Aslı ve Serap iki meslektaşımız. Ülkemizin güzel kenti Konya’mızın “Gün” ilçesinde çalışıyorlar. Ziyaretimize geldiler. Kendilerinden de izin alarak konuşmalarımızı “yararlanılması” amacıyla yazalım istedik.
Ercan: Arkadaşlar, sizce polise/polisliğe en faydalı hizmet ne olabilir? Ya da polisin/polisliğin en önemli sorunu nedir?
Serap: Müdürüm, teşkilâtın çivisi çıkmış. Haksızlık diz boyu. Teşkilatımızın hiçbir etkisi, yetkisi ve ayrıca itibârı yok. Sokaktaki gerçekler kitaplardaki güzel yazılardan çok farklı.
Aslı: Bence müdürüm, en önemli sorun “Serapgiller”.
Ercan: Nasıl yani?
Aslı: Yanlış ve eksik bilgiden kaynaklanan aşırı olumsuz algılamalar ve yorumlamalar sonucunda hiçbir şeyi beğenmeme ve ayrıca profesyonelliğe karşı direniş.
Serap: Aslı arkadaş, şimdi benim söylediklerim gerçek dışı mı, her şey güllük gülistanlık mı?
Aslı: Söylediklerinde haklılık payı olabilir. Bu sorunlar da görmezlikten gelinmemeli, bunlara karşıda seyirci kalınmamalı ve münferit olaylar diye geçiştirilmemeli.
Serap: E.. o zaman “benim gibiler” nasıl en önemli sorun olabilir?
Aslı: Sorun, sürekli bardağın boş tarafıyla uğraşmanız. “Denge siz” olabilecekken, “dengesiz” davranıyor ve dahi bir arpa boyu mesafe alamayarak zararını da siz görüyorsunuz.
Ercan: Aslı hanım, sizce sadece eksik bilgiyle yanlış yorumlamalardan mı ortaya çıkıyor bu olumsuzluklar?
Aslı: Müdürüm, ayrıca polislik dünyasında mantıktan çok kitle psikolojisinin menfî etkileri tesirli. Bilindiği gibi kitle psikolojisi; irâde zayıflığı, duygusallık, özenti, telkin, taklit ve sirayet gibi hastalıkların kaynağıdır. Buna en güzel örnek ise, Serap’ın ilk başta söylediklerini zaman zaman hepimizin söylemesidir.
Ercan: Peki çözüm ne?
Aslı: Profesyonellik.
Ercan: Nasıl olacak bu?
Aslı: Teori ile pratiği, alaylı ile mektepliyi, sokak ile bilim dünyasını barıştırarak.
Serap: Ne yani, hayatında bir gün bile sokakta polislik yapmamış hocaların bize ne yararı olacak?
Aslı: Sakın bunu başka yerde söyleme, çok gülerler. Siyasalda sadece vâliler, hukukta sadece hâkimler mi ders veriyor?
Serap: İyi de Aslı devrem, “meslek etiği, insan hakları, halkla ilişkiler ve benzeri konular” bizim etkili çalışmamızı sınırlıyor.
Aslı: Tam tersine… Senin söylediklerin bu konularda doğru sentezi elde etmeksizin oluşan önyargıların.Ayrıca şu an teşkilatımız, tarihinde hiç olmadığı kadar itibarlı ve etkin, her alanda son derece başarılı.
Ercan: Aslı hanım haklı. Bunun kentimizdeki en önemli göstergesi Konya Ticaret Odasının yaptığı ankette ilk kez en güvenilir kurum olarak “Polis” in çıkmasıdır..
Serap: Her yer Konya değil ki müdürüm.
Ercan: Öyle ya; Konya polisinden çok daha başarılı o kadar çok kent var ki.
Serap: Ya yetkilerimizin yetersizliği de mi benim önyargılarım?
Aslı: Gelişen sosyal hayatla birlikte yeni yetki arayışları son derece doğal. Ama bundan daha önemlisi; “yetkimiz yok anlayışına kilitlenip kalıp, var olan yetkilerimizi öğrenmemek/bilmemek/uygulamamak” olsa gerek.
