Ana Sayfa Yazılar Dost Siteler Site Haritası İletişim Hakkımızda  
| Kullanıcı Girişi: 
 YAZILAR
 Adli Bilimler
 Bilişim
 Diğer Disiplinler
 English
 Güncel
 Hukuk
 Kriminoloji
 Otobiyografi
 Özel Dosyalar
 Polis Özel
  -Güncel
  -Hatıra
  -Meslek İçi
  -Moral Eğitimi
  -Önleyici Polislik
  -Polis Eğitimi
  -Toplum Destekli Polis
 Polis Yönetimi
 Polisiye
 Polislik
 Sinema
 Suç Türleri
 Terör
 
 

ARAMA
   Arama
 
 

Son Üyeler
FROFESÖR
MKELEŞ
yemreavci
Bilal Erdem
salodemir
 
En Çok Okunanlar
Aile İçi Şiddet

Türkiye'de Sol Terör Örgütlerinin Gençlere Yönelik Faaliyetleri Bağlamında Aile Ve Polisin Rolü

Seri Katiller

Askerlik Konusunda Atılacak Somut Adımlar

Mutluluk Yoldur

 
Son Yorumlananlar Yazılar
BAĞIMLININ BİR GÜNÜ!

Makam teklifi neden istenebilir?

Sünnet Polisi Ultra Projesi

 

 ´Adli Kolluk´ Açısından Polis Teşkilatı Yazdır 
 Yazar: Halil Yılmaz 23.01.2008  
´Adli Kolluk´ Açısından Polis Teşkilatı

