AkadeMilenyum




      
Ana Sayfa Yazılar Haberler Dost Siteler Site Haritası İletişim Hakkımızda  
| Kullanıcı Girişi: 
 YAZILAR
 Adli Bilimler
 Bilişim
 Diğer Disiplinler
 English
 Hukuk
 Kriminoloji
 Özel Dosyalar
 Polis Özel
 Polis Yönetimi
 Suç Türleri
  -Asayiş Suçları
  -Bilişim Suçları
  -Cinsel Suçlar
  -Çocuk Suçluluğu
  -Mali Suçlar
  -Narkotik
  -Organize Suçlar
  -Şiddet
  -Terörizm
 Terör
 
 

forum
ARAMA
   Arama
 
   Yazılarda Ara

   Haberlerde Ara
 

ANKET
Soru:
 Yazarlarımız Önder AYTAÇ & Emre USLU´nun "Yalan: TSK, Başbakan, medya" yazısında da geçen "Yalancı Medya" ´nın varlığı hakkında ne düşünüyorsunuz?

   Evet bu tarz medya kuruluşları var ve bunlar yazıda belirtilen tarzda medya kuruluşları.

   Evet bu tarz medya kuruluşları var ancak bunlar yazıda belirtilen tarzda medya kuruluşları değil.

   Evet bu tarz medya kuruluşları var ancak bunları yazıda belirtilenlerle sınırlandıramayız.

   Hayır böyle medya kuruluşları olduğunu düşünmüyorum.

   
 
Son Üyeler
mehtap
mimresat
mrguardian
selcukokmen
enginakman
 
En Çok Okunanlar
Mutluluk Yoldur

Türkiye'de Sol Terör Örgütlerinin Gençlere Yönelik Faaliyetleri Bağlamında Aile Ve Polisin Rolü

Aile İçi Şiddet

Askerlik Konusunda Atılacak Somut Adımlar

Seri Katiller

 
Son Yorumlananlar Yazılar
Polisiye Roman Ve Hikayelerin Polis Gözüyle İncelenmesi

Hala İçeriye Tıkılmamış Ama Sırasını Bekleyen Ergenekonculara Tavsiyeler

Dış Politika´nın İç Politika´ya Etkisi

 

 Medyanın Gözüyle Organize Suçlar&'The Best Of Police' Yazdır 
 Yazar: Önder AYTAÇ&İhsan BAL 16.05.2006  
Medyanın Gözüyle Organize Suçlar&'The Best Of Police'

MEDYANIN GÖZÜYLE ORGANİZE SUÇLAR     &   ‘THE BEST OF POLİCE’

ÖNDER AYTAÇ (*)

İHSAN BAL (**)

Özet: Organize suçlar ve kaçakçılık konuları 1970’lerden başlayarak günümüze kadar olan dönem özetlenecek, polisin kaçakçılık ve organize suçlarla mücadelesinin üzerinde yoğunlaşılacaktır. Medyada polis ve organize suçlarla ilgili haberlerin nasıl yer aldığı tartışılarak, bilgi toplumunda olması gereken ideal polisin profoli çizilirken sanal medya arşivciliği konusuna dikkat çekilerek, organize suçlarla ilgili öneri ve temennilerde bulunulacaktır.

Anahtar Kelimeler:Polis, Organize suçlar, Kara para, Gri para, Kaçakçılık, Sanal ortamda organize suçlar, Medya,

Polis, Organize suçlar, Kara para, Gri para, Kaçakçılık, Sanal ortamda organize suçlar, Medya,

1.GİRİŞ

İlkokula giden Metin babası Kemal’e bir gün sonra okulda işleyecekleri dersin konusu olan ‘..demokrasi’nin ne demek olduğunu..’ sorar. Kemal demokrasi konusundaki bildiklerini bir örnekleme ile Metin’e anlatmanın daha yararlı ve öğretici olacağı düşüncesiyle: ‘Bak yavrum; ben devletim; annen yurttaş; evdeki hizmetçi kız işçi-memur; yerde emekleyen küçük kardeşin ise gelecektir..’ der. Kemal yaptığı bu örneklemeyi daha da genişleterek oğluna açıklayacağı sırada, kapının zili çalar ve eve misafirler gelir. Kemal Bey’in gelen misafirlerle ilgilenmesi gerektiği için, Metin’in sorduğu ‘demokrasi’ ile ilgili sorunun yanıtlanmasına / açıklanılmasına devam edilemez. Bir diğer anlatımla, Metin’in aklında demokrasi konusu ile ilgili olarak yalnızca anlatılan örnek fıkra yerleşir...

Gecenin oldukça geç bir saatinde, küçük kardeşinin bağırarak ağlaması ile uyanan Metin, yatağından fırlar ve kardeşinin odasına doğru koşar. Kapıdan içeri bakar ve kardeşinin altını pislediği için değiştirilmesinin gerektiğini görür. Hemen koşarak anne-babasının yatak odasına gider. Annesi mışıl mışıl uyumaktadır. Babası ise yatak odasında yoktur. Babasının nerede olduğunu araştıran Metin, babasını hizmetçinin odasında bulur ve hizmetçiye bağırıp çağırdığını duyar. Yeniden kardeşinin yanına geri dönen Metin, becerebildiği kadarıyla önce küçük kardeşinin altını değiştirir, daha sonra da kendi odasına giderek yatar.

Ertesi sabah kahvaltı için sofraya oturulduğunda Kemal oğlu Metin'e seslenerek; ‘..dün akşam bana demokrasinin ne olduğunu sormuştun. İstersen şimdi kaldığım yerden anlatmaya devam edebilirim..’ der. Metin; ‘..yok baba aman hiçbir şey anlatma. Ben demokrasinin ne demek olduğunu artık gayet iyi biliyorum..’ der ve kendi kendine söylenirken: ‘Devlet, memur ve işçiyi devamlı sıkıştırıyor, bağırıyor, çağırıyor ve zorluyor. Yurttaşın olup-biten hiçbir şeyden haberi yok. Gelecek ise hem ağlıyor hem de pislik içinde yüzüyor...’ değerlendirmesinde bulunur.

Acaba yazılı ve görsel medyada yer alan organize suçlarla ilgili haberleri derinlemesine inceleyecek olursak, bizim demokrasimizin durumunun da yukarıda anlatılan fıkradaki gibi olduğunu düşünmemiz gerekmektedir?.. Cumhuriyet’ten Mustafa Balbay: ‘..Meclisteki görünüm: Dönekrasi... Sokaktaki görünüm: Copokrasi... Toplumdaki görünüm: Mafyokrasi... Ekonomideki görünüm: Cepokrasi... Sandıktaki görünüm: Ne kadar rüşvet, o kadar oy... Haline şükret payı cebine koydur..’ değerlendirmesini yaparak, Türkiye'deki durumu özetlerken bir anlamda yukarıdaki fıkrayı destekler bir anlatım sergilemektedir.

Kanımızca, medyada yer alan haberler ışığında mercek altına getirdiğimiz organize suçların irdelenmesini / incelenmesini bir kronolojik sıralama ile yapmamızda -konunun daha iyi anlaşılması açısından- yarar vardır.

2.AZ BİRAZCIK TARİHÇE

Türkiye’nin ilk defa sistematik olarak uyuşturucu ve kara-para ile tanışması 1960’lı yılların ortalarına rastlar. O yıllarda Almanya ağırlıklı olarak Avrupa’ya başlayan gurbetçi akını ile Türk insanı -Kore Savaşından sonra- ikinci defa kafileler halinde grup grup yurt dışına taşınmaktadır. Gurbetçilerin önemli bir kısmı kaderine razı olup Avrupalı’ların yapmak istemediği zor, pis ve az maaşlı işlerde çalışmayı kabul ederlerken; küçük bir azınlık ise yasal olmayan işlere yönelerek kolay gelir elde etmenin yollarına başvururlar.

Gerçek anlamda faaliyet gösteren örgütlü suçlar Türkiye'de 1970’li yıllarda başlar. Yurtiçindeki uzantılarıyla sıkı bağlar kurarak Avrupa’da kendisine partnerler bulan Türk Mafyası, terörün dünyada yükselen trendine uygun olarak silah kaçakçılığına da soyunur. Türk mafyası bu dönem içinde sigara, silah, yabancı içki, döviz kaçakçılığı ve haraç toplama gibi yasaların onaylamadığı fiilleri yaparak kara-para oluşumlarından gelir elde etmektedir. 1970’li yıllarda kara-para ve kara-paranın aklanılması denilince Türk insanları için akla gelen ilk yabancı ülke İsviçre’dir. Hala günümüzde bile Türkiye'den İsviçre'ye bavullarla kaçırılan dövizlerden ve karşılığında Türkiye’ye geri getirilen külçe külçe altınlardan oluşan ‘aklanma’ öyküleri kulaktan kulağa anlatılmaktadır.

Bu dönem içinde özellikle afyon dikim alanlarının daraltılması konusunda ABD, Birleşmiş Milletler’i de yanına alarak Türkiye’ye baskı uygularlar. Baskı uygulamaktadırlar çünkü 1970’li yılların ortalarına doğru dünya genelinde yasal olarak elde edilen uyuşturucunun %33’ü Türkiye’de üretilmektedir. Yine dünyadaki en büyük haşhaş kapsülü işleme kapasitesine sahip olan bir fabrika da Afyon-Bolvadin’de kurulmuştur.

1980’li yıllara gelindiğinde askeri rejimden sivil yönetime geçişle doğru orantılı olarak sivil iktidarlar tarafından ihracatın arttırılması çalışmalarına hız verilir. Bunun için verilen teşvikler sonucunda suç örgütlerinin yurt dışında bulundurdukları dövizlerini ve parasal olanaklarını Türkiye’ye getirilmelerine göz yumulur ve hatta bu para transferi devlet tarafından da desteklenir. Bu dönemde artık hayali ihracat gelirleri, bazı araştırmacılara göre Türkiye’nin ihracat gelirlerinin üçte biri; bazılarına göre de yarısına ulaşmaktadır.

’li yıllara gelindiğinde askeri rejimden sivil yönetime geçişle doğru orantılı olarak sivil iktidarlar tarafından ihracatın arttırılması çalışmalarına hız verilir. Bunun için verilen teşvikler sonucunda suç örgütlerinin yurt dışında bulundurdukları dövizlerini ve parasal olanaklarını Türkiye’ye getirilmelerine göz yumulur ve hatta bu para transferi devlet tarafından da desteklenir. Bu dönemde artık hayali ihracat gelirleri, bazı araştırmacılara göre Türkiye’nin ihracat gelirlerinin üçte biri; bazılarına göre de yarısına ulaşmaktadır.

