Genel anlamda terör veya spesifik olarak PKK ile mücadele denilince bir çok kişinin aklına gelen ilk kurumlar Genel Kurmay Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve MİT Müsteşarlığıdır. Çeyrek asırdan beri terörle mücadele yönteminde herkesin kafasına yerleşmiş bir paradigmadır bu yaklaşım.
Maalesef, terörle mücadeledeki bu algılama terörün ilk ortaya çıktığı 1984’lerden bu yana yerini hiç akla ve bilime bırakamadı. Bilim, terör sorununu çok yönlü ve disiplinler arası bir olgu olarak ele alırken, ilginç bir şekilde Türkiye’de bu konu tamamen bir güvenlik problemi olarak değerlendirildi.
Yapılan bir çok konuşmalarda terörle mücadelinin topyekün bir mücadele olduğu dile getiriliyor ve herkesin bu mücadele görevleri olduğu söyleniyor. Fakat, fiili durum bu konuşmaların tam tersini yansıtıyor. Peki bu bir paradox değil mi? Bir taraftan tarihi, sosyolojik, ekonomik, siyasal, kültürel ve devletin yönetim yanlışları gibi sebeplerle ortaya çıkmış olan terör probleminin çözümünü sadece güvenlik güçlerine havale edip, diğer taraftanda bu mücadelenin çok yönlü bir mücadele olduğunu söylemek, kendi içinde çelişen bir yaklaşım değil mi?
Terörist ve teröristi besleyen terörizmle mücadelede gerçektende topluma ve devletin tüm kurumlarına düşen görevler var. Terörü doğuran sebepler bu kadar çok yönlü olduğuna ve bu problem hepimizin canını acıttığına göre, onunla mücadele de askerden polise, sivil toplum örgütlerinden üniversitilere kadar toplumun tüm kesimlerine düşmektedir. Bu noktadan hareketle, üniversitlerin terörle mücadelede ki misyonunun ne olması gerektiği konusunu irdelemek, yazımızın başında bahsettiğimiz paradigmanın kırılmasını sağlamakta bir ilk adım olabilir.
Belki bir çok insanımızın aklına “terörizmle mücadelede üniversitelerin misyonu” kavramı biraz fantazik bir yaklaşım gibi gelebilir. Ancak bu durum belirtiğimiz paradigmanın varlığının en açık göstergesidir aslında. Halbuki, üniversitelerin görevleri ve sorumlulukları dikkatli bir gözle incelendiğinde terör ve terörizmle mücadelede çok ciddi potansiyel ve sorumluluklarının olduğu görülecektir.
**
Genel Anlamda Üniversitelerin Sorumlulukları Nelerdir?
Anayasamızın Yükseköğretim kurumları ve üst kuruluşları başlığı altındaki 130. maddesi üniversitelermizin görevlerini şu şekilde belirtmiştir; “Çağdaş eğitim-öğretim esaslarına dayanan bir düzen içinde milletin ve ülkenin ihtiyaçlarına uygun insan gücü yetiştirmek amaçı ile; ortaöğretime dayalı çeşitli düzeylerde eğitim-öğretim, bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapmak, ülkeye ve insanlığa hizmet etmek üzere çeşitli birimlerden oluşan kamu tüzelkişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip üniversiteler Devlet tarafından kanunla kurulur.”
Anaysamızın bu maddesini üniversitelerimizin görevleri bakımından özetleyecek olursak ünivesitelerimizin, a) Eğitim-Öğretim hizmeti sunmak b) Bilimsel araştırmalar yapmak c) Tüm insanlığı içine alacak geniş bir yelpazede toplum hizmetleri sunmak olmak üzere, üç ana görevi bulunmaktadır.
UNESCO (1998) ise “Yirmi Birinci Yüzyılda Yükseköğretim, Vizyon ve Eylem” başlığı altında yüksek öğretim kurularımız olan üniversitelerimizin sorumluluklarını şu şekilde özetlemektedir;
1-Yoksulluk, açlık, cahillik, sosyal dışlanma, uluslararası ve ulusal alandaki eşitsizlikleri artması gibi ana küresel, bölgesel ve yerel sorunların çözümünde aktif olarak yer almak.