GİRİŞ
Ülkemiz ceza adalet sisteminde görülen tıkanıklıklar, İnsan Hakları ihlalleri, işkence ve kötü muamele nedeniyle yargılanan kolluk personelleri ve hatta cezaevlerinin içinde bulunduğu sorunların nedeni/çözümü olarak Adalet Bakanlığı’na bağlı adli kolluk bulunmayışı/kurulması gösterilmektedir.
Bu konuda dile getirilen görüşler, hazırlanan kanun tasarıları incelendiğinde Polis Teşkilatında adli hizmetlerin yürütülmesine yönelik bir yapılanma olmadığı kanısının hakim olduğu görülmektedir. Konuya başka bir açıdan bakıldığında ise hazırlanan kanun tasarılarının bir yenilik getiriliyormuş gibi takdim edilmesi, Emniyet Teşkilatınca bugüne kadar gösterilen gayretlerin, ulaşılan olumlu seviyelerin göz ardı edildiğini veya hiç tanıtılamadığını göstermektedir.
Bu yazımızda Emniyet Teşkilatındaki “Adli Polis” yapılanması ile bu konuda öteden beri yürütülen hizmetler incelenecek, aksaklıklar ortaya konulmaya çalışılarak önerilerde bulunulacaktır.
ADLİ HİZMET (SUÇ ARAŞTIRMASI VE SORUŞTURMASI)
Ülkenin genel emniyet ve asayişinden İçişleri Bakanı sorumludur. İçişleri Bakanı bu işleri, kendi özel kanunlarına göre Emniyet Genel Müdürlüğü ile Jandarma Genel Komutanlığı ... vasıtası ile yerine getirir... 3201 SK Md.1.
Bu düzenleme Polis Teşkilatının doğrudan İçişleri Bakanına bağlı olmasını gerektirdiği halde, İçişleri Bakanlığının kuruluşunu düzenleyen KHK, Emniyet Genel Müdürlüğünü İçişleri Bakanlığının bağlı kuruluşları arasında göstermiş, ancak Emniyet Genel Müdürünü Bakanlık Müsteşarına bağlamıştır.
Mülki idare amirleri, il ve ilçe sınırları içerisinde suç işlenmesini önlemek, kamu düzen ve güvenini korumak için gereken tedbirleri alır. Bu maksatla Devletin ... kolluk kuvvetlerini istihdam eder, bu teşkilat amir ve memurları vali ve kaymakam tarafından verilen emirleri derhal yerine getirmekle yükümlüdür. İl ve ilçe sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarruf emniyetinin, kamu esenliğinin sağlanması ve önleyici kolluk yetkisi mülki amirlerin ödev ve görevlerindendir. Bunları sağlamak için gereken karar ve tedbirleri alır, memleketin sınır ve kıyı emniyetini ... yürürlükte bulunan hükümlere göre sağlar ... 5442 SK Md. 11 ve 32.
Emniyet Genel Müdürlüğünün yapılanması 3201 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinde düzenlenmiştir:
EGM merkez teşkilatı daire başkanlıklarından oluşmaktadır. Bunlardan asayiş ; kaçakçılık ve organize suçlarla mücadele (KOM) ; terörle mücadele ve harekat (TEMÜH) ; özel harekat ; interpol ve kriminal polis laboratuarları (KPL) daire başkanlıkları adli sistemin içinde yer alan birimleridir. Bunlara kısmen yabancılar hudut iltica ve güvenlik daire başkanlıklarının bazı birimlerini ve hizmetlerini de eklemek mümkündür.
EGM taşra yapılanması ise İl Emniyet Müdürlükleri, İlçe Emniyet Müdürlükleri/Amirliklerinden oluşmuştur. İl ve ilçelerde de sayılan daire başkanlıklarının taşra uzantıları olan ve fiilen adli hizmet yürüten şube müdürlükleri ve büro amirlikleri bulunmaktadır .
Kanunun 8 inci maddesi polisi; idari, siyasi ve adli kısımlara ayırmıştır.
Adli polis ile ilgili düzenlemeler Kanunun 9 ve 10 uncu maddelerinde yapılmıştır; buna göre adli polis, asgari tam teşekküllü bir polis karakolu bulunan yerlerde adli işlerle uğraşmak üzere Emniyet Genel Müdürlüğünce ayrılan bir kısımdır. Tam teşekküllü bir kadrodan daha az olan polis teşekküllerinin tamamı veya bir kısmı adli polis olarak ayrılabilir. Polis birimlerinin tamamı veya bir kısmı adli polis olarak ayrılabileceğine göre polis teşkilatının var oluş sebeplerinin başında adli hizmetler gelmektedir.
