|
| 11Eylül 2001 |
|
| Yazar:
Hakan EJDER |
10.05.2006
|
 |
{mosimage}11 Eylül 2001
Tarih: 11 Eylül 2001 günlerden Salı’ydı... Aşırı sıcak ve nemli bir gündü. Sabah saat 8’de Brooklyn’den trene bindim.
Tren çok kalabalıktı ve havalandırmalar çalışmıyordu. Tren sık sık duruyor ve yeniden hareket etmesi uzun zaman alıyordu.
34. sokağa kadar dayanmama imkan yoktu, 23. sokakta indim. Heryer çok kalabalıktı. Kötü birşeylerin olduğu belliydi.
İtfaiye arabaları hızla şehrin aşağı bölgelerine doğru gidiyorlardı.
Bir grup insan şehrin aşağı kısmında bir noktaya bakıp orayı işaret ediyorlardı. Baktıkları yer, Dünya Ticaret Merkezi idi. Kara bir duman bulutundan başka bir şey gözükmüyordu.
Neler olduğunu sordum. Yangın çıktığını ikizlerin yandığını söylediler. İtfaiye araçları hiç durmadan konvoylar halinde geçiyorlardı.
Siren seslerine dayanmak çok zordu. Sabah sabah insanın sinirlerini bozuyordu.
Şehrin alt kısmına doğru yürüdüm, 14. sokağa kadar geldim. Aşağılara doğru indikçe panik, kalabalık artıyordu.
İkizler hala kocaman duman bulutu içindeydi. Etrafa büyük bir panik havası hakimdi. Daha fazla aşağılara doğru gitmek istemedim.
Her yer o kadar kalabalıktı ki yürümek kolay olmuyordu.
İkiz kulelerde çıkan yangının neden insanları bu kadar etkilediğini anlamaya çalışıyordum.
34. sokağa geldiğimde her yer daha da kalabalıklaşmıştı. İnsanlardaki panik hali artmaktaydı... İstasyonlardan insanlar çıkartılıyor, trenler boşaltılıyor, otobüsler ilk duraklarında tüm yolcularını indiriyorlardı. Ana caddeler hızla kapatılıyordu.
Okulun önünde bekleşen arkadaşlarımı gördüm. O gün okulun olmadığını, onların da dışarı çıkartıldıklarını öğrendim. Kimsenin neler olduğu konusunda tam bir fikri yoktu.
Televizyonda ilk görüntülerin geldiği söylenince yakındaki otelin lobisine koştuk. Dev ekranın altında, Amerika Terörist Saldırı Altında, yazılıydı. Aynı görüntü tekrarlanıyordu ilk uçak birinci kuleye çarpıyor ardından da ikincisi diğer kuleye çarpıyordu.
Spiker hızla olanları anlatıyordu. Amerika’nın büyük bir terör saldırısı ile karşı karşıya olduğunu anlatarak, ikiz kulelere çarpan uçakları izah ediyordu. Ellerinde olayın detayları ile ilgili ayrıntılı bilgi olmadığını söylüyordu.
Yaşanan büyük panik halinin nedeni anlaşılmıştı.
İki arkadaşım ile birlikte dışarı çıktık. Empire State binasından insanlar boşaltılmış, binanın etrafı kapatılıyordu.
Etrafta ağlaşan insanlar vardı. Birbirlerine sarılıp ağlayan kadınlar, telefonlarda ağlaşarak konuşan insanlar...
Sokaklardaki bozuk para ile çalışan telefonların önünde uzun kuyruklar vardı. Yerde oturan insanlar ağlaşıyorlardı.
Manzara gittikçe kötüleşiyordu. Etkilenmemek imkansızdı.
Güzel giyimli, ağlayan bir bayan yanıma yaklaşarak telefon açmak için acilen bozuk paraya ihtiyacı olduğunu söyledi. Cebimdeki tüm çeyrekleri ona verdim. Çok teşekkür ederek tekrar telefon sırasına koştu.
Moralim çok bozulmuştu. Aynı bölgede oturan iki arkadaşımla birlikte yürümeye başladık. Tek isteğim eve gitmekti. Tren, otobüs çalışmıyor sokaklardan sadece itfaiye araçları, ambulanslar ve polis arbaları geçiyordu.
