AkadeMilenyum




      
Ana Sayfa Yazılar Haberler Dost Siteler Site Haritası İletişim Hakkımızda  
| Kullanıcı Girişi: 
 YAZILAR
 Adli Bilimler
 Bilişim
 Diğer Disiplinler
 English
 Hukuk
 Kriminoloji
 Özel Dosyalar
 Polis Özel
  -Meslek İçi
  -Önleyici Polislik
  -Polis Eğitimi
  -Toplum Destekli Polis
 Polis Yönetimi
 Suç Türleri
 Terör
 
 

forum
ARAMA
   Arama
 
   Yazılarda Ara

   Haberlerde Ara
 

ANKET
Soru:
 Yazarlarımız Önder AYTAÇ & Emre USLU´nun "Yalan: TSK, Başbakan, medya" yazısında da geçen "Yalancı Medya" ´nın varlığı hakkında ne düşünüyorsunuz?

   Evet bu tarz medya kuruluşları var ve bunlar yazıda belirtilen tarzda medya kuruluşları.

   Evet bu tarz medya kuruluşları var ancak bunlar yazıda belirtilen tarzda medya kuruluşları değil.

   Evet bu tarz medya kuruluşları var ancak bunları yazıda belirtilenlerle sınırlandıramayız.

   Hayır böyle medya kuruluşları olduğunu düşünmüyorum.

   
 
Son Üyeler
mehtap
mimresat
mrguardian
selcukokmen
enginakman
 
En Çok Okunanlar
Mutluluk Yoldur

Türkiye'de Sol Terör Örgütlerinin Gençlere Yönelik Faaliyetleri Bağlamında Aile Ve Polisin Rolü

Aile İçi Şiddet

Askerlik Konusunda Atılacak Somut Adımlar

Seri Katiller

 
Son Yorumlananlar Yazılar
Polisiye Roman Ve Hikayelerin Polis Gözüyle İncelenmesi

Hala İçeriye Tıkılmamış Ama Sırasını Bekleyen Ergenekonculara Tavsiyeler

Dış Politika´nın İç Politika´ya Etkisi

 

  Avrupa birliğinin eşiğinde polis Yazdır 
 Yazar: Suç ve Ceza 22.04.2008  
  Avrupa birliğinin eşiğinde polis

 

Avrupa birliğinin eşiğinde polis

 

Zihniyet değişimi


İngiltere'nin güneyinde, sahildeki bir otelde tatilini geçirmek isteyen bir adam her sabah kalktığında, uçsuz bucaksız bir plajda, her sabah aynı saatte yere eğilen, kalkan ve eliyle denize bir taş atıyor gibi figürler çizen bir adam görüyormuş. Aradan birkaç gün geçtikten sonra otelde kalan adam, merakından dayanamayarak sahile iner ve diğer adamın yanına gider. Görür ki adam, denizin çekilmesiyle kıyıya vuran ve kıyıda binlerce bulunan denizyıldızlarını tek tek denize geri atıyor. Şaşkınlık içinde soruyor:

–Kardeşim sahilde yüz binlerce denizyıldızı var. Senin denize geri attığın ise bir günde en fazla elli tane ya da yüz tane. Ne önemi var ki bu senin yaptığının?

Adam bir denizyıldızı daha alır ve denize atarken şöyle der:

–Bu denizyıldızı için çok önemi var.

O günden sonra İngiltere'nin güneyindeki sahilde, her sabah iki adam yere eğiliyor, bir denizyıldızı alıyor ve denize atıyor."

Bu hikâyeyi anlatan Komiser Yardımcısı Fatih Beren daha sonra şöyle devam ediyor:

"Karakollara gelen vatandaşa 'müşteri' olarak bakılması, meslekî yaşama daha derinlemesine bakılabilmesini sağlayacak ve ticaret yaşamında sık sık karşılaşılan 'Müşteri her zaman haklıdır' veya 'Müşteri velinimetimizdir' sözleri güvenlik hizmetlerinde de kullanılmaya başlanacaktır. Karakola gelen bir yurttaşa, müşteri perspektifiyle sergilenen ve olumlu etki bırakan bir davranış, yaşama tekrar dönen İngiltere'deki denizyıldızı gibi o yurttaş için de gerçekten çok önemli ve değerlidir." (Polis dergisi, sayı 22, sayfa 115, 116).

