Bilgi, Bilge ve Polisler
Dünyanın her geçen gün değiştiği, her geçen yılın mevcut bilgilerin üzerine bir o kadarının eklendiği birçok uzman tarafından dile getirilir. 20. Yüzyılın ilk yarısında ağır sanayi devlerinin aksine günümüzde bilgiye dayalı şirketlerin dünya piyasalarındaki değerlerinin ezici üstünlüğünden olsa gerek yaşadığımız çağ bilgi çağı olarak isimlendiriliyor. Bu isimlendirmenin temel sebebi ise adını artık sık sık duyduğumuz “digital devrim” internet sayesinde artık beyaz sarayın kütüphanesinde kitaplar arasında gezinebiliyor dünyanın dört bir yanında haber kaynaklarına ulaşabiliyor ve hatta Papua Yeni Gine’deki arkadaşlarımızla görüntülü olarak görüşebiliyoruz. CNN’de Amerikan-Irak savaşını canlı yayından evimizin oturma odalarından seyretmemiz ise çoğu kişiye göre “digital devrim”in en çarpıcı örneği. Tarihte ‘her şey’in ne olduğuna dair yaşanan çağa ve paradigmalara bağlı olarak değişen sözlere(Hz. İsa;’her şey sevgidir’, Marks ‘her şey paradır’, Freud ‘her şey sekstir’, Einstein ‘her şey görecedir’)[1] baktığımızda bu sözlere günümüzde “her şey bilgidir” sözünün eklenmesi adeta gerekli hale geliyor. Çünkü kuruluşların, şirketlerin ayakta kalabilmeleri bilgi toplumuna hangi oranda ayak uydurduğuyla ölçülür hale gelmiş durumda. Şirketler, piyasa şartlarını, rakip firmaların yeniliklerini, tüketici potansiyelini kısacası gerekli tüm “bilgi”leri ince bir sentezden geçirmek zorundalar. Bilgisayar sektörünün hemen hemen tamamında parmağı olan yazılım kralı Bill Gates artık zengin olmak için sermayenin gerekmediğini söylerken sahip olduğu Microsoft şirketinin tek sermayesinin “bilgi” olduğu gerçeğini önümüze koyuyor. [2]
Sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçiş sürecinde toplumların yapısında köklü değişiklikler, bilginin ne menem bir güç olduğunun en açık kanıtı olsa gerek.[3] Katı ve merkeziyetçi yapıların bilgi ve iletişimin gücü önünde eğilmek zorunda kaldığı her fırsatta ifade edilir. İnsanlık tarihi boyunca en büyük devrim olma niteliği taşıyan sanayi devrimi toplumunun yerini hizmet ve bilgi toplumuna terk edişini büyük yönelim olarak nitelendiren John Naisbitt bu geçiş süreci için aşağıdaki yönelimleri sunuyor:
· Sanayi toplumundan – bilgi toplumuna
· Zorlama teknolojiden-yüksek teknolojiye
· Milli ekonomiden-dünya ekonomisine
· Kısa vadeden-uzun vadeye
· Merkeziyetçilikten-yeniden yönetime
· Kurumsal sosyal destekten-kendi kendine yatırıma
· Temsili demokrasiden-katılımcı demokrasiye
· Hiyerarşiden-ağ örgülerine
· Kuzey’den – Güney’e
· ‘o/veya’ dan – çok opsiyona
Peki bütün bu yönelimler ışığında bilgi toplumu polisi olmaya aday polisleri hangi sorumluluklar, hangi mesleki yaşam tarzları bekliyor? Teşkilatı bilgi toplumuna adapte edecek politikalar nasıl olmalıdır? Yazımızda bunu incelemeye çalıştık.Şurası açık ki, değişen dünya üzerinde yukarıda yönelimlerin demokratik toplumlarda güvenlik teşkilatları özünde incelenmesi, polislik mesleğinin söz konusu yönelimlere ayak uydurabilmesi, bilgi toplumu polisliğini yakalamayı amaç edinmiş teşkilatımız için de büyük önem taşıyor.
Polislik mesleği yapısı gereği hizmete yönelik bir meslek. Bu hizmetin en iyi şekilde yapılabilmesi için ‘bilge polis’ anlayışını ortaya atan Polis Akademisi öğretim üyesi Önder Aytaç ‘…bilge polislik bir anlamda bilginin yönetilmesi anlamına gelmektedir. Bunun gerçekleştirilebilmesi için; polis karakolları güvenlik hizmetini yapan iş merkezleri/birimleri şeklinde düşünülmeli, yurttaşlar da bu hizmeti satın alan müşteriler gibi görülmelidir. Yine bu sistem içerisinde, düşeyden yataya, bir yerden birçok yere, büyükten küçük akıllara, pozisyondan performansa, emir komutadan uzmanlık ve karşılıklı ilişkiye geçilmesi / geçme çalışmalarının asıl belirleyici ögeler haline gelmektedir.’ anlatımını yaparak müşteri-hizmet sunan birim anlayışının gerçekliliğine dikkat çeker. [4] Gerçekten de bilgi çağı olarak nitelendirilen bu dönemde ‘müşteri memnuniyeti’ni oturtmuş şirketler toplam kalite yönetimi uygulamaları çerçevesinde başarılı kabul edilmektedir.
