Polis için zaman zaman “bir anne kadar şefkatli” deyimi kullanılır.
Neden?
Hiç düşündünüz mü?
Bu deyim ya da bir beklentinin ifadesi olan bu söz, niye başka kurum mensupları için çok kullanılmaz da polis için kullanılır.
Çünkü, anne koruyucudur, kollayıcıdır, kalkandır, şefkat abidesidir.
Ya polis ?
Polis de öyle!
Anne gibidir. Koruyan, kollayan, yol ve yön gösterendir, bu nedenle şefkat duygusu polisle özdeşleşmiştir. Adres arayan, yolunu kaybeden, sığınak, dayanak, tutamak ezcümle polis, herkese emniyet verendir. Bu nedenle her hal, tavır ve davranışıyla da emniyet telkin edendir.
İşte, kendisi de emin olan, yani doğruluğu, dürüstlüğü, adaleti, fazileti, metaneti, erdemi vb. gibi bir çok kişilik ve karakter değerleriyle emniyet telkin ederken elbette ki elindeki işi, dilindeki sözü, gözündeki nuru, ruhundaki özü ile de hülasa bedeninden yansıyan her şeyi ile ya yol gösteren ya yol açan ya da yoldan çekilen biridir polis. Kesinlikle yolları kapatan değil!
Testinin içinde ne varsa dışına da o sızar.
İçinde sirke olan testiden dışına bal sızmasını beklemek beyhudedir.
Bu nedenle akıl küpümüzü, üç beş kelimelik bilgi, beş on kelimelik kulaktan dolma söz ve yirmi kelimelik sokak kültürü ile doldurarak kimseyle rekabet edemeyiz, rekabet ancak fark yaratmakla olur, farklı olduğunu göstermek ve hissettirmekle olur, bilginin güç olduğu şu dönemde bilgi devşirme, üretme ve kullanma konusunda adeta herkes birbiri ile yarış halindeyken en azından kaplumbağa hızıyla da olsa bir ivme ve hareket içinde olmamız şarttır, bu da ancak okuyarak, araştırarak ve elde ettiğini paylaşarak olur.
İnsanların her geçen gün, her şeyde kaliteye yöneldiği dünyamızda artık akıllıların ahmaklardan daha fazla değer gördüğü muhakkaktır. Serbest piyasa ekonomik kurallarının hakim olduğu her yerde markayı doğuran malın kalitesidir. Taşınan vasıf ve sıfat ne olursa olsun kalitesi yüksek olan ya markalaşmış ya da o yolda yürüyen olacaktır.
Bilenle bilmeyenin bir olmayacağını bilmek için bilge olmaya gerek yok! Bilen yani konusunda uzman olan ya da bileceği düşünülen kişidir otorite olan.
Sabır, hem mesleğimizi en doğru, en iyi ve en güzel şekilde icra etmemizin hem de bilgiye en doğru metotlarla ulaşmamızın esrarengiz anahtarı!
Sabırda süreklilik esastır, bir olaya müdahale esnasında, bir tahkikat ya da bir takip vb. herhangi bir görevi icra ettiğimiz durumlarda her türlü etki, tepki veya mukavemet karşısında önce sabır ve sükunetle yaklaşırken problemin çözümüne ilişkin kafamızın içinde fikir fırtınası başlamış olmalıdır.
Ünlü bir müsteşrik hipotezinin sonucunu beklediği şekilde elde etmek için yedi yüz küsur sayıda deney yapmış ancak hiç birinde beklediği sonucu elde edememiştir.
Kendisine vazgeç artık bu işten sonuç alamayacaksın denildiğinde;
“Hayır vazgeçmem, en azından yedi yüz küsur ayrı deneyle istediğim sonucu alamadım, bunları bir daha denememe gerek yok, daha deneyeceklerim var, bu nedenle yine ben kazandım”
Şeklinde verdiği cevap her türlü sorun veya problemin çözümünün birden fazla yolunun olduğunu ve ayrıca bilgiye ulaşmanın ve sorun çözmenin en temel ve esaslı faktörlerinden birinin sabır olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır. Çünkü sabırla üzüm koruk olurmuş.
Ortaya koyacağımız her davranış bizi izleyen, gözleyen, ya da gözetleyen insanların kafasında mutlaka bir imaj oluşturur. “Bana taş atan içinizden en günahsız olanı olsun” dememek için yani yargısız infaza veya önyargılı infaza özne olmamak için kılı kırk yararcasına hassasiyet göstermeli, bir nakkaşın nakış işlerken gösterdiği dikkat ve rikkati biz de görevimizi ifa ve icra ederken göstermeliyiz.
“Konuş kim olduğunu söyleyeyim” deyimi ya da “kişi söylediği sözün mahkumu, söylemediği sözün hakimidir” ata sözü, kişinin ağzından çıkan her sözün mesuliyetini üstlendiğini ve söylediği sözlerden dolayı kendisine tevcih ve tevdi edilecek olan faturayı da ödemeyi kabullendiğini anlatmaktadır. Ödenmesi çok zor veya öderken hem kendimiz hem de aile fertlerimizin sıkıntı ve ızdırap içine düşmemeleri için boğazımızın dokuz boğum olduğunu ve her boğumda bir kere daha düşünmemiz gerektiğini unutmamalıyız.
Sesimizin ahengi, bedenimizin dili, yazdığımız yazı, giydiğimiz elbise, ortaya koyduğumuz tutum ve davranış, iletişim kurarken dinleme becerimiz vb. Her hal ve tavrımız sadece bireysel olarak kendimizi değil bizi anlatır, bizim hakkımızda fikir verir çünkü insanlar “polis” derler genellikle, Polis Ahmet veya Mehmet demezler!
Her ne kadar içimizde melek gibi olan meslektaşlarımız olsa da hiç birimiz melek değiliz, hepimiz tüm insanlar gibi insani duygularla mücehhez yaratılmışız. Her kurumda sinirlerine hâkim olamayan, heyecanını yenemeyen, tepkiselliğini ifrat ve tefrit noktasına sürükleyen insanlar olabilir ama biz böyle durumlarla yüz yüze kaldığımızda “kan tükürüp de kızılcık şerbeti içtim” diyebilen insanı hatırımıza getirmeliyiz.
Yani terlemişsek hava sıcak, kızarıp bozarmışsak belki de tansiyon sorunumuz var! Fakat bunlar sinirliliğimizin işaretleri değil! Her birimiz hepimizin aynasıyız.
Aynalar hiç yalan söylemez.
… Ve unutulmamalıdır ki farklı olan mutlaka fark edilir. Amaç ve hedefimiz eğer fark edilmekse müspet, olumlu ve pozitif iz, emare, eser ve hizmet ortaya koyma çabası içinde olduğumuz da şikâyetlerimiz memnuniyete dönüşürken, en iyi şube hangisi? Veya o şubede ben çalışmalıyım vb. gibi sorularla da boğuşmaktan kurtulacağız, çünkü bu soruları sormamıza gerek kalmadan birisi bizi fark edecektir!
Paylaştıkça büyüyen bilgi ve sevginin yansıdığı her yeri aydınlattığı gerçeğini unutmamak, fikrimiz ve vicdanımızı her türlü olayın fail veya faillerini bulmada kullandığımız tılsımlı bir meşaleye dönüştürecektir.