Değişimin boyutları

İngiltere sahillerindeki denizyıldızı hikâyesiyle sembolleşen bu yeni polislik tarzı, artık daha çok konuşuluyor. Nitekim Emniyet, 1999 başında önde gelen uzmanlarına hazırlattığı "21. Yüzyılda Polis" kitabını yayınlayıp bugüne kadar süregelen polisiye anlayışın bir özeleştirisini yaptı. Emniyet Müdürü Taner Arda, 1997–98 döneminde eğitim kursuna tabi tutulan 6 bin Çevik Kuvvet polisinin bu süreçte geçirdikleri değişimi onların ağzından şöyle aktarıyor:

"Düşüncelerimiz ve hayata bakışımız çok değişti. Olaylara daha geniş açıdan bakmaya başladık. Toplumsal olayların demokrasilerde bir hak arama biçimi olduğunu öğrendik. Sokağa hak aramak için çıkan insanların da en az bizim kadar vatansever olabileceklerini öğrendik. Toplumsal olaylarda polisin bir amacının da olaya katılanların daha güvenli bir ortamda haklarını arayabilmelerine imkân sağlamak olduğunu öğrendik. Toplumsal olaylarda görevimizin, olayın amacı dışında hareket edenleri polisiye yöntemlerle yakalayarak yetkili mercilere teslim etmek olduğunu anladık. Amir–memur tüm personelin bu tür eğitimlere katılmaları gerektiğini düşünüyoruz.''(21. Yüzyılda Polis, sayfa 355).

77 makale, 545 sayfa

Bu yıl ise çok daha kapsamlı çalışmalarla karşı karşıyayız. Emniyet Teşkilatı'nın 155. kuruluş yılı sebebiyle yayınlanan Polis dergisi özel sayısında çok çeşitli konulara ilişkin 77 ayrı makale yer aldı. Komiser yardımcısından birinci sınıf emniyet müdürüne kadar her kademedeki polislerin kaleme aldığı ve 545 sayfalık bir hacmi olan bu yazılarda, Emniyet'in gelecekteki vizyonunu belirleyecek çok çeşitli görüş, eleştiri ve öneriler ortaya atıldı. Bir anlamda Emniyet, kendisini yenileyip çağa uydurmanın arayışlarını sürdürüyor.

Daha önce, polisin giderek halktan uzaklaştığını, halktan kopuk ayrı bir kültürün (polis alt kültürü) etkisine girdiği tezini ortaya atan Polis Akademisi Öğretim Üyesi İbrahim Cerrah, 21. yüzyıl Türk polisinin profilini şöyle çiziyor:

"Bir polis önce insan, sonra sivil, daha sonra da polistir... Demokratik toplumlarda polis halkın hizmetindedir. Polis devletin hizmetinde değil; devlet, polisi ile beraber halkın hizmetindedir. Halk kavramının içine sadece masum ve dürüst insanlar değil, suçlular bile dahildir... Polis teşkilatı veya diğer güvenlik birimleri, kendi içinden çıktığı ve ona hizmet etmesi gereken topluma karşı adeta bir yumruk gibi bir kuvvet olarak görülemez ve kullanılamaz. Aksi taktirde, güvenlik personeli kendi ülkesinde adeta bir işgalci güç konumuna düşer... Kısacası güvenlik birimleri her zaman küçük bir azınlık olan suçlu ve potansiyel suçlulara karşı kuvvet (force), öte yandan büyük bir çoğunluk olan dürüst ve masum insanlar için ise bir hizmet (service) üretmektedir. 1989 yılında Londra Polisi'nin adı Metropolitan Police Force (Londra Büyükşehir Polis Kuvveti) olarak kullanılmaktaydı. 1990'lı yılların başlarından itibaren bu isim London Metropolitan Police Service (Londra Büyükşehir Polis Hizmetleri) olarak değiştirildi." (Polis dergisi sayı 22, sayfa 299–301)