Yine bu dönem içerisinde ve özellikle 80’li yılların ortalarında serbest piyasa ekonomisine ve dışa açılmaya ayak uyduramayan bazı şirketler borçlarını ödeyemez duruma gelirler. Yargının sağlıklı ve çabuk işlememesi sonucunda yasal yollarla bu iflasın eşiğine gelen ve bu nedenle de tahsil edilmesi çok uzun süren (ve hatta olanaksız olan) alacakların bir an önce geri alınmasının sağlanılması amacıyla, organize suç örgütleri devreye girmeye başlarlar. Bu fiili duruma bağlı olarak, kısa bir zaman dilimi içerisinde çek-senet tahsilatının bir sektör haline gelmesi / getirilmesi söz konusu olur. Bu sektörden palazlanan 12 Eylül öncesinin ekstrem grupçukları, şimdi de kamuya ait arazileri işgal etmeye, devlet ihalelerini yönlendirmeye, gelir düzeyi yüksek azınlıklardan, doğu kökenli olup İstanbul gibi ülkenin batı bölgelerinde yaşayan işadamlarından tehdit ve baskı yoluyla haraçlar almaya başlarlar.

1997 yılına gelindiğinde çek-senet, devlet ihaleleri, kiralık suç, hırsızlık mal pazarlama, okul çeteleri, kasa hırsızlığı, oto hırsızlığı, fuhuş, göçmen kaçakçılığı, işçi simsarlığı, kara para aklamaları ve benzeri konuların organize bir şekilde yapılanma göstermesi söz konusu olur. 2000’li yıllara gelindiği bir zamanda Türk kamuoyunun organize suçlar hakkında ne düşündüğünü gözlemlemek açısından aşağıdaki örneklemelere göz gezdirilmesinde kanımızca yarar vardır.

çek-senet, devlet ihaleleri, kiralık suç, hırsızlık mal pazarlama, okul çeteleri, kasa hırsızlığı, oto hırsızlığı, fuhuş, göçmen kaçakçılığı, işçi simsarlığı, kara para aklamaları ve benzeri konuların organize bir şekilde yapılanma göstermesi söz konusu olur. Türk kamuoyunun organize suçlar hakkında ne düşündüğünü gözlemlemek açısından aşağıdaki örneklemelere göz gezdirilmesinde kanımızca yarar vardır.

Artık mafya, bir kısım üst düzey kamu görevlilerinin bazı kişisel ve ahlaksal zaaflarını kullanarak devletle organik bir bağ kurmaya, kurulan bağlarını pekiştirmeye çalışırlar. Bu durum öyle boyutlara ulaşır ki, ‘...bugün devlette birisine haraç vermeyen pavyoncu, devlette birisine haraç vermeyen kumarhane sahibi, devlette birisiyle ortak olmayan çek senet mafyasının olmadığı söylenilmektedir...’ Bu durumu kendi cümleleri ile ifade eden Doç. Ali Bayramoğlu: ‘..devlet içerisinde palazlanan ve kolları bakanlardan siyasetçilere, bürokratlardan tehlikeli canilere kadar uzanan bir terör gerçeğinden bahsedilebilir..’ haklı değerlendirmesini yapmaktadır. Eğer bütünüyle durum böyleyse ‘..ecinnilerin en tepe noktalara kadar tırmandığını..’ söylemek hiç de kehanet olmayacaktır.

İşte böylesi bir durum içinde 2000’li yıllara merdiven uzatan Türkiye Cumhuriyeti’nin adına organize suçlarla mücadele eden / etmesi gereken ve devletin bir anlamda dokunan parmakları durumunda olan güvenlik birimlerinin ne yaptığı / ne düşündüğü konusuna ve medyanın nasıl izlenmesinin gerektiğine kulak vermemizde yarar olacaktır.

3.ORGANİZE SUÇLARLA İLGİLİ POLİS NE YAPAR? MEDYA BUNU NASIL HABER YAPAR?

Polis organize suçlarla mücadele ederken öyle bir sistem kurmalı / geliştirmelidir ki; organize suç örgütleriyle irtibatlı olan kişi / kişiler ya yakalanma endişesiyle evlerinden hiç dışarı çıkamamalı ya da kendi isteğiyle gelerek adalete teslim olmalıdırlar.

Kanımızca, yukarıda organize suçlarla ilgili olarak sözü edilen olumsuzlukların çözümünün mutfağında olan / olması gereken Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesinin Uzmanları ‘hayır durum hiç de öyle değil / öyle olmamalı’ diyerek konuya yaklaşacaklar ve son zamanda medyada yer alan başarılı operasyonlardan örnekleri peşi sıra kıvançla sıralayacaklardır.

Yukarıda anlatılan ‘demokrasi’ bağlamındaki fıkrayı, Alaaddin Çakıcı’nın, Ömer Peker’in, Sarı Avni’nin ve Haluk Kırcı’nın yakalanması, uyuşturucu şebekelerine büyük darbelerin vurulması, özel harekat timlerinin uçak kaçıran PKK militanını etkisiz hale getirip rehineleri başarılı bir şekilde kurtarmaları ile ilgili örnekleri aklımızın bir köşesinde tutarak, suç oluşturma birliklerini, kara parayı, uyuşturucu ticaretini kısacası organize suçlara karşı verilen mücadeleyi biraz daha derinlemesine incelemeye çalışmamızda yarar vardır...

Her türlü kaçakçılığın takibi, önlenmesi, suç ve suçluların izlenmesi, sonuçların değerlendirilerek gerekli önlemlerin alınması ve ilgili konularda uluslararası işbirliğine gidilmesini sağlama amacıyla Emniyet Genel Müdürlüğü çatısı altında Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesi Başkanlığı adlı bir birimin varlığı söz konusudur. Bu daire başkanlığı, yurtdışından Türkiye’ye ve Türkiye’den yurtdışına yönelik olan ya da yurt içinde çeşitli yollardan yapılan kaçakçılık faaliyetlerini önlemek ve bunlara karşı mücadeleyi yürütmekle görevlidir.

Burada yeri geldiği için Asayiş Daire Başkanlığı’na bağlı olarak çalışan Parmak İzi Şube Müdürlüğü’nden de söz etmekte yarar vardır. Taner Arda’nın Başkanlığında Otomatik Parmak İzi Teşhis Sistemi (Automated Fingerprint Identification System) şeklinde isimlendirilen müdürlükte, tek parmak ve on parmak izleri scanner veya CCD kamera aracılığıyla bilgisayar ortamına atılmakta, işenip tüm düzeltme işlemleri yapıldıktan sonra yine otomatik olarak karşılaştırma yapacak seviyeye getirilmektedir. Bu sistem sayesinde saniyede 26,000 karşılaştırma yapılabilmektedir. Bu parmak izi arşivinde bulunan milyonlarca iz arasından arana özellikleri doğru olarak bulmak için geçen süre yalnızca saniyelerle ifade edilmektedir. Aynı sistemi kullanan ABD içindeki bazı eyaletlerde 3 milyon kişiye ait olan 30 milyon tek parmak izi arasından 1 saatten daha az bir zaman içinde komple bir arama yapılabilmektedir.

AFIS sistemin kurulması, organize suçlarla ilgili konuların çözüme kavuşturulmasına da yardımcı olacaktır denilebilir. Sistemin kurulduğu ilk 6 hafta içerisinde 128 faili meçhul olay çözüme kavuşturulur. AFIS polisin kendisini bilgiyle ve bilgi toplumunun teknik donanımı ile desteklediğini göstermesi açısından önemlidir. BU sistemin avantajlarından kısaca söz edecek olursak: ‘...İnsandan kaynaklanan teknik hataların önüne geçilecektir. İller arasında ‘on line’ olarak parmak izi ve fotoğraf gönderilmesi gerçekleşecektir. Olay yerindeki kimliği belirsiz parmak izleri geniş bir arşivden süratle taranabilecektir. Failleri tespit ve teşhis oranı yükselecek sunulan hizmette verimlilik artacaktır. İnterpol üyesi ülkelerle teknik uyum sağlanacaktır. Suçların aydınlatılmasında gereksiz olan yöntemlere yönelinmeyecektir...

AFIS’ın yalnızca parmak izleri bağlamında değil daha da geniş bir biçimde organize suçlar çerçevesinde de kullanımının gerekliliğine işaret eden Yrd. Doç. Aytekin Geleri konu ile ilgili ABD’den İngiltere’den örneklemeler yaparak konuyu ‘Bilgisayar destekli imaj tanıma ve bilgisayar destekli otomatik araba plakası okuma’ biçiminde ikili bir ayrımla ele alır. Geleri bilgisayar destekli video sistemlerinin kullanımının yararları konusunda da aşağidaki bizimde katıldığımız şu değerlendirmeleri yapar: ‘...Arşivlenen resimlerin maliyeti oldukça düşüktür. Aşrı insan gücüne ve fiziki yere gereksinim yoktur. Verilerin arama-taraması, kontrolü ve güvenliği kolaydır. Resim ve bilgilerin kopyalanması oldukça kolaydır. Bir sistem içinde birden fazla bilgi toplama söz konusu olabilir. Tanık albümü yapılabilir...’ ki bu verilerin bütünü organize suçlarla mücadelede de kullanılabilecek olan usul ve yöntemlerdir.

Kaçakçılık ve organize suçlarla ilgili konular üzerinde değerlendirmelerimizi bir ‘ufuk turu’ şeklinde yaparken, medyanın yaptığı değerlendirmeler ve anlatımları da makalemizin içinde elden geldiğince kullanarak konunun daha iyi anlaşılmasına yardımcı olmaya çalışacağız Kanımızca, yazılı ve görsel medyada yer alan haber, yorum ve makaleler, (diğer pek çok olayda da olduğu gibi) Kaçakçılık ve Organize Suçlarla ilgili konular açısından da oldukça önemli ve gözardı edilmemesi gereken bir ‘de facto’ olgudur. Terör Uzmanı Emrullah Uslu’nun kitabında yazdığı anlatım içerisinde: ‘...İstihbarata kaynaklık eden haberlerin % 80-85’lik bölümü her türlü gazete, dergi, radyo, tv gibi basın organlarının verdiği haberlerden elde edilen açık istihbarati bilgilerdir. Medyada yer alan bu haber ve yorumlar istihbarat analizcileri tarafından değerlendirmeye alınır ve istihbarati anlamda kullanılacak bilgiye dönüştürülür...’ Kısacası medya Uslu’nun perspektifinden de konuya bakıldığında önemi yadsınamaz bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.

