunu, geçmişinde de görüldüğü gibi, şehir güvenliğini sağlamak olmuştur. Silahlı çatışmaların tırmanması, yerel çatışmalar ve toplumsal şiddet, yoksulluk ve işsizlik, örgütlü suç ve terörizm, göç hareketleri ve kitlesel zorunlu göç gibi istikrazsızlık kaynağı olan konular uluslararası toplumu eskisine oranla daha fazla meşgul etmekte ve bu konularla daha fazla ilgilenmeye zorlamaktadır. Ulusal ve uluslararası alanda giderek artan güvenlikle ilgili endişeler şüphesiz en çok şehirleri teh­dit etmektedir.

Şehirdeki huzur ve güvenliğin sağlanması, mümkün olduğunca suç, şiddet ve yasa dışı olaylardan arındırılmış emin ve güvenli bir şehir için, olmazsa olmaz koşullardan biridir. Bir yerleşimde güvenliğin sağlanması ve suçun önlenmesi kurumlar arası dayanışmayı ve işbirliğini gerektirir. Bu amaçla; öncelikle suçun oluşmasını önlemeye yönelik tedbirler ve araçların kullanımı önem taşımaktadır. Devlet ve otorite iç içe girmiş iki kavramdır. Bir ülkede ve şehirde suç ve suçlularla mücadelede asıl sorumlu devlet oto­ritesi olmasına rağmen diğer birimlerin de sorumlulukları vardır. Devletle aile, okul, iş yeri, sivil toplum kuruluşları ve kamu kuruluşlarının işbirliğinin sürekliliğiyle güvenlik konusunda yapıcı ve kalıcı çalışmalar yapılabilir. Aile fertleri arasındaki geçimsizlikler ve sorumsuzluklar sonucunda oluşa­bilen aile içi şiddet, eğitim sistemindeki sorunlar (ilköğretim, lise ve yük-  se­köğretim kurumları arasındaki uyumsuzluklar, kopukluklar ve farklı otori­telerin varlığı ve işbirliği içinde çalışmaması), çalışanların almış oldukları ücretle yaşam koşulları arasındaki büyük fark, yoksulluk ve kamu kuruluşla­rının veya başındaki yetkililerin güvenlikle ilgili yapılan işlerde kendi kuru­luşlarını veya isimlerini öne çıkarma gayreti ve kurumlar arası rekabet ve sonucunda işbirliğinin zayıflığı ülke ve şehir güvenliğini tehdit eden unsur­lardır.[26]

Öte yandan, toplum düzenini bozan kişilere ceza adalet sistemimizin öngördüğü yaptırımların ağırlığını hürriyeti bağlayıcı cezalar oluşturmakta­dır. Hürriyeti bağlayıcı cezaların büyük çoğunluğu cezaevlerinde infaz edil­mektedir. Cezaevi gerçeğinde, uzun süreli hürriyeti bağlayıcı cezaya hü­kümlü olanların ne şekilde trete edilmesi gerektiği; bu ceza türünün zararlı etkilerinin nasıl giderilebileceği soruları güncelliğini korumakta­dır. Suçlu­lukla mücadelede hürriyeti bağlayıcı cezaya fazlaca odaklanıldı­ğında, uzun süreli hürriyeti bağlayıcı cezaya hükümlü olan suçlular, yeterli sayıda göze­tim personelinin olmadığı, güvenliğin sağlanamadığı cezaevi kurumlarında koğuş/hükümlü arkadaşlarından yeni suç işleme teknikleri, düşünce kalıp­ları, yeni değerler ve psikolojik savunma mekanizma­sını (ta­vırları) öğrene­cek ve kariyer suçlu olarak topluma döneceklerdir.[27]

Sonuç

Türkiye’de kamu yönetiminin bir parçası olan suçla mücadele politi­kasının başarıya ulaşması için mücadelede önemli rol oynayan siyasal, idari ve ekonomik unsurlardaki sorunların halledilmesi gereklidir. Bunun içinde toplumun taleplerinin kendine akmasını engelleyen güçlü ve merkeziyetçi yapı yerine daha esnek yerel dinamiklere dayanan yönetim yapısı tercih edilmelidir. Öte yandan siyasal istikrarsızlık, çıkara dayalı parti politikaları ve parti yapısı, seçilmiş-atanmış bürokraside genel uzlaşmazlık, devlet me­murlarının ilgili mevzuatın koruması nedeniyle halka karşı değil sadece üst­lerine karşı sorumluluk duymaları, ekonomik sorunların yoğunluğu gibi ne­denler kamu kuruluşlarının başarılı şekilde çalışmasını engellemekte aynı nedenler toplumdaki sosyal kontrolü de doğrudan yada dolaylı şekilde za­yıflatmakta ve suçla mücadele politikasında başarısızlığa neden olmakta­dır.[28]