Çağdaş polisliğin anlamı ve sonuçları

Komiser Yardımcısı Azem Arslan, çağdaş polislik olarak adlandırılan gelişmenin ne anlama geldiğini bir başka açıdan şöyle ortaya koyuyor:

"Teknolojideki gelişmeleri yakından takip eden polis teşkilatları, artık günümüz şartlarını düşündüğümüzde suçluları yakalamak için aciz duruma düşmeyecek ve insan hakkı ihlali gibi ağır ithamlarla karşı karşıya kalmayacaklardır... Günümüzde çağdaş polislik, yakalanan suçlu oranıyla değil, halkla geliştirilen ilişkinin niteliği, halka verilen güven ve suçu önleme sorumluluğuna halkın katılımını sağlama oranı ile değerlendirilmektedir." (İnsan Hakları ve Polis, Polis dergisi, sayı 22, sayfa 213–214).

Polisin olayların ancak yüzde dördünde suç üstü yapabildiğini, yüzde birinde olayı tamamen kendi imkanları ile çözebildiğini, geriye kalan yüzde 90 oranındaki olayları ise ancak halkın yardımıyla sonuçlandırabildiğini belirten Polis Akademisi öğretim üyesi Nurullah Öztürk de "çağdaş polislik" kavramı üzerinde duruyor:

"21. yüzyıl polisliği, insan haklarını, hukuku, saygıyı ve iletişimi(vatandaşla ortak polislik yapmayı, community policing temel alan ve alması gereken bir polislik anlayışıdır. Bunnun da temelinde, hem kendi personeli ile barışık(iç müşteri memnuniyetini sağlamış) hem de hizmet verdiği halkın ve kurumların güven ve desteğini sağlamış olmak yatar." (Emniyet'in halkla ilişkileri, Polis dergisi, sayı 22, safya 272).

 

Sivil toplumun polisi


Polis Akademisi Öğretim üyeleri Önder Aytaç ve İhsan Bilir, Emniyet'te son dönemde yapılan yüksek sesli tartışmanın önemli bir örneğini ortaya koyuyorlar: "Eğer biz yalnızca emredileni yapsın, kafasını çalıştırmasın ve bir çeşit kukla polis olsun biçiminde düşünüyorsak, şu an polisin içinde bulunduğu sistem gerçekten de şahanedir ve en güzel hasatın alınabileceği bir yapıdadır. Eğer polis; kafasını çalıştırsın, olayları yorumlasın, kendini geliştirsin, hakkını arasın, kendini ezdirmesin ve görevini en verimli şekilde yapsın isteniyorsa, o zaman polisin eğitiminden başlayarak yeniden bir yapılanmanın başlatılmasına gerek vardır."

Aytaç ve Bilir, "devletin parmakları" olan, bu sebeple devletin dokunma işlevini yerine getiren poliste, "devlet benim" anlayışının gerilerde kaldığını belirtiyorlar: "Artık polis yalnızca üniformalı vatandaştır, üniforma ayrıcalığının yerini, üniformalı yurttaş anlayışı alıyor."

Emniyet'in yönetici sınıfını yetiştiren Polis Akademisi'nde ders veren iki öğretim görevlisi, eleştiri ve önerilerini sıraladıktan sonra şu çarpıcı tespiti de yapıyorlar:

"Emniyet, devlet kurumları içerisinde kendisini en çok geliştiren ve yenileyen kurumlardan bir tanesidir. Eğer bu ivme ile hareket etmeye, artarak ve kendini geliştirerek, yenileyerek, eleştirerek, eleştirilere kulak tıkamayarak devam ederse, dünyanın en iyi üç emniyet teşkilatından birisi olmak yolundadır. Son faili meçhullerin çözümlenmesi, kara para operasyonları ve mafya babalarının yakalanması da bu anlatıma zenginlik katacak güzel örneklerdir."

Polis okuluna kimler giriyor?

Türkiye'de polisin yönetici sınıfını Polis Koleji ve Polis Akademisi yetiştiriyor. Polis memurlarını ise, Türkiye'nin hemen hemen bütün yörelerine yayılmış 22 ayrı polis okulu yetiştiriyor. Polis okullarına her yıl ortalama 10 bin polis adayı alınıyor ve bunlar 9 aylık bir eğitimden sonra polis oluyorlar. Her yıl bu düzeyde polis alınması gerekli mi diye bakıldığında, ABD ve Avrupa ülkelerinde her 250–300 kişiye bir polis düşerken Türkiye'de ise yaklaşık olarak 600 kişiye bir polis düştüğünü görüyoruz.

