AkadeMilenyum




      
Ana Sayfa Yazılar Haberler Dost Siteler Site Haritası İletişim Hakkımızda  
| Kullanıcı Girişi: 
 YAZILAR
 Adli Bilimler
 Bilişim
 Diğer Disiplinler
 English
 Hukuk
 Kriminoloji
 Özel Dosyalar
 Polis Özel
  -Meslek İçi
  -Önleyici Polislik
  -Polis Eğitimi
  -Toplum Destekli Polis
 Suç Türleri
 Terör
 
 

forum
ARAMA
   Arama
 
   Yazılarda Ara

   Haberlerde Ara
 

ANKET
Soru:  Güvenlik güçlerinin gerçekleşen olaylar ardından basına bilgi vermesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
   Basına açıklama yapılarak kamuoyu bilgilendirilmesi doğru
   Soruşturmanın gizliliği açısından yanlış
   Basının yanlış değerlendirmesinden ötürü olaydan hemen sonra açıklama yapılmamalı
   
 
Son Üyeler
seda
anka97
Can Dostu
mihman
atuhan
 
En Çok Okunanlar
Komiser Yardımcılığındaki Sürecin İdealist Akademiliye Etkileri

Mutluluk Yoldur

Türkiye'de Sol Terör Örgütlerinin Gençlere Yönelik Faaliyetleri Bağlamında Aile Ve Polisin Rolü

Askerlik Konusunda Atılacak Somut Adımlar

Aile İçi Şiddet

 
Son Yorumlananlar Yazılar
Şehit Düştü Muhittin Aksoy Polisim

Askerlik Konusunda Atılacak Somut Adımlar

4783 Merkez

 

  Polislik Mesleği Nelere Kadir? Yazdır 
 Yazar: İlhan DAĞDEVİREN 17.05.2008  
      Polislik Mesleği Nelere Kadir?

            Bu başlığı görünce lütfen hemen aklınıza;

Polisin çalışma şartlarının ne kadar ağır olduğu,

Katı ast-üst ilişkilerinin olduğu,

Medyanın kendisini pek sevmediği,

Savcı ve Hâkimlerle aralarının zaman zaman açık olabildiği,

Polisi ilgilendiren kanunların, uygulamaları ve mevzuatları örnek alınan bazı başka ülke Polislerinin kanunlarıyla örtüşmediği gibi konular gelmesin.

Bunlar aslında hemen herkesin bildiği ve burada bahsi geçen veya geçmeyen şeyler. Burada değineceğimiz, ikinci sıradaki Polisin ast-üst ilişkilerindeki iç iletişiminde kendini gösterebilen sıkıntılar ve konunun özünün ne ve nasıl olduğudur. [1]

            Gerçekten nelere kadir ki, dıştakilerin içimizi bilemediği, bizi anlayamadığı, bizim de bu yönde kendimizi anlatamadığımız, bahsini edemediğimiz şeyler söz konusu..

Bahsini edemeyiz çünkü başta bize ters gelir, “uygun olmaz” diye bakarız.

Belki öyle olan tarafları da vardır.

Ama bir şey var ki, kısmen idarecilerimiz, sonrasında da, ya cesareti olmayan ya da umursamayan astlarımız bu konuya değinmezler.. [2]

Bunlar neler mi?

İşte beni de kapladı aynı ifade güçlüğü hissi.

Güç çünkü, “yanlış mı olur” diyorum, Güç çünkü, “gerek var mı ki”, “kafa yormalı mı sanki” ya da “bana mı kalmış” diyorum.

Sonra diyorum ki;

15 yıllık meslek hayatımda bu aksaklığın hep ve her yerde olduğunu, çok ama çok büyük bir çoğunluğun bunu umursamadığını ve aslında çok hayati olduğunu gördüm.

“Neden umursanmıyor” sorusu da çok önemli.

Ama önce bu ne? Nedir umursanmayan? Nedir ihmal edilen ve bu kadar ilgilenilmeyen önemli aksaklık?

            Sizlerle âcizane paylaşmayı istediğim bu aksaklık, bu güçlük şudur zannımca:

Ast üst fark etmez meslektaşlarımızın, yüzeysel bakışta bazen geçerli ama bir çok da geçersiz sebep yüzünden ve bazen çok iyi durumda olduğu söylenebilecekken, detaya inildiğinde olması gereken düzeyde birlik ve beraberliğin çok uzağında olması.. [3]

Sanki ayrı dünyaların insanları.

Sanki bir çok bahsettikleri o zorlukları, astı ile üstü ile eskisi ile genci ile beraber katlanmıyorlar. [4]

Aynı şartları, varsa aynı haksızlıkları, şikâyet ettikleri tüm olumsuzlukları beraber yaşamıyorlar sanki.

