Giriş
Kadına karşı şiddet değişik boyutlarıyla günümüzün en ciddi sosyal problemlerinden biri olarak ön plana çıksa da tarih boyunca tüm dünyada varolagelmiştir. Kadınların kimi zaman kapalı kapılar ardında kimi zaman da aleni olarak dayak, aile içi şiddet, tecavüz, ve hatta sistemematik işkenceye maruz kaldığı bilinmektedir. Saldırgan, bazen bir aile ferdi, bazen bir tanıdık ve bazen de erkek arkadaş olabilmektedir. Ana haber bültenlerinde çoğu zaman ana malzemeyi teşkil eden kadına karşı şiddet sadece Türk toplumunun değil Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkeleri gibi gelişmiş batılı ülkelere ilaveten gelişmekte olan ülkeler çatısı altındaki coğrafyalarda da önemli sosyal sorunlardan birini teşkil etmektedir.
Kadına karşı şiddetin sadece onun fiziksel ve ruhsal sağlığını değil aynı zamanda önün üretkenliğini de olumsuz yönde etkilediği bilinmektedir. Geçici sakatlanmalarla birlikte , uzun vadeli sağlık problemleri, istenmeyen gebelikler, cinsel yollarla bulaşan tehlikeli hastalıklar kadına karşı işlenen suçların sadece ilk akla gelen kötü sonuçlarından bazılarıdır. Bir başka deyişle, kadına karşı şiddet onların sağlıklarını kısa ve uzun süreli o direkt olarak ve çok kötü bir şekilde etkilemektedir. Kadınlara karşı işlenen suçlar sadece kendilerini değil aynı zamanda çocukları da olumsuz yönde etkilemektedir. Birtakım çalışmalar kadınlara karşı şiddete şahit olan çocukların davranış bozuklukları yaşadıkları ve gelecekte şiddetsel davranışlara meylettiklerini doğrulamaktadır (Wolfe; 1985).
Kadınlara karşı şiddetin önemli bir başka boyutu ise özellikle aile içi şiddete maruz kalan kadınların bu kötü tecrübeyi uzun vadeli ve mükerreren yaşamaları, hatta içinde bulundukları bu şiddet çemberinden yıllar boyu kurtulamamaları gerçeğidir. BM İnsan Hakları Komisyonu Kadına Yönelik Şiddet Özel Raportörü Prof. Yakın Ertürk (2004) bu durumu “Kadına karşı şiddet, kadına karşı ayrımcılığı kurumsallaştıran ataerkil ilişki sistemini sürdürmede başvurulan evrensel bir araç olagelmiştir. Kadınların, kendi yakınları tarafından dayak, tecavüz, işkence, öldürme gibi fiillere maruz bırakılmaları yakın zamana kadar özel yaşam ve aile mahremiyeti içinde algılandığı için insan hakları mücadelesinin dışında kalmıştır” şeklinde ifade etmektedir.
Kadınlara Yönelik Şiddetin Tanımı ve Meselenin Bugünkü Durumu
Kadına yönelik şiddet, kadının fiziksel, cinsel, duygusal ve ekonomik zarar görmesiyle ve acı çekmesiyle sonuçlanan, aile içinde veya toplum önünde meydana gelen, cinsiyete dayalı şiddet olarak tarif edilmektedir. Birleşmiş Milletler Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi kadınlara yönelik şiddeti; “ister kamusal isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik acı veya ıstırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayanan bir eylem veya bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma” şeklinde tanımlamaktadır. Bu tanımın son yorumlamalarına “kurbanı ekonomik ihtiyaçlardan yoksun bırakmak” da dahil edilmiştir.
Kadınlara Yönelik Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi’ne göre, kadınlara yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, “bir kadına sırf kadın olduğu için yöneltilen ya da oransız bir şekilde kadınları etkileyen” şiddettir. Bildirge, önsözünde kadınlara yönelik şiddeti, “erkekler ve kadınlar araşındaki eşitlikçi olmayan güç ilişkilerinin tarihsel bir göstergesi” ve “erkeklerle karşılaştırıldığında kadınları zorla bağımlı bir konuma sokmanın çok önemli toplumsal mekanizmalarından biri” olarak tanımlamaktadır.
