AkadeMilenyum




      
Ana Sayfa Yazılar Haberler Dost Siteler Site Haritası İletişim Hakkımızda  
| Kullanıcı Girişi: 
 YAZILAR
 Adli Bilimler
 Bilişim
 Diğer Disiplinler
 English
 Hukuk
 Kriminoloji
 Özel Dosyalar
  -Çeviriler
  -Duyuru
  -Güncel
  -İstihbarat
  -Kitap İncelemesi
  -Suikastlar
  -Yorum
 Polis Özel
 Polis Yönetimi
 Suç Türleri
 Terör
 
 

forum
ARAMA
   Arama
 
   Yazılarda Ara

   Haberlerde Ara
 

ANKET
Soru:  Son günlerde güvenlik güçlerine karşı yapılan saldırılarda ne amaçlanıyor?
   Ordumuz Kuzey Irak'ta pusuya çekilmek isteniyor
   Teskerenin onaylanmasına tepki olarak saldırılar yapılıyor
   Ergenekon operasyonuna tepki olarak gerçekleştiriliyor
   Güvenlik güçlerininin zaafiyet içerisinde olduğu gösterilmek amaçlanıyor
   
 
Son Üyeler
mrguardian
selcukokmen
enginakman
mustafa
ekonyar
 
En Çok Okunanlar
Mutluluk Yoldur

Türkiye'de Sol Terör Örgütlerinin Gençlere Yönelik Faaliyetleri Bağlamında Aile Ve Polisin Rolü

Aile İçi Şiddet

Askerlik Konusunda Atılacak Somut Adımlar

Seri Katiller

 
Son Yorumlananlar Yazılar
Dursun Öldü; Yaşasın Temel, Yaşasın İdrüs!

Bir Bağımlının Günlüğünden

´Adli Kolluk´ Açısından Polis Teşkilatı

 

  Küresel Bunalımdan Stratejik Derinliğe Yazdır 
 Yazar: Veli BULUT 06.08.2008  
  Küresel Bunalımdan Stratejik Derinliğe

 

  Psikolojik teorilerin çıkış noktası olarak sunduğu ve sosyolojinin temel kabulünde belirtildiği üzere devletleri de zorlukların ardından kolaylıklar beklemekte, bunalımlarının ardından açılımlar gelmektedir. Türkiye gibi ekonomik, siyasi, toplumsal bunalımları şimdilerde çok yoğun olarak yaşayan bir ülkenin soğuk savaş sonrası konumu ne olacaktır? İçindeki bunalımları açılımlara dönüştüremeyen ‘parçalanmış ülke mi’ , yoksa bunalımlarını ‘stratejik bir derinliğe’ çevirebilen bir ‘ pivot ülke’ mi olacaktır? Türkiye tutarlı ve akılcı bir süreçle dünya dengesinde hak ettiği yere mi gelecektir? Yoksa yerinde saymaya devam mı edecektir? Biz burada Ahmet DAVUTOĞLU’ nun Stratejik Derinlik ve Küresel Bunalım eserlerine bağlı kalarak bir nevi tanıtım çalışması yapacağız..  

 

   Devletlerarası yapılanmada devletler dört farklı kategoride incelenmektedir. 1- Süper Güçler 2 - Büyük Devletler 3- Bölgesel Güçler 4- Küçük Devletler. Süper güçler sistemin tepesini oluşturur ki bu ülkeleri ancak başka bir süper güç dizginler. Büyük devletler ise,  süper güçlerin hesaplarına uygun şekilde bölgesel güçleri ve küçük devletleri kullanan yapılanmalardır. Bölgesel güçler süper güçlerin ve büyük devletlerin hesabına uygun şekilde küçük devletlerle ilişki kurar. Küçük devletlerse dünya muvazenesinin edilgen öğesidir. Bu anlamda soğuk savaş döneminde ABD ve SSCB süper güçlere örnek gösterilebilir. İngiltere, Fransa, Almanya, Çin gibi ülkeler büyük devletlere, Türkiye, Hindistan, gibi ülkelerse bölgesel güçlere örnek gösterilebilir. Uluslararası sistemde bölgesel güçler genellikle bir süper güce bağlı olmuş ve bağlılık dışında hareket edilmesi halinde ülkemize uygulanan Kıbrıs ambargosu gibi yaptırımlar söz konusu olmuştur.   

