|
| İçimizdeki Şiddet |
|
| Yazar:
Fatih BALCI |
19.05.2006
|
 |
“Şiddet, 20. yüzyılın verileriyle beden ve mülkiyet üzerine güç kullanarak zarar verme şeklinde tanımlanırken, bugün artık psikolojik öğeleri de içine alan bir sosyal olgu olarak tarif edilmektedir” diyor Prof. Dr. Edibe Sözen “Medyatik Hafıza” isimli kitabinda siddetten bahsederken.
İçimizdeki şiddetin de imajlarla ortaya çıktığını şu tabloyla anlatıyor: Kır manzarası seyretmek için resimlerimize bakarız ve bir kır manzarasına baktığımız zaman ise ona sanki bir fotoğrafmışcasına bakarız: “Bir resim kadar güzel!” deriz farkına varmadan. Genelde kullandığımız araçlar tarafından ve özellikle de imaj yüklü çevremiz tarafından bütünüyle değiştiriliriz. İmajlarda görülen merhametsiz davranışlardan etkilenme olasılığımızda doğal olarak fazladır. Gerçek hayatta izlenilen bir şey ilk etapta etkili değilmiş gibi görünse de zamanla suni bir atmosfer içinde bulunan bir kişi için normal bir davranışmış gibi tepki verecek şekilde etkili olabilir. İmajlar dünyasındaki “şiddet imajları”, şiddet davranışlarına neden olabilir.
Öte yandan Prof. Dr. Özcan Köknel ise şiddetin olusumunda insanların ellerinde bulunan materyalleri yanlış kullanmalariyla bütün bir geneli mahkum etmenin yanlışlığına vurgu yaparken, şiddetin oğrenilmiş bir davranış oldugunu soyler.
Şiddetin öğrenilmesi konusunda tek başına bir materyali veya organizasyonu suçlamak doğru değildir. Mesela, televizyon yahut kitle iletişim araçlarının şiddet konusunda suçlaması doğru degildir. Televizyon insanların ürettiği bir araç ve onu kullananlar da yine insanlardır. Araç hangi amaca yöneltilirse o doğrultuda faaliyet gösterir. Elektrik bir araç olarak bize oldukça faydalar sağlamakta iken adam öldürmek için de kullanılabiliyor. O zaman kabahat elektrikte değil, onu kullanandadır.
Arz-talep dengesinde insanlarin istekleri ve/veya yönlendirilmelerindedir bütün kabahat. Alışkanlıkların ve alışılagelmişlerin hızla arttığı bir ortamda artık gerçek bir savaşı bütün bireyler, ‘çoluk-çocuk,’ ‘büyük-küçük’ naklen seyrediyoruz. “Savaş” sözcüğü dahi o bildik soğuk ve lanetli çağrışımlarını tamamen yitirmiş, artık özümsenir ve garipsenmez bir hal almış durumda. Televizyonda izlediğimiz gerçek savaş görüntüleri izleyicilere sahici bir aksiyon filmi gibi geliyor. Bizden uzak ve bize dokunmayan bir film. Şiddete konmak istiyoruz. Bu seyredilenler birbirini tamamlayarak artık bir anlık şiddet değil, sürekliliği olan bir şiddete yöneltiyor insanları. Televizyon seyrederken şiddet içerikli yapıtlarla kendimizi rahatlatıyoruz.
Bakın bu rahatlamayı yine Prof. Sözen’in anlatımıyla ele alalım; “Direksiyon başında can çekişen insanın, ölüme yakın her bir saniyesini göstermeyi, başarı telakki etmiş bir habercilik anlayışıyla karşı karşıyayız. Çocuklarının gözleri önünde cesedi hakkında soru sorulan bir kadının sebebi belli olmayan ölümünün dramı ile içiçeyiz. Üstelik kimin suçlu kimin suçsuz olduğunu da bilmiyoruz. Kollektif bilincimizin her an yara aldığı bir dünyayı teneffüs ediyoruz. Film seyrederken veya bir romanı okurken filmin veya romanın sonunda iyilerin mükafatlandırılmasını, kötülerin cezalandırılmasını bekliyoruz. Böyle olmadığı zaman kollektif bilincimiz rahatlamıyor, kendimizi iyi hissetmiyoruz. Bu hayali anlatımlarda hakkın yerini bulmasını istiyoruz. Mazlumun itirafı, kölenin azadı, kayıpların bulunması, kaçakların adalete teslimi, yasaların işlerliğine sahip olmak istiyoruz.”
J. Ellul’un da ifade ettiği gibi artık her şeyin görme ve işaretler lehine olduğu büyük bir değişimin içerisindeyiz. Bu değişimin insanlığa faydalar getirmesi dilegiyle.
Bu Yazı www.mezunusa.com Adlı Siteden Alınmıştır. |
| |
| Yazar:
Fatih BALCI |
19.05.2006 |
| |
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş veya Eklenen Yorumlar Onaylanmamış.
|
|