Dünya Sağlık Örgütü kadına karşı şiddet bağlamında eşlerin uyguladığı şiddeti, yakın bir ilişkide fiziksel, psikolojik ya da cinsel hasara yol açan her tür davranış olarak tanımlamıştır. Bunların içinde aşağıdakiler de yer almaktadır:
1- Tokat atma, vurma, tekmeleme ve dövme gibi fiziksel saldırı fiilleri
2- Sindirme, sürekli küçük düşürme ve aşağılama gibi psikolojik taciz
3- Cinsel ilişkiye zorlama ve cinsel bağlamda zor kullanma
4- Bir kimseyi ailesinden ve arkadaşlarından uzaklaştırma, hareketlerini gözleme ve bilgi ya da yardıma ulaşmasını kısıtlama gibi çeşitli kontrol edici davranışlar.
Elliden fazla popülasyona uygulanan anketlere göre düzenlenen Hopkins raporunda (2000) dünyada her üç kadından birinin dövüldüğü, cinsel istismara zorlandığı, yetişkin kadınların farklı popülasyonlarda % 10 ile % 50 arasında fiziksel şidddete maruz kaldığı, şiddet uygulayıcılarının genelde eş veya erkek arkadaş olduğu, hemen her fiziksel saldırının aynı zamanda psikolojik aşağılama ve hakaret içerdiği tesbit edilmiştir. Pratik boyutu bu derece vahim olan tablonun en ilginç trarafı ise kadınlara karşı yakın çevrece uygulanan şiddetin en az rapor edilen, en az kayıt altına alınan ve kadınların en çok –ve mükerreren–maruz kaldığı suç nevi olduğu bildirilmektedir (Smith: 1989, Hanmer & Stanko, 1985).
Cinsel taciz, saldırı ve zorlamalara gelince, bu alanda çalışan sosyal bilim araştırmacıları yaptıkları farklı çalışmalar sonucunda ortak bulgularla, bayanların en azından beşte birinin 14 yaşından sonra cinsel saldırıya uğradıkları bildirilmektedir (Koss, 1992). Ayrıca Kuzey Amerikada üniversite öğrencisi bayanların üçte biri ile yarısı arasında değişen oranının sekse zorlandığı kaydedilmektedir (DeKeseredy & Kelly, 1993). Hapishanelerde cinsel taciz ve salıdırıya maruz kalma ise meselenin bir diğer çarpıcı yönünü oluşturmaktadır. Değişik kaynaklarda insan hakları şampiyonu olarak tanımlanan (Souryal, 2003) Amerika Birleşik Devletleri’nin ondan fazla eyaletinde hapishanelerde bulunan kadın mahkumların yoğun şekilde cinsel tacizlere hatta tecavüzlere maruz kaldığı kaydedilmektedir. Asıl ilginç olan ise bunun kanun şemsiyesi altında gerçekleşmesidir. Sözkonusu eyaletlerde geçerli yasalar, tarafların rızası olduğu müddetçe hapishane çalışanları ile mahkumlar arasında cinsel ilişkiyi serbest kılmaktadır.
Yasalarda geçen “tarafların rızası” şartı hayli muğlak bir kavram olup herhangi bir standardı bulunmadığından cok kolay istismar edilebilmektedir. Talvi’nin (2001) “Turning a Blind Eye” (Göz Yumma, Görmezden Gelme) başlıklı makalesinde binlercesi mevcut tecavüz vakalarına örnek olarak Washington eyalet hapishanelerdinden birinde geçen bir olay anlatılıyor. Makale, mağdur edilen bayan mahkumun ifadelerine dayanarak bir gardiyanın kadın mahkumun savunmasızlığı ve şartların aleyhine oluşunu istismar suretiyle kadını uzun süre taciz ettiği ve sonunda tecavüze zorladığını anlatıyor. Aynı gardiyan iki kadın mahkum tarafından daha şikayet edilince işten çıkarılmak zorunda kalıyor fakat “delil yetersizliğinden” herhangi bir adli takibata muhatap olmuyor.