Medyayı iyi izleyen ve değerlendiren uzmanların (profesyonel medya değerlendiricilerin) doğru karar verebilmesi için açık ve rafine edilmemiş bilgiye gereksinimleri vardır. Bu bilgi ne kadar çok ve farklı kaynaklardan elde edilirse / gelirse konunun yorumlanması da o kadar farklı seçeneklerin ışığında yapılabilir. Bilgi kaynakları elde ettikleri bilgileri değerlendirecek ve yorumlayacak olan profesyonel medya gözlemcilerine sunarlarken, bazı nedenlerden dolayı, bizim bilgilenmemizi eksik yaparlar / yapabilirler. Bir diğer ifade ile, örneğin bize sunulan bilgileri bir A4 dosya kağıdı gibi kabul edersek, bir kaynaktan gelen bilgilendirmede A4 kağıdının sağ alt yarısı eksik olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir diğer haber kaynağından gelen bilgilendirmede ise, A4 kağıdının sağ alt köşesi değil de, sol üst köşesi eksik olarak sunulmaktadır. Bir diğer haber kaynağı ise, eksik olan bir diğer parçayı bize sunar.

Profesyonel okuyucular ve araştırmacılar, bütün bu bilgilendirmeleri ve hatta disinformasyon şeklindeki bilgi zehirlenmesini üst üste koyarak, yap-boz'un (puzzle'ın) bütününü bulmaya / tahmin etmeye çalışırlar ve doğru bir karar vermek için kendilerini bilgiye kaynaklık eden veri merkezlerine doğru uzmanlaşmak amacı ile yönlendirirler. Bazı durumlarda haber kaynaklarının verdikleri / yaptıkları yorumlamalar arasında bir çatışma / uyuşmama söz konusu olabilir. Böylesi problemlerle karşılaşan kişiler, gördüklerini / okuduklarını / duyduklarını 'araştırmacı-gazeteci' yöntemi ile değerlendirir ve yorumlarlarsa daha doğru kararları verebilirler / bulabilirler diyebiliriz.

, bütün bu bilgilendirmeleri ve hatta disinformasyon şeklindeki bilgi zehirlenmesini üst üste koyarak, un (puzzle'ın) bütününü bulmaya / tahmin etmeye çalışırlar ve doğru bir karar vermek için kendilerini bilgiye kaynaklık eden veri merkezlerine doğru uzmanlaşmak amacı ile yönlendirirler. Bazı durumlarda haber kaynaklarının verdikleri / yaptıkları yorumlamalar arasında bir çatışma / uyuşmama söz konusu olabilir. Böylesi problemlerle karşılaşan kişiler, gördüklerini / okuduklarını / duyduklarını yöntemi ile değerlendirir ve yorumlarlarsa daha doğru kararları verebilirler / bulabilirler diyebiliriz.

‘Araştırmacı gazeteci’ şeklinde yazılı ve görsel medyanın incelenmesinin gerekliliğine parmak bastıktan sonra, şimdi de organize suçların kapısını biraz daha aralayalım ve kara paranın ne olduğuna konusu üzerinde yoğunlaşalım.

4.KARA PARA NEDİR?

Kara-para aklamak aynı bir balon ile oynamak gibidir. İtildiğinde en az ne tarafta direnç varsa oraya doğru gider.

Kara paranın ne olduğunu ifade etmek için yasalarda sayılan konuların irdelenmesinde kanımızca yarar vardır.

1918 Sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanundaki fiillerin işlenmesi suretiyle elde edilen paraya,

6136 Sayılı Ateşli, Silahlar ve Bıçaklar Hakkındaki Kanundaki fiillerin işlenmesi suretiyle elde edilen paraya,

2238 Sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkındaki Kanundaki fiillerin işlenmesi suretiyle elde edilen paraya,

2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunması Hakkındaki Kanundaki fiillerin işlenmesi suretiyle elde edilen paraya,

213 Sayılı Vergi Usul Kanunun 344. Maddesinin 2 ve 3 Numaralı Bentlerindeki fiillerin işlenmesi suretiyle elde edilen gelir ve paraya,

765 Sayılı Türk Ceza Kanunundaki Devletin Şahsiyetine Karşı işlenen cürümlerden elde edilen paraya,

Yine 765 Sayılı Türk Ceza Kanunundaki 179, 192, 264, 316, 317, 318, 319, 322, 325, 332, 333, 335, 339, 341, 342, 345, 350, 403, 404, 406, 435, 436, 495, 496, 497, 498, 499, 500, 504 ve 505. Maddelerindeki fiillerin işlenmesi suretiyle elde edilen paralara kara para denilmektedir.

APK Daire Başkanı Dr. Nihat Dündar’ın da haklı olarak belirttiği gibi; ‘..Kara-para yalnızca yukarıda belirtilen fiillerin işlenmesi suretiyle elde edilen para değildir. Para yerine geçen her türlü kıymetli evrakla, mal ve gelirleri veya bir para biriminden diğer bir para birimine çevrilmesi de dahil, sözü edilen para, evrak, mal ve gelirlerin birbirine dönüştürülmesinden elde edilen her türlü menfaat ve değere de kara-para denilmektedir..’

Burada üzerinde durulması gereken konu ‘kara para’ ve ‘gri para’ ayrımının tam olarak yapılmasının gerekliliğidir. Uluslararası literatüre göre yasal olmasına rağmen kayıt dışı olan ekonomik faaliyetler kara-para adıyla değil ve fakat ‘gri para’ olarak adlandırılmaktadır.

Yukarıda yasa maddelerine dayanılarak ifade edilen kara-para, kara-para yasasının olmadığı yada çok sıkı para politikasının olmadığı ülkelerdeki kıyı bankalarına (off shore bankacılık) doğru aklanılmak amacıyla yönlenir. Dünyada ‘off shore’ bankacılığına olanak tanıyan ülkeleri gözlemlediğimizde Karayipler, Şeysel Adaları, Macau Adası, Guersney Adası, Cayman Adaları, Kıbrıs Rum Kesimi, Hollanda Antilleri, Antigua, Barbuda, Aruba gibi ülkeler akla gelmektedir. ‘Off shore’ bankacılığını bir örnekleme ile açıklayacak olursak; şu an küçücük Kıbrıs’ta bile tam 23 bin adet kıyı bankası bulunmaktadır. SSCB’nin dağılması sonrasında ortalığı kaplayan mafyanın kara-paralarının aklanılması amacıyla, Kıbrıs’ta Ruslara ait olan 7 bin adet kıyı bankasının varlığı söz konusudur. Yalnızca Rusların Kıbrıs’ta bulunan bankaları aracılığıyla Batı’ya kaçırılarak aklanan paranın yıllık bilançosu 25 milyar doları bulmaktadır.

Off Shore bankacılık şekliyle kara paranın nasıl aklandığını kısaca gördükten sonra, şimdide yolsuzluk ve mafya tanımlamalarının neler olduğunu göz gezdirelim.

5.YOLSUZLUĞUN VE MAFYANIN TANIMLANMASI NASILDIR?

Kara-paraya karşı önlem alınmazsa 2020 yılında ABD Başkanı’nı mafya seçtirtecektir. (The Economist)

Kamuoyunda aksayan her türlü problemin çözümü için oluşturulan yasal olmayan yapılanmalar hakkında mafya nitelendirilmesi yapılmakta ve yaptıkları da yolsuzluk olarak adlandırılmaktadır. Otopark mafyası, uyuşturucu mafyası, çek-senet mafyası, ihale mafyası, gecekondu mafyası, taksi plakası mafyası, dolmuş hattı mafyası, pazaryeri mafyası ve bu konuda sayılabilecek yüzlerce örneklemeyi kolaylıkla bulabiliriz. Kanımızca sayısal anlamda yeni yeni mafyaları üretmenin ve ortalığa karamsarlık pompalamanın yerine, mafya nitelendirmesi ile yapılan anlatımı yalnızca uluslararası bağlantıları olan organize suçlar için kullanmamızda yarar vardır. Prof. Bahri Öztürk: ‘..ekonomik ve/veya siyasi bir kazanç elde etmek için hiyerarşik bir yapı içinde olan ve en az 3 kişinin bir araya geldiği birlikteliklerin organize suç yapılanması olduğunu ... ve bu amaçla suç işlemenin en az 3 defa süreklilik arz ediyor olmasının gerekliliğini’ ifade eder. Asayiş Daire Başkanlığı Şb. Md. Halil Yılmaz da suç örgütünü tanımlarken; ‘..münferiden veya topluca, yüksek bir öneme haiz suçları, belirli bir plan dahilinde, birden fazla kişi tarafından, belirli veya uzun bir süre zarfında ve hiyerarşik yapı içerisinde icra eden.. gruplardır’ değerlendirmesini yapar..

ABD ve Batı Avrupa ülkelerinde organize suçtan söz edebilmek için genellikle şu sekiz kriter aranır: ‘..Örgütlü suç olması; en az 3 veya daha fazla kişinin uzunca bir süre için bir araya gelmiş olması, elemanları arasında hiyerarşik bir yapı ve iş bölümü olması, kendine özgü bir yaptırım sisteminin olması, kazanç elde etmek amacıyla suç işleyerek hareket ediliyor olması, suçun planlı bir şekilde işlenmiş olması, suç işlemenin süreklilik arz etmesi ve bu amaçla paravan şirketler kurulmuş olmalıdır.’

ve söz edebilmek için genellikle şu sekiz kriter aranır: ‘..Örgütlü suç olması; en az 3 veya daha fazla kişinin uzunca bir süre için bir araya gelmiş olması, elemanları arasında hiyerarşik bir yapı ve iş bölümü olması, kendine özgü bir yaptırım sisteminin olması, kazanç elde etmek amacıyla suç işleyerek hareket ediliyor olması, suçun planlı bir şekilde işlenmiş olması, suç işlemenin süreklilik arz etmesi ve bu amaçla paravan şirketler kurulmuş olmalıdır.’

Türkiye açısından organize suçu değerlendirdiğimizde; ‘..Bir kişinin suç sicili doluysa, geleceği olmayan bir kişi ise, kolay para harcıyorsa, etkili kişilerle ilişki kurmaya çalışıyor veya ilişki içerisindeyse, profesyonelce çalışıyorsa, belli avukatlarla irtibatlı ise, sanayicilerle irtibat halindeyse, bir olayda birden fazla kişi varsa, kişi suç işleme amacı taşıyorsa, olay cezaevinden idare ediliyorsa, polisin aradığı kişi doğrudan savcıya ifade vermek istiyorsa, cezaevinde bulunanlara masraf yapılıyorsa, ihanetin bedeli ölüm olarak ödeniyorsa, söz konusu olan bu olay örgüt olayı ve bu olayın faili kişi de örgüt üyesi olarak polis tarafından incelenmektedir...’ Kanımızca bu anlatım yerinde olmakla birlikte, aşırı geniş kapsamlı bir değerlendirme yapmaktadır. Böylesi bir tanımlamanın içine organize suç örgütünün elemanı olmayan kişiler bile girerek suçlu olarak öngörebilecektir. Bu nedenle böylesi geniş ve yoruma açık değerlendirmeler yapmaktansa, net ve kısa tariflerin yapılmasında / kullanılmasında yarar vardır.