Adli konulara ilişkin soruşturma; yetkili adli makamların direktifleri altında ve kanunlarına göre yalnız adli polise yaptırılır. İdari polis adli polise gerektiğinde veya Cumhuriyet savcısının talebi üzerine yardımla mükelleftir; adli polis vazifesini gerektiren herhangi bir durum karşısında kaldığı takdirde bir taraftan adli polis görevini yürütmekle beraber, diğer taraftan adli polisi bilgilendirir, adli polis gelince işi ona devreder. Adli polis görevini gerek aslen ve gerekse yardımcı olarak yerine getiren zabıta memurları hakkında bu görevlerinden kaynaklanan suçlarından dolayı CMUK’a göre soruşturma yapılır, 3201 SK Md 12.
CMUK 153, Cumhuriyet savcısı tarafından bir suç öğrenildiğinde yapılacak işlemleri düzenlemiştir: Cumhuriyet savcısı, ihbar veya herhangi bir suretle bir suçun işlendiği zehabını (belirtisini) verecek bir durumu öğrenir öğrenmez kamu davasını açmağa gerek olup olmadığına karar vermek üzere araştırmaya başlamaya mecburdur.
CMUK 154 de bu hususta kolluğa görev vermektedir. Cumhuriyet savcısı, kamu davası açmağa gerek olup olmadığına karar vermek için bütün memurlardan her türlü malumatı isteyebilir, gerek doğrudan doğruya ve gerekse zabıta makam ve memurları vasıtasıyla her türlü tahkikatı yapabilir. İşte burada sözü edilen zabıta makam ve memurları ETK madde 9’da tarif edilen adli kolluktur.
Bütün zabıta makam ve memurları -yani adli kolluk-, el koyduğu olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri Cumhuriyet savcılıklarına derhal bildirmek ve adliyeye ilişkin işlerde bunlar tarafından verilen bütün emirleri yerine getirmekle yükümlüdürler. Cumhuriyet savcıları emirleri yazılı olarak verir, acele hallerde sözlü emir de verebilir. Sözlü emir verildiği durumlarda kolluk amirini de haberdar eder. Cumhuriyet savcısının yazılı emri üzerine yakalanan kişiler, olayın sanık ve tanıkları, yapılan işleme ait evrak ile birlikte belirtilen gün, saat ve yerde zabıta kuvvetlerince hazır bulundurulur.
Kanun tarafından kendilerine verilen veya kanun dairesinde kendilerinden istenilen adliyeye müteallik görev veya işlerde suiistimal veya ihmal ve gecikmeleri görülen devlet memurları ile Cumhuriyet savcılığının şifahi veya yazılı talep ve emirlerini yapmakta suiistimal veya ihmalleri görülen zabıta amir ve memurları hakkında savcılıkça doğrudan doğruya takibatta bulunulur. Ancak zabıta amirleri hakkında hakimlerin görevlerinden dolayı tabi oldukları muhakeme usulü uygulanır.
Zabıta makam ve memurları suçluları aramakla ve işin tenviri için gereken acele tedbirleri almakla mükelleftir, düzenledikleri evrakı hemen savcılığa gönderirler, CMUK Md.156.
Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği’nin 6 ncı maddesi doğrudan kolluk kuvveti tarafından yapılan yakalama halinde işlem, yakalanan kişi ve uygulanan tedbirlerin Cumhuriyet savcısına derhal bildirilmesini şart koşmaktadır. 25 inci madde de Cumhuriyet Başsavcıları veya görevlendirecekleri Cumhuriyet savcılarının adli görevlerinin gereği olarak, nezarethaneleri, varsa ifade alma odalarını, gözaltına alınan kişilerin durumlarını, gözaltına alınma sebep ve sürelerini, gözaltına alınma ile ilgili tüm kayıt ve işlemleri inceleyip araştıracağını, bunun sonucunu ilgili deftere kaydedeceğini hüküm altına almış, İçişleri ve Adalet Bakanlıkları tarafından çıkarılan genelgelerle de inceleme ve araştırma raporlarının ilgili bakanlıklara gönderileceği, görülen aksaklıkların takip edilerek giderileceği düzenlenmiştir.