Alarid ( 2000) tarfından ceza evinde beş yıl geçirmiş bir bayanla ilgili yapılan istatistiki analizler sonucunda bayanların bir çoğunun mahkumiyet sürelerince genel olarak cinsel taciz ve saldırıya maruz kaldıkları tesbit edilmiştir. Hatta bir bayan mahkumun başka bayan mahkumlardan oluşan bir grup tarafından cinsel tacize maruz bırakıldığı tesbit edilmiştir. Geer’in (2000) Midwestern Hapishanesinde 35 bayanla yaptığı çalışmada konu cinsel salıdırı olmamasına rağmen bayan mahkumların genelde konuyu cinsel taciz ve saldırılara bağladıkları görülmüştür.
Kadınlara karşı şiddetin, değişik boyutları ve birbirini besleyen farklı türlerinin olduğu gözlemlenmiştir. Söz konusu şiddet türleri literatürde aşağıdaki şekilde kategorize edilmektedir;
Fiziksel Şiddet: Tokat, tekme, yumruk, dayak atma, bıçak, silah gibi vasıtalarla saldırma ve benzeri örnekler.
Duygusal Şiddet: Kadını küçümsemek, kadının kendisine olan özgüvenini yitirmesine yol açmak, rencide edici ve aşağılayıcı sözlerle hitap etmek, kendisinin psikolojik anlamda problemli ya da eksik olduğunu düşünmesini sağlamak, yaşadığı şiddetin suçunu kadına atmak veya uygulanan şiddeti inkar etmek, yemeği yere dökmek gibi kadının emeğine saygısızlık yolu ile kimliğini tanımamak, eşyaları kırmak, evde silah bulundurmak gibi.
Ekonomik Şiddet: Kadının çalışmasına izin vermemek, harçlık vermemek ya da harçlığı kısıtlamak, kadının parasını elinden almak, ailenin geliri konusunda kadına bilgi vermemek gibi.
Cinsel Şiddet: Sözlü ya da imalı tacizden fiilen tecavüze kadar geniş bir yelpazeyi içeren kadını istemediği cinsel davranışlara zorlamak.
Tehdit: Dayak ya da ölümle tehdit etmek, terk etme tehdidi, intiharla ya da şartlara göre başka faktörleri kullanarak kadını istemediği veya kanunsuz işlere zorlamak.
Kadına Karşı Çocukları Kullanmak: Kadının çocuklar konusunda kendisini suçlu hissetmesine yol açmak, çocukları kullanarak tehdit edici mesajlar yollamak.
Kadını Çevresinden İzole Etmek: Kadının hareket özgürlüğünü kısıtlamak, ailesi ya da arkadaşlarıyla görüşmesine izin vermemek, sık sık kışkançlık nedeniyle kavga çıkarmak.
Içerisinde bulunduğumuz 21 inci yüzyılda, kadın cinayet kurbanlarının yüzde 70\\\'i, eşleri ya da sevgilileri tarafından öldürülmektedir. Daha genel çerçevede dünyada her 3 kadından 1\\\'i, hayatının bir döneminde şiddete maruz kalmakta, her 5 kadından 1\\\'i, hayatının bir döneminde tecavüz veya tecavüz girişimi kurbanı olmaktadır. Amerika Birleşik Devletlerinde her 90 saniyede 1 kadın tecavüze uğrarken, Irak\\\'ta Nisan 2003\\\'ten Mayıs 2005’e kadar -savaş sırasında ve sonrasında- en az 400 kadının tecavüze uğradığı rapor edilmiştir. Barış ortamında bile bu tür suçların kadınların hassasiyeti nedeni ile çok ciddi oranda kayıt dışı kaldığı gerçeği göz ölüne alınırsa, İnsan Haklarını İzleme Örgütünün raporlarında yer bu rakamın gerçeğin çok az bir kısmını yansıttığı çıkarılabilmektedir. Dünyada, ağırlıklı olarak Afrika Kıtasında, 135 000 000\\\'dan fazla kadının sünnet edildigi bilinmektedir.