2-Özellikle alternatif öneri ve tavsiyeler yaparak sürdürülebilir insani gelişim, insan haklarına evrensel boyutta saygı, kadınlar ve erkekler için eşit haklar, üniversitede ve toplumda adalet ve demokratik prensiplerin uygulanması; uluslar, etnik, dini, kültürel ve diğer gruplar arasında anlayış, şiddet içermeyen ve barış yanlısı bir kültürle entelektüel ve ahlaksal dayanışmayı ilerletmek için bıkıp usanmadan çalışmak.
3-Kültürel çeşitliliği koruyup desteklemesi ve kültürler arası anlayış ve uyumun geliştirilmesi ve kültürlerin karşılıklı olarak zenginleşmesi konularında çalışmak.
4-Öğrencilerin sorumluluk sahibi ve kendini adamış vatandaşlar olarak yönlendirilmelerini sağlayacak bilgileri, becerileri, tutumları, değerleri ve yetenekleri kavramalarına yardımcı olmak.
5-Kendisini değiştirip dönüştürmek, eğitimin farklı seviyeleri ve biçimleriyle bağlarını güçlendirerek herkes için eğitim ve çeşitli açılardan eğitsel sürecin kalitesini yükseltmek ve etkinliğini artırmak.
**
Öyleyse, Yukardaki Genel Sorumlulukları Çerçevesinde Üniversitelerin Terörle Mücadelediki Misyonu Ne Olmalı?
Bu sorunun cevabını geçtiğimiz günlerde eski Yargıtay başkanımız, Sami Selçuk çok çarpıcı bir dille ifade etti. Atatürk Üniversitesi'nin yeni akademik yılı açılışına davetli olarak katılan Sami Selçuk, küresel krizlerle çalkalanan dünyada herkesin bir şey söylediğini ancak önemli olanın bilimsel çözüm üretmek olduğunu ifade etti.
Selçuk, "Bizden önce Avrupa ülkelerinde de terör vardı. Fransa, İtalya, Almanya ve İngiltere bunların başında geliyordu. Bu ülkeler terörü üniversitelerin hazırladığı bilimsel raporlar doğrultusunda ortadan kaldırdı. Bizim üniversitelerin terör konusunda hazırladığı bilimsel bir raporu şu ana kadar ben görmedim." dedi.
Emekli Askeri Hakim Avukat Dr. Ümit Kardaş ise üniversitelerin toplumun dertlerine çözüm bulma konusunda ki misyonununun "Üniversite neye yarıyor? Niçin orada duruyor?" sorularının yanıtını aramak ve bu sorularla yüzleşmekten geçtiğini dile getiriyor.
Bugün itbarıyla her ilde olmak üzere toplam 130 üniversite, 85 bin 841 öğretim elemanı ve 2 milyon 419 bin 214 öğrencisilyle üniversitelerimiz Türkiye için çok önemli bir potansiyel dinamizm kaynağı durumundadır. Ancak, maalesef ne spesik olarak terör/terrörizm konusunda ne de genel alarak toplumun diğer sorunlarına çözüm reçetesi sunma konusunda üniversitilerimiz kendi üzerine düşen misyonu efektif bir şekilde yerine getirdiği söylenemez.
Günümüz itibariyla, milyon kişi başına düşen bilimsel yayın sayısına göre yapılan değerlendirmede İsveç, Türkiye'ye 12 kat, Almanya 4,5 kat, Yunanistan 3,5 kat fark atmış durumdadır. Bulgaristan, Kıbrıs Rum kesimi, Estonya, Slovakya gibi ülkeler bile bu konuda Türkiye üniversitlerinin önünde yer almaktadır. Bilimsel atıf endekslerine giren makale ve atıf sayıları bakımından ise, yine üniversitelerimizin çok çok gerilerde kalgını görüyoruz. Global Danışmanlık Hizmetlerinin hazırladığı “Dünya Üniversitelerinin Derecelendirilmesi ve Türkiyenin Durumu” adlı rapora göre, dünya akademik çevreleri tarafından en fazla kabul gören Shanghai Üniversitesinin araştırmasında 2006 ve 2004 yıllarında üniversitelerimizden hiçbirisi sıralamada ilk beşyüz içindeki listeye girememiştir. 2003 ve 2005 yıllarında ise ancak iki üniversitemiz bu listenin son sıralarda yer almıstır. Hindistan, Çin, Mısır, Güney Kore, İsrail, Singapur, Güney Afrika, Brezilya gibi Asya ülkeler sıralamada listeye girerken Türkiye’nin girememesi gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur.