Serap: Şimdi teşkilatta bütün işlemler de adaletli, haksızlığa uğrayan falan da yok biz hayal görüyoruz öyle mi? Buna bütün teşkilat kahkahalarla güler.
Aslı: İki yüz bin kişilik bir teşkilatta bazen söylediğin türden olumsuzluklar olabilir. Ama madalyonun bir de diğer yüzü var.
Serap: Ne gibi?
Aslı: Personelimizin çoğunun hatalarını ve gerçekleri çevresinden gizlemesini kastediyorum.
Serap: Nasıl yani?
Aslı: “Kimse yoğurdum ekşi demez” misali. Değerli devrem her türlü hatayı yapıyor, suçu işliyor, pasif göreve alındığında da konunun bu kısmını gizleyip “vay efendim zengine ceza yazdık diye sürüldük” hikâyeleri.
Ercan: Haklısınız. Birçok kez bazı arkadaşlar haksızlığa mâruz kaldı diye yardımcı olmaya çalıştığımızda işin aslı ortaya çıkınca çok mahcûp olmuştum.
Serap: Sen şimdi ayyuka çıkmış olan torpil konularına da “bunlar hikâye” dersin.
Aslı: Yok diyemem, ama geldikleri gibi gidiyorlar. Yani, geçici bir durum. Tavassuta açık yöneticiler başarının en önemli sırrı “işi ehline vermek” kuralına uymadıkları için başarısız oluyorlar, torpille bir yerlere gelenler de bulundukları statünün hakkını veremeyip zamanla bedelini ödüyorlar, sen hiç merak etme!
Serap: Ne yani? Biz mahrumiyetler içinde ilçede çalışalım hiç sesimizi çıkarmayalım öyle mi?
Aslı: Herkes hakkını yasal çerçevede aramalı, ama bu konuda da madalyonun diğer yüzü var.
Serap: Vardır tabii canım vardır.
Aslı: Serap seninle hep aynı yerlerde çalıştık. Hatırlar mısın? Çevikte her gün, “Çevik kuvvetin hiç itibarı yok meslektaşlarımız bile bize değer vermiyor” diyordun. Karakola atandığımız günden itibaren de nerede çevikçi görsen “Çevik kuvvetin kıymetini bilin, bakın hiçbir sorumluluğunuz yok” demeye başladın. Ve ayrıca “karakol polisine ikinci sınıf polis muamelesi yapılıyor” demekle geçti günlerin. Sivil birimlere geçtik “Biz gece gündüz çalışıyoruz şu diğer şubenin sivil personeli hem rahat hem de fazladan para alıyorlar” demeye başladın. O şubeye geçtik, “Genel Müdürlükçüler ne kadar avantajlı” muhabbetini dilinden hiç düşürmedin. Nasip oldu, Genel Müdürlükte göreve başladık, “teşkilatımıza emsal diğer kurumlardan dem vurmaya ve ayrıca büyük şehrin hayat pahalılığı ve benzeri zorluklarından bahsederek ilçelerde çalışanların hem hayat pahalılığı sıkıntısı yok hem de yoğun çalışmıyorlar” demeye başladın. Şimdi de sadece mahrumiyet edebiyatı yapıyorsun. Her yerin mutlaka zorlukları var. Ama sürekli ezilenler rolünü oynaman en çok sana zarar verdiği gibi milleti de usandırmaz mı?
Serap: Herkes benim gibi düşünüyor.
Aslı: Herkesin senin gibi düşünmesinin iki sebebi var; Bir; Kitle psikolojisinin etkisiyle “Mazlumu oynamanın dayanılmaz hafifliği” ; iki, “insan hafızasının unutkanlıkla meşhur olması”.
Serap: Nasıl yani, neyi unutuyorum ben şimdi?
Aslı: Bu teşkilata girmek için ne kadar çok uğraşmıştık ve ayrıca “yeter ki bir girelim nerede hangi görev olsa yaparım, bütün görevler kutsaldır” diyorduk
( Devam edecek)
……………………………………………………………
Not: Bu yazıya karşıdan bakınca kendinizi görürsünüz.
Bence; “ASLI işin aslı, SERAP sadece serap.”
Ya sizce?