AkadeMilenyum




      
Ana Sayfa Yazılar Haberler Dost Siteler Site Haritası İletişim Hakkımızda  
| Kullanıcı Girişi: 
 YAZILAR
 Adli Bilimler
 Bilişim
 Diğer Disiplinler
 English
 Hukuk
 Kriminoloji
 Özel Dosyalar
 Polis Özel
  -Meslek İçi
  -Önleyici Polislik
  -Polis Eğitimi
  -Toplum Destekli Polis
 Polis Yönetimi
 Suç Türleri
 Terör
 
 

forum
ARAMA
   Arama
 
   Yazılarda Ara

   Haberlerde Ara
 

ANKET
Soru:  Rusya ile Türkiye arasında çıkacak olan olası bir krizde kim daha çok zarar görür?
   Türkiye
   Rusya
   Komşu ülkeler
   
 
Son Üyeler
akademilenyum
mertkan4
poliCEM
canancoskan
polis_28
 
En Çok Okunanlar
Mutluluk Yoldur

AKADEMİDEN "MESLEK"E

Türkiye'de Sol Terör Örgütlerinin Gençlere Yönelik Faaliyetleri Bağlamında Aile Ve Polisin Rolü

Askerlik Konusunda Atılacak Somut Adımlar

Aile İçi Şiddet

 
Son Yorumlananlar Yazılar
Normale Dönmek

Demokrasi ve Statik İdeolojiler

Maaş Bahsine Nokta, Cevaplar-Sorular

 

  Toplumsal Bakış -Polis Yazdır 
 Yazar: Selim SUNGUROĞLU 02.07.2008  
    Toplumsal Bakış -Polis

Türk Dil Kurumu’nun genel ağ sayfasında bulunan “Güncel Türkçe Sözlük”te, Polis, “Şehirde kamu düzenini, huzur ve güvenliği sağlayan kuruluş, kolluk, zabıta.” şeklinde açıklanmıştır. Türk kamusuna (halkına) göre Polis, vatandaşın namusunu koruyan, kollayan ve vatandaşlar arasında çıkan anlaşmazlıklara çözüm üretmeye çalışan; toplum huzurunu korumaya yönelik çalışmalarda bulunan ve bu huzuru bozanları etkisiz duruma getiren, vatandaşı suça karşı koruyan ve mağdur kimselerin haklarını arayıp suçu işleyen kimseleri hukuka uygun bir şekilde devletin gerekli yargı kurumlarına teslim eden kimseler şeklinde açıklanabilmektedir. Peki, amacı bu kadar kutsal olan polislerimiz, neden toplum huzurunu sağlayamamakta, suç oranlarının azalması konusunda başarılı olamamakta ve halkın beklentisinin altında etkinlik göstermektedir? Bu yazımda kısaca bu sorulara yanıt arayacağım ve önerilerde bulunacağım.
Yorum yapmak istediğim konular:

- Polis Teşkilatı ve Bürokrasi
- Güdülenme (Motivasyon) Durumu
o Ekonomik Sıkıntılar
o Şark Hizmeti, Görev Yerleri
o Ruhsal (Psikolojik) Etmenler
o Toplumsal Açıdan İnceleme
- Sonuç


