-6894 Merkez 6890
-6890 Dinliyorum
-6894 Konuşuyor efendim. Sokakta çalışan üç çocuk alınarak gereği yapılmıştır
-6890 Anlaşıldı tamam
Her gün birbirinden farklı olaylar karşısında bunalıp hafakanlar yaşadığım sırada telsizden aşina olduğum bu anonsu işittiğimde nereye yerleştireceğimi bilemediğim bir hüzün bulutu tüm ruhumu kaplayıverdi. Anonsa konu olan sokak çocuklarıydı, hani şu uçurtması gökyüzünde asılı kalan bilyelerini rüyalarında unutan ve oyuncaklarını masal kahramanlarına çaldıran çocuklar vardı ya işte onlardı. Adana’da yağmurlu bir günde sokak ortasında mendil satmak zorunda kalan ‘Eli yüzü kirli, burnu akmış, üstü başı pejmürde bu üç çocuk kuvvetle muhtemel ailelerine teslim edilmek üzere şubeye götürülecek. Bu çocukların üzerlerinde sadece Adana’nın değil benimde içinde bulunduğum ve bu ülkede sorumluluk sahibi olan insanların çamuru ve kiri var…
Eminim çoğunuzun aşina olduğu bir sahnedir, kaldırımda yürürken hiç olmadık bir zamanda elinde mendil ile bir çocuk karşınızda beliriverir. ...elleri, ayakları;üstleri,başları kir,pas içindedir bu çocukların. Onların geleceğe dair tek beklentileri ellerinde taşıdıkları mendilleridir ve sattıkları mendilin parasındadır umutları… kimbilir belki imkân tanınsa her biri umudunun peşinde koşup tek bir mendil parasında aramayacaktı umutlarını...
MENDİL ALIR MISIN ABİ yakarışında ki isteğe kayıtsız kalışımızın yegane sebebi o bir türlü parçalayamadığımız önyargımızda saklı olsa gerek diye düşünüyorum şöyle ki her hangi bir şekilde en ufak bir alakanın onları daha cüretkar bir hale getireceğini, ya da verilecek ufak bir meblağın onları, içlerinde bulundukları bataklığa daha çok iteceği düşüncesi ile onları görmezden gelmiyor muyuz:?
Yüreğimin sol köşesinde bir türlü öldüremediğim biçare bir sosyolog bu eli yüzü kirli burnu akmış üstü pejmürde çocuğu sosyolojik açıdan okumaya tabi tutuyor.Bu çocuk onun gözünde geri kalmış toplumun az gelişmiş bireyi.Hemen suçu Doğum kontrolünü uygulamadığını düşündüğü Anne babaya kesiyor.Ülkede ki doğum artış hızının sosyal yapı üzerinde ki olumsuz etkisine olan imanını bir kez daha tazeliyor… ona göre bu çocuk her ne kadar GSMH içerisinde ki kişi başına düşen gelir seviyesini daha aşağıya çekmekten başka ekonomik değeri olmayan irrantable bir unsur olarak nitelendirse de yüreciğimin sağ köşesinden yükselen ses illa ki bu çok bilmiş sosyolog halimle uygun adım yürüme yanlısı olmamam konusunda beni uyarıyor ve biraz merhamet diye serzenişte bulunuyordu.
Az zaman sonra bu ses yüreğimin derinliklerinde hak ettiği yankıyı buluyor.Gerçekten Merhamet bizi ızdırap çeken insana götürürdü.Eğer merhamet sahibiysek bizlerin değil, onların yaşadıkları şeydir bizi etkileyecek olan,bizi duygulandıran onların yaşadıkları zorluklar olacaktır.Anladım ki Merhamet sahipleri, ötekinin acısıyla acı duyan ve onun ızdırabını dindirmeye soyunan insanlardır
Şimdi arkanıza yaslanın ve kulağınız ve gönlünüzü açık tutun
Geleceğe dair yapmamız geren en büyük yatırım, bugünümüz olan çocuklarımızdır. Kimi kesimlerin umutla kimi kesimlerinde kaygıyla baktığı bir gerçek şu ki Bu çocuklarımız artık Türkiye’nin geleceği, Türkiye’nin yarını olmaktan çok Türkiye’nin bugünü olması gerekir. Hiçbir şey yapamıyorsanız bile Şefkatli bir bakışınızı bu çocuklarımızdan esirgemeyin.
Sahi hangi ŞEFKATLİ EL Urfa’nın Sokak çocuklarına dokunmuş ve Balıklı Göl'ün çevresinde olağanüstü bir değişim yaratmıştı. O kalabalıkların arasında ısrar eden, yapışan, insanı korkutan küçük çocuklar gitmiş, yerine küçük gözlerinde umut saçan, küçük yüreklerinde sevgi dağıtan çocuklar gelmişti... Adeta Balıklı Göl'ün mucizevî tarihine yakışan, bir mucize gerçekleştiren bu yüreği merhamet dolu insanlara devletin en yüksek kültür nişanesi verilse azdır.
-6894 merkez sokakta çalışan üç çocuk alınarak yaşayamadıkları çocuklukları kendilerine hediye edilmiştir.
* Komiser Yardımcısı
Adana İl Emniyet Müdürlüğü