 

    Söz uluslar arası ilişkilerden açılmışken  Fukuyama’ya atıfta bulunmadan geçemeyeceğiz. Tarihin sonu tezi kısaca; insanlığın gelebileceği en üst ideolojik evrime ulaştığını, batılı demokrasinin evrenselleşmesiyle tarihin sonuna gelmiş bulunduğumuzu öne sürmektedir. Fukuyama’nın temel yanılgısını batılı demokrasinin tüm dünyada yayıldığını savunuyor olmasıdır. Oysa batılı ülkelerin aksine hala refah düzeyi, GSMH, demokrasi olarak sıkıntı yaşayan ülkeler vardır. Ortadoğu ve Afrika ülkeleri buna en güzel örnektir. Hukukta zaman zaman kullanılan zaman zaman da tamamen reddedilen bir ilke olan mefhum-u muhalif ilkesi açısından kapitalizmin, teokrasinin ve faşizmin sönerek bunun batılı liberal demokrasiye yol açtığını söylemek kanımızca kabul edilemez bir mantıksal yanlıştır. Batının özgüven çılgınlığında bulunmasına psikolojik olarak baktığımızda aslında karşı atağın en iyi savunma olacağı düşüncesinin tezahürü olduğu görülür. Medeniyetler tarihi açısından baktığımızda Roma’nın tarih içindeki merkez konumunu belirleyen “tüm yollar Roma’ya çıkar” dediği dönemde kapıldığı rehavet sonucunda Roma’nın tarih dışında kalma sürecine girmesi buna en güzel örneklerdendir. Yine kendi tarihimizden örnek verecek olursak Osmanlı Devletinin ebed-müddet kavramını kullandığı döneminin akabinde batıyı küçümsemesi, rehavete kapılması ve kemale ulaştığı inancı rakip medeniyet tarafından süreklilik arz eden zihni dönüşümlerle çözülmüştür. Ayrıca ciddi zihinsel dönüşümlerin ardından siyasal ve ekonomi gelişmeler olumlu olmuştur. Remzi Fındıklı’nın anlatımı içerisinde ağır fikir hamlesi yapılmadan ağır sanayi hamlesi yapılamaz. Çin’de ortaya çıkan Tao ve Konfiçyüs’ten bir kaç yüzyıl sonra Çin Seddi’ni yapan Büyük Hun İmparatorluğu’nun doğması bu bağlamda örnek verilebilir. Yine 15–18.yy.’ da Aydınlanma felsefesinin ardından Avrupa’nın 19.yy.’da siyasi ve ekonomi olarak zirveye yerleşmesi bu çerçevede sunulabilir.

  

     Soğuk savaştan sonra Türkiye soğuk savaş boyunca statik bir düzlem olan uluslararası politikada NATO-Varşova PAKTI mücadelesinin ötesinde Stratejik bir öneme kavuşmuştur. Türkiye artık NATO’nun doğudaki en son kalesi değildir. Türkiye dış politik unsurlarını inşa ederken öncelikle tarihsel gerçeklerini göz önünde bulundurmalıdır. Türkiye’nin tarihi Katar, Kuveyt, Duba gibi iç dinamiği olmayan bir ülke değildir. Bu tarihsel miras yakın zamanda kendini Mostar Köprüsü’nün açılışında göstermiştir. Türkiye’nin öncelikle Başbakan ve Bakan düzeyinde temsil edilecekken ülkede olan afet sebebiyle Bakan düzeyinde edilmiş olması tarihsel birikiminin tezahürüdür. Aynı şekilde Bosna ve Arnavutluk’ta problem olunca halkların Türkiye’ye başvurmaları tarihsel mirasımızın sonucudur. Bulgaristan’daki Müslümanlar’ın Türkiye’ye yerleşmeleri ve Nahcıvan’ın Türkiye’ye bağlanmak istemesi hep Osmanlı bakiyesinin eseridir. Türkiye’nin İKÖ seçimlerinde genel sekreterliğini kazanması ve İKÖ genel sekreterliği seçimlerinde ilk kez demokrasiyi getirebilmesi hep tarihi birikiminin tezahürüdür. Türkiye’nin Balkanlar, Ortadoğu, Orta Asya, Kıbrıs gibi dünyanın Afroavrasyasını oluşturan yerlerdeki etkisinin hala devam ediyor olması hep Osmanlı Devleti’nin mirasıdır.