Dünyada 54 ülkede kadınlara yönelik ayırımcı yasalar bulunurken, namus savunması, Peru, Bangladeş, Arjantin, Ekvador, Mısır, Guatemala, İran, İsrail, Ürdün, Suriye, Lübnan ve Venezuela\\\'nın ceza yasalarında yer almaktadır (Miçooğulları, 2005).
Kadınlara Karşı Suçların Sebepleri ve Çözüm Önerileri
BM Kadına Yönelik Şiddetin Yok Edilmesi Bildirgesi kadına yönelik şiddetin “kadının erkek tarafından ezilmesine ve ayrımcılığa yol açan, kadın ile erkek arasındaki eşit olmayan tarihsel güç ilişkilerinin bir göstergesi” ve “kadına yönelik şiddetin, kadını, erkeklerinkiyle karşılaştırıldığında daha alt bir statüye indirgeyen sosyal mekanizmaların en önemlilerinden birisi” olduğunu beyan eder. Bu noktadan hareketle, esasen, kadına yönelik şiddetin temelinde, sosyal hayatın tüm alanlarında erkek hegamonyası ile kadın varlığını bir anlamda reddeden cinsiyet ayrımcılığı yatmaktadır. Şiddet hem ayırımcılıktan kaynaklanmakta hem de ayrımcılığı kuvvetlendirecek şekilde ona hizmet etmektedir.
Şiddetin spesifik sebeplerine gelince; kadınlara karşı şiddetin izahı adına bir çok biyolojik, psikolojik ve sosyokültürel teoriler ortaya atılmış olsa da kadınlara karşı şiddetin sebeplerini bir noktada toplamak ya da belirli bir sebeple izah etmek zordur. Bunun yanısıra probleme sosyal şartlar, kültürel ortam, coğrafya, zaman ve daha birçok sebebi de içine alan geniş bir perspektifle bakılması daha rasyonel görünmektedir. Meseleyi örnek bazında ele almak gerekirse; alkol kullanımı, medya, gelenekler, yoksulluk ve pornografi gibi bir çok faktörden bahsetmek mümkündür.
Kötü sonuç ve olumsuz etkileri kanıtlanmış olmasına rağmen televizyonlarda boy gösteren kadına karşı şiddet sahneleri konunun en önemli sebeplerinden birini oluşturmaktadır. Hemen hergün ekranlarda ve gazete sayfalarında boy gösteren kadına karşı hakaret, saldırı, aile içi şiddet, cinsel taciz, tecavüz ve hatta öldürülme sahneleri konunun toplum fertleri arasında kanıksanmasına ve sıradanlaşmasına sebebiyet verdiği bilinen bir gerçektir. Kadına karşı şiddeti artıran diğer bir sebep ise aşırı alkol kullanımıdır. Yapılan bilimsel araştırmalar bir ailede tüketilen alkol oranı ile kadınların şiddet arasında pozitif bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Diğer bir ifade ile alkol tüketiminin fazla olduğu ailelerde kadınların şiddete maruz kalma ihtimali daha yüksektir.
Töreler, sülale ve aşiret gibi kapalı sosyal yapılara ait kurallar, yöresel gelenekler, bölgesel ve kanuni olmayan cezalandırma sistemleri kadına karşı şiddetin en ilginç ve yaygın sebeplerinden birini oluşturmaktadır. Töreler, pratik yaşamı kolaylaştırıcı, insanlara güven veren, dayanışma sağlayan, hoşgörülü olabileceği gibi acımasız ve şiddet uygulamaya yönelik de olabilmektedir. Bazı durumlarda törenin yaptırımı kınama, dışlama hatta cinayetle sonuçlanmaktadır.