Polis teşkilatımız, ne yazık ki diğer devlet kurumlarında olduğu gibi, aşırı bürokrasiden ötürü işlevsel sıkıntı çekmektedir. Polis teşkilatı, kendi içerisindeki bürokratik engellerinin yanı sıra, İçişleri Bakanlığı’na bağlı olmasından dolayı, bu bakanlığın içerisindeki bürokratik engellerden ötürü sıkıntı çekmektedir. Öncelikle, bu merkezi düzen içerisinde işleyen polis teşkilatlarının, kendi içlerinde daha rahat kararlar alarak toplum içerisindeki huzuru sağlamaya yönelik çalışmalar yapabilmeleri için, bu teşkilatların katı bir merkezi yönetimden koparılması ve sorumlulukların dağıtılması (decentralization) gerekmektedir. Polis Teşkilatları, İçişleri Bakanlığı’na bağlı kalmak kaydıyla (Teşkilat işleyişinin denetlenmesi açısından bir kuruma bağlı olması gerekmektedir.), daha rahat işleyen ve toplumsal sorunlara daha kolay çözüm üreten bir kurum durumuna getirilmesi gerekmektedir. İnsan vücudundaki bir hücreyi polis teşkilatı, beyni de İçişleri Bakanlığı olarak düşüncelim. Vücuttaki her hücre, kendi işleyişinden sorumludur. Bulunduğu bölge içerisindeki gereksinimlere göre (yaraların onarılması, diğer hücrelerin beslenmesi) işleyişini sürdürmektedir. Hücreler, herhangi bir soruna karşı otomatik olarak harekete geçmekte ve örnek olarak zarar gören bölgenin onarılmasına başlamaktadır. Bu hücre otomatik olarak devreye girmemiş olsa ve merkezi yönetim düzeninden (beyinden) emir beklese, belki de zarar gören bölgenin onarılması daha da güçleşecek ya da aklımızın almayacağı sıkıntılara yol açacaktır. Polis teşkilatları da böyledir. Var olan bir sorunun otomatik olarak, hiçbir engele takılmadan çözülmeye başlaması, toplumsal huzurun daha kısa bir sürede sağlanmasına neden olacaktır. İçişleri Bakanlığı’nın polis teşkilatları üzerindeki kötü etkisi, bu teşkilatların arzu edilen düzeyde etkinlik gösterememesine neden olmaktadır.

Polis Teşkilatları içerisinde, toplumsal sorunlara (suça…) karşı çözüm üretebilmek amacıyla beyin takımları kurulmalı ve bu beyin takımları, birebir kamu ile yakından ilgilenen polis teşkilatı üyelerinden oluşturulmalıdır. Polis Teşkilatı, düşünmeden işleyen (mekanik) bir kurum olmak yerine, düşünce ve çözüm üreten bir kurum durumuna getirilmelidir.
Polis teşkilatı içerisindeki, saygıdeğer polislerimizin yaratıcılıkları ve çözüm üretme istekleri, katı bürokratik engeller yüzünden yok edilmemelidir.

Gerek iş dünyasında olsun, gerekse konumuz olan polis teşkilatlarında olsun, güdülenme (motivasyon) çok önemli bir unsurdur. Güdülenme duygusunu yaşayamayan şirket ya da devlet kurumu çalışanları, genellikle sorumluluklarını istekli bir şekilde yerine getirememekte, bu durum verimliliği azaltmakta ve bu çalışanların üyesi olduğu kurumlar (organizasyonlar), başarısız bir şekilde etkinlik göstermektedir. Amerika’da, önderlik derslerinde öğretilen ilk konulardan bir tanesi güdülenme durumunun önemi ve bu durumun kurum çalışanları üzerinde uygulanmasıdır. Dünyada, güdüleme etkinliğini başarılı bir şekilde yerine getiren kurumların verimliliğinin de arttığı sayısal verilere göre saptanmıştır. Amerika’nın en büyük şirketleri arasında yer alan Google’ın, çalışanları üzerinde uygulamış olduğu güdüleme yöntemleri ve bu yöntemlerin getirdiği başarılar dünyaca bilinmektedir. Polis teşkilatlarını da, iş dünyasında olduğu gibi, etkinlik gösteren bir kurum olarak kabul etmek gerekmektedir. Bu kurum içerisindeki verimliliğin artması, ancak ve ancak polislerimizin güdülenmesi (motive edilmesi) ile gerçekleşecektir.
Hartford Evrenkenti (Üniversitesi) işletme ve önderlik öğretmeni olan Sandra Morgan’ın dediğine göre, bazı durumlarda bir çalışanın verimlilik gösterebilmesi için, en alt kademedeki gereksinimlerinin karşılanması gerekmektedir. Bu gereksinimlerin en çok üzerinde durulanı, sağlıklı, güzel, temiz ve güvenilir bir iş ortamının yaratılması ve çalışanın ekonomik gereksinimlerinin karşılanmasıdır. Bu durum, Polis Teşkilatları için de geçerlidir. Değerli polislerimiz, bulundukları kurum içerisinde sağlıklı, temiz, güzel ve güvenilir bir ortam içerisinde, her türlü insani gereksinimlerinin karşılanacağı niteliklerinin bulunduğu, günümüz teknolojisiyle donatılmış (işlerini kolayca yapabilmeleri için), temiz çalışma ortamlarına sahip olmalıdır. Yani, bir polis memuru, görevli olduğu bir teşkilat içerisine girdiğinde, bulunduğu ortam içerisinde huzurlu olmalıdır. Bu, polis görevlisinin (memurunun) çalışma istek ve verimini arttıracak bir niteliktir.