Prof. Dr. Ümit Özdağ “Türkiye Kuzey Irak ve PKK” adlı çalışmasında Türkiye'de “devlet ile bilim arasında yaşanan korkunç kopukluğun” izahına şu şekilde dile getiriyor;
“Türkiye'de devlet, bilim adamına karşı korku ile karışık bir kuşku ile yaklaşır ve asla elindeki bilgiyi bilimadamı ile paylaşmaz. Bilimadamları ise devletin bu tavrı karşısında devlet güvenliği ile ilgili konulardan mümkün olduğunca uzak durarak, bu tür konuları bürokrasinin tekeline bırakmayı tercih ederler.
Bu anlamda Akademik kuruluşlarımız toplum sorunlarının dışında nefes alıp veriyorlar. Şimdiye kadar üniversitelerimizin yüzlerce bilimsel araştırma yapmış; hatta terör araştırmasına yönelik enstitüler kurmuş olmaları gerekirdi diyen emekli Korgeneral Suat İlhan, meselenin bir cephesini dile getirmektedir, Kendisine güvenmeyen, fakat en iyisini ben bilirim tavrından da vazgeçmeyen bir bürokrasi ile bilimin ve bilimadamının ortak çalışma ile bir yere ulaşması mümkün değildir.”
Prof. Dr. Ümit Özdağ tarafından belirtildiği üzere, biraz devletin güvenlik konularında bilim dünyasına soğuk durması, birazda üniversitelerimizin bu konudaki ihmalinden olsa gerek, bu güne kadar terörizm ile ilgili olarak düzenlenen uluslararası akademik organizeler ya Emniyet Genel Müdürlüğü yada Genel Kurmay Başkanlığı tarafından gerçekleştirildi. Örneğin Emniyet Genel Müdürlüğümüzce uzun soluklu ve yoğun bir hazırlık çalışmasının sonunda, 65 ülkeden aralarında İçişleri Bakanları, Müsteşarlar, Emniyet Genel Müdürleri ile alanında şeçkin akademisyenlerin bulunduğu yaklaşık 700 kışinin katılımı ile 9–11 Haziran 2005 ve 14-16 Haziran 2007 tarihleri arasında İstanbul’da “I.ve II, İstanbul Demokrasi ve Güvenlik Konferanslarını” düzenledi. Konferans sürecinde gerçekleştirilen oturumlarda terörizm vedemokrasi alanındaki önemli bilimsel çalışma ve mesleki uygulamalara vurgu yapıldı. Terörizm, demokrası, ve güvenlik konularının politika yapıcılar, akademisyenler ve uygulamanın içerisinden gelen görevlilerce birlikte tartışılması terör sorununun daha iyi kavranması noktasında büyük katkılar sağladı.
Emniyet Genel Müdürlüğü’nün bu faaliyetlerine ilave olarak, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde yer almakta olan Terörizmle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi’de 23-24 Mart 2006 ve 10-11 Mart 2008 tarihlerinde Küresel Terörizm ve Uluslararası İş Birliği Sempuzyumuna ev sahipliği yapmıştır. Terörizmle Mücadele Mükemmeliyiet Merkezi Vizyonunu; “Dünya barışı için bir tehdit teşkil eden her türlü teröre karşı, bu uğurda birleşen ülkelerin beklentileri döğrultusunda, akademik boyutu da içerecek şekilde; çalışma, koordinatörlük ve danışmanlık yapan, sonuçlar üretebilen, yönlendiren, terörle mücadeleye günümüzde ve gelecekte katkıda bulunan bir merkez olmak ve bunun sürekli gelişimini sağlamaktır.” şeklinde açıklarken, terörizmle mücadelenin akademik boyutuna dikkat çekmektedir.