Geleneklere dayalı, ancak, çağdaş değerlerle uyuşmayan bu ve benzeri uygulamalara pek çok ülkede farklı şekillerde rastlamak mümkündür. Miçooğulları (2005) bu konuyu söyle dile getirmektedir “Esasen, kadınlara karşı suçların temelinde büyük ölçüde ataerkil zihniyetin erkek varlığını ve haklarını önceleyen ya da merkeze alan bir anlayışın, kadınlarla ilgili alğı ve kabulleri yatmaktadır. Kadını kendi var oluş şerüveninin öznesi kabul etmeyen bu anlayış, doğumundan itibaren onu, erkekten aşağı ve ikinci bir cins olarak algılama ve kodlama anlayışına düşmektedir. Bu bağlamda, toplum yaşamının sınırlarını belirleyen gelenek, görenek, ahlak, töre ve namus gibi değerler ön plana çıkmaktadır.”
Kadınlara karşı şiddetin ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmalar tüm dünya ülkelerinde değişik yöntem ve boyutlarda sürdürülmekle birlikte, kadınların kültürel, sosyal ve siyasal olarak gelişmesinin önüne geçen ekonomik, geleneksel, politik ve sosyal engellerin ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmalar soruna daha kalıcı ve rasyonel çözümler önermektedir. Kadınların toplumsal yaşama aktif katılımında ve kendilerini baskı altında tutan geleneklerle yüzleşmesinde eğitim almasının, meslek eğitimi yapmasının, ve eşit haklara sahip olmasının rolü hayati bir önem teşkil etmektedir. Bir başka deyişle, kadına yönelik şiddetle ve çağdaş olmayan gelenek, töre ve anlayışlarla mücadele, ancak kadınların yaşam şartlarını iyileştiren, sorunlarının çözümünde onlara yardımcı olacak acil yasal düzenlemelerle, eğitim, ekonomik özgürlüğün kazanılması gibi olmazsa olmaz prensiplerle sağlanması ile mümkün görünmektedir.
Kadına karşı şiddetin engellenmesi yolundaki en önemli mesafe taşlarından bir diğeri kamuoyu desteğinin veya toplumsal duyarlılığın kazanılması çalışmalarıdir. Bu konudaki en önemli sorun, kadına yönelik şiddet konusunda toplumda bir duyarlılığın olmaması, şiddetin doğal karşılanması ve şiddet olgusunun temel insan haklarının ihlali olduğunun farkında olunmamasıdır. Sorunun çözümü için çok kapsamlı çalışmaların yapılması gerekliliği aşikardır. Bu konunun çözüme ulaşabilmesi için öncelikle fertlerin daha sonra da sırasıyla toplumun ve devletin sorumlulukları ortaya koyulmalıdır. Şiddetin bir insan hakları ihlali olduğunun kabul edilmesi kamuoyunda kadına karşı uygulanan şiddetin artık doğal karşılanamayacağının en önemli göstergesidir. Toplumda konuya ilişkin farkındalık yaratmak adına ortaya konulacak en küçük gayretler bile, kadına karşı şiddeti sonlandırma yolunda önemli sonuclar doğuracaktır.
Ülkemizde kadına karşı veya aile içi şiddetin önlenmesi amacıyla, reform niteliğinde olan 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun yürürlüğe girmiş olmakla birlikte, bu sorunun sadece yasal düzenlemelerle aşılamayacağı da bir gerçektir. Dolayısıyla bu düzenlemelerin yanı sıra, uygulamaya yönelik önlemlerin de alınması büyük önem arz etmektedir. Aileden sorumlu devlet bakanlığına bağlı olarak faaliyet gösteren danışma merkezleri ve kadın sığınma evleri, kadına yönelik şiddetle mücadelenin en önemli uygulamaları arasında yer almakla birlikte, kadın sığınma evlerinin sayısının artırılması ve hizmetlerinin daha kaliteli hale getirilmesi kadınların şiddete karşı koyma ve direnme psikolojilerini artırmakla birlikte çaresizlik duygularını yenmelerinde büyük katkı sağlayacaktır.