CMUK ve Yönetmelik düzenlemeleri ile ETK’daki düzenleme birbirini tamamlar niteliktedir. Mevzuat; adliyeye ilişkin görev veya işlerin Cumhuriyet savcılarının bilgi ve gözetimi altında yürütülmesini, bu konuda suiistimal veya ihmal ve gecikmeleri görülen adli kolluk hakkında da Cumhuriyet savcıları tarafından doğrudan soruşturma açılabilmesini düzenlemiştir. Yani bu konuda herhangi bir yasal boşluk bulunmamaktadır.
Ortada yasal bir boşluk olmadığına göre sorun nereden kaynaklanmaktadır?
POLİS TEŞKİLATI AÇISINDAN
Öncelikle, ETK her bir polis karakolunda dahi, adli işlerle uğraşmak üzere adli polis kurulmasını öngördüğü halde sadece fiili bir adli polis hizmeti yürütülür olmuş, bu hizmet kurumsallaştırılamamış, adının konmasından kaçınılmıştır.
Ceza adalet sisteminin işlemesinde aktörlerin en önemlisi kolluktur. Kolluğun suçları aydınlatma yani suçu ve faillerini belirleme görevi tabiî olarak delilleri de kapsar. Suçların delillerini tespit etmek niteliklerine göre farklı zaman alacaktır; özellikle ekonomik suçlarda delillerin tespiti uzun zaman almaktadır. Ancak daha başlangıçta kolluğun topladığı delillerin meselâ sahtecilik gibi hallerde, zayıf olması, özensiz soruşturma yapılması, yargılamanın uzun süre devam etmesine neden olmaktadır. Türkiye'de temel sorun buradan kaynaklanmaktadır. Kolluğun delilleri tespit hususunda yeterli yetişkinliğe sahip olmaması ceza yargılamasını uzatan temel sebeplerdendir .
1995 ve 1999 yılları asayiş olaylarının suç aydınlatma ve fail tespit oranında 1997 yılına kadar düşüş olmuştur. Ancak 1997 yılında % 64 olan bu oran 1998 yılında % 67 ve 1999 yılında % 70 olmuştur . Bu artışın nedeni olarak EGM Asayiş Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülen maddi delil toplama ve adli soruşturma konularındaki hizmet içi eğitimler ile merkez ve illerde kurulan olay yeri inceleme ekipleri, kriminal polis laboratuarları ile parmak izi laboratuarlarının çalışmaları gösterilebilir.
Ancak olay yeri inceleme, teknik büro, parmak izi, teknik fotoğraf, parmak izi laboratuar, patlayıcı madde, bomba imha, siyasi hizmetler, terörle mücadele, sorgulama, kaçakçılık (narkotik, mali, organize suçlar), interpol hizmetleri, adli soruşturma, Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği, İnsan Hakları, teknik takip, operasyon konularında uzman personel yetiştirilmesine rağmen bunların yetiştirildikleri hizmet branşlarında sürekli olarak istihdam edilmelerinde sorunlar yaşanmaktadır.
Zira il ve ilçelerde güvenliğin sağlanması için mülki amirlere 5442 sayılı yasayla görev verilmiştir, kolluk kuvvetleri bu amaçla mülki amirlere bağlı olarak görev yapmaktadır. Vali/kaymakam, genel ve özel bütün kolluk kuvvet ve teşkilatının amiridir (5442 SK Md. 10 ve 32), kolluk kuvvetlerinin bütün personelinin il içindeki yerleri vali tarafından doğrudan (5442 SK Md. 11), ilçede ise valinin onayıyla kaymakam tarafından geçici/sürekli olarak değiştirebilir (5442 SK Md. 32). Bu nedenle, Emniyet Genel Müdürlüğünce bir konuda uzman olarak yetiştirilen branşlı personel, Bakan onayı ile görevlendirilmesine rağmen, münferit de olsa Branşlı Personel Yönetmeliği ve ilgili branş yönergeleri aksine ilgili birimde istihdam edilmemektedir.
Bu noktada 5442 sayılı Kanunun 10 ve 32 nci maddelerinin mülki idare amirlerine verdiği yetki ile 3201 sayılı Kanunun 4, 9 ve 10 uncu maddelerinin Emniyet Genel Müdürlüğüne verdiği görev ve yetki açısından bu iki kanun arasında çelişki bulunmaktadır.
