WORDS > SWORD veyâ Söz ola Kese Terörü
Terör ile mücâdele konusunda hemen herkes, çözümün örgüte “kayıp verdirmek” te olmadığı noktasına geliyor. Dahası,ileride kaybedilecek olanı “şimdiden” kazanmanın önemi dillendiriliyor.
Dağlar da kaç PKK"li var. 3500-5000 arası. Bunları vereceğimiz bir kaç 100 şehitle bitirebilirmiyiz. Bitirebiliriz. Ne pahasına olursa olsun Türk Silahlı Kuvvetleri bu 3500-5000 kişiyi etkisiz hale getirecek ve bu mesele böylece bitip, ülke huzura kavuşacak.
Keşke sosyal problemlerin çözümleri, matematiksel çözümler kadar kolay olsaydı. Matematik problemlerinin sonuçları çok kesindir. Ancak, matematiği sosyal problemlere yaklaşımda ön plana çıkarmak, bizi çok büyük yanılgılara götürebilir ve maalesef götürüyor da.1[1]
Bunlar Sayin Murat DAĞLAR"ın satırları…Bu yazıyı okuyunca
"Sayı"Sız Çözüm Var İken "Sayı" Lı Çözümlerden Medet Umanlar...”İnsanlarımızın dağa çıkmasına engel olmak, dağa çıktıktan sonra mücadele etmekten çok daha önemli bir başarı göstergesidir.” Diyerek Çok Güzel Bir Noktayı Hatırlatıyorsunuz Abi...
diyesim geldi…
Terör, sadece silahla bitirilebilecek bir sorun değil. Terör, gönüllerin devlete soğukluğu sorunudur. Devletin gönüllere de girmesi gerekiyor. Milyonlarca vatandaşımızın gönlüne girmesi gerekiyor. Peki ama, devlet dağda öldürdüğü teröristin köydeki ana babasının, akrabasının, ideoloji arkadaşının gönlüne nasıl girecek. “Ben, senin, vatana ihanet eden terrorist evladını öldürdüm, kusura bakma …” diyerek, bu insanların devlete sempatisi kazanilabilecek mi?
Burada, terörün çok bahsedilmeyen, bahsedilmesinden biraz da çekindiğimiz bir yönüne dikkat çekmek istiyorum. Öldürülen teröristler arkalarında kalbi buruk akrabalarını bırakıyorlar. Bu buruk kalpleri tamir edecek operasyonlarımız olmadığı müddetce, bu topraklar terör bitirmeye münbit topraklar olmaya devam edecektir. 2[2]
Sayin Ali ÖZDOĞAN"a âit bu dokunaklı sözler ise bana :
(T) ERROR ; Terror ile mücâdelede yapılan "error" ı yüksek desibelde seslendirmişsiniz...İnsan terörist doğmaz ve fakat terörist olarak ölebilir. Öyleyse ölenler ölçü değil, kalan sağları "bizim" kılmaktır mesele...Belirttiğiniz dağdaki akreplerden önce ovadaki akrabalarına "iletişim" operasyonu yapılmalıdır...Saygılarımı sunarım... dedirtti.
Yine Safâ Tarık kardeşimin PKK´nın İmana Geliş(!) Süreci ve Nedenleri isimli kinâyeli başlık altında yazdığı şu satırlar;
Etnik ayrımcılıkla mücadelede atılması gereken en önemli adım, ülke içerisinde yaşayan fertlerin ayrı yönlerinden çok birleştirici etmenlerin fazla olduğunun gösterilmesidir. Bu sağlanabilirse, insanlar kendilerini ve kendilerine ait olduklarını bildikleri devlete daha fazla sahip çıkacaklardır. Kirli emellerine ulaşmak için, uyuşturucu kaçakçılığı yapan, haraç kesen, kamplarda çarpık kadın-erkek ilişkilerinde bulunan, ancak tüm bunlara rağmen dine yakın görünerek riyakârlık yapan nesebsizlere değil!
eşzamanlı güzel düşünceler olarak etkiledi beni.
“Dağdan inen” in, “bağdakiler” i dağa çıkaramaması demektir böyle düşüncelerin pratiğe dökülmesi. Yoksa yıllardır “bölündüğü” söylenen örgüte destek olanlar “bölünüyordu dedik de yalan mı söyledik; mitoz bölünüp çoğalıyorlardı!” küstâhlığında bulunabilirler.
Bu çizgide daha bir çok yazı okuyabilirsiniz. Devlete, başındakilere itaatte asırlardır sarsılmamış olan bölge insanların, kendilerini “öz vatanında yabancı” hissetmelerinde elbette yabancıların payı devâsâ ve fakat ya aynı ülke insanlarının yabancılaşması?
Kirli Savaş, Kirli Barış ve Kirli Siyaset başlığı altında;
Anaların acısı, acıların en temiz, saf ve çileli olanıdır. Bu yalancı, bu yakıcı, bu yıkıcı savaşın durması adına atılan “barış” naraları da çok kirlendiğinden, bu savaşı durduracak tek yol anaların acısında saklı yine de… Yeni bir siyaset, yeni bir dil geliştirmek zorundayız. Bu dili geliştirecek en temiz kalpler de, acı çeken analardan başkası değil. Analar ve analar adına konuşanlar, kirli savaşın kirli aktörleri tarafından susturulmamalı. Kürt kadınının da , Türk kadınının da, “ Bülent Ersoy” gibi yürekli çıkışları yapmasının zamanı çoktan gelmiştir ve hatta geçmektedir. Savaşın çirkin söylemi, yalnızca siyasetçinin ve güvenlik bürokratının eline bırakılmayacak kadar önemli bir konudur… Analar ve kadınlarımız çözümün hem reçetesi hem de güvencesidir… (Önder AYTAÇ & Emre Uslu)3[3]
Diyen yazıyı okuduktan sonra da bulduğum orjinalliği şöyle ifâde etmek istemiştim:
Üç "kirli" den oluşan bermuda terör üçgeni, dediğiniz gibi kadın/ana eli değmeden zor halledilir...keşke "gözü yaşlı" değil, gözü açık olsalar...
Sizlere düşünenlerinin aklettiklerini naklettim.
Artık Sword (kılıç) ile değil Words (kelimeler) ile; güç dünyâsı ile değil “iç dünyâsı” ile hareket etme zamânı… Sword ve Words aynı harflerden oluşuyor ve fakat bambaşka bir "World" öngörüyor ve İç dünyâmız “söz ola kese terörü” diyor…
1[1] (http://www.sucveceza.com/yazi-684.html)
2[2] http://www.isref.org/index.php?pid=43&page=view&id=895
3[3] http://www.sucveceza.com/yazi-681.html