  

    Türkiye’nin potansiyeli tarihi unsurlarla beraber nüfus, kültür, siyasi irade gibi unsurlara da bağlıdır. Siyasi iradede, dışişlerinde en çok değişen şeyin dışişleri bakanı olması, 90’lı yılların dış politik yapılanmasının en büyük dezavantajı olmuştur. Türkiye’nin uluslararası ilişkilerine bölgesel bazda inceleyecek olduğumuzda Balkanlar Türkiye’nin güvenlik parametresinin temel taşlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye o bölgede kendi müttefiki olan Arnavutluk, Bosna, Makedonya’nın toprak bütünlüğü ve iç huzuruna yönelik politikalar takip etmelidir. Türkiye’nin komşu olduğu Ortadoğu Bölgesi Afroavrasya kıtasının kesişim bölgesinde bulunmaktadır. Tarihi ve jeokültürel açıdan dini ve kültürel açılımların bu bölgede çıkmış olması bu bölgenin önemini artırmaktadır. Bölgedeki İsrailliler, Suudi Vehhabiler, Iraklı ve İranlı Şiiler, Libya ve Lübnan’daki Hristiyanlar bölgeye zaman zaman içinden çıkılmaz hale getirmektedir. Yine kutsal olarak bilinen Fırat ve Dicle’de bu bölgenin içindedir. Petrol ve bunun yanı sıra Mekke-Medine-Kudüs üçlüsünün bölgede olması Ortadoğuyu kilit bir konuma sokmaktadır. Türkiye komşu olduğu Asya yapılanmasına karşı bölge içi dengeleri çok iyi takip etmeli, kültürel ve eğitim ortaklığında bulunmalıdır. Türkiye’nin NATO ve AB nezdinde kabiliyet gücünü Asya dinamiği sağlayacaktır. Asyanın demografik ve enerjik gücü yadsınamaz bir gerçektir. Türkiye, tarihsel sürerlilik içinde Avrupa’dan kopamaz. Türkiye’nin tek çıkışı da Avrupa değildir. AB süreci “Avrupa-Avrupa duy sesimizi” naralarıyla veya “ya gireceğiz, ya gireceğiz!” slagonuyla devam edemez. Türkiye, AB’de ancak ve ancak Ortadoğu, Balkanlar, Asya, Kıbrıs politikalarıyla tutarlı ortak olabilir. Son tahlilde soğuk savaş sonrası gerek Kıbrıs, gerek Dayton Antlaşması sonrası Balkanlarda ve Irak’ta belirsizliğin devam ettiğini Türkiye’nin önünde çok mühim bir süreç olduğunu belirtmeliyiz. Bir özet ve tanıtım çalışması olarak hazırladığımız yazımızda Türkiye için bir açılım ortaya koyan Stratejik Derinlik ve Küresel Bunalım eserlerini tüm okurlara tavsiye ediyoruz.        

 

* İstanbul Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü

Komiser Yardımcısı

 
 Yazar: Veli BULUT 06.08.2008  
 

Yazarın Diğer Yazıları:

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş veya Eklenen Yorumlar Onaylanmamış.

  Yorum Yaz
 
İsim: 
 
Yorum: 
Kalan Karakter Sayısı:
 
Şifremi Unuttum 
Kayıt Ol 
YAZARLARIMIZ
Murat DAĞLAR
Murat DAĞLAR Kadınlara Karşı İşlenen Suçlara Genel Bir Bakış: Şiddetin Sebepleri Ve Çözüm Yolları
Ercan TAŞTEKİN
Ercan TAŞTEKİN Teçhizattan Teşkilata
Erol ÖZDEMİR
Erol ÖZDEMİR Emeklilikte Tabanca Yerine Bilgisayar
Fatih BALCI
Fatih BALCI Çocuk Suçları Ve Aile
Emsal TOPRAK
Emsal TOPRAK Bir Bağımlının Günlüğünden
Önder AYTAÇ
Önder AYTAÇ Hala İçeriye Tıkılmamış Ama Sırasını Bekleyen Ergenekonculara Tavsiyeler
Abdullah MOLLAOĞLU
Abdullah MOLLAOĞLU Amerika, Bazı Kürtler ve Prezervatif
Ali Kemal TERZİ
Ali Kemal TERZİ Kent ve Çocuk Suçluluğu
İlhan DAĞDEVİREN
İlhan DAĞDEVİREN Türkiye Bir Milad Yaşıyor.
Özgün ERGİN
Özgün ERGİN İnsan Taklidi
Ömer Faruk GÜLTEKİN
Ömer Faruk GÜLTEKİN Yokolan İnsanlık
Metin Murat ARSLAN
Metin Murat ARSLAN İngiltere´ de Toplum Destekli Polis-III
Halil YILMAZ
Halil YILMAZ ´Adli Kolluk´ Açısından Polis Teşkilatı
 
 

   designed and coded by SucveCeza Ekibi © 2007  Her Hakkı Saklıdır.

Sitemiz hiçbir kurum veya kuruluşun resmi sitesi değildir.
Sitemizde yazılan yazılar hiçbir kurum veya kuruluşun genel görüşü veya politikası olarak sunulamaz.