Aytaç ve Bilir, "Her yeni içişleri bakanının göreve başlamasıyla o bakanın milletvekili seçildiği 'il'e polis okulu açma sendromundan ve dolayısıyla söz konusu olan kaynak israfından vazgeçilmelidir." sözleriyle bu okulların fazlalığına işaret ediyorlar.

Diğer taraftan bu okullara girecek erkek adaylarda askerliğini yapmış olması şartı aranması şu eleştiriye yol açıyor: "20–25 yaşına gelmiş, askerliğini yapmış; fakat bir işte dikiş tutturamamış kişilerin yaptığı başvurular kabul edilir duruma geldiğinden, bu kimselerin eğitilmesi ve kendilerine göre doğru olan değer yargılarının, polis okullarında eğitimle geçtiği iddia edilen 9 ay içinde değiştirilmesi neredeyse hiç söz konusu olamamaktadır."

Nitekim, örneğin askerlik şartının aranmadığı 1994 yılında 61 bin 244 kişi polis olmak için başvurmuş. Bunların yaklaşık üçte biri seçilmiş (21 bin 503). Ama, 1997'de yapılan başvuruda askerlik şartı arandığı için başvuru sayısı oldukça düşmüş, 16 bin 602 müracaat olmuş ve bunların üçte ikisi (10 bin 500) mesleğe kabul edilmiş. Doğal olarak, 1994'te alınan polislerle, 1997'de alınanların kalitesi arasında büyük uçurum meydana geliyor.

Polisliğe başvuranların büyük çoğunluğunun (yaklaşık yüzde 80) işçi, memur ve çiftçi ailelerinin çocukları oldukları tespit edilmiş. Doğal olarak, polis adaylarının çoğunluğu, kırsal kesimlerin çok çocuklu ve gelir seviyesi düşük ailelerinden geliyor. Adayların yüzde 69'unun, polis okuluna gelmeden önce en az bir yıl olmak üzere eğitime ara verdikleri belirlenmiş. Bu, liseden sonra uzun müddet herhangi bir iş bulamayan adayların, askere de gidip geldikten sonra son çare olarak polisliğe yöneldikleri anlamına geliyor.

Bir anketin sonuçları

Peki polis okullarında 9 ayda nasıl bir eğitim veriliyor? Aytaç ve Bilir bunu ilginç bir örnekle anlatıyorlar. Bir yazarın aşağıdaki sözleri anket konusu yapılmış ve ankete cevap veren polis okulu yöneticilerinin fikirleri sorulmuş:

"Türkiye'deki 22 polis okulunun öğretim kadrosunda genellikle şu veya bu nedenle 'kızağa çekilmiş' emniyet müdürleri görev yapıyor. Kiminde bir karanlık işten dolayı kızağa çekilme, kiminde ise belki kendilerine de haksızlık yapılarak tayin katakullileri söz konusu: Yani her iki durumda da öfke, tepki, kızgınlık, küskünlük kuvvetle muhtemel... Şu veya bu nedenle kızağa çekilenlerin (kadrosuzluk nedeniyle ya da spekülatif değerlendirmelerden uzak kalmak amacıyla) şu veya bu nedenle kapağı dokuz aylık polis okullarına atanlara verdikleri bir 'polis eğitimi' ile polis olmak mümkün de, 'eğitim' ne kadar mümkün?.."

İşte Umur Talu'nun bu yazısı (26 Haziran 1998, Milliyet), öğretmen emniyet müdürlerine anket olarak soruldu. Bu müdürlerin yüzde 95'i, Talu'nun sözlerini yüzde 100–80 arasında doğru bulduklarını ifade etmişler.

Aslında bu olayın özüne, Komiser Yardımcısı Zekeriya Dursun'un yazdığı "Polis eğitiminin önemi" başlıklı yazıdaki şu cümle cevap veriyor:

"Eğitim teşkilatında eğitim sınıfının olmaması, bu görevi yapanların özel eğitim almamaları polis eğitimini olumsuz etkilemektedir."