Gelelim günümüzün en önemli sıkıntılarından bir tanesine… Ekonomik sıkıntılar. Ne yazık ki, Türkiye Cumhuriyeti içerisinde, ekonomik açıdan en çok sıkıntı çeken devlet görevlileridir (memurlarıdır). Bu görevlilerin başında polislerimiz gelmektedir. Polislerimiz, gereksinimlerinden daha az bir parayla geçinmeye çalışmaktadırlar. Var olan hükümetlerin ve genel olarak kamunun polislerden gerçekten de haksız nitelikte değerlendirilebilecek olan bir beklentileri vardır. Polislerimiz, yeri geldiğinde canlarını ortaya koyarak, toplumsal düzeni sağlamaya çalışmaktadır. Şimdi düşünün, ekonomik olarak gereksinimleri karşılanmayan bir polis, neden canını ortaya koysun? Allah korusun, bir de şehit olduğunu düşünün. Peki, şehit olan bu polis, ardından sevdiklerine ne bırakabilecektir? Bu düşünceler, günümüz polisi içinde sıkıntı yaratan konulardır. Türkiye’de var olan ekonomik sıkıntılardan ötürü, birçok kimse gibi polislerimizin de gelecekle ilgili bir tasarı oluşturmamaları doğaldır. Çünkü kendileri de birçok insanımız gibi “günü kurtarma” endişesiyle hareket ederek, ailesiyle beraber hayatta kalmaya çalışmaktadır. Kısaca, var olan hükümetler, en alt kademedeki gereksinimleri karşılanmamış bu devlet görevlilerinin verimli bir şekilde etkinlik göstermesini beklemektedir. Oysa böyle bir durum olanaksızdır.

Ekonomik olarak doygun olmayan bazı polislerimiz, suçlularda olduğu gibi, odaklarını haksız yerden kazanç elde etmeye yönlendirmektedir. Bu durumu Anomie (Ümitsizlik) Kuramıyla açıklayabiliriz. Türkiye’de bulunan birçok insan, belli başlı bir yaşam (rahat bir yaşam, çocuklarını okutacak ve belli gereksinimlerini karşılayacak para…) hayal eder. Kişi, var olan olanaksızlıklardan ötürü, hayal ettiği yaşam biçimine erişemeyebilir. Örneğin, iş arayan bir kimse, Türkiye’de işsizlik oranlarının yüksek olmasından dolayı iş bulamayabilir. Dolayısıyla, hayal ettiği yaşam şeklini, başka yöntemlerle elde etmeye çalışır. Bu durum da, bu kimseleri genellikle suç işlemeye özendirmektedir. Bu durum polisler arasında, rüşvet, çetecilik ve benzeri diğer suçlara neden olmaktadır. Gazetelerde okuduğumuz ve polislerin de içinde bulunduğu birçok suçun nedenini, belki de bu şekilde açıklamamız mümkündür.
Amerika Birleşik Devletleri’nde olduğu gibi, Türkiye’de de polislere daha çok olanak sağlanmalıdır. Öncelikle, polislere daha dolgun bir aylık (maaş) verilmelidir. Dolgun bir aylık alan polislerimiz, güdülenerek (motive olarak) işlerinde daha verimli olacaktır. Özellikle de Türkiye Cumhuriyeti’nde, günümüz ekonomik sıkıntıları nedeniyle, aile geçindirmek, özellikle de İstanbul gibi büyük şehirlerde, çok zordur. Dolayısıyla, polislerimize bulundukları ortam içerisinde rahat bir şekilde yaşayabilmeleri ve ailelerini geçindirebilmeleri için gerekli olanaklar kesinlikle sağlanmalıdır. Bunun yanı sıra, işlerinde başarı gösteren veya görevlerinin dışına çıkarak topluma katkıda bulunmaya çalışan polislerimize, emeklerinden ötürü, ek olarak ikramiyelerin verilmesi ve yaptıklarından ötürü fark edilmeleri gerekmektedir. Kendilerini eğitim alanında geliştirmek isteyen polislerimize olanak tanınması, hatta kaynak bulunması durumunda bu polislerin eğitim masraflarının devlet tarafından karşılanmasının çok yararlı olacağı düşüncesindeyim. Bunun yanı sıra, devletin, polislerimize emeklilik için doyurucu (tatmin edici) olanaklar sunması gerekmektedir. Şimdiki duruma bakılırsa, zar zor geçinen polislerimize emeklilik aylığı olarak, var olan aylıklarının altında bir aylık sunulmaktadır. Bu durumu, sağlam zemine oturmamış ekonomimizde, devlet görevlilerine karşı yapılan bir ayıp olarak nitelendirmekteyim. İşin iç acısı tarafı, kendilerini zengin etmekten başka pek bir etkinlikte bulunmayan milletvekillerinin, var olan ve emeklilik aylıkları milyarlarca Türk Lirasını aşarken, toplumla iç içe olan ve yeri geldiğinde canını ortaya koyan bu kahraman kimselerin ay sonunu zar zor getirmeleri gerçekten de içler acısı bir durumdur. Hükümetin, “devlette para yok.” Şeklindeki açıklamaları bütünüyle (külliyen) yalandır. Kendi aylıklarına geldiğinde, devlet kasasında para bulan; fakat emekçilerin gereksinimlerini karşılamaya gelince, devlet kasasında para bulamayan bu kimseleri gönülden ayıplamakla beraber, ülke olarak bir bütünlük içerisinde yapılan bu haksızlıklara karşı çıkılmaması durumunda, ulusun sömürülmesinin sürekliliğinin kaçınılmaz olacağına inanmaktayım.

