Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi tarafından, 14 Şubat- 26 Haziran 2008 tarihleri arasında düzenlenen Ulusal Güvenlik Stratejileri Sertifika Programına katıldım. Söz konusu Programın Akademik Takvimi içerisinde Prof. Dr. Feridun YENİSEY hocamızın 12 Mart 2008 tarihinde Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezinde yapmış olduğu Ceza Hukukunun Sınırları konulu sunumunun bir kısmını sizlerle paylaşmakta fayda gördüm.
Ceza Hukukunun Ülkesel Sınırları: Ceza Hukukundaki mülkilik ilkesi, iç hukukun global olarak uygulanmasını zorlaştırır, zira ülke dışında işlenen suçlarda iç hukukun işlerlik kazanabilmesi için, Bakanlıklar arası uzun süren adli yardım işlemlerinin yapılması gereklidir. Ceza hukukunun bu yeni sorunları yenmesi için, ülke dışında işlenen suçları da yargılayacak şekilde kapsamının genişletilmesi, yani “globalleşmesi” gerekmektedir.
Ceza Hukukunun sınır ötesine genişlemesi: Sınırlar ötesinde etkin olabilecek bir Ceza Hukukunun oluşabilmesi için, Ceza Kanunu hazırlanırken iki farklı yöntem uygulanabilir; bazen de bu yöntemler karma bir şekilde tatbik edilir.
a. Birinci yöntem, bir yabancı ceza hukuku sistemine iç hukukta geçerlik tanımak şeklindedir. Bu yöntem, klasik adli yardım yöntemlerinin son birkaç yıldır Avrupa Birliği tarafından tercih edilen yeni ilkeyle desteklenmesi şeklinde, iç hukukta verilen “adli kararların hukuki değerlerinin diğer bir hukuk sistemine tanınması” şeklinde ortaya çıkmıştır. Böyle bir işbirliği modelinin temelini, Avrupa Birliğinin de benimsediği, “adli kararların karşılıklı olarak tanınması ilkesi oluşturmaktadır. Yeni ilke karşılıklı güvene dayanmaktadır. Yeni işbirliği modeli, halen mevcut ve yapılması planlanan çok sayıdaki Avrupa Birliği tavsiye kararı ve özellikle “Para Cezaları ve Para Yaptırımlarının Karşılıklı Geçerliliği” ve “Avrupa Yakalama Emri” ile, “Delil Toplama Konusunda Avrupa Tavsiye Kararı” şeklinde ortaya çıkmıştır. Bundan sonra artık, Avrupa Birliğine mensup bir başka hukuk sitemindeki (adli sicil kayıtları gibi) kişisel verilerin, diğer hukuk sistemlerinde de kullanılması anlamına gelen, “kullanma ilkesi” (das Prinzip der Verfügbarkeit) ile tamamlanacağı anlaşılmaktadır. Bu gelişme, resmi makamlar arasındaki yardımlaşmayı ve klasik uluslararası adli yardım kurumunu, önemli bir şekilde değiştirecektir.
b. Devletlerüstü ceza hukuku oluşması. Ceza hukuku normlarının ülke içinde kendiliğinden daha geniş bir şekilde uygulanmasına yol açan, devletlerüstü ceza hukuku ( supranationales Strafrecht) oluşmuştur. Bu model, belli alanlarda, mesela, Avrupa Birliğine dahil Devletlerde uygulanan Yaptırım Hukuku alanında (mesela, holdingleri ilgilendiren kurallara aykırılıklarda ve Avrupa Birliğinin ekonomik çıkarlarının korunmasında) gerçekleşmiş olup, ayrıca dünya çapında uygulanan devletler Ceza hukuku alanında da, bu model artık uygulanmaktadır.
c. Bu iki model arasında, federal yapıdaki Devletleri ve devletlerüstü nitelikteki birleşmeleri ilgilendiren, çok sayıda karma nitelikli sistemler oluşmuştur, merkezi ve yerel hukuk düzenleri oluşmuştur. Bu karma nitelikli sistemlerin özelliği, hukuk düzeninin, (Amerikan Hukukunda olduğu gibi) merkezi yönetim ve yerinden yönetim şeklinde, ikisi birlikte uygulanacak şekilde yapılması veya yasama, yargı ve yürütme erklerinin merkezi ve yerel kurumlar arasında paylaştırılması şeklinde, ortaya çıkmaktadır. Yukarıda anılan iki ana modelin değişik türleri, İsviçre’deki Federal Devlet ve kantonlara ayrılan yetkilerin paylaşılmasında ve milli devletlerle işbirliği yapmak durumunda bulunan Devletler Ceza Hukukunda görülmektedir.
d. Devletler arasında ceza hukuku alanında işbirliği yapılması konusundaki bu modellerin ve ceza hukukunun ülkesel sınırlarının ortadan kaldırılması için, Devletlerüstü Ceza Hukuku ( supranationales Strafrecht) tarafından önerilen farklı modellerin ayrıntılı olarak incelenmesi, globalleşen dünyanın önümüzdeki yıllarda ceza hukukuna yüklediği, önemli bir görevdir.