“Başarının anahtarını bilmiyorum, ama başarısızlığın anahtarı herkesi memnun etmeye çalışmak"
B.COSBY
Polisin vatandaşlara ilişkisi memnuniyet noktasında incelediğimizde polisin tutum ve davranışlarının önemli bir yere sahip olduğunu görüyoruz.vatandaşların polisle olan ilişkilerinde vatandaşlar tarafından unutulmayanın;polisin kendilerine karşı olan davranışları olduğunu hatta yapılan veya yapılmayan işlemlerin o kadar önemli olmadığını kişinin yasal dayanak konusunda bilgisinin olmaması hali söz konusu olsa bile eğitim düzeyi,resmi veya sosyal statüsü vb özelliklerine göre kendisine, yapılan muamelenin tarzını unutmadığı artık biliniyor.[5] Fakat burada şunu da eklemekte fayda var: toplumun her kesimini memnun etmek olanaksızdır, bu memnuniyetin kapsamı elbette ki teşkilat misyonun sekteye uğratacak nitelikte olmamalıdır.
Bilgi toplumu polisliği konusuna yaklaşırken polis uygulamalarında görülen yeni yöntemlerden söz etmekte fayda var.kamuoyuna Hizbullah operasyonları şeklinde yansıyan polis faaliyetlerinde ifadeler , tutanaklar kasetler ve yüzlerce delil emniyet teşkilatında ilk kez polislik araştırmaların ötesinde değerlendirilmiş ve basında bu yöntem psikolojik dedektiflik olarak yer almıştır.[6] Suçlu sorgulamaları konusunda emniyet teşkilatında görülen ilerlemeler meslek formasyonu almış amirlerin suçluların psikolojilerini iyi tanındığına dair söylemleri bilge polis olma yolunda ne kadar iddialı olduğumuzun bir kanıtı olsa gerek.[7]
Polis teşkilatının hiyerarşik yapısındaki katı tutumun alt kademedeki personelin yönetimine yeterli katılımına engel olduğu görüşü yaygındır.kanımızca bu sorun kademelerdeki personelin kişisel yeterliklerine bağlıdır ve bu yeterliliklere ulaşıldığı taktirde katı yapı , yerini sağlıklı polis uygulamalarına bırakacaktır.görevin uygulamacıları olan alt kademenin uygulama sırasında karşılaşılan problemleri ve muhtemel önerileri üstlerine sunması, üstlerin de bu fikirlere açık olmaları aynı zamanda her kademedeki personele aynı hedef ve görev anlayışının verilmesi,[8]bilgi toplumu polisliğinin gerekleri arasındadır.
Sağlıklı kurum içi ilişkilerin sağlanması ast-üst ilişkilerinin sağlam psikolojik temellere dayanmasına bağlı. Bu anlamda uyumlu ast-üst ilişkilerini hiyerarşik empatik yaklaşım şeklinde ifade eden Em.amiri Metin Varol kurum içi çalışmalarımızın gereklerini bir ast olarak yerine getirirken ; üstlerimizden insan ilişkileri, meslek formasyonu ve ahlaki davranışlar olarak kendimize nasıl davranılmasını bekliyorsak , diğer kurumsal rollerde görevlerini yerine getiren bireylerin üstü olduğumuz düşüncesinden uzaklaşmadan ve iğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır esprisiyle astlarımızın da bizim üstlerimizden beklediğimiz davranışları bizden beklediklerini düşünerek hepsini astlarımızla paylaşmalıyız.[9] Anlatımını yaparak Lord Cherstfield’in hayata dair “kendine nasıl davranılmasını istiyorsan başkasına öyle davran.” Sözlerinin bir polis tarafında unutulmamasının gerekli olduğunu ekliyor.
Meslek bilinci, duygusal zeka, motivasyon
“Canavarla savaşan kimse bu savaşında kendisinin bir canavar olmayacağını bilmelidir. Bir uçuruma sürekli baktığında o uçurum da senin içine öyle bakacaktır.”