; ‘..Bir kişinin suç sicili doluysa, geleceği olmayan bir kişi ise, kolay para harcıyorsa, etkili kişilerle ilişki kurmaya çalışıyor veya ilişki içerisindeyse, profesyonelce çalışıyorsa, belli avukatlarla irtibatlı ise, sanayicilerle irtibat halindeyse, bir olayda birden fazla kişi varsa, kişi suç işleme amacı taşıyorsa, olay cezaevinden idare ediliyorsa, polisin aradığı kişi doğrudan savcıya ifade vermek istiyorsa, cezaevinde bulunanlara masraf yapılıyorsa, ihanetin bedeli ölüm olarak ödeniyorsa, söz konusu olan bu olay örgüt olayı ve bu olayın faili kişi de örgüt üyesi olarak polis tarafından incelenmektedir...’ Kanımızca bu anlatım yerinde olmakla birlikte, aşırı geniş kapsamlı bir değerlendirme yapmaktadır. Böylesi bir tanımlamanın içine organize suç örgütünün elemanı olmayan kişiler bile girerek suçlu olarak öngörebilecektir. Bu nedenle böylesi geniş ve yoruma açık değerlendirmeler yapmaktansa, net ve kısa tariflerin yapılmasında / kullanılmasında yarar vardır.

Organize suç örgütlerinin elde ettikleri kara para ile ülke ekonomisini etkilerinin altına alması ve siyasi yapılanmayı yönlendirmesi pek çok ülkede sıklıkla söz konusu olmaktadır. Gazeteci Cahit Uyanık dünyadaki kara-para hacmini Amerikalı bir senatörün anlatımları içinde ifade ederken 500 milyar dolar ile 1 trilyon dolar arasında olduğunu belirtmektedir. Kanımızca verilen bu tahmini rakam yalnızca aklama faaliyetlerine ilişkin bir rakamdır; kazanılan ve fakat aklama sürecine sokulmayan kara paranın miktarının ise bunun çok daha üzerinde olduğunu söylemek hiç de kehanet olmayacaktır.

Uyuşturucu ve kara-paranın aklanılması konusunda genel değerlendirmeler yapılırken, mafyanın güçlü olduğu Güney Amerika, Ortadoğu ve Uzakdoğu ülkeleri ile Rusya gibi devletler öncelikle akla getirilir. Ve bu ülkelerde istikrarlı bir politik ve ekonomik yapılanmanın olmadığından, kapalı toplum olmanın doğal bir sonucu olarak buralarda genellikle totaliter yöneticilerin var olduğundan ve antidemokratik yönetimlerin varlıklarından söz edilir. Kanımızca mafyanın gerçekten de köklü bir yapılanma gösterdiği ve cirit attığı ülkeler bağlamında yapılan bu değerlendirmeler doğrudur ancak doğrunun yalnızca bir parçasıdır. Bu puzzle’ın eksik olan kısımların tamamlanması için demokrasinin gelişmekte olduğu bu ülkelerin dışındaki yerlerde de -örneğin yalnızca ABD’deki kara-paranın aklanılması ve uyuşturucu ticaretinin rakamsal değerleri bile- kara paranın aklanılması ve organize suçların varlığı / gelişmesi açısından gelişmiş ülkelerin de çok masum olmadığını göstermektedir.

Şimdi de bunu yine ABD’den bir örneklemeyle açıklayalım. Jean Ziegler’in İsviçre Daha Beyaz Yıkar adlı kitabında; ‘..ABD bankalarının net aktifleri 4.2 trilyon civarındadır ve her yıl resmi ve kayıtlı sektöre giren paranın % 10’nu kara-paradır. Bu para yaklaşık olarak ABD’nin savunma bütçesine eşittir. Yine bu rakam bütün Batı Avrupa ülkelerinin 1 yıllık petrol alımlarını karşılayacak bir boyuttadır...’ değerlendirmesini ürpererek yapar. Yine Prof. Kayhan Mutlu’nun anlatımı içinde; ‘ABD’de özelliklede New York’ta inşaat sektör, örgütlü suç gruplarının etkisi altındadır.’

Eğer bir suç çok sayıda kimse arasında paylaşılmışsa ve belli bir plan çerçevesinde işleniliyorsa, bu suçun ispatının da sıradan suçlara göre çok daha zor olacağını söylemek hiçte kehanet değildir. Zira böylesi bir suçun işlenmesinde işbirliği yapanlar, o suçun bütününde değil yalnızca bir parçasının yerine getirilmesinde rol oynamaktadırlar. Örneğin eroin üretimi suçunda, mafya üyelerinden biri imal edilen eroinin paketlenmesi ile görevli olabilir. Elbette bu kişinin yakalanması önemlidir, ancak bu durum bütün suçun ve suçluların ortaya çıkarılmasında önemli bir rol oynayamaz.

Wall Street Journal’ın haberine göre; ‘..uyuşturucu kaçakçısı 20 bin dolarlık çeki, herhangi bir kurumda çek tahsildarı olarak çalışan arkadaşına verir. Bir çek tahsildarının elinde yüksek miktarda nakit bulundurması hiçte garipsenecek bir durum olmadığından ve bu kişinin günlük işlemler için sık sık bankaya gitmesi gerektiğinden, uyuşturucu tacirinin kara parası kolaylıkla sisteme dahil olur. Uyuşturucu kaçakçısı verdiği 20 bin dolar karşılığı 16 bin dolar alır. Kaçakçıya yapılan ödeme ise çek tahsildarının sıklıkla kullandığı posta çeki formunda yapılır. 4 bin dolarlık fazlalık ise çek tahsildarına kalmaktadır. Bu aşamadan sonra uyuşturucu kaçakçısı, elindeki posta çeklerini bir kıyı bankasında daha önce açtırdığı hesaba aktarır. Bu sistem ile 20 milyon dolar bile aklanabilir. Ancak rakamın fazlalaşması durumunda birden fazla çek tahsildarının kullanılması yoluna gidilecektir...’

’ın haberine göre; ‘..uyuşturucu kaçakçısı 20 bin dolarlık çeki, herhangi bir kurumda olarak çalışan arkadaşına verir. Bir çek tahsildarının elinde yüksek miktarda nakit bulundurması hiçte garipsenecek bir durum olmadığından ve bu kişinin günlük işlemler için sık sık bankaya gitmesi gerektiğinden, uyuşturucu tacirinin kara parası kolaylıkla sisteme dahil olur. Uyuşturucu kaçakçısı verdiği 20 bin dolar karşılığı 16 bin dolar alır. Kaçakçıya yapılan ödeme ise çek tahsildarının sıklıkla kullandığı formunda yapılır. 4 bin dolarlık fazlalık ise çek tahsildarına kalmaktadır. Bu aşamadan sonra uyuşturucu kaçakçısı, elindeki posta çeklerini bir nda daha önce açtırdığı hesaba aktarır. Bu sistem ile 20 milyon dolar bile aklanabilir. Ancak rakamın fazlalaşması durumunda birden fazla çek tahsildarının kullanılması yoluna gidilecektir...’

Amerikan Wall Street Journal’in yukarıdaki örneğine benzer durumların Türkiye’de de yapıldığını söylemek hiçte yanlış olmayacaktır. Her milli piyango çekilişi sonrasında ya da loto ‘da 6 rakamın tutturulması sonucunda, kara-para aklayıcısı büyük ikramiyenin kime çıktığını daha önceden öğrenir. O kişiye çıkan paradan daha fazla bir parayı bilet sahibine vererek piyango biletini yada loto kağıdını ondan satın alır. Sonra bu kazanılan ikramiye parası daha önceden anlaşılmış olan bir banka müdürü ya da avukat aracılığı ile tahsil edilir. Böylece kara-para bir ‘talih kuşu’ olarak uçar uçar uçar ve bankacılık sektörünün gözü önünde aklanılmış bir hale gelir.

Atadan kalma eski yöntemler diye adlandırılan paravan şirketler kurmak, sahte ve şişirilmiş faturalar kullanmak, yabancı ülkelerde bloke edilen parayı teminat olarak göstererek yerel bankadan kredi almak, kumarhane işletmek, at yarışı gibi bahis işletmeleri açmak, vergi cenneti olan ülkelerden alınan kredi kartlarını kullanmak, nakit para ile büyük bina, malikane, turizm tesisi vb satın alımları yapmak, kıymetli tablo ve sanat eserlerini satın almak ve hediye etmek, kazanılan kara-paranın yurtdışına doğrudan kaçırılması, kara-parayı hisse senedi ve tahvil gibi kıymetli evraka dönüştürmek, serbest bölgelerdeki aşırı liberal bankacılık hizmetlerinden yararlanmak, turizm şirketleri kurup seyahat çekleriyle para transferi yapmak, nakit para ile taşınmazlar dışında büyük satın alımlar yapmak gibi uygulamalar internet ve sanal ortamın kullanılmasından önceki döneme ait yöntemlerdir. Yine bugün sayıları 150’yi bulan borsadaki aracı kurumların % 20’ye yakınının içeriden kara-para aklamak isteyenlerle organik ve inorganik ilişki içinde bulunduğu iddiası da sıklıkla söylenilmektedir.

diye adlandırılan paravan şirketler kurmak, sahte ve şişirilmiş faturalar kullanmak, yabancı ülkelerde bloke edilen parayı teminat olarak göstererek yerel bankadan kredi almak, kumarhane işletmek, at yarışı gibi bahis işletmeleri açmak, vergi cenneti olan ülkelerden alınan kredi kartlarını kullanmak, nakit para ile büyük bina, malikane, turizm tesisi vb satın alımları yapmak, kıymetli tablo ve sanat eserlerini satın almak ve hediye etmek, kazanılan kara-paranın yurtdışına doğrudan kaçırılması, kara-parayı hisse senedi ve tahvil gibi kıymetli evraka dönüştürmek, serbest bölgelerdeki aşırı liberal bankacılık hizmetlerinden yararlanmak, turizm şirketleri kurup seyahat çekleriyle para transferi yapmak, nakit para ile taşınmazlar dışında büyük satın alımlar yapmak gibi uygulamalar internet ve sanal ortamın kullanılmasından önceki döneme ait yöntemlerdir. Yine bugün sayıları 150’yi bulan borsadaki aracı kurumların % 20’ye yakınının içeriden kara-para aklamak isteyenlerle organik ve inorganik ilişki içinde bulunduğu iddiası da sıklıkla söylenilmektedir.