İçişleri Bakanlığının kuruluşunu düzenleyen KHK ile EGM, İçişleri Bakanlığının bağlı kuruluşları arasında gösterilmesine rağmen, diğer bir bağlı kuruluş olan, askeri görevleri dışında ağırlıklı olarak idari ve adli görevleri bulunan Jandarma Genel Komutanlığı uygulamasının aksine Emniyet Genel Müdürünün Bakanlık Müsteşarına bağlanması nedeniyle, Emniyet Genel Müdürlüğünün taşra teşkilatı üzerindeki tasarruf yetkisi azal(tıl)mıştır.
Öte yandan suç soruşturması yürütmesi nedeni ile kolluk kuvvetlerini de ilgilendiren -CMUK gibi- mevzuat hazırlama komisyonlarında kolluk kuvvetlerinin temsilcilerinin yer almaması , bunun yerine tasarı hazırlandıktan sonra görüş alınması durumunda kolluk kuvvetlerinin uygulamadan gelen bilgi ve deneyimlerinin yeterli düzeyde mevzuata aktarılamaması sonucunu doğurmaktadır. Komisyonlarda kolluk personelinin yer alması durumunda; kolluk personeli ile yargı mensupları ve akademisyenler arasında yakınlaşma olacak, taraflar birbirlerinin bilgi ve deneyimleri ile ihtiyaçları konusunda ikna olabileceklerdir. Bu durumda hiçbir kurum personeli, hazırlanmasında kendi katkısı da olan bir mevzuattan şikayet edemeyecektir .
SAVCILIK TEŞKİLATI AÇISINDAN
İtham fonksiyonunu yerine getirecek olan makam savcılıktır. İthamın ciddî nitelik taşımaması gecikmenin temel etmenlerindendir. Ancak ithamın karmaşıklığı veya ciddî nitelik taşımamasının gecikmeye olan etkisini araştırmalarda amprik olarak tespit mümkün olamamaktadır. İthamın yapılmasının ceza adalet sisteminin dışındaki kurumların kararına bağlı olduğu, bu kararın bir takdir şartı takip ettiği, davanın açılmasının ön şartını oluşturduğu hallerde, genel olarak, önemli bir gecikme sebebi oluşturduğu öne sürülmekte ise de, bu nevi takip usulünün daha başlangıçta bazı davaların açılmamasını sağlayarak sistemin boşalmasının bir nedeni olduğu da unutulmamalıdır .
Cumhuriyet savcısı, ihbar veya herhangi bir suretle bir suçun işlendiği zehabını verecek bir durumu öğrenir öğrenmez kamu davası açmağa gerek olup olmadığına karar vermek üzere işin hakikatini araştırmakla görevlidir. Soruşturma dosyasını tam olarak hazırlayıp hâkime sunmak görevi savcınındır, oysa dosyanın hazırlanması günler sürmektedir . 1970 ve 1980 li yıllarda adli işlem yapan kolluk amirleri için en önemli konunun kolluğun hazırladığı soruşturma dosyasının savcı tarafından eksik veya yanlış işlem nedeni ile geri çevrilmemesi olduğu, zira bu dönemlerde savcıların gerçekten çok titiz çalıştığı, bu anlamda savcıların kolluk açısından eğitici rolünün bulunduğu o dönemlerde adli şubelerde görev yapmış polis müdürleri tarafından ifade edilmektedir . Ancak günümüzde soruşturma dosyasını kolluk hazırlamakta, Cumhuriyet savcısı da bu dosyaya bakarak kamu davası açılmasına gerek gördüğünde bir iddianame ekleyip mahkemeye sunmaktadır.
Bir suçun işlendiği zehabını verecek bir durumu öğrenir öğrenmez işin hakikatini araştırmak ve gerektiğinde kamu davasını açmağa gerek olup olmadığına karar vermekle görevli olan savcılık makamı suç araştırması yapan kolluk teşkilatları ile beraber olması gerektiği halde kendisini yargılama makamı olan hâkimlere daha yakın hissetmektedir. Savcılık ve kolluk teşkilatlarının içinde bulundukları bu psikoloji onları birbirinden adeta uzaklaştırmıştır.
BİR ÇÖZÜM OLARAK TAKDİM EDİLEN ADLİ KOLLUK