Parlamento, kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler, medya ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin hep birlikte sorunun çözümüne odaklanması problemin normalden çok daha hızlı bir şekilde çözüme kavuşması adına büyük katkı sağlayacaktır. Örneğin; polis akademisi ve üniversitelerde kadınlara karşı şiddetin sebeplerini ve çözüm yollarını araştıran enstitülerin kurulması, bilimsel çalışmalar yapılması, kadına karşı şiddetin sebep ve sonuçları hakkında niteliksel ve niceliksel araştırma yaparak, araştırma bulguları ışığında, kadına karşı şiddetle mücadele konusunda kapsamlı bir ulusal eylem planı geliştirmesi, değişimlerin izlenmesi, hizmet modelleri, çeşitli bilinçlendirme ve hizmetiçi eğitim program modelleri geliştirilmesi yoluyla tüm paydaşların kadına yönelik aileiçi şiddetin yok edilmesine dair kapasitelerini kullanmalarını sağlanması uzun vadede ciddi gelişmeler vaad etmektedir.
Özetle, kısa başlıklar halinde kadına karşı suçların tamamen ortadan kaldırılması veya asgari seviyeye indirilmesi adına yapılması gereken şeyleri söyle sıralayabiliriz (Avrupa Konseyi Tavsiye Kararı Rec(2002)5 ve İzahat Belgesi)
· Kadınlara, insan hakları ve temel özgürlüklerinin tanınması, bunları kullanma, bunlardan yararlanma ve bu hakların korunmasının teminat altına alınması,
· Gerektiğinde, kadınların ekonomik ve sosyal haklarını özgür ve etkin bir şekilde kullanmalarını sağlayacak önlemleri almak,
· Kadınlara karşı şiddetle mücadele eden sivil toplum örgütlerinin çalşmalarını her düzeyde teşvik etmek ve uygun lojistik ve maddi destek verilmesi dahil, bu örgütlerle aktif işbirliğini sağlamak,
· Devletlerin şiddet fiillerini, engelleme, soruşturma ve cezalandırma konusunda gerekli ihtimamı gösterme ve mağdurları korumakla yükümlü olduklarını kabul etmek,
· Kadınlara karşı erkek şiddetinin, kadınlarla erkekler arasında eşitsiz güç ilişkilerinden kaynaklanan temel bir yapısal ve toplumsal sorun olduğunu kabul etmek ve bu nedenle erkeklerin, kadınlara karşı uygulanan şiddetle mücadeleyi hedefleyen eylemlere katılımını teşvik etmek,
· Kadınlara karşı şiddetle mücadele eden bütün kurumları (polis, tip ve sosyal hizmet kurumları) şiddetin önlenmesi ve mağdurların korunması için orta ve uzun dönemli eşgüdümlü hizmet politika ve planları oluşturmaya teşvik etmek;
· Kadınlara karşı şiddet başta olmak üzere eşitlik konusuyla ilgili, üniversite düzeyi dahil, yüksek öğrenim programları ve araştırma merkezleri kurmak,
· Medyayı, kamuoyunu kadınlara karşı şiddet konusunda uyanık kılmak için bilgilendirme kampanyalarına katılmaya teşvik etmek,
· Medya çalışanlarını bilgilendirmek ve şiddetle cinselliği bağlantılandıran programların olası sonuçları konusunda uyarmak,
· Mevcut ya da gelecekte kurulacak medya denetim kurumlarının kadınlara karşı şiddet ve cinsiyetçilik konularının ele almalarını sağlayacak prensipler benimsemesini teşvik etmek,
· Her ne kadar şiddete uğrayan kadınlar icin ilk elden yardım isteyecekleri ALO 183 hattı bulunmakta ise de maalesef hattın pratikte kullanım ve tanıtımı cok sağlanamamıştır. Bu sebeple hattın tanıtımının ve amacının topluma iyi anlatılıp kullanımının yaygınlaştırılması gerekmektedir,
· Kadınların sığınmaevi sonrası topluma adaptasyonuna yönelik çalışmalar, istihdamı ve belli bir süre kira desteğinin sağlanması sorunun çözümünde etkili adımlar olacaktır,
· Kadınlara karşı şiddet ile mücadelenin sadece kadınların görevi olduğu tabusunun yıkılarak bu konuda rolleri büyük önem arzeden erkeklerin bu mücadeleye dahil edilmesi çok önemli bir husustur,
· Konu ile ilgili olarak, sivil toplum örgütleri, üniversiteler ve medyanın desteği elde edilmelidir.