Şimdi ise uluslararası alanda internet üzerinden sanal ortamda gerçekleştirilen parasal hareketlenmelerin yanısıra, smartcard’lar (akıllı kartlar) ile yapılan işlemler de hiçbir şekilde kontrol edilememekte ve kayıtlara geçirilememektedir. Bu ise pek çok ülkenin kara-parayla mücadelede bir zorunluluk olarak öngördüğü 10 bin doları aşan şüpheli işlemlerin resmi makamlara bildirilmesi uygulamasının boşlukta kalmasına neden olur. Bu durumda kara-para aklama konusunda adeta bir devrimdir.

Kanımızca organize suçlarla ve kara para ile mücadele edilirken en küçük bir delilin dahi kaybedilmemesi gereklidir. Bu nedenle bu alanda görev yapan emniyet uzmanlarının özel bir ihtisaslaşma tekniği ile donatılmış ve sürekli olarak kendilerini yeniler bir yapı içerisinde olmalarında yarar vardır.

Saydığımız bu konuların en iyi şekilde araştırılması ise sanal ortamda internet aracılığı ile bilgiyi parmaklarımızın ucuna getirerek söz konusu olabilir. Bilginin internet aracılığı ile bize bir dokunma mesafesi uzaklığında olduğunu pekiştirme açısından, aşağıda yazdıklarımıza göz gezdirmekte yarar vardır. Biz kabul etsekte etmesekte 21 yy bilgi toplumunda tek bilgi güçtür ve bilgi herşeydir. Önemli olan, bir yerlerde hazır olan ve koordineli kullanıma açık olması gereken bu bilgilere, istenildiği her anda organize suçlarla mücadele eden kişilerin kavuşabiliyor olmasıdır. Gerek EGM İstihbarat Dairesi Başkanlığı, gerek Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesi Başkalığı ve gerekse de bunların illerde yer alan alt birimleri, kendilerini sürekli geliştirmekte, genç Polis Akademisi mezunu dil bilen, bilgisayar kullanan diyaloğa açık ve gelişmenin önünü açan kadrolarıyla sürekli ama sürekli yeni yeni gelişmelere imza atmaktadırlar.

6.MOUSE’U TIKLAYIN ORGANİZE SUÇLARLA İLGİLİ BİLGİLERİ TOPLAYIN

Bilimin ve bilginin sonu yok. Hızlanması ise müthiş. Bir yıl önce masal olan, bilim kurgu olan, ertesi yıl vitrinleri süsleyebiliyor. İnsanoğlu düşünüyor, istiyor. Bilim adamı buluyor. Haydi hayırlısı.

İnternet ve sanal ortamdaki akılalmaz gelişmelere ayak uyduran bir kişi olabilirsek; organize suçları, kara-para hareketlenmelerini ve mafyayı hem sanal ortamdan daha kolay bir biçimde gözlemleyebiliriz hem de bu bilgileri her zaman kullanacak bir biçimde kolaylıkla arşivleyebiliriz. Örneğin internette http://www.radikal.com.tr.cgi-bin/kaynak/jump.cgi?ID=111’ adresine kavuşmamız halinde aşağıda yazdığımız bilgileri çabucak elde etmemiz söz konusu olabilmektedir... Biz sanal ortamda ‘Radikal’ gazetesinin internet sayfaları aracılığıyla organize suçlarla ilgili sayfalara girdiğimizde; oradan Türkiye'yi sallayan, bakanların istifa etmesine neden olan bütün teyp bantlarının çözülmüş yazımlarını görebilecek ve organize suçlarla ilgili genel değerlendirmelerin çoğuna buradan kavuşabileceğiz. Aslında yaptığımız bu örnekleme makalemizin konusuyla ilgili olan binlerce farklı web sayfasının içinden seçilen yalnızca bir tanesinin incelenesi olduğunu da burada belirtmeliyiz.

Arzularsanız devamını sanal ortam gazetecisi M. Serdar Kuzuoğlu’nun Radikal için hazırladığı Web sayfasından okuyarak devam edelim:

‘..Aslında geri sayım birçok kişinin düşündüğünün aksine Alaattin Çakıcı'nın karısını öldürmeye kadar gidecek olan Engin Civan skandalında değil, Çakıcı'nın FlashTV'nin yüzlerce kişi tarafından basılıp kurşunlanmasına gidecek olan ünlü televizyon konuşmasıyla başladı. ‘Kendisine bacı diyen bir yosma, memlekette dolaşıyor’. İşte yangının fitilini ateşleyen konuşmanın tamamı..’ denilmekte ve daha fazla bilgi için 'mouse' ile buranın üzerine ‘Tıklayın’ denilmektedir.

Yine ‘..Alattin Çakıcı, kimilerinin kendisinden de tehlikeli olduğunu iddia ettiği arkadaşı Zeytin Kralı Erol Evcil ile konuşurken sözünü ettiği iddialar, devletin mafya ile mücadelede ne kadar kararlı ve tek vücut olduğu konusunda bir fikir sahibi olmamızı sağlayabilir. 'Bana da bunu bir bakan söylüyor. Kaç diyor, yerini değiştir diyor...' anlatımı yapılmakta ve daha fazla bilgi için 'Tıklayın’..’ denilmektedir.

Yine aynı web sayfasında ‘..ANAP Milletvekili Eyüp Aşık'ı koltuğundan ettiren kaset bantından da söz edilmekte. Susurluk skandalı sonrasında mafya ile mücadelede adından sıklıkla söz edilen Eyüp Aşık ile ilgili olarak kaseti yalanlamadığı ve hatta. 'Abi sağol, sen bir büyüklük yaptın, bize kaç dedin, ben de yukarıya yani Kanada'ya kaçtım. Sen benim abimsin...' dediği yazılmaktadır. Bu konu ile ilgili daha fazla bilgi edinmek içinde yine üzerinde ‘Tıklayın’ denilmektedir.

‘..Erol Evcil ile Alaaddin Çakıcı'nın yaptığı bir diğer telefon konuşmasında, bir takım detaylar daha yerli yerine oturmaktadır: 'Abi, senin için bilgi istemişler, yakalayacaklar herhalde...' denildiğinde, Alattin Çakıcı'nın moralinin epey bozulduğu ve Evcil, kendisi için bazı hareketlenmelerin olduğunu belirttiğinden ..’ söz edilmekte ve daha fazla bilgi için burayı 'mouse'la ‘Tıklayın’ denilmektedir.

Bantlarla ilgili diğer bilgiler denilen bölümde ise, bantlardan birisinde Çakıcı, kendisine yer değiştirmesi gerektiği haberini dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener'in dolaylı olarak ilettiğini belirterek konuşmaktadır. Meral Akşener'in bu konudaki cevabını öğrenmek istiyorsanız lütfen buraya 'tıklayınız’ denilerek, bu konuyla ilgili daha fazla bilgiye kavuşmanın anahtarı sunulmaktadır.

Eyüp Aşık'ın istifasına neden olan skandaldan sonra Aşık'ın açıklamalarının tam metninin ekrana getirilmesi ve gözden kaçabilecek olan detayların yeniden masaya yatırılabilmesi için mouse'u ‘tıklayınız’ ve bilgilerinizi tazeleyiniz denilmektedir.

'Tık tık tık eyi günler…' anlatımının bir hayli moda olduğu ülkemizde, makalemizin ana konusu olan olayları Susurluk skandalı sonrasında olanlarla bağlantılı olarak değerlendirmeye çalışanlar için, farklı farklı bilgilerin Web sayfalarının içinde görülebileceğini yazan 'Radikal'in home page'i (on line): ‘.Eğer organize suç şebekeleri ve kara-para ile ilgili bilgilerimin son somut olaylarla ilgili olarak yeterli olduğunu düşünüyorsam / düşünmüyorsam, kendi kendimi internet üzerinden test edebilirim..' değerlendirmesi yapılmakta ve ‘..kısa bir süre içinde Türkiye'nin en büyük medya patronlarından birisi haline gelen Korkmaz Yiğit'in Türk Bank ihalesi döneminde Alattin Çakıcı ile gerçekleştirdiği telefon konuşmalarına dikkatleri çekerek; Yiğit'in Çakıcı'ya ihaleye katılanların isim listesini verdiğini, Çakıcı'nın telefonla arayıp rakip katılımcılara 'durumu izah ettiğini'. Yiğit'in Çakıcı ile konuşurken kullandığı 'şekerim', 'güzelim' gibi ifadeleri, bu konuşmaların mafya-işadamı konuşmasından çok, memleketteki yeğenini özleyen bir yeğen-dayı diyalogunu çağrıştırdığını...' belirterek konu hakkında araştırma yapmak isteyenlere bütün bilgi ve belgeleri sanal bir ortamda 'tıklayarak' kavuşabilmelerinin kolaylığını sunmaktadır.

anlatımınınbir hayli moda olduğu ülkemizde, makalemizin ana konusu olan olayları sonrasında olanlarla bağlantılı olarak değerlendirmeye çalışanlar için, farklı farklı bilgilerin Web sayfalarının içinde görülebileceğini yazan ' (on line)Eğer organize suç şebekeleri ve kara-para ile ilgili bilgilerimin son somut olaylarla ilgili olarak yeterli olduğunu düşünüyorsam / düşünmüyorsam, kendi kendimi internet üzerinden test edebilirim..' değerlendirmesi yapılmakta ve ‘..kısa bir süre içinde Türkiye'nin en büyük medya patronlarından birisi haline gelen 'in ihalesi döneminde ile gerçekleştirdiği telefon konuşmalarına dikkatleri çekerek; Yiğit'in Çakıcı'ya ihaleye katılanların isim listesini verdiğini, Çakıcı'nın telefonla arayıp rakip katılımcılara 'durumu izah ettiğini'. Yiğit'in Çakıcı ile konuşurken kullandığı 'şekerim', 'güzelim' gibi ifadeleri, bu konuşmaların mafya-işadamı konuşmasından çok, memleketteki yeğenini özleyen bir yeğen-dayı diyalogunu çağrıştırdığını...' belirterek konu hakkında araştırma yapmak isteyenlere bütün bilgi ve belgeleri sanal bir ortamda kavuşabilmelerinin kolaylığını sunmaktadır.