ABD’deki polis teşkilatlarında, doğu (şark) hizmeti şeklinde bir kavram yoktur. Bir polis, polis okulundan mezun olduktan sonra genellikle iyi bildiği yerler içerisinde polislik yapmayı tercih etmektedir. Çünkü Amerikan polisi, iyi bildiği yerlerde daha faydalı olabileceğine inanır ve genellikle yetişmiş olduğu bölgeler içerisinde polislik yapar. Bu durum, mantık çerçevesinden bakıldığında çok faydalıdır. Polis, iyi bildiği bir bölge içerisinde, nelerin olup bittiğini, toplumsal yapıyı daha iyi kavrayabildiğinden, suçluların yakalanması ve suç oranlarının azaltılması konusunda daha etkin olur. Bu durumu Türkiye’ye nasıl uyarlayabiliriz? Örnek olarak, İstanbul’u, bir İstanbullu kadar ya da Urfa’yı bir Urfalı kadar iyi bilmek olanaksızdır. Dolayısıyla polislerimizin, kendi yetişmiş oldukları bölgeler içerisinde görevlendirilmesi daha uygun olacaktır. Doğu (şark) hizmeti’nin ve doğuya sürülmenin bir de güdülenme konusunda bir götürüsü vardır. Örneğin, işini doğru düzgün yapıp, alkollü milletvekili oğlunu tutuklayıp daha sonra bu durumdan veya benzeri bir durumdan (işini hakkıyla yaptığı için) ötürü doğuya sürülen birçok polis görevlisi bulunmaktadır. İşini yaptığı için sürülen polis görevlilerini gören diğer polisler, görevlerini hakkıyla yapmaktan (başları belaya girmesin diye) vazgeçebilirler. Yalnızca bu değil, doğuya sürülmek demek, bir hatadan ya da bir davranış bozukluğundan ötürü bir polis görevlisini cezalandırmaktır. Şimdi, devletimiz Türkiye’nin doğusunu ve doğudaki bu insanları bir ceza şeklinde yorumluyorsa, oradaki insanına adam akıllı davranmıyor (muamele etmiyor) ; hatta ve hatta ayırımcılık yapıyor demek olmaktadır. Şimdi öncelikle, devletin doğuyu ve doğudaki insanı benimsemesi ve bu insanlara batıdaki insanlara vermiş olduğu değeri vermesi gerekmektedir. Doğrusunu isterseniz, böyle olması durumunda, doğudaki insanların batıya göçleri ve bir batılı olma istekleri azalacaktır. Doğudaki insanımız da, batıdaki olduğu gibi insani bir şekilde yaşama gereksinimleri bulunmaktadır. Neyse, konumuza dönelim. Batıya sürülme korkusu ya da doğu hizmeti, birçok polis görevlisi arasında sıkıntı yaratıyor olabilir. Bir polis görevlisinin, yıllarca alışmış olduğu bir ortamdan başka bir ortama göç etmek durumunda kalması, polisin ruhsal durumunu, dolayısıyla işteki verimliliğini azaltabilir. Bu yüzden, devletin, polis teşkilatları içerisinde yeniden düzenleme yapması ve polisin gereksinimlerini karşılamaya yönelik kararlar alması şarttır.