1990’lı yılların başından itibaren, her türlü sorunun kaynağı ve çözümü olarak -sanki Ülkemizde adli kolluk görevi yapılmıyormuş gibi- 1992 ve 1996 tasarılarında her yönü ile Adalet Bakanlığına, 2002 tasarısında ise sicil yönünden Cumhuriyet başsavcısına bağlı bir adli kolluk teşkilatı kurulması gündeme getirilmektedir.
Tasarılar polis teşkilatında ihtisaslaşma olmadığı iddiası ile hazırlanmaktadır . Bilinmemekte(mi)dir ki, kriminal polis laboratuarları, 70’li yılların başından; kaçakçılık birimleri, 80’li yılların başından; başlangıçta adı teknik büro olan olay yeri inceleme ve kimlik tespit birimleri, 90’lı yılların ortalarından beri ihtisaslaşmıştır . Hatta terörizmle ve organize suçlarla mücadelede polis ihtisas birimi yapılanmaları, bu konulardaki yasal düzenlemelerden çok önce gerçekleştirilmiştir.
Jandarma ve sahil güvenlik teşkilatlarının askeri yönleri nedeni ile adli kolluk yapılanması sadece polis teşkilatı eksenli olarak düşünülmektedir. Polis teşkilatı ile jandarma ve sahil güvenlik teşkilatları için çifte standart getirilmesi, adli polis ve adli jandarmaya uygulanacak seçme, denetim, sicil verme, cezalandırma gibi konularda adli kolluk olacak kişinin “polis” veya “asker” olmasına göre farklı işlemler uygulanması düşünülmüştür. Esasen Polis Teşkilatı gibi bir kolluk teşkilatı olan, jandarma kuruluşları üzerinde ilgili kurumların yetkilerinin sınırlandırılması, gerek bu örgütün yönetiminde gerek polis-jandarma işbirliğinin sağlanmasında güçlükler yaratmaktadır .
Demokrasi ve kuvvetler ayrılığı ilkesini konumuz açısından irdelemeye çalıştığımızda Cumhuriyet savcısı - Polis ilişkileri ön plana çıkmaktadır. Demokratik yönetimler, erklerin tek elde toplanmamasını gerektirir, kuvvetlerin dengeli dağılımını sağlayan yönetim biçimidir. Kuvvetlerden birinin lehine meydana gelebilecek değişimler yönetimlerin totaliter ve otoriter olmasına meydan verebilir.
Yargının mensubu olan Cumhuriyet savcıların yargılanmaları için özel kanun hükümleri konulmuşken, adli hizmet yürüten polisin haksız ve gereksiz yere kovuşturmaya tabi tutulmasını önleyecek bir sistem ve denge mekanizması mevcut değildir . Adli Polis, görevi ile ilgili işlerde Cumhuriyet savcısına karşı herhangi bir güvence ile korunmamıştır. Ülkemiz şartlarında da yasa koyucu; savcıyı adli polisin amiri yaparak ve doğrudan tahkikat açmasına olanak vererek kuvvetler ayrılığı ilkesine uygun davranmış ve bunun yanında Adalet Bakanlığı’na ve savcılara sicil ve özlük hakları bakımından bağlamayarak gücün tek elde toplanmasını engellemiş, kuvvetler ayrılığı ilkesinin de temelini teşkil eden denge prensibini gözetmiştir.
Adli kolluğun sicil itibariyle Cumhuriyet savcılarına bağlanması halinde, kolluk ve Cumhuriyet savcısının ayrı kuruluşlara bağlı olması durumundaki denge ortadan kalkacaktır.
Ceza ve tutukevlerinin dış koruması jandarma, dolayısıyla mülki idare amirlerinin sorumluluğunda; buna karşılık iç yönetimi Cumhuriyet savcılığının görev ve sorumluluğunda bulunmaktadır. Günümüzde ceza ve tutukevlerinin yönetiminin önemli bir konu ve sorun olduğu açıktır. Bu iki başlı yönetim sakıncalı görülmektedir . Cezaevlerinde yaşanan olaylar dikkate alınacak olursa, benzeri sıkıntıların adli kolluk bünyesinde de oluşmasına zemin hazırlayacağını görmek ve ifade etmek bir kehânet değildir.