Dursun, "ağırlıklı olarak orta ve ortanın altı ekonomik seviyeye sahip, lise sonrası eğitime ara vermiş, iş sahibi olma düşüncesi ağır basan, belirli bir kültür altyapısı oluşturmuş, dolayısıyla eğitime ve yönlendirmeye büyük oranda kapalı kişilerden oluşan" polis okulu öğrencilerini eğitecek sınıf komiserleri için şöyle diyor:

"Bu kişiler, Polis Akademisi son sınıfında gönüllü olarak seçilmeli, pedagojik eğitime tabi tutulmalı, eğitimci–kadrocu ayırımlarına karşı psikolojik olarak dirençli hale getirilmeli, mesleğe başladıktan sonra eğitimle ilgili master, doktora imkânları sağlanmalı, böylece bu göreve akademik ve bilimsel hüviyet kazandırılmalıdır."

Akademi'de kurmay eğitimi

Bu arada ilginç bir bilgi daha karşımıza çıkıyor. Sadece polis okullarında değil, polis koleji ve akademisinde içişleri bakanı, bakanlık müsteşarı ve emniyet genel müdürünün, sınavsız girişi sağlayabileceği belirli bir kontenjanı var. Önder Aytaç ve İhsan Bilir, memurundan yöneticisine kadar polisin eğitim sistemine ve diğer bazı noktalara yönelik şu önerileri ortaya atıyorlar:

Polis koleji idareciliğinin de polis okulları gibi kızak görevler olarak düşünülmemesi gerekir Hem artan nüfusla paralel, hem de jandarmanın sorumluluğundaki bazı yerleşim yerlerinin belirli periyotlarla polise devredilmesi sebebiyle yeni polis amirlerine ihtiyaç var. Bu sebeple Polis Akademisi'ndeki öğrenci sayısının artırılması gerekir. Diğer taraftan emniyet müdürlüğüne terfi ve Emniyet'te kurmaylık eğitimleri Polis Akademisi'nde verilmelidir. ABD ve batı ülkelerinde birinci derecedeki amirlerin (komiser yardımcısı, komiser, başkomiser) emrindeki polis memuru sayısı oranı ortalama 8 kişi iken bu oran Türkiye'de 20'dir.

Sabancı polisi denetlesin

Amerikan üniversitelerinde olduğu gibi, sivilleşme ve demokratikleşme ile doğru orantılı olarak, polis eğitim kurumlarında bunları denetleyen bir mütevelli heyeti oluşturulmalı ve bu heyetlerin içinde Sakıp Sabancı, Üzeyir Garih, Kadir Has gibi etkinliği, bilgeliği ve yardımseverliği ön plana çıkmış kişilerin ekonomik ve psikolojik birikimlerinden, desteklerinden yararlanılmalıdır.

Polis memurlarının ve amirlerinin 12 saat mesai, 12 saat izin ya da 12 saat mesai, 24 saat izin uygulamalarından vazgeçilmelidir: Fazla yaptırılan her mesaiden sonra, Hollanda ve İngiliz polisinde olduğu gibi fazla mesaiye ekstra ücret ödenmelidir.

Yalnızca birkaç müdürün kişisel reklamına ve belki de yerlerini sağlamlaştırmalarına dönük olarak yapıldığı iddia edilen huzur operasyonu adlı gece tatbikatları (huzursuzluk operasyonları) yoluyla, bütün kurumda çalışan personelin şimşekleri üzerimize çekilmemeli ve gece operasyonları konusunda daha mantıklı, kalıcı ve bilimsel yöntemlerle olayların üzerine gidilmesinin yolları araştırılmalıdır.

Sivil toplum kuruluşlarına gereken önem verilmeli ve gökkuşağındaki bütün renklere eş, bölücü unsurlar taşıyanlar hariç olmak kaydıyla, ayrı ayrı sivil toplum kuruluşlarının kurulmasına ve çoğalmasına destek verilmelidir.