Ceza adalet sistemini oluşturan kurumlarının modernizasyonu önem arz etmektedir. Ancak, bir kurumun modernizasyonundan sadece bina, araç-gereç ve mekanların “fiziki” şartlarının iyileştirilmesi olarak algılanmamalı­dır. Oldukça yüksek maliyetlerle gerçekleştirilen bu tür iyileştirmeler mo­dernizasyonun sadece biçimsel (fiziki) yönünü teşkil edecektir. Oysa bunun gerçek modernleşme olan zihinsel dönüşümle tamamlanması gereklidir. Önemli olan sadece modern tesis ve araçların elde edilmesi değil, bunların etkin ve verimli bir şekilde toplumun beklenti ve talepleri doğrultusunda ve yine toplumun yönlendirmesine açık bir şekilde kullanılmasıdır. Kısacası ceza adalet sisteminin aktörlerinde düşüncenin modernizasyonu olarak ta­nımlanabilecek olan bu zihinsel değişiklik hayati bir öneme sahiptir.[29]

Suçla karşılaşanlara yapılacak yardımlar, destek programlar ve buna paralel olarak suçlunun topluma kazandırılması çabası toplum varlığı açısın­dan hayati bir öneme sahiptir. Bu tür yaklaşımlar, kamu veya toplum tara­fından ortaklaşa oluşturulmalıdır. Mağdurlara gerekli destek ve rehberlik hizmetlerini sağlayacak özel birimlerle, kolluğa ve mahkemelere yansıyan şikâyetlerin sürekli izlenerek ilgili bilgilerin anında iletilmesiyle, tanıklığı teşvik ve kolaylaştırıcı düzenlemelerle, mağdurları koruyacak tedbirleri al­makla şehirlerindeki yüksek suç oranı ve bu konudaki açıklar, genelde bu şehirlerdeki yaşamın temel sorunları olmasına ve önleyici tedbirlerin kap­samlı bir biçimde tartışılmasına rağmen; yerel yönetimler bu sorunlarla mü­cadele etmek için gerekli finansal kaynakları aktarmamaktadırlar. Aktarıla­cak fonlar; suçu önlemek üzere koordine edilmiş birimlere, yeni yöntem ve tekniklere, uyuşturucu karşıtı politikalar oluşturulmasına, suçun tekrarını engelleyecek programlara ayrılmalı, mağdurlara yardım ve alternatif uyuş­mazlık çözüm yolları ile cezaevlerinde hapisliğe alternatif yaptırımlar gibi çalışma alanlarında kullanılmalıdır. Merkezi yönetim veya yerel yönetimler gerekli kaynak aktarımının sağlanması için işbirliği içersinde olmalıdırlar.

Bir ülkenin kalkınması ekonomik göstergelerle belirlenmekte ise de, gerçek bir kalkınma, kriminolojik göstergelerin olumlu bir tablo sergileme­siyle mümkün olabilecektir. Aksi takdirde, artan suçluluk, suç mağdurlarına vereceği zararlarla birlikte halkın günlük yaşamını korku içinde geçirme­sine; hükümet ve bireylerin suçluluğa karşı koruyucu önlemler almasına ve sonuçta kalkınmayla edinilen servetin kalkınmanın yan etkilerini gidermek uğruna tüketilmesine neden olacaktır. Toplumun samimi dileği ekonomik kalkınmanın sağlandığı ve suçların asgari düzeyde olduğu güvenli bir top­lum görmektir. Bu görevin gerçekleştirilmesi için uygun nitelikte ulusal ceza siyasetinin saptanarak uygulanması; ekonomik ve sosyal siyaset tedbirlerinin toplumdaki kriminojen faktörlerin etkisini azaltmaya da yönlendirilmesi ve adalet dağıtımında adli psikoloji, psikiyatri ve adli tıp bulgularının göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Öte yandan sistem öncesi (suçlulu­ğun önlenmesi) kadar sistem ötesinin (koşullu salıverilen hükümlülerin ko­runma­sının) de çok önemli olduğu unutulmamalı bu konuya da gerekli önem ve­rilmelidir.[30]

 


 

1 “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası” Türkiye Büyük Millet Meclisi Basımevi, Ankara, Şubat, 2007.

