Bugün insanlık kendi mahiyetine uygun davranmayı çok gerilerde bırakmış gibi. Düşünceler habis ruhların zebunu olmuş gibi mütemadiyen kötü duygular üretiyor adeta. Enva-i çeşidiyle işlenen ahlaksızlığın, insanlık tarihinin hiçbir döneminde bu denli yoğun ve akıl almaz bir şekilde irtikâp edildiği görülmemiştir belki de. Suçun öyle boyutlarına şahit oluyoruz ki, insanlığımızdan utanır olduk desek sezadır. Varlık içinde müstesna bir yere sahip olan bizler bunu temsil etmek bir yana, ifade bile edemiyoruz.
İnsanın psiko-karakteristik mahiyeti yanında, sosyo-ekonomik unsurların da etkilediği bir çevrede yaşaması itibariyle sapkın davranışlarının beslendiği birçok kaynak var elbette. Lakin dünyayı elde etme gaye-i hayaline ulaştıracak her türlü gayr-i ahlakiliği mubah sayan bir anlayışla vicdani mülahazalardan uzak, insani erdemleri tefessüh etmiş nesillerin yetişmesi en tehlikelisi galiba.
Mefkûre olarak yalnızca maddi çıkar ve zenginliğin hedef gösterilmesiyle yetiştirilen fertlerden sağlıklı bir toplum meydana gelmeyeceği gibi, her yanı didik didik olmuş mefluç bir toplumda da sağlıklı şahısların yetişmesi beklenemez. Sonuçta doğduğu toplumun temel dinamiklerinden yoksun yetişen vicdanı ve ahlaki değerleri bir tarafa bırakmış, kişisel haz ve çıkarlarının peşinden koşmaktan başka düşüncesi olmayan nesillerden sağlıklı bir iç muhasebeyle hareket etmeleri nasıl beklenebilir ki.
Tüm bunların yanında toplumun, fertleri suç işlemekten caydırarak kendini koruyan mekanizmaları hakkıyla çalışmıyor ve tabir-i caizse çekinilmesi gereken bir ceza-i müeyyide sistemi işletilemiyorsa insanların ahlaksızlık ve suç makinelerine dönüşmemelerini kim ya da ne engelleyebilir.
Son asırların hedefine ulaşmak için her türlü çirkin yol ve yöntemin hoş görüldüğü ve etiğin bir tarafa atıldığı sadece madde odaklı seküler bir hayat tarzının ne yazık ki bizim gibi necip bir milletin bünyesinde de yerleşip kök saldığını üzülerek müşahede ediyoruz.
Devletin kılcal damarlarına kadar yerleşmiş gayri meşru kazanç elde ederek milletin sırtından alsak gibi geçinmek uğruna ortalığın boz bulanık kalması için her türlü melaneti işlemekten bir an-ı seyyale dahi geri durmayan ve her türlü argümanı buna alet eden şer şebekelerinin çetecilere ve teröristlere yaptırdıklarından tutun, çocuk pornosu sapıklarının pisliklerine kadar, icra edilen tabir-i na-kabil ahlaksızlıklara şahit olmaktan mide krampları geçiriyoruz adeta.
Ülkemizde en hafifinin hırsızlık kapkaççılık soygunculuk haline geldiği şeytani fiiliyatın büyük çoğunluğunun, toplumdaki yozlaşmayı ve mütefessih ahlakı da kullanan bazı güçler tarafından organize edildiği artık aşikar. Ülke ve millet düşmanı bu güç odakları, insanlarda güvensizlik hissi uyandıracak eylemler hazırlamak suretiyle toplumu kaosa sürüklemek için, bu adi suçları bile büyük planlarının bir parçası olarak profesyonelce kullanıyorlar. Böylece kendi çıkarlarını korumak adına yaptıkları anti- demokratik müdahalelerini de dünyanın her türlü zenginliğine sahip olmalarına rağmen, daha fazla refah elde edebilmek için diğer milletlerin yok oluşlarını umursamayan ve bunun adını da müthiş bir pişkinlikle demokratikleşme koyan süper devletler gibi meşru göstermeye çalışıyorlar.
Bir taraftan ekonomik gelişmeler ve yüksek tahsil seviyemizle övünürken diğer yandan “herkesin polisi kendi vicdanıdır” dediğimiz vicdanlarımızı kaybediyor, insan kelimesinin havi olduğu değerleri ihtiva eden, asırlarca meydana getirdiği medeniyetlerle yüksek seciyesi kanıtlanmış kültürümüzden uzaklaşarak vicdani/insani eğitimi kulak ardı ediyoruz.
Bu ortamda menfur şebekelerin ağına kolay yem olacak, şahsi menfaat ve zevk odaklı nesiller yetiştirmekle onların ekmeğine tabir-i caizse en fazla yağı biz sürmüş olmuyor muyuz?