Friedrich NİETZCHE[10]
Polislik mesleği toplumun kötü gözle baktığı insanlarla saatlerce zamanı birlikte geçirmeyi gerektiriyor. Kaçakçılar, hırsızlar, fahişeler, vb bir sürü insanla mesailerini tamamlamak zorunda kalan polislerin mesleki motivasyonların diğer mesleklere oranla zorluğu, bir insan olarak duygusal yaşamlarını ayakta tutmalarının güçlüğü polise olan eleştirilerde dikkate alınması gereken noktalardan birkaçı. Buna rağmen görev bilinci aşılanmış her bir rolün olağanüstü bir değer taşıdığı, herhangi bir kurumda bireyleri kurumsal (yüksek) değerlere yönetilmesi, sıkıntıların üstesinden gelmede büyük önem taşıyor. “Eğer bir kişilik kendinden yüksek değerlere yönelmiyorsa, yozlaşma ve çürüme eninde sonunda egemen olacaktır.” Diyen Rus düşünürü Nikolai Lossky aslında bir insan olarak da içinde bulunduğumuz sıkıntılara da bir reçete sunuyor.[11]
“Nerede bulunuyorsanız bulunun, gerçekten hizmet etmesini , kendinizi gördüğünüz işe gerçekten adamasını, kendinizi düşünmektense yaptığınız işi düşünmesini öğrenin. Bu, içine düştüğünüz çölleşmeden sizi çekip çıkaracak olan biricik yoldur”[12]felsefesi aşılanmış bir polis , bilgi toplumu Türkiye’si için de vazgeçilmez bir kaynak olacaktır.
Son yıllarda yayınlanan kitaplara baktığımızda duygusal zekanın insanların normal hayatta ve uğraştıkları işlerdeki başarılarda önemli bir yerinin olduğunu öğreniyoruz. Bu anlamda polislik mesleğinde duysallığın yerinin olmadığını içeren iddialarda bir suçluya yaklaşırken hangi duygusal yapı içerisinde olunması gerektiği pek açıklanamıyor. Kanımızca duygusal zekanın en çok polislik mesleğinde geliştirilmesi gerekiyor. Çünkü sosyal beceriyi sınayan başkalarını rahatsız edici duyguların yatıştırılma yeteneği , öfkenin tepe noktasına ulaşmış biriyle baş edebilmek en çok bir polisin sahip olması gereken özellikler arasındadır. Devlete veya özel yaşamında başka bir kişiyle sorunları olan bir kişinin öfkesinin yatıştırılması, onun hislerine ve bakış açısına empati göstermek ve olumlu duygulara sevk edebilmek bir polisin en güçlü silahı olsa gerek. Duygusal zekayı en iyi açıklayabilecek özellikte olan aşağıdaki anekdot Daniel Goleman’ın duygusal zeka kitabında alınmıştır.
“ İnce bir sanat olan duygusal etkileyicilikte bu kadar ileri düzeyde bir ustalık, belki de en iyi 1950 lerin Japonya’sında dövüş sanatı aikidoyu inceleyen ilk Amerikalılardan biri olan Terry Dobsun’un anlattığı bir öyküyle örneklenebilir. Terry akşamüstü banliyo treniyle Tokyo’dan evine dönerken, iri yarı, kavgacı, aşırı sarhoş ve üstü başı kir pas içinde bir işçi trene biner. Sendeleye sendeleye dolaşan bu adam dehşet salmaya başlar bağıra çağıra küfürler ederek kucağında bebeğini taşıyan bir kadına vurmasıyla, kadın yaşlı bir çiftin kucağına seriliverir. Sonra da ayağa fırlayarak vagonun öbür ucunda kaçışanlara takılır. Sarhoş sağa sola birkaç yumruk sallayarak (öfkeden gözü döndüğünde ıska geçerek) vagonun ortasındaki metal direği kavrar ve bir nara atarak terinden sökmeye çalışır.
Bu noktada günde sekiz saatlik aikido çalışmasıyla fizik kondisyonunun zirvesindeki Terry, birini canı ciddi bir biçimde yanmadan müdahale etme gereği hisseder. Ancak hocasının şu sözlerini hatırlar:’aikido bir uzlaşma sanatıdır. Dövüşme zihniyetine sahip biri evrenle olan bağlantısını koparmış demektir. İnsanlara hükmetmeye çalışırsan, zaten yenilmiş olursun. Biz çatışmalarını nasıl çözümleyebileceğimizi inceliyoruz. Nasıl başlatacağımızı değil.’
Terry hocasından ders almaya başladığında asla bir kavga çıkartmamak ve dövüş sanatı becerilerini sadece kendini korumak amacıyla kullanmaya söz vermişti. Şimdi ise, aikido yeteneklerini gerçek hayatta sınaya bilmek için açıkça meşru bir fırsat yakalamıştı. Diğer yolcular donmuş bir şekilde yerlerinde otururken Terry yavaşça ve kararlı bir ifadeyle ayağa kalktı.
Onu gören sarhoş ‘hah! Bir yabancı sana bir Japon terbiyesi vermek lazım! ‘ terry’in haddini bildirmek için toparlanmaya başladı.