2 http://www.tdk.gov.tr/TR/SozBul., erişim tarihi 24/02/2008.

 

[3] Hasan Hüseyin Çevik, “Türkiye’de Kamu Yönetimi Sorunları”, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2007, s. 133.

[4] Tülin Günşen İçli, “Kriminoloji”, Bizim Büro Basımevi, Ankara, 2001, s. 35, daha geniş bilgi için bakınız devamı sayfalara.

[5] Dünya Klasikleri-Roman, Dostoyevski, “Suç ve Ceza”, Türkçe’si Osman Çak­makçı, Bordo-Siyah Roman, İstanbul, 2006, s. 22.

[6] Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğünden alınan veriye göre cezaevlerimizde 25/02/2008 tarihi itibariyle 94.277 hükümlü ve tutuklu bulunmaktadır.

[7] Halil İbrahim Bahar, “Sosyoloji”, Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu ya­yını, Ankara, 2005, s. 151.

[8] “Suçla Mücadelede Suç Analizlerinin Yeri ve Önemi”

http://www.egm.gov.tr/egitim/dergi/eskisayi/30/yeni/web/makaleler/Halil_DAG.htm

[9] Halil İbrahim Bahar, age., s. 152.

[10] İbrahim Cerrah, “Sosyal Yapı ve Polis Alt-Kültürü”

[11] “Suç ve Cezalara İlişkin Esaslar”

 Madde 38- Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konul­muş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. 

Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkumiyetinin sonuçları konusunda da yukarı­daki fıkra uygulanır. 

Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur. 

Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. 

Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulun­maya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz. 

 (Ek fıkra: 03/10/2001 - 4709/15 madde) Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez. 

Ceza sorumluluğu şahsidir. 

 (Ek fıkra: 03/10/2001 – 4709/15 madde) Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden do­ğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz. 

 (Mülga fıkra: 07/05/2004 - 5170/5 madde)

 (Değişik fıkra: 07/05/2004 - 5170/5 madde) *2* Ölüm cezası ve genel müsa­dere cezası verilemez. 

İdare, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyide uygulayamaz. Silahlı Kuvvetlerin iç düzeni bakımından bu hükme kanunla istisnalar getirilebilir. 

 (Değişik fıkra: 07/05/2004 - 5170/5 madde) *2* Uluslararası Ceza Divanına taraf olmanın gerektirdiği yükümlülükler hariç olmak üzere vatandaş, suç sebebiyle yabancı bir ülkeye verilemez.”

 

[12] Bahri Öztürk, Mustafa Ruhan Erdem; (2006) “Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku”, Seçkin, Ankara, s. 322, Haluk Çolak, Mustafa Taşkın, 2007, “Ceza Muha­kemesi Kanunu Şerhi”, Ankara, Seçkin, s. 806.

[13] Adli Kolluk Yönetmeliği, yayımlandığı Resmi Gazete: 1/6/2005, sayı: 25832

[14] M. Tören Yücel, “Adalet Psikolojisi”, Başkent Matbaası, Ankara, 2007, s.276.

[15] Halil Yılmaz, “Adli Kolluk Açısından Polis Teşkilatı”, 

http://www.sucveceza.com/yazi-643.html, erişim tarihi 24/02/2008.

[16] Halil Yılmaz, agm., ayrıca yazarın makalesinin devam eden bölümlerinde adli kolluk-savcı ilişkilerin irdelendiği bölümlerine katılmamakla beraber polis teşkilatının yeniden yapılandırılmasına yönelik teklif ve tavsiyelerinin suçla mücadele eden aktör­lerden biri olan polis teşkilatının daha verimli ve huzurlu çalışmasını yönelik olduğu değerlendirilmektedir.

[17] Füsun Sokulu Akıncı, “Polis Toplumsal Bir Kurum Olarak Gelişmesi Polis Alt-Kültürü ve İnsan Hakları”, Gümüş Basımevi, İstanbul, 1990.

[18] Dünya Klasikleri-Roman, Dostoyevski, “Suç ve Ceza”, Türkçesi Osman Çak­makçı, Bordo-Siyah Roman, Karl Marks, İstanbul, 2006, s. 22. http://tr.wikipedia.org/wiki/Karl_Marx, erişim tarihi 26/02/2008

[19] Safa Tarık Oğuz, http://www.sucveceza.com/hakkimizda.html, erişim tarihi 24/02/2008.

[20] http://www.egm.gov.tr/egitim/dergi/eskisayi/30/yeni/web/makaleler/Halil_DAG.htm.