Stratejik önemi olan görev ve hizmetlere, bu alanda başarısını kanıtlamış yetenekli kişiler atanmalıdır. Yine tayin edilecek kişinin görüş ve düşüncelerinin de dikkate alınmasında yarar vardır. Bu konuda da İngiliz sistemi örnek alınabilir mi konusunda çalışmalar yapılmalıdır.

------------------------------------


Toplumsal olay polisliği


Polis Akademisi Öğretim Üyesi İbrahim Cerrah, demokratik bir düzende gösteri ve yürüyüşlere karşı polisin alması gereken pozisyonu şöyle anlatıyor: "Sağlıklı bir şekilde kullanılan gösteri yapma hakkı, sistem için bir tehlike oluşturmayacağı gibi tam aksine sistemin nefes alarak daha sağlıklı yaşamasını sağlayacaktır. Bu da ancak, toplumsal olaylarda taraf olan 'kitle' ve 'polisin' karşılıklı olarak birbirlerini kabullenmesi ile başarılabilecektir... Toplumsal olaylarda görev alan polisin bir yandan gösteri yapan kalabalıkların haklarını kullanmalarını sağlamak, öte yandan bu hakkın kötüye kullanımını önlemek gibi iki yönlü bir görevi vardır...

Klasik polis alt kültürüne göre gerçek polislik suçluyu yakalamaktır. Toplumsal olaylar, halkla ilişkiler ve suçu önlemeye yönelik tedbirler polisin gerçek görevleri arasında değildir... Polis tarihi ve teşkilatlarının kuruluş sebebi incelendiğinde, toplumsal olayların polis teşkilatlarının kurulmaları için önemli bir etken olduğu görülecektir... Demokratik sistemlerin toplumsal olaylara bakışı, bu tür olayları güç kullanarak kanlı bir şekilde bastırmaktan daha çok, bu seslere kulak vererek sistemde gerekli düzenlemeleri yapma şeklindedir. Baskıcı sistemlerde ise tabandan gelen sese kulak verilmez ve her ne pahasına olursa olsun bunlar kuvvet kullanılarak bastırma yoluna gidilir..."

İbrahim Cerrah, toplumsal olayların, "sisteme karşı zamanla birikmiş olan gerilimin sağlıklı bir şekilde dışarıya atılmasını" sağladığını belirttikten sonra şöyle devam ediyor: "Toplumsal olaylar için gerekli olan yasal izinlerin kolayca verilmesi durumunda bu tür kitle eylemleri daha da kolaylaştırılacaktır. Toplumsal olayların iyi eğitilmiş bir polis kontrolünde gerçekleşmesi, bu olaylardaki gerilimi giderek azaltacak ve sonuç olarak toplumsal olaylar macera peşinde olanlar için bir cazibe odağı olmaktan çıkacaktır... Unutulmamalıdır ki, bir toplumsal olay hiçbir zaman iki düşman ordusu arasında gerçekleşen bir meydan savaşı değildir. Toplumsal olaylarda görev yapan polisler kadar, bu hakkı kullanan insanlar da bu ülkenin vatandaşlarıdır. Bu olaylarda polis tarafından mağdur edilen insanlar, küskünlük ve kırgınlıklarını beraberlerinde toplumun derinliklerine taşımaktadırlar. Bu da toplumdaki sosyal barışı giderek artan bir oranda ve olumsuz bir şekilde etkileyecektir. Sokaklar bir sonraki olaylarda daha küskün kitleler ile dolacaktır." (İbrahim Cerrah'ın makalesi, 21. Yüzyılda Polis kitabı, sayfa 218–222)

 

AB'nin yolu nereden geçer


"AB süreci, Türk polisinin bu sürece olumlu katkısı sağlanmadıkça tamamlanmayacaktır. AB'ye giden yol, her ne kadar Diyarbakır'dan geçse de, Diyarbakır'dan önce uğrayacağı en önemli durak karakollar ve şubelerdir." Bu iki cümle, Polis Akademisi'nde 'Devletler Özel Hukuku' derslerine giren öğretim görevlisi Dr. Mehmet Özcan'a ait. Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi'nin Türkiye'ye yaptığı ziyaretler sonunda, 1996'da açıkladığı rapora göre, polisin işkence ve kötü muamele yaptığına dair deliller olduğu ve bunların münferit hareketler olmadığının vurgulandığını belirten Polis Akademisi Öğretim Üyesi Dr. Mehmet Özcan, ardından şöyle devam ediyor:

"Son günlerde TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Sema Pişkinsüt ve beraberindeki heyetin İstanbul karakollarında yaptıkları araştırmalarda elde ettikleri işkence aletleri de sanki AB komisyonunun iddialarını ispatlar nitelikte bir durumun ortaya çıkmasına neden olmuştur. TBMM Komisyonu'nun bu araştırmayı yapması, teşkilat (emniyet) açısından olumlu neticeleri olacak bir gelişmedir. Eğer teşkilat, bünyesindeki problemlere çözüm bulmak istiyorsa, bu tür denetimleri daha sıkı ve gerçekçi olarak kendi müfettişlerine yaptırması gerekir."

Kopenhag kriterleri dayatma mı?

Dr. Mehmet Özcan, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği sürecinde polisin üzerine düşen görevleri ele alıyor. Uluslararası insan hakları metinlerinde yaşama hakkının bile istisnaları mevcutken, işkencenin hiçbir istisnasının bulunmadığını belirten Özcan, Türkiye'nin AB üyeliğinin önündeki engellerin başında "insan hakları ihlalleri"nin geldiğini, polisin bu alanda yapacağı katkının çok önemli olduğunu vurguluyor.

"Görevi gereği zor kullanma ve kanunun verdiği yetkiye dayanarak bireylerin hürriyetini kısıtlama yetkisine sahip olan polis, bu sürece nasıl olumlu katkı yapabilir?" sorusunu soran Özcan, şu cevabı veriyor: "Asgari düzeyde de olsa, Türkiye'nin dış politikaları ve çıkarları hakkında bilgilendirilmesi gerekir: Bu bağlamda her rütbedeki polise, AB ile Türkiye arasındaki ilişki en iyi şekilde anlatılmalıdır. Kopenhag Kriterleri'nin, AB'nin Türkiye'ye bir dayatması değil, kendi özdeğerlerimiz olarak algılanması, kabul edilmesi temin edilmelidir... Polisin bilmesi gereken bir diğer nokta ise, Avrupalılaşmanın veya çağdaşlaşmanın bir değerler bütünü olduğu gerçeğidir. Bu değerler bütünü sadece Avrupa'nın malı değildir. Bu değerler evrenseldir... Polis bireylerin temel haklarını ihlal anlamına gelecek davranışlardan şiddetle kaçınmalıdır... Polisin görevi, suçluyu veya zanlıyı adalete teslim etmektir. Ne onun zorla konuşturulması, ne de onun cezalandırılması polisin görevi değildir... Vatan ve devleti için gerektiğinde canını vermekten çekinmeyen polis, duygularına hakim olamamasından dolayı canından çok sevdiği devletinin menfaatlerine aykırı davranmakta veya devletinin uluslararası arenada baskı altında kalmasına neden olmaktadır... Dolayısıyla ülkesi için çalışan, yakaladığı teröristi bilgi almak için işkence yaparak sorgulayan bir teşkilat mensubu, bilmeyerek de olsa ülkesinin menfaatiyle çatışan bir faaliyette bulunmuş olmaktadır. Aslında bu, gerçekleştirdiği yasadışı işlemi, devletini korumak için yaptığını iddia eden bir kişinin mantıksal olarak içine düştüğü acı bir çelişki ve çıkmazdır."

Özcan bu aşamada, polisin yaptığı bazı insan hakları ihlallerini şöyle sıralıyor: "Televizyon kameraları eşliğinde yapılan baskınlar, gece kulüplerine televizyonlar eşliğinde baskın yaparak insanları teşhir etmek, huzur operasyonları olarak adlandırılan genel aramalar yapmak (çünkü bu aramalarda gözaltına alınanların ancak yüzde 10'unun bir suça karıştığı tespit edilmiş), adli tıp raporlarındaki özensizlik, (bu raporların özenli olması karakolda ve şubelerde şiddete maruz kalma olaylarını azaltır)."