Bulunmuş olduğum söyleşilerden edindiğim bilgiye göre, polislerimiz, özellikle de aile (eş, çocuk) sahibi polislerimiz, teşkilat içerisindeki çalışma zamanlarından pek de mutlu değiller. Çalışma saatlerindeki düzensizlik, başka alanlarda da birçok sıkıntı yaşayan polislerimizi olumsuz yönde etkilemektedir. Düzenli bir aile yaşamı, polisin güdülenmesinde etkin bir görev alır. Birçok aile üyesi, gün içerisinde aile üyelerinin tümüyle birlikte zaman geçirme gereksinimi duyarlar. Dolayısıyla, teşkilatların bu gereksinimleri de göze alarak (aile düzenini kötü yönde etkilemeyecek şekilde) yeniden düzenlemeler yapması şarttır.

Özellikle de 1980’lerden sonra, Türk toplumu, polisine karşı güvenini ve sevgisini yitirmeye başladı. Bunun nedeni, o yıllardaki birçok polisin, görevlerini kötüye kullanmaları, ülkede bulunan çatışmaları kaynak göstererek vatandaşa eziyet çektirmeleri, dövmeleri, tartaklamaları, insan haklarını hiçe sayarak hareket etmeleri, vatandaşı ürkütmeleri ve daha nice benzeri davranış ve tutumlar. O devirlerde, eğitimsiz (böyle yorumlamanın daha doğru olduğunu düşünüyorum) olan polisimize kaldıramayacakları nitelikte bir güç verildi ve büyük olasılıkla da polisimiz, bu güç karşısında ne yapacağını şaşırarak vatandaşı kendilerine karşı soğuttu ve onarılması çok güç yaralar açtı. Daha sonra, büyük olasılıkla Avrupa Birliği’nin dayatmalarıyla, polis teşkilatları genel anlamda, çağdaşlaşmaya, toplumla bütünleşmeye karar verdi ve bu ülkü doğrultusunda hareket etmek için girişimlere başladı. Polisimiz, yaptıkları reklam ve diğer çalışmalarla, ürkütücü olan görüntülerini (imajlarını) değiştirmek için büyük çaba sarf ettiler ve bazı konumlarda başarılı da oldular. Bu başarıları, vatandaşı arada sırada dövmeyi de sürdürdüklerinden (Örnek:İstanbul’daki 1 Mayıs Olayları), pek kalıcı olmadı. Öncelikle, bunu bilmek lazım; polis, suç oranlarının azalmasını hedefliyorsa, toplum ile iç içe olmalıdır. Toplumu kendilerine uzaklaştırmak yerine yakınlaştırmalı ve polis-kamu ilişkisini pekiştirmelidirler. Bunun için de, polisimiz çok iyi bir şekilde eğitilmelidir. Polise, gerekli eğitim kurumlarında, toplum bilimi (sosyoloji) ve ruh bilimi (psikoloji) üzerine eğitim verilmelidir. Bir polis, işinde başarılı olabilmek için hem içinde bulunduğu toplumu, hem de o toplumun bireyinin ruhsal yapısını anlıyor olması gerekmektedir. Aynı zamanda da polise incelik (nezaket) öğretilmelidir. Ne yazık ki, Türkiye’nin birçok yerinde, vatandaşın en çok şikâyet ettikleri unsurlardan bir tanesi, polisin incelikten yoksun bir devlet görevlisi görüntüsünde (imajında) hareket etmesidir. Polis, işlerini halletmek üzere kurumlarına gelen vatandaşa kolaylık sağlayarak işlerinin halledilmesine yardımcı olmalıdır. Bu yüzden, yöneticilerin, kurumlar içerisinde yeniden düzenlemeler yaparak teşkilatları içerisindeki etkinlikleri hızlandırmaya yönelik girişimlerde bulunması gerekmektedir.
Polisimiz, kendilerini kamudan soğutmamak amacıyla, teşkilat içerisinde yasadışı iş yapan ya da görevini kötüye kullanan polislere karşı tavır almalı ve bu kimseler hakkında gerekli hukuksal işlemleri başlatmaları şarttır.
Sonuç olarak, polisimiz, kamuyu kazanmaya yönelik girişimlerde bulunması durumunda, kamunun da bu girişimlere olumlu bir davranış göstereceğine inanmaktayım. Polisimiz, toplum içerisindeki kötü görüntüsünü (imajını) kesin olarak değiştirmek zorundadır. Bu, belki de uzun bir zaman alacaktır; fakat bir an önce üzerinde durulması gereken bir konudur. Türkiye Cumhuriyeti’ndeki artan suç oranlarına karşı alınabilecek en güzel önlemlerden bir tanesi, toplum-polis işbirliğindeki çalışmalar olacaktır.
Polisimizin daha iyi bir şekilde çalışabilmesi ve işlenen suçlara karşı daha hızlı yanıt verebilmesi için özellikle de İstanbul gibi büyük şehirlerde, ekip sayısının ve dolayısıyla da polis sayısının artması gerektiğine, polislerle yapmış olduğum söyleşilerin sonucu olarak karar vermiş bulunmaktayım. Polisimiz, işlerinde verimli olabilmeleri için haklarını aramak durumundadır. Polisin, dernekleşmesine ya da haklarını aramalarına karşı yasaların olduğunu biliyorum; ama polislerimiz, herhangi bir kurumda çalışan bir işçi gibi, haklarını aramadığı ve birlik olmadığı sürece var olan düzende, isteksiz ve verimsiz bir şekilde yaşamlarını sürdürmeye devam edeceklerdir. Verimsiz ve isteksiz olan bir polisin ne kendisine ne de topluma bir yararı olabilir. Polislerimizce, “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın.” şeklindeki düşünce yapısından vazgeçilmesi gerekmektedir. Polisler, kendi aralarında da birbirlerini koruyup kollayarak, haklarını arayarak hareket etmelidirler. Yeri geldiğinde polislerimiz, emekli polislerimiz basın-yayın organlarına sıkıntılarını anlatarak toplumdan destek istemelidir. Sürekli şikâyet edip, şikâyet ettikleri durumlara karşı herhangi bir önlem almayan polis, bu kötü düzende yaşamaya hükümlüdür (mahkûmdur).