Sarhoş harekete geçmek üzereyken birisi kulaklarını delecek kadar tiz ve tuhaf biçimde neşeli bir sesle “hey” diye bağırdı. O çığlık hiç beklemediği bir anda sevdiği bir arkadaşıyla karşılaşmış birinin duyduğu sevinci yansıtıyordu sanki. Şaşıran sarhoş arkasını döndüğünde kimonosuyla oturan herhalde yetmişli yaşlarda ufak tefek bir Japon gördü. Yaşlı adam sarhoşa keyifle ve gözleri parlayarak baktı, yavaşça elini sallayıp cilveli bir sesle “gel bakim” diye seslenerek onu yanına çağırdı.
Sarhoş kavgacı bir ifadeyle “neden seninle konuşayım ki be?” diyerek yaklaştı. Bu arada Terry sarhoşun yapacağı en ufak saldırganca harekette adamı devirmeye hazırdı.
“ ne içtin” diye sordu yaşlı adam gözleri parıldayan sarhoş işçiye.
“saki içtim, n’olacak” diye hırladı sarhoş.
Yaşlı adam yumuşak bir sesle cevap verdi, “ah bu nefis bir şey harika! Biliyor musun ben de saki severim. Her gece ben ve karım (76 yaşındadır ha) küçük bir şişe saki ısıtırız ve onunla bahçeye çıkar, eski sıramızda otururuz…” yaşlı adam arka bahçesindeki Japon incirini, bahçesinin diğer zenginliklerini, akşamları saki içmekten aldığı keyfi anlatarak devam etti.
Yaşlı adamı dinlemekte olan sarhoşun yüzü yumuşamaya yumrukları açılmaya başladı. “ya… ben de
İncirleri severim…” dedi, adeta yitik bir sesle.
“evet “ diye yanıtladı yaşlı adam canlı sesiyle:”eminim senin harika bir karın vardır.”
“hayır.” Dedi işçi “benim ki öldü..” hıçkırıklar arasında karısını, evini ve işini kaybetmesinin acıklı hikayesini ve de kendinden nasıl utandığını anlatı.
Bu sırada tren Terry’nin ineceği istasyona varmıştı. İnerken, yaşlı adamın sarhoşu başına gelenler için evine davet ettiğini duydu ve sarhoşun sıraya yayılıp, başını yaşlı adamın dizlerine koymuş olduğunu gördü.[13]Yazar hikayenin sonunda işte duygusal zeka budur yorumunu yapıyor. Öykü polis bağlamında düşünüldüğünde polisin günde belki defalarca karşılaştığı bu tür kişilerin karşısına duygusal zeka donanımlı bir kanun uygulayıcısı olarak çıkması gerektiği sonucuna ulaşılır. Polisin sadece güç kullanımında gerekli bir kolluk kuvveti olduğu düşüncesi hem politikalardan etkilenen kişiler hem de özellikle polisin temsil ettiği devlete bakışı olumsuz yönde etkilemektedir.
Polisin duygusallığının bir başka boyutu, toplumsal olaylarda söz konusu olabilen normal bir insanın kaldıramayacağı hakaretler. Bu noktada duygusal kontrol, ruhsal zedelenme kavlamları ile karşı karşıya kalıyoruz. Yazar Doğan Cüceloğlu erdemli bir insanın savaşçı olarak isimlendirdiği savaşçı kitabında Don Juan’ın ağzından “diğer insanların yaptıkları şeyler ancak biz izin verirsek bizim ruhumuzu zedeler. Ruhunun zedelenmemesi için savaşçı “polis” her durumda uygun duygusal tavrını alır.” Anlatımını yaparak şöyle ekler “Savaşçının duygusal durumu başkalarının söyledikleri ve davranışlarıyla değil kendi bilinçli seçimiyle olur.” [14]
Özellikle polisin duygusal durumunu kontrol edemeyeceği durumlar olacaktır. Fakat bu sorun kişilerin kendini duygusal yönden geliştirmeleriyle ve karşıdaki kişinin esas hedefinin kendisi olmadığı bilinci kazandırılarak çözümlenebilecektir. Herhangi bir olayın anlamı onun bağlamına yani çerçevesine bağlıdır. Bir durumu veya olayı çevreleyen referansın çerçeveseni ona başka bir anlam katacak şekilde değiştirmek NLP (Nöro Linguistik Programming-Sinir dili programlaması) de yeniden çerçevelendirmek denilebilir. Olaylara bakış açımızı değiştirmek onlara olumlu bir çerçeve kazandırmak özel hayatımızda bizi başarıya götürecek değişiklikler