Birinci lig ülkesi olmak için

Polis Akademisi Öğretim Üyesi Bülent Olcay'ın deyimiyle, "hukukun üstünlüğü, demokrasi, insan hakları ve azınlıkların korunması olmak üzere dört ana başlıkta toplanan Kopenhag siyasi kriterleri Türkiye'nin halihazırda kökleşmiş bulunan siyasi idare anlayışını büyük oranda sarsacağına göre", bu sarsıntı poliste de meydana gelecek. Polisin kendisini Avrupa Birliği standartlarına dönüştürmesi için küçümsenmeyecek miktarda finansmana da ihtiyaç olacak: "Nezarethanelerin, ifade alma odaları ve müdafi görüşme odalarının belirlenen standartlara uygun hale getirilebilmesi için AB mali kaynaklarından yararlanma imkanlarının da araştırılarak bu konuda kaynak sağlanması zorunluluğu bulunmaktadır." (Başkomiser Aydoğan Asar, Kopenhag Kriterleri'nin Önemi ve Emniyet'e Yansımaları, Polis dergisi, 22. sayı, sayfa 73).

Ancak Mehmet Özcan'a göre, polisin öncelikle Kopenhag Kriterleri'ne zihnen ikna olması, Türkiye'nin bir birinci lig ülkesi olması açısından bu değerlerin vazgeçilmezliğine inanması gerekiyor: "Türkiye Avrupa Birliği'ne girmese bile, küreselleşen dünyada üçüncü dünya ülkesi olmamak için bu konularda daha ciddi adımlar atmak zorundadır. Burada polisin uygulamaları ile Kopenhag Kriterleri'nin sıkı bir ilişkisi ortaya çıkmaktadır. Eğer Avrupa liginde, birinci ligde oynamak istiyorsak, polis bu kriterlere harfiyen uymalı ve bunları kendisine dikte ettirilen emirler olarak değil, uygulanması olmazsa olmaz kurallar bütünü olarak algılamalıdır... İnsan hakları, hukukun üstünlüğü ve demokratikleşme konularında polisin yapacağı olumlu katkılar ile Türkiye'nin bu kriterlere uyması daha kısa sürede gerçekleşecektir

 

http://arsiv.zaman.com.tr/2001/02/08/odosya/polis.htm

 
 Yazar: Suç ve Ceza 22.04.2008  
 

Yazarın Diğer Yazıları:

  Yorumlar
 
İsim:  ibrahim kavak
 
Yorum: 
 
İsim:  mert
 
Yorum: 

  Yorum Yaz
 
İsim: 
 
Yorum: 
Kalan Karakter Sayısı:
 
Şifremi Unuttum 
Kayıt Ol 
YAZARLARIMIZ
Önder AYTAÇ
Önder AYTAÇ Yalan: TSK, Başbakan, medya
Murat DAĞLAR
Murat DAĞLAR Kadınlara Karşı İşlenen Suçlara Genel Bir Bakış: Şiddetin Sebepleri Ve Çözüm Yolları
Ercan TAŞTEKİN
Ercan TAŞTEKİN Teçhizattan Teşkilata
Erol ÖZDEMİR
Erol ÖZDEMİR Emeklilikte Tabanca Yerine Bilgisayar
Fatih BALCI
Fatih BALCI Çocuk Suçları Ve Aile
Emsal TOPRAK
Emsal TOPRAK Bir Bağımlının Günlüğünden
Abdullah MOLLAOĞLU
Abdullah MOLLAOĞLU Amerika, Bazı Kürtler ve Prezervatif
Ali Kemal TERZİ
Ali Kemal TERZİ Kent ve Çocuk Suçluluğu
İlhan DAĞDEVİREN
İlhan DAĞDEVİREN Türkiye Bir Milad Yaşıyor.
Özgün ERGİN
Özgün ERGİN İnsan Taklidi
Ömer Faruk GÜLTEKİN
Ömer Faruk GÜLTEKİN Yokolan İnsanlık
Metin Murat ARSLAN
Metin Murat ARSLAN İngiltere´ de Toplum Destekli Polis-III
Halil YILMAZ
Halil YILMAZ ´Adli Kolluk´ Açısından Polis Teşkilatı
 
 

   designed and coded by aahmetyildiz © 2007. Ayrıntılı bilgi  Her Hakkı Saklıdır.