Yapılan bütün bu anlatımlar, aynı Tempo dergisinin 'Best of Çakıcı' kaseti gibi değerlendirilebileceğini ifade edersek; Alattin Çakıcı ile Korkmaz Yiğit'in telefon konuşmalarının Bölüm 1 / Bölüm 2 / Bölüm 3 ve Bölüm 4 şeklinde ayrı ayrı 'tıklanacak' unsurlar şeklinde okuyuculara sunulduğundan da bahsedilmelidir.

'Radikal-on line'da konuyla ilgili bütün haberler, Alaattin Çakıcı olayının başladığı ilk günden itibaren yayınlanmakta ve ilgilenen okuyucuların araştırmasına / incelemesine sunulmaktadır. Uğur Mumcu gibi 'araştırmacı gazeteci' olan kişiler için önem taşıyan bu haberler, kronolojik bir sıralama içinde verilmekte ve ilgilenenlere aşağıdaki şekliyle sunulmaktadır.

da konuyla ilgili bütün haberler, Alaattin Çakıcı olayının başladığı ilk günden itibaren yayınlanmakta ve ilgilenen okuyucuların araştırmasına / incelemesine sunulmaktadır. gibi olan kişiler için önem taşıyan bu haberler, kronolojik bir sıralama içinde verilmekte ve ilgilenenlere aşağıdaki şekliyle sunulmaktadır.

Unutmadan bir kez daha hatırlatalım, sanal ortamda yazılı olan aşağıda alıntıların yapıldığı her cümlenin üzerinde 'mouse' ile 'tıklanılması' bizi o haberle ilgili sayfaya taşıyacak ve daha da fazla bilgilenmemize yarayacak bir yapı göstermektedir.Şimdide gün gün olanlara kısa bir periyotluk donem için göz gezdirebiliriz.

18 Ağustos 1998: Fransa'da Alaattin Çakıcı yakalandı. Çakıcı da kırmızı pasaport bulundu. Operasyonda sosyetik unsurlar da ortaya çıktı. 19 Ağustos 1998: Çakıcı'nın kırmızı pasaportundan bazı devlet görevlilerine ulaşıldı. Çakıcı hep aynı tercihleri yaptı. 20 Ağustos 1998: Çakıcı'nın kara kutusu olan not defteri ve bazı bantları bulundu. Pasaporta ki resmi mührü basanların emniyet ya da MİT görevlileri olduğu söylenildi. Eksik dosyalarla bazı bahaneler mi aranılmaya çalışıldı? 20 Ağustos 1998: Pasaportun MİT'ten olduğu kesinleşti. Sabıkasız dendi firari katil çıktı 21 Ağustos 1998: Çakıcı ile Aşık telefonda pazarlık yaptı. Pasaport sır değildi ve çok kimse tarafından biliniyordu. 24 Ağustos 1998: Çakıcı'nın Çin'e gittiği ve oradaki bazı devlet görevlileri ile görüştüğü ortaya çıktı. Hükümet de bu durumu kabul etti. 25 Ağustos 1998: MİT'te iç savaş çıktı. 'Ne yazdıysak o!' diyen gazeteler oldu. MGK: "Çeteleri bitirin!" görüşünü bildirdi. 26 Ağustos 1998: MİT'çi Yavuz Ataç: 'Çağırılmadım' dedi. Yanıt bekleyen bazı sorular medyada yer aldı. 27 Ağustos 1998: Kamuoyu Başbakan'dan var olan olaylarla ilgili olarak bir açıklama beklediğini dışa vurdu. 29 Ağustos 1998: Bazı sorular yüksek sesle ifade edilmeye başlandı. Dosyaların kayıp olduğu ortaya çıktı. Deniz Baykal: 'Merkez sağın hepsi çete' dedi. Bülent Ecevit: 'Çakıcı ile MİT'in ilişkisi yok' değerlendirmesini yaptı. Yeni Yüzyıl gazetesi Korkmaz Yiğit tarafından satın alındı. 31 Ağustos 1998: Belçika'nın benzeri olaylarda nasıl kararlı davranışta bulunduğu vurgulandı. Çakıcı'nın Tilki Selim'in Selim Gösterişli mi? olduğu soruldu. Fikri Sağlar: 'Çeteleşmeyi Çiller'in azdırdığını' ifade etti.

: Fransa'da Alaattin Çakıcı yakalandı. Çakıcı da kırmızı pasaport bulundu. Operasyonda sosyetik unsurlar da ortaya çıktı. Çakıcı'nın kırmızı pasaportundan bazı devlet görevlilerine ulaşıldı. Çakıcı hep aynı tercihleri yaptı. Çakıcı'nın kara kutusu olan not defteri ve bazı bantları bulundu. Pasaporta ki resmi mührü basanların emniyet ya da MİT görevlileri olduğu söylenildi. Eksik dosyalarla bazı bahaneler mi aranılmaya çalışıldı? Pasaportun MİT'ten olduğu kesinleşti. Sabıkasız dendi firari katil çıktı Çakıcı ile Aşık telefonda pazarlık yaptı. Pasaport sır değildi ve çok kimse tarafından biliniyordu. Çakıcı'nın Çin'e gittiği ve oradaki bazı devlet görevlileri ile görüştüğü ortaya çıktı. Hükümet de bu durumu kabul etti. MİT'te iç savaş çıktı. 'Ne yazdıysak o!' diyen gazeteler oldu. MGK: "Çeteleri bitirin!" görüşünü bildirdi. MİT'çi Yavuz Ataç: 'Çağırılmadım' dedi. Yanıt bekleyen bazı sorular medyada yer aldı. Kamuoyu Başbakan'dan var olan olaylarla ilgili olarak bir açıklama beklediğini dışa vurdu. Bazı sorular yüksek sesle ifade edilmeye başlandı. Dosyaların kayıp olduğu ortaya çıktı. Deniz Baykal: 'Merkez sağın hepsi çete' dedi. Bülent Ecevit: 'Çakıcı ile MİT'in ilişkisi yok' değerlendirmesini yaptı. Yeni Yüzyıl gazetesi Korkmaz Yiğit tarafından satın alındı. Belçika'nın benzeri olaylarda nasıl kararlı davranışta bulunduğu vurgulandı. Çakıcı'nın Tilki Selim'in Selim Gösterişli mi? olduğu soruldu. Fikri Sağlar: 'Çeteleşmeyi Çiller'in azdırdığını' ifade etti.

2 Eylül 1998: Murat Güler'i isteyemiyoruz! anlatımı yapıldı. 3 Eylül 1998: Cumhurbaşkanı Demirel: 'Temiz toplum, açık rejim istemeyi beceremedik' değerlendirmesini yaptı. 10 Eylül 1998: Çakıcı-Evcil-Aslıtürk hattının varlığı tartışıldı. 23 Eylül 1998: Çakıcı ile Aşık muhabbetinin bantları ortaya çıktı. 24 Eylül 1998: Ya iddia doğru çıkarsa endişesi yaşandı. 25 Eylül 1998: Çakıcı depremi her yeri sardı. Aşık: 'İstifamı mafya istiyor' dedi. Başbakan'a şantaj mı yapılıyor tartışması yapıldı. 26 Eylül 1998: Herşey çorap söküğü gibi oldu, şimdi de Meral Akşener. Çakıcı herşeyi anlatıyor. Çakıcı'lı ihale öyküsü. 27 Eylül 1998: Çetesiz devlet ihalesi yok. Meral Akşener istifa etmiyor. Muhbirlik mi gevezelik mi? 29 Eylül 1998: ANAP'ta kaset telaşı yaşanıyor. 30 Eylül 1998: En kritik kasetler piyasada. 'Maaşın ne abi?' kim demiş olabilir. MİT'çi Yavuz Ataç ne yapıyor?

Murat Güler'i isteyemiyoruz! anlatımı yapıldı. Cumhurbaşkanı Demirel: 'Temiz toplum, açık rejim istemeyi beceremedik' değerlendirmesini yaptı. Çakıcı-Evcil-Aslıtürk hattının varlığı tartışıldı Çakıcı ile Aşık muhabbetinin bantları ortaya çıktı. Ya iddia doğru çıkarsa endişesi yaşandı Çakıcı depremi her yeri sardı. Aşık: 'İstifamı mafya istiyor' dedi. Başbakan'a şantaj mı yapılıyor tartışması yapıldı. Herşey çorap söküğü gibi oldu, şimdi de Meral Akşener. Çakıcı herşeyi anlatıyor. Çakıcı'lı ihale öyküsü. Çetesiz devlet ihalesi yok. Meral Akşener istifa etmiyor. Muhbirlik mi gevezelik mi? ANAP'ta kaset telaşı yaşanıyor. En kritik kasetler piyasada. 'Maaşın ne abi?' kim demiş olabilir. MİT'çi Yavuz Ataç ne yapıyor?

1 Ekim 1998: MİT'çi Ataç da konuştu. Çete yasası çıkarsa konuşanlar olacak. 2 Ekim 1998: İkinci defa çeteden dolayı istifa. 4 Ekim 1998: İşte yapılan şantajın belgesi kaset. 5 Ekim 1998: Esrarengiz ziyaretler. Çakıcı: 'Başbakan'ı Eymür yumruklattı' dedi. 6 Ekim 1998: Eymür de konuştu. Çakıcı: 'İstediğimi ben bakan yapabilirim' dedi. Yavuz Ataç: 'Yılmaz'la görüştüm.' 8 Ekim 1998: Malki için verilen yanlış adres 11 Ekim 1998: Ve Öngen de konuştu. Erol Evcil'in önlenemez yükselişi. Sümerbank-Malki hattı nasıl oldu? 14 Ekim 1998: Türkbank'ın satışı donduruldu. 15 Ekim 1998: Yanıtlanması gereken sorular... ANAP, şantaja karşı ne yapacak? Türkbank da mahkemelik. 16 Ekim 1998: Yılmaz'a ölüm tehdidi yapıldı. Türkbank'taki pis kokular. 18 Ekim 1998: Malki'nin sır olan harcamaları. Görev ihmali nerede var? 20 Ekim 1998: Malki'nin dört ortağı daha var. Evcil'in uçağını kimler kullandı? Yılmaz ve Erçel neden sakladı? 21 Ekim 1998: Çok şey bilen adamlar da var. Sıra Yener Kaya cinayetine geldi. Seçim tarihine 'çete' mazeret olacak. Milliyet satılmıyor. 22 Ekim 1998: Mavi defterin sırrı çözülemediçe İfadelerini Maliye aldı. 26 Ekim 1998: Korkmaz Yiğit'e 2. banka şoku. 27 Ekim 1998: Kuzuların sessizliği ortalığı sardı. 28 Ekim 1998: 84 günlük bir şey. İşte verilen rüşvetin belgesi. 29 Ekim 1998: Başbakanlık'taki toplantının anatomisi. Başbakan'ın Türkbank hakkındaki açıklamaları. Devlet günah çıkardı. Malki-Kaya ilişkisi çözülürse... 30 Ekim 1998: İhaleyi verdim, vermedim, verdim tartışmaları... Perde arkasıyla Çakıcı-Yiğit görüşmesi kaseti…