Güvenlik güçlerinin terörizmi akademik anlamda ele alma yönünde ki bu gayretleri karşısında, üniversitelerimizin toplumun terör gibi öncelikli bir problemini göz ardı etmeleri gerçekten düşündürücüdür. Henüz Türkiye’miz üniversiteleri içirisinde ne Ceza Adalet Sistemi bölümleri ve ne de Terörizm Araştırma Merkezleri bulunmaktadır.
Terör ve terörizmle mücadelede geçmişten gelen, kişisel tecrübelere ve varsayımlara dayalı tedbirler ve teknikler günümüzün karmaşık terör problemlerine cevap verememektedir. Bu noktadan hareketle, terörle ve terörizmle mücadele yöntemlerimizin ve yönetim uygulamalarımızın gözden geçirmesi ve bilimsel verilere göre yenilemesi gerekmektedir. Bunu yapacak ise bilim üretmekle görevli üniversitelerimizdir. Ne acıdırki, bu gün itiabariyle üniversitelerimizin terör olgusunu araştırma, terörün ekonomik, sosyolojik, kültürel, psikolojik nedenlerini orta çıkarıp, politika yapıcılara geniş yelpazede çözüm sunma yönünde yapmış oldukları kapsamlı bilimsel çalışmalar yok denecek kadar azdır. Çeyrek asırdan beri çözümü için çaba sarffettiğimiz ve binlerce insanımızın hayatını kaybetmesine yol açan böylesine önemli bir sorunun üniversite çevrelerince göz ardı edilmesinin izahını yapmak çok zor bir durum olsa gerek. Her fırsatta bilim ve teknoloji çağında yaşadığımızı vurgularken, devletin ve milletin en önemli sorunu haline gelen terör sorunun çözümünde rol almamak üniversitelerimizin misyonunuda sorgulanır hale getirmektedir.
**
Terör Sorununun Çözümüne Katkı için Üniversitlere Öneriler;
Bu noktaya kadar üniversitlerin genel anlamdaki görevleri ve terörle mücadeledeki olması gereken misyonları üzerinde durduk. Peki spesifik olarak üniversiteler ne gibi çalışmalar yapabilirler? Sadece bir fikir verme anlamında aşağıdaki öneriler faydalı olabilir.
1- Avrupa ve Amerika da bir çok örnekleri olan ve üniversiteler içerisinde konuşlanmış Terörizm Araştırma Merkez’lerini kendi üniversitlerimiz içinde hayata geçirmek bu işin ilk adımı olabilir.
2- Ceza evlerimiz binlerce terör örgütü üyesi ile dolu. Adalet Bakanlığı ile üniversitelerimiz arasında yapılacak bir protokolle araştırmacılarımız ceza evlerindeki bu insanlarla reportaj, anket çalışmaları yaparak terörislerin örgüte katılımındaki sebeblerin sosyolojik, psikolojik, ekonomik yönlerini ortaya çıkarmada çok önemli bulgulara ulaşalabilirler.
3- Tarihçilerimiz, terörizm ve kürt sorunun tarihsel gelişimini araştirip geçmişten günümüze ışık tutabilirler.
4- Yine üniversitlerimiz askerlerle ve polislerle yapacakları ropörtaj ve anket çalışmaları ile güvenlik kuvvetlerimizin terör algılamalarını oraya çıkarıp bu algılamaların günümüz gerçekleri ile örtüşüp örtüşmediğini araştırabilirler.
5- Devletin önde kurumlarının temsilcileri PKK’ya katılımı önlemede başarısız olduğumuzu dile getiriyorlar. Ve bugün Diyarbakır nüfusunun %47’sinin 15 yaş ve altı olduğu söyleniyor. Acaba bu yaş kesimin devlete bakışı nedir? Bu çocuklarımızı nasıl kazanır, terör bataklığına düşmekten kurtarırız? gibi konular araştırılabilir.
6- Terörle Mücadele Yüksek Kurulunda, üniversitelerimizi temsilen terörizm konusunda bilgi sahibi, akademisyenlerimiz (sosyolog, toplum psikoloğu, tarihçi vs.) neden yok? Madem terör çok yönlü bir sorun niçin bu çok yönlü sorun dar bir heyette görüşülüyor? Üniversitelerimiz bu konuda herhangi bir girişimi oldu mu? Şayet olmadı ise, yapılacak bir teklif ile Terörle Mücadele Yüksek Kurulunda yer alma isteği dile getirilebilir.
