|
| Özel Harekat Neden Dağda Değil? |
|
| Yazar:
Abdullah MOLLAOĞLU |
22.09.2008
|
 |
Kalbinden rahatsız olan bir kimsenin doktora müracaat etmesinden daha doğal ne vardır? Fakat bunun olanca 'doğallığı' içinde olabilmesi için bu kişinin doktora giderken özellikle bir "kalp doktorunu" tercih etmesi gerekir. Bu durumdaki kişinin gideceği pratisyen hekim -yardımcı olmak adına taşıdığı bütün iyi niyete rağmen- son tahlilde hastaya yardımcı olamayacaktır. Belki hastanın rahatsızlığı belki bir süreliğine ötelenecektir. Ama hasta 'kalp hastası' olmaya devam edecektir. Bu böyle devam ederse de hasta kısa bir süre sonra dünyasını değiştirecektir. PKK terörü ne zamandan beri öncelikli bir sorun? İlk ciddi eylemlerini ortaya koydukları tarih olan 1984'ten beri, değil mi? Kaç yıl eder 1984'ten 2008'ye? Yirmidört yıl eder. O zaman acı bir gerçek ortaya çıkmış olur; Üç yıllık Kurtuluş Savaşı süresince 'yedi düvel'in karşısında zafer kazanan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, tam tamına yirmidört yıldır hepi topu bir terör örgütünün ocağına incir dikememiştir. Öyleyse ortada bir 'mücadelede yöntem sorunu' vardır, diyebilir miyiz? Evet, diyebiliriz. PKK'nın terör yöntemi nasıldır? Bu yöntem ağırlıklı olarak 'kır ve dağ gerillası' diye tabir edebileceğimiz bir yöntemdir. Devletin buna karşılık 'bastırma' amacıyla kullandığı askeri birimleri hangileridir? Komandodan piyadeye, tankçıdan jandarmaya uzanan geniş bir yelpaze. Bu yelpaze kaç yıldır sallanmaktadır? Yirmidörtyıldır. Başarılı olmuş mudur? Evet kısmi başarılar vardır. Büyük kahramanlıklar yaşanmıştır. Büyük fedakarlıklar yapılmıştır. Ama teslim edilmesi gereken hakikat vardır; Terör hâlâ devam ettiğine göre, devlet terörle mücadelede başarılı olamamıştır. O halde ne yapmalıdır? Bu yöntemle kesin başarı gelmemişse o halde yöntem değiştirilmelidir. Bir silahlı mücadelede zafer kazanmanın yolu karşıdaki düşmanın yöntemlerini bilmek ve sonrasında bu yöntemleri işletemez hale getirmekten geçer. Oysa ki devletimiz mevcut 'düşman'ın yöntemlerini kilitleme noktasında gereken adımı bir türlü -tam olarak- atmamıştır. 'Tam olarak' ifadesini yazmamızın sebebi ise Özel Harekat Timleri vakasıdır. Türkiye, Özel Harekat realitesini Emniyet'e bağlı olan bir birimle tanıdı. Hatırlayın; Gerilla tarzında uzun soluklu bir eğitimden geçen ve tamamen gönüllülerden oluşan Polis Özel Harekat Timleri, görev aldıkları süre boyunca terör örgütüne karşı çok önemli başarılar elde etti. En çok dikkat çektikleri husus da verdikleri şehit sayısının az olmasıydı. Dilden dile dolaşan söylentilerde, teröristbaşının örgüt üyelerine "Özel Timi görünce kaçın!" şeklinde talimat verdiği bile söyleniyordu. Sonra ne oldu? Özel Harekat dağdan çekildi. Kimileri askerin tek yetkili olmak istediğini bu yüzden de özel harekatın tasfiyesini istediğini yazdı. Kimileriyse polisin başarısının kıskanıldığını iddia etti. Bir başka grup ise, Avrupa Birliği'nin baskısının özel timin dağdan çekilmesinde etkili olduğunu öne sürdü. Sözü uzatmanın gereği yok. Neticede "gerilla eğitimi alan" özel harekat polisi şehre indi ve kah karakol polisi kah sivil asayiş polisi kah da trafik polisi olarak karşımıza çıktı. Oysa yapılan bu tasarrufun ne kadar vahim bir hata olduğu yıllar geçtikçe ortaya çıktı. 20 yaşındaki, üç dört aylık eğitimden geçmiş, hayatlarında ellerine ilk defa silah almış gençlerimiz kan rengi bayrağın sardığı tabutlarla döndüler askerlikten. Yıllarca dağda kalmış, gerilla tarzında tecrübe kazanmış teröristlerin karşısına biz 20 yaşındaki çocuklarımızı diktik. Oysaki belli bir yaşa gelmiş, uzun soluklu eğitim almış, bu işi gönüllülükle yapmak isteyen, dağda yıllarca kalıp mücadelenin tecrübesiyle pişmiş olan özel harekatçılarımız elimizin altında duruyordu. Ve biz hep de bu timlerimizin görev alması halinde 'bir şeylerin' mutlaka değişeceğini düşündük durduk. Yukarıda özel harekat realitesinin Emniyet'le tanındığını belirttik. Sonrasında bu birim Ordu tarafından da kullanılmaya başladı. Ama Ordu'daki özel harekat birimi sayıca yetersiz kaldı. Yetersiz olmasa teröristin karşısına neden hâlâ 20 yaşındaki "er" çıkarılsın, değil mi? Çok iyi eğitim almış subay ve astsubayların emrine tecrübesiz askerleri vermek aynı zamanda o subay ve astsubaylara yapılmış bir haksızlık değil mi? Düşünsenize, altınızda bir F1 aracı var ve size yol olarak patates tarlası gösteriliyor! Arabanız ne kadar iyi olursa olsun o tarlada kaç km. hız yapabilirsiniz ki? Şayet gelen her şehit haberi "kalbimizi" yakıyorsa, bu "kalp" rahatsızlığının tedavisi için yapmamız gereken 'kalp uzmanına' gitmektir. Pratisyen hekim bizim iyi olmamız için çırpınır, hatta bu uğurda canını bile verme fedakarlığında bulunur. Ama bu, hastayı iyileştirmeye yetmez. Pratisyen doktorlar değişir, biri gider biri gelir ama rahatsızlık da devam eder. Oysa ki kalp sağlığı uzmanı uzakta değil, bir yan muayenehanededir. Sözün özü... Aslolan 'üzüm yemek' ise polis olsun asker olsun terörle mücadele işi sadece Özel Harekat Timleri'ne verilmelidir. Polis özel harekat timleri hazır eldedir. Ordu'daki özel harekat timlerinin ise sayısı kolaylıkla arttırılabilir. Ondan sonra görün bakalım dağlarda bir tane bile terörist gezebilecek midir? |
| |
| Yazar:
Abdullah MOLLAOĞLU |
22.09.2008 |
| |
| |
| İsim: |
Can Dostu/ Şebap TEKER |
| |
| Yorum: |
|
|
|
|