MİT'çi Ataç da konuştu. Çete yasası çıkarsa konuşanlar olacak. İkinci defa çeteden dolayı istifa. İşte yapılan şantajın belgesi kaset. Esrarengiz ziyaretler. Çakıcı: 'Başbakan'ı Eymür yumruklattı' dedi. Eymür de konuştu. Çakıcı: 'İstediğimi ben bakan yapabilirim' dedi. Yavuz Ataç: 'Yılmaz'la görüştüm.' Malki için verilen yanlış adres Ve Öngen de konuştu. Erol Evcil'in önlenemez yükselişi. Sümerbank-Malki hattı nasıl oldu? Türkbank'ın satışı donduruldu. Yanıtlanması gereken sorular... ANAP, şantaja karşı ne yapacak? Türkbank da mahkemelik. Yılmaz'a ölüm tehdidi yapıldı. Türkbank'taki pis kokular. Malki'nin sır olan harcamaları. Görev ihmali nerede var? Malki'nin dört ortağı daha var. Evcil'in uçağını kimler kullandı? Yılmaz ve Erçel neden sakladı? Çok şey bilen adamlar da var. Sıra Yener Kaya cinayetine geldi. Seçim tarihine 'çete' mazeret olacak. Milliyet satılmıyor. Mavi defterin sırrı çözülemediçe İfadelerini Maliye aldı. Korkmaz Yiğit'e 2. banka şoku. Kuzuların sessizliği ortalığı sardı. 84 günlük bir şey. İşte verilen rüşvetin belgesi. Başbakanlık'taki toplantının anatomisi. Başbakan'ın Türkbank hakkındaki açıklamaları. Devlet günah çıkardı. Malki-Kaya ilişkisi çözülürse... İhaleyi verdim, vermedim, verdim tartışmaları... Perde arkasıyla Çakıcı-Yiğit görüşmesi kaseti…

Yukarıda kısaca kronolojik bir bütünlük içinde yaptığımız bu değerlendirmeler biz istesek de / istemesek de umudumuz odur ki artarak ve fakat temizlenerek ve sağlıklı bir yapıya kavuşulana dek devam edecektir. Gördüğümüz gibi, her türlü kemikleşmiş ve çeteleşmiş bir menfaat birlikteliğinin uzantılarının devlet içinde olmasına rağmen, azar azar da olsa pek çok yanlış uygulama ve hatalar ortalığa saçılmakta ve bu dağılma artarak devam etmektedir. Bu anlamda Susurluk kazası hala bir milat olma özelliğini taşımaktadır. Kanımızca olagelen küreselleşme ve global bir köy haline gelme sürecinin hızına uzun süre direnme, ayak sürçme olanağı yoktur. Burada arzulamamız gereken konu, eski kalıplaşmış ve bir anlamda da kokuşmuş olan alışkanlıkların oluşturduğu statükoculuk –şu veya bu biçimde- aşılırken, gereksiz ağır bedellerin ödenmemesidir.

Zaman tüneli içinde geçecek sürenin, master planda kararlaştırılan süreden çok daha aza indirilmesi açısından ve organize suçlar ve kara-para ile ilgili mücadelenin başarıya ulaşabilmesi açısından, kanımızca örgütlü suç gruplarının neler istediği, nasıl bir ülke görmeyi arzuladıklarını görmek açısından ‘empati’ yapılarak konuya bakılmasında yarar vardır.

7.ÖRGÜTLÜ SUÇ GRUPLARI NE İSTEMEKTEDİRLER?

Kanseri çok ilerlemiş eskiden sporcu olan bir hastaya ‘nasıl olduğunu’ sorduğumuzda ‘hiçte iyi olmadığını’ söyler. Aynı soruyu eğer vücudun içindeki kanser hücrelerine sorabilseydik, kanser hücrelerinin ‘durumun çok iyi olduğunu, aslan gibi boylu poslu olan bir sporcuyu (bile) neredeyse yere serecek bir duruma getirdiklerini’ övünerek / sevinerek söylediklerini duyardık.

Gelişmekte olan bir ülkedeki örgütlü suç grupları, Prof Kayhan Mutlu’nun da ifade ettiği şekliyle aşağıda sayılacak olan şu noktaları göz önünde bulundurur ve bunlara göre hareket ederler. Mutlu’ya göre suç grupları;

A) Yozlaşmış bir bürokrasiyi arzular.

B) Devlet memurlarına uygulanan çarpık bir maaş uygulamasını ve bunun doğal bir sonucu olarakta deneyimli ve uzman konumunda olan devlet memurlarının yüksek ücretler ve daha iyi çalışma ortamı karşılığında suç örgütünün kendi elemanı gibi çalıştırılmasının kapısının sürekli açık olmasını ister.

C) Köklü yasal değişikliklerin yapılmasını ve organize suç örgütlerini sıkıntıya sokacak yasaların çıkarılmasını istemez ve buna karşı çıkar. Çünkü böylesi bir yapılanmaya gidilmesi durumunda, örgütlü suç liderleri sorgulanmakta ve bir ölçüde de yakalanabilmektedirler.

D) Hukukun bağımsızlığını istemezler.

E) Bankaların, finans sektörlerinin, casinoların, borsanın ve paranın sürekli el değiştirdiği benzeri ekonomik kurumların faaliyet alanlarının ne kısıtlanmasını, ne denetlenmesini, ne de buralarla ilgili yasaların çıkarılarak uygulanmasını isterler.

F) Sıradan yurttaşlar için önemli olan alt yapı yatırımlarının yapılmasını istemezler. Çünkü bu şekilde alt yapısının tamamlanmadığı yerlere kendisi okul, hastane okul yaptırarak hem kara parasının aklanmasını sağlar hem de bu bölgede oturan yurttaşların sempatisini kazanmayı arzular. Bu yöntemle hem kendi reklamını yapar hem de kamuoyunun gözünde olumlu bir prestij kazanır.

G) Futbol takımları kurarak ya da var olan takımlardan bazılarını satın alarak kara parasını aklar.

H) Sivil Toplum Kuruluşlarının yapması gereken faaliyetleri kendisi yapmak ister ve bu nedenle de STK’nın demokratik bir yapı içerisinde var olmasını istemez ve bu nedenle de hayır kurumlarını ve cemiyetleri kontrol ederek kara parasını aklar.

I) Robin Hood imajı çizerek yoksul insanlara yiyecek ve giyecek yardımlarında bulunurlar.

imajı çizerek yoksul insanlara yiyecek ve giyecek yardımlarında bulunurlar.

J) Devletin, hukuk ve ekonomi entegrasyonu ile iş yapmasını istemezler ve bu şekilde sürekli zayıf olan / kalan bir devletin ortaya çıkmasını isterler.

Organize suç gruplarının nasıl bir ülke görmek istediklerini de kısaca inceledikten sonra, şimdi de bu suç gruplarının tekerleklerine çomak sokulması için, nelerin yapılabileceğine aşağıdaki şekliyle sıraladığımız öneri ve temennileri de düşünerek daha geniş bir perspektifinden bakabiliriz.

8.ÖNERİ VE TEMENNİLER

Ekonominin üzerindeki ekstra bir yük ve bir kambur görüntüsünde olan kamu kuruluşları elden geldiğince azaltılmalı ve devletin finansman sektöründen maksimim oranda çekilmelisi sağlanmalıdır.

Özel sektörde kartel ve tröstleşme önlenilmeli ve vergisiz kazanç elden geldiğince ortadan kaldırılarak yeraltı ekonomisi azaltılmalıdır.

Üretimden tüketime kadar olan bütün basamaklarda vergi kaçırılması önlenmeli ve büyük oranlardaki para hareketlenmeleri izlenmelidir.

Merkezi idare, temel bazı fonksiyonları dışındaki bütün görev ve yetkilerini yöresel yönetimlerle paylaşmalı ve hatta bu yetkilerini devretmelidir. Yöresel yönetimler kendilerine bırakılan alanlarda tam yetkili olmalıdırlar.

Bankacılık, vergi ve gümrük gibi ekonomi yönetimi ve denetimi ile doğrudan ilgili kurumlarla, suç araştırması ve soruşturması yapan kolluk kuvvetleri arasında sıkı bir işbirliği sağlanılmalı ve kurumlar arası bilgi paylaşımına zemin hazırlanılmalıdır. Halil Yılmaz’ın da belirttiği gibi, ‘kullanılmayan veya zamanında kullanıcıya ulaştırılmayan bilginin bulunduğu yerde hiçbir kişiye ve kuruma faydası olmamaktadır.’

Yöresel hizmetlerde yurttaşların finansal ve yönetsel katkısı sağlanılmalı ve kamusal organlarda halkın kontrol etmesinin önü açılmalıdır.

Kara paranı aklanılması ile ilgili önlemlerin alınmasının yanında, organize suçlardan elde edilen yasa dışı gelirin akış yönü izlenilmeli ve bu elde edilen gelirin mülkiyeti ya bütünüyle devlete geçirilmeli ya da (genişletilmiş şekliyle) müsadere edilmelidir.

Kara paranın ve organize suç örgütlerinin yakalanmasında güvenlik birimlerine yardım edenlere yakalattıkları ile ilgili yüksek bir belli oran dahilinde parasal ödüller verilmelidir.

‘Gecikmiş olan adalet adalet değildir’ düşüncesi bağlamında; yargının hızlı, ucuz ve adil çalışması sağlanmalıdır. Yasalar toplumu geriden takip eden bir yapı içinde olmamalı ve geniş halk kitlelerinin adalete karşı olan güvensizlik hissinin düzeltilmesi sağlanmalıdır.

Organize suçlarla ve kara-para ile mücadeleyle ilgili olarak, 4208 Sayılı Kanunun yürürlüğe konulmuş olması her ne kadar önemli bir başarı olarak kabul edilse de; kanunun dilinin sıradan yurttaşların bile kolaylıkla anlayabileceği basit bir şekilde düzenlememesi bir eksiklik olarak karşımıza çıkmaktadır. Ve bunun bu çelişkinin giderilmesinde gerçekten de bir kamu yararı söz konusudur.