arasında. Üstümüzle girdiğimiz küçük bir münakaşaya, karakolda gerçekten sinirlerimizi ayağa kaldıran bir olaya, suçlu birinin yaptığı terbiyesizliğe, yasal yetkilerinden habersiz ama gerçekten ilgiye muhtaç bir vatandaşa teşkilat hakkında gazetelerde çıkan bir eleştiriye toplumsal olaylarda dinlemek zorunda olduğumuz bir hakarete farklı bakış açılarımızdan bakabilmeli, onları olumlu bir çerçeveye oturtabilmeliyiz. İdealinde olduğumuz bilgi toplumu polisliği çerçevesinde bütün bu kötü görünen olayları kendimizi yetiştirmek için fırsatlar haline çevirebilmeli her vesileyle kazanın bizim –mikroplanda emniyet teşkilatı, makro planda Türkiye Cumhuriyeti- olmamız gerektiği bilincine varmalıyız.Bu bizim alternatiflerimizin farkına daha fazla varmamızı sağlayarak yaşamamız üzerindeki denetimini de artıracaktır. [15]
Motivasyon; kurumsal iş yapabilme ve gücünü yani başarıyı simgeler. Çalışanların stres altından çekilerek geldiği, işlerin zorunlu yapılmasını gerekli olduğu için yapıldığı, akşam olsada yatsak anlayışının var olduğu bir kurumdan verim beklemek cahillik olacaktır. Verimliliğin ve memnuniyet ifadelerinin kurum dışından bile hissedilebildiği, duygusal yönden kendini işine bağlamış çalışanların olduğu bir kurum motivasyon yönünden üst seviyedeki bir kurumdur. Bu anlamda çalıştığımuz birimleri aşağıdaki kriterlere göre sorgulamamız gerekmektedir.
YÜKSEK MOTİVASYON
· Tüm çalışanların gülümseyen bakışları
· Ekibe ve müşterilere içten yardımcı olma
· Sorumluluk alma ve paylaşma isteği
· Çalışanların arasında sağlıklı bir iletişim
· Katılım ve işbirliği
· Problem çözümünde işbirliği
· Birbirine pozitif yaklaşma ve destek olma
· Olumlu bakış açısı
· Sevgi ve saygı
· İşe kanalize olma ve başarıyı paylaşma
· İşe isteyerek gelme
DÜŞÜK MOTİVASYON
Asık suratlılar
Birbirini engelleme
İşten kaçma
Hiyerarşik gerginlik, yapay iletişim
Yardımdan kaçınma
Gereksiz problemler yaratma
Her konunun olumsuz yönlerini görme
Nedensiz çatışmalar
‘mesai bitse de gitsek’ düşüncesi
İşe gelirken isteksizlik[16]
Yönetim liderlik ve beceriler
Yönetim yetkisi büyük bir güç. Emirler vermek ve bu emirlerin uygulanıp uygulanmadığını takip etmek kurumsal hedeflerin organize edilmesi büyük bir sorumluluk gerektiriyor. Fakat taşıdığı sorumluluğunun farkından olunmaması belkide yöneticilerimizde görülen yanlışlıkların en büyüğü. Aynı zamanda yönetimde görülen aksaklıkların sebeplerini başka kaynaklarda aramak madalyonun bir diğer yüzü. Yönetim bilimcisi P. Drucker’a göre yönetimin yarattığı muazzam yetkinin farkında olan pek az yönetici var. “Hatta pek çoğu Moliere’inin kibarlık budalası’nıda nesir dille konuştuğunu bilmeyen oyun kişisi M. Jourdin gibidirler. Yönetim esaslarını uyguladıklarını yada kötü uyguladıklarını zar zor farketmektedirler. Bunun bir sonucu olarak da bugün karşılarına dikilen çok büyük zorluklara hazırlıklı değildirler. Yöneticilerin karşı karşıya oldukları sorunlar teknoloji yada politika yüzünden değildirler; bu sorunlar yönetimin ve teşebbüsün dışından kaynaklanmaz. Yönetim olgusunun kendi başarısından kaynaklanır.”[17] Sözlere kaynaklarını diğer unsurlarda aradığımız yanlışlıkların yönetimdeki başarımıza etki etmediğini işaret ediyor. Dolayısıyla çalışılan birimlerdeki istikrar büyük bir oranda yönetimin-amir kadrosunun-bizatihi kendi elinde.
Bilgi toplumunda nasıl bir yönetim?, nasıl bir yönetici? Sorularına yanıt aradığımızda polis teşkilatı bağlamında özellikle şu üç maddeyi yönetim anlayışlarımız içine almamız gerektiği görüyoruz.
