|
| Sistem Çöküyor mu? |
|
| Yazar:
Fatih BALCI |
17.05.2006
|
 |
{mosimage}Sistem Çöküyor mu?
“Devletler insan gibidir; büyürler, olgunlaşırlar, yaşlanırlar ve ölürler.” W. S. LANDOR
Arabaya bindiğiniz zaman ilk yapacağınız şey emniyet kemerinizi takmak oluyor değil mi? “Stop” levhalarında kavşağa ilk gelen araca geçiş önceliği vermek, kırmızı ışıkta ‘ışıkta burada durunuz’ tabelasına ihtiyaç duymadan yaya geçidi gizgisinin gerisinde durmak, metroya binerken sıranızı beklemek ve önceliği inenlere vermek, yaya geçidinden aheste aheste geçen yayaları sabırla beklemek ve daha bunun gibi bir çok kuralın hayatta refleks haline geldiğini görüyorsunuz. Yaptıklarınızın bir kurallar zinciri içinde olduğunun farkına dahi varmıyorsunuz.
Şikayet eden de yok, çünkü herkes oldukça memnun hayatından. Her şey o kadar da yerli yerine oturmuş ki yapılan küçük bir hata göze batar hale gelmiş. Bunca kurallar bütünlüğü ve bunlara son derece hassas bir şekilde uyulmasının altında yatan ne acaba? Sadece insanların memnun olmaları mı?
Tek kelime ve bütün içtenliğimle diyebilirim ki: “HAYIR”. Sadece sistem çok iyi kurulmuş ve insanlara hangi hallerde nasıl davranacakları çok işlenmiş ki onlara kendi muhakemelerini kullanarak kendilerince karar verebilecekleri en ufak bir esneklik dahi bırakılmamış. Sisteme aykırı davranan da sistemce acımasızca cezalandırılacağını çok iyi biliyor, ödevine iyi çalışmış. Bu durum insanların bilinç altına yerleşmiş ve korku eksenli bir düzen kurulmuş. Sistemin temelindeki gerçek malzeme, “korku”.
Peki neden? Trafik kurallarına uymadığın zaman polisten mi? Hayır, gelecek ceza ve sana vereceği zarardan korku, sigorta ödemelerinin artmasından korku, ödemelerini geciktirdin mi, kredi historinin bozulmasından korku, kredi protectionından korku, ev-araba alamama korkusu, kiralık ev tutamama korkusu, okula girememe korkusu, korku, korku, korku. Sonucu kendine dönen ve kendinle hesaplaşmak zorunda olduğun bir korku. İşte o korku hissi oluşturmuş sistemin temelini.
Diğer taraftan da insanlara bu sınırlar dahilinde sınırsız özgürlükler verildiğinden dolayı da “Özgürlükler Ülkesi” denilmiş. Demokrasi, insan hakları ve özgürlüğün sembolü haline gelmiş ki bu değerlerin dünyaya aktarılmasının da önderi olarak seçilmiş.
Ünlü filozof Platon devlet yönetimini beş farklı sınıfa ayırır. En üste Aristokrasiyi yerleştiren Platon, sırasıyla Timokrasi, Oligarsi, Demokrasi ve Tirancılık şeklinde sıralar. Sınıflar arasında yukarıdan aşağıya doğru bir basamaklama yapar ve Demokrasiyi özgürlükler şeklinde yorumlarken özgürlüğün bittiği yerin anarşinin başladığı yer olduğuna vurgu yapar. Artık insanlar zamanla yıpranarak bir koruyucu isterler. Koruyucu da koruduğu insanlar üzerinde kişisel sömürü uygulamaya başlar zamanla.
Platonun bakış açısıyla hayata bakıldığında demokrasinin verdiği özgürlüklerin neresinde olunduğuna bakmak gerekir.
Özgürlükler Ülkesinde günümüzde toplumsal bazı problemlerin varlığını görmek için kahin olmaya gerek yok. Son seçim zamanında eşcinsel evliliğinin seçim propagandası yapılması bile bu durumu gözler önüne seriyor. Ayrıca şöyle çevremize dikkatle baktığımız da gözümüze çarpan bazı veriler dikkate değer sonuçlar ortaya koymakta.
Mesela, Amerika genelinde hapishane ve nezarethanelerdeki tutuklu sayısının 30 Haziran 2003’ten 30 Haziran 2004’de kadar geçen bir yıllık sürede 48,452 den 2,131,180’e fırladığı, Federal hapishanelerden ve eyelet hapishanelerindeki artış oranın ise %2.9 kadın, % 2.0 erkek ve %1.4’ü de Amerikan vatandaşı olmayanlardan oluştuğunu gazetelerden öğrenebiliyoruz (USA Today, 18 Mayıs 2005). Sadece suç ve suçlu yönünden mesele ele alındığında bu veriler kafalardaki birçok soruya cevap niteliğindedir.
2002 yılında yaşları 15 ile 44 arasında değişen 12.571 kişi üzerinde yapılan bir araştırma 15 ile 19 yaş arasında olan gençlerin %54’ünden fazlasının oral sex yaptığı, genç kızların %10.6 sının hemcinsleriyle ilişkilerinin olduğunu (bu durum erkeklerde %4.5) ortaya koymuş. (Time Dergisi, 26 Eylül 2005)
Suç işleme yaşının iyice düşmesi, cinsel tacizlerin artması, cinsel ilişkilerin çocuk denecek yaşlara kadar düşmesi, uyuşturucu kullanımının artması gibi durumlar gelecek adına parlak vaadlerde bulunmayı zorlaştırıyor.
Taşları yerine çok sağlam oturtulmuş sistem, demokrasi ve özgürlüklerdeki sınırsızlıklar nedeniyle yavaş yavaş çatlamaya mı başladı acaba Özgürlükler Ülkesi’nde. Bunu görmek hemen mümkün değil ama yıllar sonra anlaşılacak. Osmanlı’nın sonu da üç yüz yılda gelmedi mi? Her çıkışın bir inişi olduğu gerçektir.
Bu gerçekten yola çıkarsak acaba Amerika bu yolculuğun neresinde dersiniz? Bu Yazı www.mezunusa.com Adlı Siteden Alınmıştır. |
| |
| Yazar:
Fatih BALCI |
17.05.2006 |
| |
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş veya Eklenen Yorumlar Onaylanmamış.
|
|