Yine Türk Ceza Kanunun rüşvetle ilgili 211, 212, 213 maddeleri ile zimmetle ilgili 202, Devletin Alım ve Satımına Fesat Karıştırmayla ilgili 205, 208, irtikapla ilgili 209 ve Görevi Kötüye Kullanma ile ilgili 240 maddesi ve benzeri maddelerin 4208 sayılı kanunun kapsamı içine alınmamış olması bir eksikliktir. Bu eksikliğin giderilmesinde yarar vardır.

Polis jandarma görev bölgesi ayırımı gözetilmeksizin organize suç örgütlerine karşı verimli bir mücadelenin yapılabilmesi için ABD, Hollanda ve İtalya’da olduğu gibi organize suçlarla mücadele edecek merkezi bir birim kurulmal ve bu kurumun koordinesi / yapılandırılması EGM’ce yapmalıdır.

Şubat 1998 içerisinde Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığına bağlı Organize Suç Şube Müdürlükleri kurulduğu halde, il emniyet müdürlüklerindeki bürolar asayiş şubeleri içerisinde yer almaktadır. Bu ise karışıklığa neden olmaktadır. Her birimin bakacağı suç türleri belirlenmeli ve dağınıklık ortadan kaldırılmalıdır.

Medya organize suçlarla mücadeleye tam destek vermeli ve mafya mensuplarını efsaneleştirecek yayınlar yapmamalıdır. Kürşat Yılmaz, Alaaddin Çakıcı, Tevfik Ağansoy, Dündar Kılıç gibi kişilerle ilgili olarak yapılan yayınlar olumsuz örnekler olarak burada söylenilebilir.

Medya kendi rolünü polisin rolü ile hiçbir zaman karıştırmamalıdır.

Doğu Avrupa devletlerinde ve 3. Dünya ülkelerinde yeni bir moda olarak karşımıza çıkan ‘özelleştirme’ çalışmaları da örgütlü suçları besleyen ve kara parayı aklayan bir yapı gösterebilmektedir. Bu noktaya da dikkat edilmesinde yarar vardır.

Suç işleyen devlet memurlarının kayrılmasına yol açan ve bu nedenle de devletin şeffaflaşmasına engel olan ilkel Memurun Muhakematı Hakkındaki Kanun ve diğer özel soruşturamama kuralları getiren yasaların bütünü birden olası ise kaldırılmalıdır. Hiçbir kişi ve kurum sıradan yurttaşların üzerinde bir yasal koruma zırhına bürünmemeli ve devletin sırtında bir kambur oluşturmamalıdır.

Siyasi ve ekonomik mafya ile mücadelelerde milletlerarası işbirliği sağlanmalı / pekiştirilmelidir. Çünkü daha önceden terörist örgütlerin ve organize suç kuruluşlarının elemanı olan bazı kişiler bugün saygın birer devlet adamı veya çok önemli birer iş adamı olarak karşımıza çıkabilmektedirler. Böylesi bir paradigmanın organize suç ve terör örgütleriyle mücadele edenler açısından en az şekilde yaşanması için terör ve organize suç kriterleri uluslararası .birliktelikler çerçevesinde kararlaştırılmalı ve önlemlerde bu perspektif içinde alınmalıdır.

Emniyet birimlerinin içinde ‘think tank’ kurumları oluşturulmalı ve bu kurumlarda çalışan kişiler yetenekli kimselerden meydana gelmelidir. Bu AR-GE çalışanları günlük politik arenada uğraşmak / didişmek yerine ‘futurologist’ olarak görev yapmalıdırlar. Bu kurum olayları yorumlarken neden-sonuç bağlantısı içerisinde ve fakat ‘objektivism’ perspektifiyle değerlendirmelidir. Bu objektivisim ve katı emir-komuta zincirinin esnekleştirilmesi sonucunda, hem bizim yaptığımız yanlışlar / hatalar görülebilecek ve eleştirilebilecek, hem de yanlış olanların eleştirilmesi / değiştirilmesi kadar, doğrunun / doğru olanların savunulması ve daha da geliştirilmesinin yolu da aralanmış olacaktır.

9.SONUÇ

21 yy bilgi çağında güvenlik hizmetini yurttaşlara sunan devletin kurumları ve buralarda çalışan görevliler, kendilerini en az mafya olarak nitelendirilen organize suç örgütlerinin üyeleri kadar iyi yetiştirmeli ve içinde yaşadıkları bilgi çağıyla bütünleşmiş bir yapı içinde olmalıdırlar. Ancak bunun gerçekleştirilmesi sayesinde, toplumun ve bir anlamda sistemin yumuşak karnı sayılan noktaların daha da dejenere olmasının önlenmesi (koruyucu hekimlikte olduğu gibi) gerçekleştirilebilecektir. O halde, kanımızca, hem sistemin zayıf noktaları yeniden düzenlenerek mafyanın gelişmesini sağlayan ortam kurutulmalı, hem organize suç kuruluşları ile etkin mücadeleye devam edilmeli, hem de güvenlik hizmetini sunan polisin amir ve memurları kendilerini kendi alanları ile ilgili olarak sürekli geliştirmeli, sürekli, geliştirmeli, sürekli geliştirmelidir.

Çağımızdaki gerçek hukuk devletlerini oluşturan 3 temel unsur vardır. Bunlar; insan haklarının hiç bir şekilde ihlal edilmemesi, adaletin tam olarak gerçekleştirilmesi ve güvenliğin düzenli ve sürekli olarak sağlanmasıdır. Suçlularla ve özellikle de organize suçlularla mücadelede başarılı olamayan bir devletin, ne iç güvenliğinden ne de hukuk dışı yollara yönelmediğinden söz edilemez. Böylesi bir ülkede, ne yargının bağımsızlığı, ne suçluların tehdit ettiği yurttaşların temel hak ve özgürlükleri, ne de bütünüyle insan hakları tam olarak korunabilir. O halde emniyet bağlamında yapılması gereken en temel unsur, MÖ 190 ve 159 arasında yaşayan Romalı Şair Terentus’un: ‘Ben insanım: İnsanla ilgili hiçbir şeye kayıtsız kalamam’ anlatımını polise uyarlamak ve her polisin önce kendisini sürekli yetiştirmesini, sonra da bu bilgi birikimini bir havuz sistemi içerisinde toplayarak bütün polis organizasyonuyla paylaşmasını sağlamasını ve kurumunun yatay yükselmesini sağlamaktır.

‘...Bir takım insanlara, bir takım yerlere karşı çaresiz kaldığımızı hissediyorum. Çünkü polisin kendini savunmaya, bir şeyler söylemeye hakkı yok. Kendimizi savunacak, bir müessese bir mekanizma da yok. Ben kendim 23 yıldır bir defa yıllık izin kullandım. Hayatım boyunca bir gazinoya, bir yere tatile gittiğimi hatırlamıyorum ... Özel hayatım yok. Sabah daireye geliyorum, akşam uyumak için eve gidiyorum. Ben bir hafta boyunca görevde olduğum zaman, aynı evde kalan çocuğumu görmediğimi hatırlıyorum. Benim arkadaşlarımın çoğu bu hayatı yaşıyor. İstanbul’daki de, Ankara’daki de, İzmir’deki de bu hayatı yaşıyor. Ama bütün bunlara rağmen bizim üzerimize vurulmaya çalışılan bir damga var. Buna bizim daha da fazla çalışarak cevap vermemiz lazım ... Polisin yaptıkları gerçekten de çok önemli şeyler. Şehirdeki olayları görün. 1995, 96, 97 yazına geliyoruz, turistik tesislerdeki patlamayan bombayı bu birimler buluyor. Bugün saldırılar olmuyorsa, bu kadrolardaki isimsiz Anadolu çocuklarının yaptığı çalışmalar sayesinde olmuyor. Bunu susturmak gerçekten de çok büyük bir hata olur...’

Yukarıda kendisinden genişçe alıntı yaptığımız bu emniyet mensubu güvenlik görevlisinin kim olduğunu sizlere sormayacağız / söylemeyeceğiz. Ama inanın ki biz Polis Akademisinden böylesi amir adaylarının yetiştirilmesine çalışıyoruz / çalışacağız. Kim ne derse desin, biz Türkiye’nin de, polisimizin de geleceğinin çok iyi olduğuna ve daha da iyi olacağına inanıyoruz ve hepte buna inanmaya devam edeceğiz. Aynı Bosch’un televizyon reklamlarında ‘ayna’yı merkez aldığı anlatımındaki gibi... ‘...‘Bosch markasına duyulan güveni korumak kimin görevi denilince, biz yalnızca kendimize bakarız...’ denilmektedir. Biz de organize suçlarla mücadele etmek kimin görevi denildiğinde her emniyet mensubunun cebinden aynasını çıkarıp ona baktığına ve ‘benim görevim’ dediğine inanıyoruz / inanmak istiyoruz ve hep inanacağız!..

 
 Yazar: Önder AYTAÇ&İhsan BAL 16.05.2006  
 

Yazarın Diğer Yazıları:

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş veya Eklenen Yorumlar Onaylanmamış.

  Yorum Yaz
 
İsim: 
 
Yorum: 
Kalan Karakter Sayısı:
 
Şifremi Unuttum 
Kayıt Ol 
YAZARLARIMIZ
Önder AYTAÇ
Önder AYTAÇ Yalan: TSK, Başbakan, medya
Murat DAĞLAR
Murat DAĞLAR Kadınlara Karşı İşlenen Suçlara Genel Bir Bakış: Şiddetin Sebepleri Ve Çözüm Yolları
Ercan TAŞTEKİN
Ercan TAŞTEKİN Teçhizattan Teşkilata
Erol ÖZDEMİR
Erol ÖZDEMİR Emeklilikte Tabanca Yerine Bilgisayar
Fatih BALCI
Fatih BALCI Çocuk Suçları Ve Aile
Emsal TOPRAK
Emsal TOPRAK Bir Bağımlının Günlüğünden
Abdullah MOLLAOĞLU
Abdullah MOLLAOĞLU Amerika, Bazı Kürtler ve Prezervatif
Ali Kemal TERZİ
Ali Kemal TERZİ Kent ve Çocuk Suçluluğu
İlhan DAĞDEVİREN
İlhan DAĞDEVİREN Türkiye Bir Milad Yaşıyor.
Özgün ERGİN
Özgün ERGİN İnsan Taklidi
Ömer Faruk GÜLTEKİN
Ömer Faruk GÜLTEKİN Yokolan İnsanlık
Metin Murat ARSLAN
Metin Murat ARSLAN İngiltere´ de Toplum Destekli Polis-III
Halil YILMAZ
Halil YILMAZ ´Adli Kolluk´ Açısından Polis Teşkilatı
 
 

   designed and coded by aahmetyildiz © 2007. Ayrıntılı bilgi  Her Hakkı Saklıdır.