1- Dışarı çıkıp bakarak yönetmek
2- Bilgiyi araştırıp bulmak
3- Öğrenmeyi sistemi içine yerleştirmek[18]
Dışarı çıkıp bakarak yönetmek politik dilde “halkın içine inmek” diyebilinir. “Meslek mensupları uzun çalışma saatleri içerisinde ve çoğunlukla kendi meslektaşlarıyla beraber olurlar. Görev gereği sivillerle gerçekleşen ilişkiler ise, daha çok gerilimli ve olumsuz bir içeriktedir.” [19]Gerçeğinin var olduğu polislik mesleğinde bağrından kopup geldiği halka yakın olmak bilge polis amirlerinin erdemleri arasında. Halka yakın olmakla kastedilen şey polis hizmetlerinin daha sağlıklık yürütülmesi için halkın görüş ve düşüncelerine başvurmaktır. Toplumdaki yanlışlara vatandaşın penceresinden bakmak çoğu sorunun üstesinden gelmek için gerekli bir uygulamadır.
Zamanla oluşturulabilecek ön yargıların kaynağı olan suçların toplum tarafından da sevilmemesi bizi toplum destekli polis anlayışına götürüyor. Toplum destekli polis anlayışı polisin görevini hakkıyla yerine getirebilmesi için gerekli halkın desteğini içermekte. Bu bağlamda polis amirlerinin yönetim becerileri arasında şekillenecek, “polis organizasyon sistemi halkında polis hizmetlerinde katılımlarını olanak verecek şekilde düzenlenmelidir.” [20]Polis halk işbirliği sloganıyla da özetlenebilecek bu uygulamalar çerçevesinde hem polis üzerindeki yükün bir kısmını atacak hemde işbirliğinden oluşan mesleğe bağlılıl ve motivasyon sağlanabilecektir.
Bilgi toplumu polisi her geçen gün teknolojini geliştiği, ihtiyaçların, suçların değiştiği dönemde araştırma vasfını üzerinde taşımalıdır. Olayları yorumlamak ve daha iyi anlayabilmek, için aynı konuyu çok farklı yaklaşımlarla analiz eden kaynaklardan derlenmiş araştırmalar imza atmak polisin uzmanlığına olan güveni artıracaktır. Hatta diyebiliriz ki “Bilge polis aynı zamanda kendi alanında bir bilim adamı özellği kazanmalıdır. Bu konuda verilebilecek çarpıcı bir örnek İngilterede bazı orta rütbeli amirlerin polis dışında altı ayrı kurumun teşkilat yapısını inceleyerek amir-memur ilişkileri ve bunun görev üzerine etkileri gibi gayet spesifik bir konuda araştırma yapmalarıdır.[21]
“En iyi yatırım insana yapılan yatırımdır.” Herbert N. Gasson
Gelişimin ve ilerlemenin ilk şartı olan eğitimin kurumsal başarıdaki yeri tartışılmaz. Eğitimi sistemin içine yerleştirerek her geçen gün bulunduğu birimde uzmanlaştırılan bir polis şüphesiz kendi alanındaki sorunları çözmede zorlanmayacaktır. Yazımızda defalarca alıntı yaptığımız yirmibirinci yüzyıl bilgi çağında polisin vizyonu makaleside polis akademisi öğretim üyesi Önder Aytaç polis eğitimi için “Bir çok ülkesinde polisin mesaisinin büyük bir kısmını eğitim aktiviteleriyle değerlendirdiği bilinmektedir. Avrupa sürekli eğitim yoluyla polisi üniformalı vatandaş olarak yetiştirmeyi başarmıştır.”[22] Anlatımını yaparak şu soruları sorar “Neden bizim polisimiz de üniformalı vatandaş olmasınki? Hatta niçin türk polisi vatandaşlarına her zaman saygılı ve hoşgörülü davranır dedirtmeyelimki?” Bu sorularda gizli olan eğitim ihtiyacımızın giderilmesi-bizi bilgi toplumu polisliğine yaklaştıracak temel unsurlardandır.
Bilgi toplumu polisinin üzerinde taşıması gereken elbetteki bir çok özellik var. Bunun bir yazı içerisinde ortaya dökülmesi de mümkün değil. Fakat bu arada anlatılmak istenen; yeni fikirlere,değişime ve iletişime açık olması gereken polisimizin bilgi toplumu içerisinde kendisini yetiştirmesi zorunludur.
…ve Polis Akademsi
Polis akademisi ‘ gözbebeğim Polis Akademilim’[23] diyen öğretim görevlilerinin ve ‘biz polis değil polis amiri yetiştiriyoruz’[24] anlatımında ifadesini bulan bilgi toplumu polis amirlerinin yetiştiği bir ocak olma yolundadır. Türkiye’de polis amiri yetiştiren yüksekokul statüsünde tek okul olma özelliği Polis Akademisine ayrı bir değer katmaktadır. Ortalama 22 yaşlarında genç bir kadronun teşkilata kazandırılması teşkilata yeni uygulamaları çok çabuk hayata geçirilmesi avantajını kazandırmaktadır.