Birde bu olumsuzlukları yok yere, bir şekilde başkalarına da yaşatmaları..

Hiçbir Devlet kurumunda her işinde bu kadar kafa kafaya verebileceği şartlar yoktur diye düşünüyorum. Kesinlikle yoktur. Öyle değil mi?

Kaç Devlet memuru, gece boyu beraber bir iş, bir görev takip ediyor veya aynı ortamı paylaşıyor.

Kaçı aynı tip giyiniyor.

Kaçı aynı iyi yada kötü şartlara birlikte maruz kalıyor.

Kaçının kendisini ilgilendiren bu kadar çok kanunu var.

Genelde sevenleri de sevmeyenleri aynı tarzda insanlar ve çok.

Ve en önemlisi olsa gerek,

Kaçı görevinde yaralandığında veya hayatını kaybettiğinde gerçekten önemli değerlerle anılıyor, kendilerine “gazi” yada “şehit” deniliyor. [5]

            Bizleri aynı duygu ve düşüncelerde birleştirebilmek bu kadar mı zor.

Bence değil.

Bir çoğumuz, çok büyük bir çoğunluğumuz muhakkak buna çok müsaitiz.

Çürük elmalar olması anormal değil ki;

Onlar, neden büyüklerimizi; küçüklerine sıcak, anlayan, seven ve takdir eden gözlerle bakabilmekten, sadece göz göze gelirken dahi, bırakın konuşmayı[6] bir şeyler paylaşmayı bundan alıkoyuyor.

Büyüklük, büyük bakabilmeyi gerektirir.

İnsan sevgisi temel düstur ise, çok sert, disiplinli olunsa dahi, bu korunabilir ve yaşatılabilir.

“Gerçekten güveniyorum” diyememek, “az güveniyorum” yada “güvenmiyorum” demekten daha kötü.

            Buzları kırmak, kafalardaki kalıpları kırmak için öncelikli şart.

Küslük tamamen haksız tabi ki, ama fırsat kollatmamalı küsmesine,

Çabuk kızmamalı,

Ben dağın zirvesinde oturana nasıl yetişeyim, Sesimi bile duyurmak mucize.

Dağın zirvesinde olmak şart mı acaba, hiç değilse sürekli orda olmak şart mı?

Bırakın ulaşılabilsin.

            Katılmıyorum;

Temelinde insan değerini içermeden,

Sevgi ve hoşgörü olmadan yapılan işlerin “samimiyetine”,

Daha büyüğü “gerçek başarısına.”

“Saygınlığına” da.

“İşimin hakkını veriyorum” iddiasına da..

Aksaklıkları tespit kolay, “bu neden” demek kolay, olanı çözmek de öyle. Ama bir daha olmamasının garantisini üst seviyede verebilmek zor ve çetin uğraşları gerektiriyor.

Çabuk sonuç verse de kolay yol; zor yol kadar, meşakkatli yol kadar doğru yol değildir, aslında çok çok eksik bir sonuçtur kanaatindeyim.

            Önce sevmek, sonra yetiştirmek, hedefleri koymak, öğretmek, sonra takip etmek, sıralamak performansa göre, kişisel perfomans raporları hazırlatmak, meyve gördüklerini yakın kapsama almak ve en sonda onlar üzerinde yoğunlaşmak.

Yani servisten ziyade mutfağa özenmek.

Balık sunmak yerine balık tutmayı öğretmek.

Meşakkatli tabi ki…

Onlar var ama biz yokuz.

Bakıldığında ne cevherler çıkacaktır, vardır her telden. Ve ne mükemmel işler.

             İnanın anlamalı, denemeli, önlerini açmalı,

“Onlar emanet” demeli.

Şuna tam olarak inanıyorum ki, yüz kişide on kişi bile hedeflense başlangıçta dahi çok büyük faydalar sağlanacaktır. Ve kesinlikle o on kişiler kendi kendine büyüyecektir.

Buna izin vermeli. Bir denenmeli. Yılmayanları, iyi niyetlileri, cevherleri bulmalı.

Onları bulacak ve çocuğumuz gibi seveceğiz, az da olsa yetecektir.

Güç sayının çokluğunda değil, kalitenin çokluğundadır. [7]

Ey imkân sahipleri bırakınız kalite çoğalsın.

            Saygılarımla..