· Şiddete uğrayanların ilk basamak olarak başvurdukları emniyet mensupları sistematik ve etkin eğitim programlarından geçirilmelidir.
· Şiddet yalnızca bir asayiş konusu olarak ele alınmamalı konu çok yönlü irdelenerek çözümlere bu geniş perspektif üzerinden ulaşılmaya çalışılmalıdır.
Sonuç olarak, kadına karşı şiddetin boyutları ve içeriği yerine göre değişse de konu gelişmiş ülkeler dahil birçok toplumun ortak problemi olararak karşımızda varlığını sürdürmektedir. Avrupa birliğine giriş sürecinde bir çok yenilik ve düzenlemelerin yapıldığı ülkemizde bu konuya gerekli hassasiyetin devlet ve millet bazında gösterilerek, yukarıda belirtilen çerçevede bilimsel ve kalıcı çözümler üretilmesi hayati önem arz etmektedir.
Murat DAĞLAR
muratdaglar1974@yahoo.com
Kaynakca
Alarid, L. F. (2000). Sexual assault and coercion among incarcerated women prisoners: Excerpts from prison letters. The Prison Journal, 80, 391-406.
DeKeseredy, W.S., & Kelly, K. (1993). The incidence and prevalence of women abuse in Canadian university and college dating relationships. Canadian Journal of Sociology, 18(2), 137-159.
Dünya Sağlık Örgütü, World Report on Violence and Health (Şiddet ve Sağlık Üzerine Dünya Raporu), Cenevre, 2002.
Ertürk, Y. (2004) Küresel Düzeyde Kadına Yönelik Şiddet. http://www.amnesty.org.tr/v1003200401.si
Greer, K. R. (2000). The changing nature of interpersonal relationships in a women\\\'s prison. The Prison Journal, 80, 442-468
Hanmer, J. & Stanko, E. (1985) Stripping away the rhetoric of protection: violence to women, law and the State in Britain and the USA, International Journal of the Sociology of Law, 13, pp. 357-374.
Hopkins report: Violence against women widespread. (2000), January 20. Center for communication programs news. Baltimore, MD: Johns Hopkins University Center for Communication Programs.
Kadınlara Yönelik Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi, 19 sayılı Genel Tavsiye, Kadınlara yönelik şiddet (Onbirinci Oturum, 1992), Compilation of General Comments and General Recommendations Adopted by Human Rights Treaty Bodies, U.N. Doc. HRIGEN1Rev.1 at 84 (1994), para. 6.
Kadına Yönelik İhmal Ve İstismarın Türleri Ve Belirtileri (2006) http://www.shcek.gov.tr/anasayfa/Diger/Alo183.asp
Koss, M.P. (1992). The underdetection of rape: Methodological choices and their effects on incidence estimates. Journal of Social Issues, 48(1), 61-75.
Miçooğulları, T. (2005) Töre Cinayetleri İle Kadınlara Ve Çocuklara Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu Konuşması. Radhika Coomaraswamy, Kadınlara Yönelik Şiddet Özel Raportörü, İnsan Hakları Komisyonu’na Rapor, UN Doc. E/CN.4/2003/75, 6 Ocak 2003, para.30.
Smith, L.J.F. (1989) Domestic Violence: an overview of the literature (London, HMSO, Home Office Research Study No. 107).
Souryal, S. (2003) Ethics in Criminal Justice: In Search of the Truth. Anderson Pub Co.
Talvi, S.J.A (2001) Turning a blind eye. http://www.lipmagazine.org/articles/feattalvi_132.shtml
United Nations Commission on the Status of Women (1993) Declaration on the Elimination of Violence against Women. Washington, DC: UN Publications.
Wolfe D.A., Jaffe P., Wilson S. and Zak L. (1985) Children of battered women: the relation of child behavior to family violence and maternal stress. Journal of Consultant Clinical Psychology, 53, 657 ± 665.
Avrupa Konseyi Tavsiye Kararı Rec(2002)5 ve İzahat Belgesi. http://www.ksgm.gov.tr/belgeler/uaiaksiddet2.html)