Teşkilat bilgi toplumuna adapte olabilecek vizyon değişikliği konusunda büyük bir potansiyele sahip olan polis akademisi öğrencilerinin bu durumu en iyi şekilde Joel Arthur Barker tarafından açıklanmaktadır. Ona göre’ egemen paradigmayı bilen fakat o paradigma içinde etkinlikte bulunmamış genç bir insan’ paradigmaları dönüştürür ve sistem örgüt veya toplumlarına yeni bir vizyon aşılar. Ancak bu tür insanlar alternatiflari kolayca düşünebilir ve görebilir.[25]
Bu tür bir yeterliğe sahip olmak için Polis Akademili öğrencilerine büyük sorumluluk düşmektedir. Bu her bir polis akademilinin geniş bir ufka sahip olma noktasında kendini yetiştirmesi kenidisine sunulan imkanların bu amaçla en iyi şekilde kullanması sorumluluğudur. Şurası açıktır ki bir insanın yetişmesi noktası sorumlu olan mütecessis kişiliğiyle ilk önce kendisidir.
Sonuç ve Beklentiler
“21. Yy’da liderlerin en öneli özelliklerinde biride inandıkları idealin ızdırabını duymalarıdır.” Stephen Covey
Ne? Büyük bir adam mı? Ben yalnız kendi idealindeki bir aktörü görüyorum” Friedrich Nietzche
Bilgi toplumu kendi ağırlığını kaldıracak yetişmiş kişiler bekliyor. “Türkiye’nin nüfus kağıdındaki yaşının tersine, gönül ve vizyon anlamında genç, bir yabancı dili iyi bilen, karizmatik, etkili konuşabilen, stratejik düşünebilen, dönüştürücü lider”[26] polislere ihtiyacı var. Buna insan kalitesinin yükseltilmesi diyen Cüneyt Ülsever “insan (polis) kalitesinin yükseltilmesi sadece bilgi ve becerilerin artırılması demek değildir. İnsanların düşünce tarzlarının, ilişki boyutlarının, davranış biçimlerinin, topyekün değiştirilmesi ve yükseltilmesidir”[27] anlatımını yapar.
Bilgi toplumu polisliği (bilge polis)önce inanmak, sonra kendini yetiştirmek-önce bireysel gelişim[28]- daha sonrada bunu bir başkasına anlatmak şekliyle sürecek olan bir kısır döngüyü kırmış zincirleme bir yöntemler; bütün polis organizasyonu içindeki polis amir ve memurları kısa hemde oldukça kısa-bir zaman dilimi içinde: hukuk devleti ilkelerine bağlı, insan haklarına tam saygılı, çağdaşlığı yakalamış hatta ufkun ötesini bile görmeye başlamış, yirmibirinci yüzyıl bilge polisleri konumuna gelecek ve ülkenin her yerinde böylesi çağıyla bütünleşmiş polisler olmaya başlayacaktır.
Yazar Taha Akyol’un bilgi toplumuyla ilgili fikirlerini bilgi toplumu polisliğine uyarlarsak bu, klasik anlamda bilgili bir polis olmak değildir. Bilgi toplumu polisliği meslek ve sosyal hayatında bilginin girdi olarak kullanılmasıyle verimliliğin ve kalitenin sürekli yükseltiliği bir polislik demektir.[29]
Bilgi toplumu artık inkar edilemez gerçek. Polislik mesleğinin yenileştirilmesine yöneli politikaların bu gerçeği göz ardı eden politikaral olması düşünülemez. Bu yenilikler sadece suçluyu bulmaya yönelik olamalı, suçu ortadan kaldırmayı içeren halkla içiçe bir yönetim benimsenmelidir. Polis-halk ilişkilerinib geliştirlmesi konusunda suçlu ve halk ayrılmalı; Halka karşı basit bir nezaket anlayıiı değil duygusal olgunluğa erişmiş bir polis felsefesi geliştirmelidir.
Doğru kara vermek insan kalitesinde –polis mesleğimde- söz konusu olan vazgeçilmez şartlardan biridir. Bilgi toplumunda doğu karar vermek kendi alanında yeterli bilgiye sahip olmaktan geçer. Yalnız mesleki değil, aynı zamanda bilgiye doğru ulaşma ve kullanma alanında uzmanlaşmış polisler bunu başaracklardır. Sı, Kalıplaşmılş düşüncelerden arınmış, sosyolojik anlamda içinde yaşadığı toplumu iyi tanıyan “halkın korkudan dolayı değil, sevgiden dolayı saygı duydukları”[30] polis amir ve memurları, 21.yy türkiyesinde “bilge polis” olma özelliğini hakeden polisler olacaklardır.