Polis ve asker şehitlerimizi anarak ve hatta (inançlılar için) ruhlarına dua etmenizi dileyerek yazıma son vermeyi uygun görüyorum.

Saygılarımla.

* Yeniden 1919 Derneği Yönetim Kurulu Üyesi

www.evedonus.com Kurucusu

 
 Yazar: Selim SUNGUROĞLU 02.07.2008  
 

Yazarın Diğer Yazıları:

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş veya Eklenen Yorumlar Onaylanmamış.

  Yorum Yaz
 
İsim: 
 
Yorum: 
Kalan Karakter Sayısı:
 
Şifremi Unuttum 
Kayıt Ol 
YAZARLARIMIZ
Önder AYTAÇ
Önder AYTAÇ Emniyetin Aydınlık Çocukları; Siz de Çoook Oluyorsunuz Ama...
İlhan DAĞDEVİREN
İlhan DAĞDEVİREN PPDS - 2
İsmet KAPLAN
İsmet KAPLAN Maaş Bahsine Nokta, Cevaplar-Sorular
Özgün ERGİN
Özgün ERGİN İnsan Taklidi
Ercan TAŞTEKİN
Ercan TAŞTEKİN Sevinmek Bizim de Hakkımız
Murat DAĞLAR
Murat DAĞLAR Demokrasi ve Statik İdeolojiler
Fatih BALCI
Fatih BALCI Eskimeyen Öğüt
Emsal TOPRAK
Emsal TOPRAK Kendimi Takdimimdir!
Safa Tarık OĞUZ
Safa Tarık OĞUZ Polis Branşını Arıyor
Erol ÖZDEMİR
Erol ÖZDEMİR Adı Yücel Soyadı Tutkun
Ömer Faruk GÜLTEKİN
Ömer Faruk GÜLTEKİN Yokolan İnsanlık
Metin Murat ARSLAN
Metin Murat ARSLAN İngiltere´ de Toplum Destekli Polis-III
Halil YILMAZ
Halil YILMAZ ´Adli Kolluk´ Açısından Polis Teşkilatı
 
 

   designed and coded by aahmetyildiz © 2007  Her Hakkı Saklıdır.