“Suçla Mücadelede Suç Analizlerinin Yeri ve Önemi”

[21] Safa Tarık Oğuz, http://www.sucveceza.com/hakkimizda.html, erişim tarihi 24/02/2008.

[22] Halil İbrahim Bahar, “Suçlarla Mücadele Politikası”, http://www.usakgundem.com/haber.php?id=2763, erişim tarihi, 24/02/2008.

[23] Halil İbrahim Bahar, agm.

[24] Halil İbrahim Bahar, agm.

[25] Ergin Ergül, “Kara Para Aklamayla Mücadelenin Nedenleri ve Suç Politikası”, http://www.hukukcu.com/bilimsel/kitaplar/karapara.htm.

[26] İsmail Başaran, “Şehirlerdeki Truva Atları ve Şehir Güvenliği”, http://www.şehirarastirma.com/index.php?sayfa=altsayfa.php&id=123, erişim tarihi, 24/02/2008.

[27] M. Tören Yücel, “Türk Ceza Siyaseti ve Kriminolojisi”, Türkiye Barolar Birliği Yayınları, 4. bası, 2007, s. 17.

[28] Hasan Hüseyin Çevik, “Türkiye’de Kamu Yönetimi Başarısızlığına Teorik Bir Yaklaşım” “Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Dergisi”, cilt: 59, Temmuz-Eylül 2004, s. 76.

[29] İbrahim Cerrah, “İç Güvenlik Sektöründe Zihinsel Modernizasyon ve Demokra­tik Gözetim”, Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) ve Geneva Center for the Democratic Control of Armed Forces (DCAF) tarafından 3 Şubat 2005 tari­hinde Hacettepe Üniversitesi’nde Ankara da düzenlenen” Güvenlik Sektöründe Demok­ratik Açılımlar: Türkiye’de ve Dünyada Eğilimler”, konulu Uluslararası Konferans’da yapılan sunumdan alınmıştır.

[30] M. Tören Yücel, age., s. 276, 2007, “Türk Ceza Siyaseti ve Kriminolojisi”, Türkiye Barolar Birliği Yayınları, 4. bası, s. XV.

Kaynak: http://www.yayin.adalet.gov.tr/32_sayi%20i%C3%A7erik/AKIN%20%C3%87AKIN.htm

* Kanunlar Genel Müdür Yardımcısı

 
 Yazar: Akın ÇAKIN 07.03.2009  
 

Yazarın Diğer Yazıları:

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş veya Eklenen Yorumlar Onaylanmamış.

  Yorum Yaz
 
İsim: 
 
Yorum: 
Kalan Karakter Sayısı:
 
Şifremi Unuttum 
Kayıt Ol 
YAZARLARIMIZ
Sınıf KOMİSERİ
Sınıf KOMİSERİ ETÜT SAATİ 21 BİRİNCİ VE İKİNCİ SINIFTAKİ ÖĞRENCİLERİN İLİŞKİLERİ
Abdullah MOLLAOĞLU
Abdullah MOLLAOĞLU Ertuğrul ÖZKÖK Medya Peygamberi mi?
İsmet KAPLAN
İsmet KAPLAN Makam teklifi neden istenebilir?
Elveda TANIK
Elveda TANIK Uyuşturucu Madde Kullanımının Kişi ve Toplum Üzerindeki Etkisi
Emsal TOPRAK
Emsal TOPRAK BAĞIMLININ BİR GÜNÜ!
Alparslan ALTEKİN
Alparslan ALTEKİN İNGİLİZ POLİSİ 16 ÜNİFORMA TEÇHİZATLARI
Caner TEKİNTAŞ
Caner TEKİNTAŞ KADRO MEKTUPLARI 17 Kalecik
Ercan TAŞTEKİN
Ercan TAŞTEKİN POLİSLİĞİN "P" Sİ
AST SINIF
AST SINIF KOLEJ YAZILARI-7 NÖBETLER
Önder AYTAÇ
Önder AYTAÇ Emniyet ve Anadolu´nun Sesi: Yaşasın TSK, Kahrolsun Militarizm ve Polis Devleti
Murat DAĞLAR
Murat DAĞLAR Tecavüzü Seyretmek
Fatih BALCI
Fatih BALCI Düşsel Gerçekler
İlhan DAĞDEVİREN
İlhan DAĞDEVİREN BU, ACI..
Ömer Faruk GÜLTEKİN
Ömer Faruk GÜLTEKİN Yokolan İnsanlık
 
 

   designed and coded by sucveceza.comekibi © 2007. Ayrıntılı bilgi  Her Hakkı Saklıdır.