 

15 Mayıs 2008

İlhan Dağdeviren - Kayseri



[1] Sn. Kaplan “Komiser ile Memur-12” yazısında; genel sebebi, ideal Polis Memuru ağzı ile “Kanaatim şu ki komserim ‘karşılıklı cehâlet’ ten.” Şeklinde belirtmişti.

http://www.sucveceza.com/yazi-671.html

[2] Sn. Taştekin değinmişti “Gün Polisinde” Aslı’sının deyimi ile; “Yanlış ve eksik bilgiden kaynaklanan aşırı olumsuz algılamalar ve yorumlamalar sonucunda hiçbir şeyi beğenmeme ve ayrıca profesyonelliğe karşı direniş.” Şeklinde ifade ederek..

http://www.polis-haber.com/a_article_view.php?idx=711

[3] Sn. Doğancı bir yazısında; “diğer kurumlara göre kendi personeli ile en çok davalık olan bakanlığın içişleri bakanlığı olduğunu” yazıyor.” 

http://www.polis-haber.com/a_article_view.php?idx=717

[4] Sn. Oğuz zorluklara; “Herkes 14 Şubat Sevgililer Gününü düşünürken biz 15 Şubat terörist başının yakalanmasının yıldönümünü düşünürüz olaylar çıkacak mı diye.” Şeklinde örnek vermişti.  http://www.sucveceza.com/yazi-720.html

[5] Sn. Toprak Onları “Ekip Amiri Komiser Mustafa’ nın  sesi çınladı bir anda kulaklarında, -Dayan koçum, dayan Mehmed’ im yetiştik hastaneye… Bu ses dünyada duyduğu son sesti, ekip otosu tarandıktan sonra… Alnından vurulmuştu Mehmet, Arkadaşı Ahmet’ de yaralıydı, Komiser Mustafa’ nın göz yaşları O’ nun yanaklarından kendisinin yanaklarına düşüyordu ambulansın sireni inler gibi, ağlar gibi, feryat ederken… “ şeklinde anlatmıştı.

 http://www.polismerkezi.org/?part=yazar&gorev=oku&id=18

[6] Sn. Dökmen ‘in ifadesi ile;  “Ne söylediğiniz önemli ama nasıl söylediğiniz daha önemli” Emniyet Genel Müdürlüğü Personel Dairesi Başkanlığınca hazırlanan “İletişim Becerileri” isimli kitapçık, s.8, Ankara 2008

[7] Sn. Dağlar bir yazısında; İlhan Selçuk ve Ahmet Hakan’ın farklı vesilelerle İstanbul Emniyetindeki gözlemleri sonrası polis hakkında yaptıkları yorumlarına/iltifatlarına değindiği yazısında; “Bunlar gerçekten güzel iltifatlar ve yorumlar. Tabi ki polisin bu güzel yorumlardan ve iltifatlardan gurur duyması gerekir. Ancak, hepsi bu mu olmalı? Sevinmek ve gurur duymak. Bence sevinmek ve gurur duymakla birlikte polisin bu yorumlardan bir ders çıkarması ve bir öz eleştiri yapması da gerekiyor.” Demişti. 

http://www.isref.org/index.php?pid=43&page=view&id=961

 
 Yazar: İlhan DAĞDEVİREN 17.05.2008  
 

Yazarın Diğer Yazıları:

  Yorumlar
 
İsim:  gökay
 
Yorum: 
 
İsim:  sümbül erkman
 
Yorum: 
 
İsim:  hasan
 
Yorum: 

  Yorum Yaz
 
İsim: 
 
Yorum: 
Kalan Karakter Sayısı:
 
Şifremi Unuttum 
Kayıt Ol 
YAZARLARIMIZ
Murat DAĞLAR
Murat DAĞLAR Önyargılar Cenderesinde Polis-Medya İlişkileri
İsmet KAPLAN
İsmet KAPLAN Polis ve Medyazar-I
Emsal TOPRAK
Emsal TOPRAK "Rehber ve Danışman"
Fatih BALCI
Fatih BALCI Türkiye´nin Sorunu: "Korku" ve "Özgürlük"
Ercan TAŞTEKİN
Ercan TAŞTEKİN İnci Ve Kinci
Önder AYTAÇ
Önder AYTAÇ Telefonun Tellerine "Kuşlar" mı Konar?
Erol ÖZDEMİR
Erol ÖZDEMİR Adı Yücel Soyadı Tutkun
İlhan DAĞDEVİREN
İlhan DAĞDEVİREN "Sigara Yasağı Kanunu" Uygulama Tablosu..
Ömer Faruk GÜLTEKİN
Ömer Faruk GÜLTEKİN Yokolan İnsanlık
Özgün ERGİN
Özgün ERGİN Bu Topraklarda Barışı Severler
Metin Murat ARSLAN
Metin Murat ARSLAN İngiltere´ de Toplum Destekli Polis-III
Safa Tarık OĞUZ
Safa Tarık OĞUZ Beklentisiz Yaşamanın Getirileri
Halil YILMAZ
Halil YILMAZ ´Adli Kolluk´ Açısından Polis Teşkilatı
 
 

   designed and coded by aahmetyildiz © 2007  Her Hakkı Saklıdır.