Yürümeye başladık, hava sıcaklığı iyice artmıştı. Üç buçuk saatlik yürüyüşten sonra Astoria’daki evime ulaştım.
Hayatımda yaşadığım en kötü günlerden biriydi. Ağlayan, perişan haldeki insanlar, bir türlü susmak bilmeyen sirenler.
O gün hayatını kaybeden altı bin civarında insan. O günden sonra değişen ve eski haline dönme olasılığı olmayan bir ülke.
Yapı itibariyle korkak olan bu insanların bu olaydan sonra daha fazla korkaklaşmaları, sindirilmeleri.
Olayın üstünden iki yıl geçmişti. Çalıştığım işyerinde kitap imzalayan bir yazarın galası vardı. Benim için de kitabını imzaladı. 11 Eylül 2001 günü kaybettiği eşiyle geçen yıllarını ve o günü anlatıyordu kitabında. İtalya tatilinden yeni dönmüşlerdi ve iki gün sonra bu olayda eşini kaybetmişti.
Ayak üstü yaptığımız sohbette, kadının gözlerinden sanki o gün gördüğüm ağlaşan kadınlardan birinin karşımda olduğunu düşündüm. Belki de cebimdeki çeyrekleri verdiğim kadındı. Eşinin ölümünden sonra tek başına yetiştirdiği şimdi 6 yaşında olan ikizleri ve üç yaşındaki kızıyla birlikte eşinin büyük posteri önünde neşeyle poz veriyorlardı.
Bu büyük olaydan sonra anlatılan hikaye doğru mudur, yoksa üretilen teorilerden birisi mi gerçeği yansıtıyor, bunu bilmiyoruz. Bunu ancak gelecek kuşaklar öğrenebilecekler. Olayın altındaki gerçek nedenler uzun yıllar sonra ortaya çıkacak. Bu tür büyük toplumsal olaylar oldukları dönemden çok sonraki yıllarda aydınlatılmış, yaşandığı dönemde gösterilen sebeplerin doğru olmadığı anlaşılmıştır. Tarih bunun böyle olduğunu söyler. |
| |
| Yazar:
Hakan EJDER |
10.05.2006 |
| |
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş veya Eklenen Yorumlar Onaylanmamış.
|
| YAZARLARIMIZ |
| Ercan TAŞTEKİN |
| Ercan TAŞTEKİN |
| |
|
|
Sevinmek Bizim de Hakkımız |
| Önder AYTAÇ |
| Önder AYTAÇ |
| |
|
|
Ergenekoncu polisler Susurlukçu askerler ya da tersi |
| İlhan DAĞDEVİREN |
| İlhan DAĞDEVİREN |
| |
|
|
PPDS - 1 |
| İsmet KAPLAN |
| İsmet KAPLAN |
| |
|
|
Komser ile Memur - 16 (Kuru tuz, Kokan Tuz) |
| Murat DAĞLAR |
| Murat DAĞLAR |
| |
|
|
Demokrasi ve Statik İdeolojiler |
| Fatih BALCI |
| Fatih BALCI |
| |
|
|
Eskimeyen Öğüt |
| Emsal TOPRAK |
| Emsal TOPRAK |
| |
|
|
Kendimi Takdimimdir! |
| Safa Tarık OĞUZ |
| Safa Tarık OĞUZ |
| |
|
|
Polis Branşını Arıyor |
| Erol ÖZDEMİR |
| Erol ÖZDEMİR |
| |
|
|
Adı Yücel Soyadı Tutkun |
| Ömer Faruk GÜLTEKİN |
| Ömer Faruk GÜLTEKİN |
| |
|
|
Yokolan İnsanlık |
| Özgün ERGİN |
| Özgün ERGİN |
| |
|
|
Bu Topraklarda Barışı Severler |
| Metin Murat ARSLAN |
| Metin Murat ARSLAN |
| |
|
|
İngiltere´ de Toplum Destekli Polis-III |
| Halil YILMAZ |
| Halil YILMAZ |
| |
|
|
´Adli Kolluk´ Açısından Polis Teşkilatı |
|
| |
| |
|