7- Sanıyorum Güneydoğu’ya mecburi hizmetle ilk defa gönderilen güvenlik kuvvetlerimizin bir çoğu, Malatya/Elazığ’dan ötesini o güne kadar görmüş değillerdir. Güneydoğuya gönderilen güvenlik kuvvetlerimizin oraya giderken içinde bulundukları psikoloji araştırıldı mı? Hangi düşüncelerle oraya gidiyorlar? Güneydoğu insanını ve bölgeyi nasıl değerlendiriyorlar? vs. gibi konular araştırılıp, ortaya çıkacak bilgiler ışığında politikalar geliştirilebilir.
8- Terör ve daha başka sebeplerle büyük şehirlerimizde ortaya çıkan etnik gettolaşma çok önemli bir araştırma konusu değil mi?
Sadece örnek olması anlamıdaki bu önerilerin sayısı yüzlere çıkarılabilir.
**
Sonuç olarak;
1- Toplum ve devlet güvenliğı “Terörizmle Mücadele Yönetimişimi” anlayışıyla, yanlızca güvenlik güçlerinin meselesi olmaktan çıkarılıp, bütün öznelerin kendi sorumluluk alanları içerisinde rol aldığı çok daha geniş ve anlamlı bir hale getirilmelidir.
2- İçinde bulunduğumuz çağ bilimi ve aklı rehber edinmeyen girişimlere ve çözüm önerilerine başarı vadetmemektedir. Türkiye de bu genel prensibin dışında değildir. Bilimi ve ilmi ihmal eden bir terörle mücadeli yöntemi olamaz, olmamalıdır. Bu noktada en önemli görevlerden biri üniversitilerimize düşmektedir. Ve bu görev Anayasamızın 130. maddesinde ve UNECSCO gibi uluslararası kurumlarca çok açık bir şekilde ifade edilmiştir.Dolayısı ile üniversitelerimiz, birinci derece sorumlulukları olan bilimsel araştırmalar noktasında terörizm sorununun çözümene katkıda bulunmak için, gerekli yapılanma ve çalışmaları bir an önce hayata geçirmelidirler.
3- Bir çok aydınımız terör ve güvenlik sorunlarının üniformalıların tekelinde olduğunu vurguluyor ve bu durumu çok ağır bir dille eleştiriyorlar. Eleştirilerinde haklı oldukları noktalarda olabilir. Ancak, terör ve terörizmle mücadelede çok önemli görevleri olduğu halde bu soruna sahip çıkmayan üniversiteler, diğer devlet kurumları ve sivil toplum örgütleri en az o kadar eleşitiriyi hak etmiyorlar mı? Meseleye etkili bir şekilde sahip çıkması gereken diger aktörler isteksiz ve gayretsiz olunca, doğal olarak güvenlik güçlerimizde terör sorununu tamamen kendilerine havale edilmiş bir mesele olarak algılıyorlar.
Murat DAĞLAR
Kaynakça;
UNESCO (2000). Yirmi Birinci Yüzyılda Yükseköğretim, Vizyon ve Eylem”, (Türkçeye Uyarlayan: Gülsüm Baskan), Kuram ve Uygulamada Eğitim Yönetimi, Yıl: 6, Sayı: 22, s: 167-189
Dunya Universitelerinin Derecelendirilmesi ve Turkiyenin Durumu (2006), http://www.pglobal.com.tr/prl/top500.pdf En son ulaşım tarihi, 12 Ekim 2008.
Özdag Ü. (1999). Turkiye Kuzey IRAK ve PKK. http://www.asam.org.tr/yayinevi/kitapgoster.asp?pkat1=1&ID=1 En son ulaşım tarihi, 09 Ekim 2008.
Gültekin,. R. (n.d) İstanbul Demokrasi Ve Küresel Güvenlik Konferansı. http://www.caginpolisi.com.tr/71/26-27.htm. En son ulaşım tarihi, 14 Ekim 2008.