e. Devletlerüstü Modeller alanında ise, özellikle “milli hukukun sahip bulunduğu kuvvet kullanma yetkisinin” uluslar arası alana aktarılması ile bağlantılı olarak, Devletlerüstü ceza hukukunun demokratik hukuk devleti ilkeleri açısından haklı görülüp görülmeyeceği ve oluşumunun şeffaflığı ile, bu gücü uygulayan yürütme erkinin sorumluluk ölçütleri gibi sorunlar ortaya çıkmaktadır. Ancak, bu tür sorunlar sadece Devletlerüstü ceza hukuku alanında değil, aynı zamanda, iç hukukun yurt dışında uygulanması ve devletlerarası ceza hukukundaki işbirliği alanında da ortaya çıkmaktadır. İleride bu konular, sadece “Avrupa Birliği Ceza Hukuku” ile “FATF’ın kara para aklama konusundaki tavsiye kararları” açısından değil, aynı zamanda özellikle Birleşmiş Milletler tarafından kullanılan, “ceza ve güvenlik hukuku” açısından da önem kazanacaktır.
f. “Hukukun kademelere ayrılması” (Fragmentierung des Rechts) olarak isimlendirdiğimiz, hukukun, Devletin iç hukuku, Birleşmiş Milletler Hukuku, Avrupa Topluluğu Hukuku ve OECD Hukuku şeklinde farklı düzeylerde işlev yapan hukuk sistemleri olarak ayrılması, ortaya önemli değerlendirme sorunları çıkarmıştır. Bu “farklı kademeler sistemi” (Mehrebenensysteme), değişik hukuk sistemleri arasında çatışmaya ve hatta normlar ile bunların değerlendirilmesi açısından, çelişkiler doğmasına neden olmaktadır. Bir Devletin dış ilişkisinde diğer bir devlete karşı olan yükümlülüğü ile, İç Hukukunda Anayasası ile sınırlanan yetkileri farklı bir şekilde düzenlenmiş ise, klasik adli yardım hukuku alanında bu tür uyumsuzluklar ortaya çıkmaktadır. Avrupa Ceza Hukukunun “devletlerüstü nitelikteki kuralları” (supranationale Regelungen), iç hukuk kurallarına ( özellikle Anayasa’ya) aykırı olabilir. Farklı hukuk sistemlerinin “amaçları” farklı ise, bu çatışma daha açık bir şekilde görülür. Mesela, Birleşmiş Milletlerin dünya barışını sağlamaya yönelik yetkileri arasında yer alan, “terör şüphelilerinin mal varlığı değerlerinin dondurulması” kararının icra edilmesi sırasında, iç hukuktaki kurallar ve uluslar arası hukukta kabul edilen (insan haklarını garanti altına alan) muhakeme hukuku garantileri arasında çatışma çıkar. Bu gibi somut problemlerin çözülmesi için, “Devletin varlık sebebini açıklayan kuramların”, “Demokrasi prensibinin”, “Ceza Hukukunun haklılığı konusunun” ve “Ceza Hukukunun topluma verdiği emirler” gibi konuların, yeniden düşünülmesi ve bu kavramların içinin yeniden doldurulması gerekmektedir. Ancak bu temellerin üzerine dayanan bir araştırma, yeni bir “meta norm” oluşmasını sağlayabilir. Bu “meta norm’un” belli milli normlar ile bölgesel normlar ile korunan hukuki menfaatler arasında çatışma doğduğu vakit, uluslar arası hukuk normunun hangi demokratik, hukuk devleti ilkelerine ve insan haklarına uygun koşullara sahip olması gerektiğinin belirlenmesi lazımdır.
6.Yeni riskler, karmaşık bir nitelik almış olan ceza hukuku ve ceza hukukunun sınırları:
Bu gelişmenin sonucu olarak ceza hukuku bu suçun tanımı, hem de suçların aydınlatılması açısından giderek daha büyümekte olan riskler ve giderek daha karmaşık bir yapıya sahip olan davranışlardan kaynaklanmaktadır. Bu değişiklikler neticesinde yukarıda tanımlanan küreselleşme sorunları belirli bir suçluluk alanında ceza hukukunun kullanılmasını ve görevlerine sembolik bir düzeye indirebilmektedir. Bireylerin özgürlüklerine büyük müdahaleler yapılsa bile, bu alanlarda ceza hukuku etkisiz kalmaktadır.
Kamuoyunun ve siyasilerin genellikle ileri sürdükleri bir ihtiyaç olan suçun daha iyi önlenmesi ve yeni bir güvenlik hukuk oluşması açısından ceza hukuku uygulamada yeni bir seçenek karşısında kalmaktadır. Ceza hukuku ya yeni sorunlara ayak uyduracaktır veya diğer yarışan hukuk alanlarının mesela (polis hukuku, istihbarat hizmetlerinin hukuku veya savaş hukuku) öngördükleri kurallarla o konunun düzenlenmesine boyun eğmek durumunda kalacaktır. Bu gelişme ceza hukukunu sadece toplumu koruma görevindeki gelişme açısından değil aynı zamanda bireylerin özgürlüklerini koruma konusundaki görevi açısından da sınırlarını önemli şekilde zorlamaktadır.
* Arşiv Dökümantasyon Daire Başkanlığı
3.Sınıf Emniyet Müdürü
Kaynak: Çağın Polisi