[1] Zülfü LİVANELİ, 17 Aralık 1999 sabah
[2] Millenium, binyılın popüler tarihi, aktüel eki , sayı:10
[3] Bilgi güçtür, Francis Bacon
[4] ÖNDER AYTAÇ, YİRMİBİRİNCİ YÜZYIL BİLGİ ÇAĞINDA POLİSİN VİZYONU, YİRMİBİRİNCİ YÜZYILDA POLİS,TEMEL SORUNLAR ÇAĞDAŞ YAKLAŞIMLAR, ANKARA EKİM 1999. SH. 8
[5] Y.DOÇ.DR AHMET HAMDİ AYDIN,İNSAN HAKLARI AÇISINDAN POLİSİN GÜÇ KULLANMA YETKİSİNİN MEŞRUİYETİ YİRMİBİRİNCİ YÜZYILDA POLİS,TEMEL SORUNLAR ÇAĞDAŞ YAKLAŞIMLAR, ANKARA EKİM 1999. SH. 121
[6] Fatih cekirge , 21 ocak 2000, star
[7] Sorgulama teknikleri dersimize giren sayın meslek büyüklerimizden dinlediğimiz anekdotlar
[8] Y.doç.dr. Halil İbrahim kavgacı, polis organizasyonunda demokratik değişim, bağımsız bir polis şikayet sistemi ve halkın polisliğe katılımı , polis bilimleri dergisi nisan 1998 sayı1
[9] Emn amr metin Varol , iletişim,empati,hiyerarşi,polis bilimleri dergisi , ağustos 1998 sayı 1
[10] İyinin ve kötünün ötesinde, çev prof. Ahmet İNAM Gündoğan yay, Ankara, kasım 1997 sh 78
[11] Yirmibirinci yy şafağından önceki gecenin düşünceleri, aleksandr SOLSHENİTSYN yüzyılın sonu , büyük düşünürler çağımızı yorumluyor,derleme, koç unısy yayınları , İstanbul, ağustos, 1996 sh 13
[12] Hermann HESSE, inanç da sevgi de aklın yolunu izlemez,çev Kamuran şipsal, afa yay, İstanbul ağustos, 1999 sh 82
[13] DANİEL GOLEMAN, DUYGUSAL ZEKA, VARLIK/BİLİM ÇEV BANU SEÇKİN YÜKSEL, 7.BASIM İSTANBUL,1998 SH 162
[14] Doğan CÜCELOĞLU,Savaşçı, Sistem Yayınları, İstanbul, Kasım 1999 sh 353
[15] Dr. Harry ALDER, NLP(Nöro Linguistik Programing), Sistem Yayıncılık, İstanbul, Haziran 1998 sh.128
[16] Ahmet Şerif İZGÖREN, iş yaşamında yüz kanguru, Academyplus,ANKARA,Ekim,1999 sh.149
[17] Peter F.DRUCKER, Yeni Gerçekler, İş Bankası Yayınları, çev: Birtane Karanakçı, 6. Baskı, ANKARA Şubat 1998 sh.369
[18] Peter F.DRUCKER, Gelecek için Yöneitim, İş Bankası Yayınları, çev: Fikret Uçan,5. Baskı ANKARA Şubat 1998 sh 369
[19]İbrahim Cerrah, Sosyal Yapı ve Polis Alt Kültürü Yirmi birinci Yüzyılda Polis, temel sorunlar çağdaş yaklaşımlar, ANKARA, Ekim, 1999 sh 181
[20] Y.Doç. Dr Halil İbrahim KAVGACI a.g.m
[21] İbrahim CERRAH, Gvenlik Hizmetleri ve Demokratikleşme, Polis Bilimleri Dergisi, Ağustos 1998 sayı:2
[22] Önder AYTAÇ a.g.m
[23] Önder AYTAÇ, Akademik Bakış Dergisi sayı:8
[24] Polis Akademisi Başkanı Sayın Tuncay YILMAZ öğrencilere hitaben yaptığı hemen hemen tüm konuşmalarda bu ifadeyi kullanır
[25] Doç. Dr. Hasan ŞİMŞEK, 21. Yüzyıl eşiğinde paradigmalar savaşı:Kaostaki Türkiye, İstanbul, Sistem Yayınları, Ağustos 1997sh 174
[26] Doç. Dr. Hasan ŞİMŞEK,a.g.e
[27] Cüneyt ÜLSEVER, Pratik teoriyi daima aşıyor, Liberal Düşünce Topluluğu, ANKARA, EYLÜL 1996 sy 154
[28] Polis Akademisinde 1998-99eğitim öğretim yılında Bilimsel araştırma Kulubü tarafından düzenlenen seminerde kullanılan slogan
[29] Taha AKYOL, Bilim ve Yanılgı, Milliyet Yayınları, 3. Baskı, İstanbul Mart 1998 sh 194
[30] Bu ifade yazar ve Polis Akademisi öğretim üyesi Önder AYTAÇ tarafından medyanın gözüyle çeteler ve susurluk kitabında kullanılmıştır. Medyanın Gözüyle Çeteler ve Susurluk , ANKARA, Haziran, 1997 sh215