Adli kolluk birimlerinin, tarafsız görev yapmadıkları, kişi ve kurumların nüfuzu altında kaldıkları ve adli konuda uzmanlaşamadıkları gerekçeleriyle savcıya bağlanmasının önerilmesi, atama ve sicil gibi yürütmeye ilişkin işlemlerin adli makamlarca yerine getirilmesi yargı ve yürütme organlarının fonksiyonlarının iç içe geçmesine neden olabilecektir. Adli kolluğun Cumhuriyet savcısına bağlanması halinde, Cumhuriyet savcısına yaptırılamayan işler için muhtemelen kolluğa ve özel anlamda polise nüfuz girişimi her zaman olabilecektir. Burada vurgulamak gerekir ki Cumhuriyet savcısı da dahil her kamu görevlisinin, öyle yada böyle güç odaklarının etkisi, nüfuzu, hatta baskısı altında kalabileceği her zaman ihtimal dairesindedir . Mevcut sistemde polisin maruz kaldığı nüfuz ve etkiler, Cumhuriyet savcısı tarafından iddianamenin hazırlanması esnasında bertaraf edilebilecekken, savcının da dahil olduğu bir araştırma işleminin bu nitelikte etkilenmelerden nasıl muhafaza edileceği sorun teşkil etmektedir.
Hazırlık soruşturmasında gerekli teknik incelemeler kollukta yapılabilmektedir. Bilim ve teknik gelişmeler polisin yeni metodlarla çalışmasını sağlamış, özellikle adli bilimlerde şaşılacak neticeler elde edilmesine yol açmıştır. Polis, gelişmelere ayak uydurmuş ve merkezi bilgisayar ağı vb. ile suçla mücadelede atılım sağlanmıştır. Cumhuriyet savcısına suç kolluğunu bağlamak, suç kolluğunun tamamlayıcı birimi olan teknik inceleme birimlerini de Cumhuriyet savcısına bağlamak gibi garip bir sonuç doğurabilecektir.
İz araştırmak ihtisas işi olduğundan, savcı bu konuda yetersizdir . Kaldı ki polis bile kendi içinde, başlangıçta suç araştırması ve soruşturması yürüten asayiş şubesi içinde bulunan; ancak olay yeri incelemesi yapan, delil toplayan, toplanan delillerden parmak izlerini inceleyen olay yeri inceleme ve kimlik tespit birimlerini müstakil bir birim haline getirmiştir.
Suç konusunda teknik açıdan uzman olmayan savcı, kendisine bağlanan uzman polisi yönlendiremez. Eğer bu tür birimler Cumhuriyet savcısına bağlanırsa, gerçek “suç polisi” kendiliğinden ortadan kalkacak ve “savcının hizmetlerini gören, emirle teknik inceleme yapan bir polis” tipi ortaya çıkacaktır. Ayrıca Cumhuriyet savcısının CMUK 66 kapsamında teknik birimlerden daha sonra bilirkişi olarak istifade etmesi de mümkün ol(a)mayabilecektir . Bunun da teknik yönden tarafsızlığı tartışılamayacak bu kurumların faaliyetlerinin alınacak bazı kararlara uygun olarak tartışılmaya açılmasına ve yıpratılmalarına neden olabilecektir. Tarafsızlığı tartışılan bir makama bağlanan objektif görev yapması gereken kolluk birimlerinin de tarafsızlığı şüpheli hale gelecektir . Nitekim AİHM bir kararında, Cumhuriyet savcısına bağlı birimlerin elde ettiği delillerin hukuka uygun olmadığına hükmetmiştir.
Yapılan bir araştırmada incelenen 1117 dosya arasında, polisin doğrudan doğruya kendi gayretiyle tespit ve takip etmiş olduğu suç oranı %32.8’dir. Batı polislerinin faaliyetleri ile mukayese olunduğunda bu çok yüksek bir orandır. Batıda, ortalama olarak, polis olayların % 90’ını ihbar ve diğer yollarla öğrenebilmektedir. Polisin bu ülkelerde kendisinin doğrudan doğruya tespit ettiği suçların oranı %10’u aşmaktadır. Bu ülkelerde suçları ihbar oranı %90 seviyesindeyken, ülkemizde bu oran araştırmaya göre %39.1’dir. Bu da polisin gerek önleyici hizmetler gerekse adli hizmetler bakımından suçun araştırılması ve aydınlatılması için gereken tedbirleri aldığını ve araştırmaları usûlüne uygun yaptığını göstermektedir.
Savcı, ‘kolluk amiri’ olarak yetiştirilmediği için , kolluk savcıya bağlanmamalıdır , bağlanırsa, zayıflar ve bundan suçlular istifade eder. Kolluğun suç öncesi kolluk ve suç polisi bölümlerine ayrılması, kuruluş bakımından değil, görev bakımındandır.
Suç polisi kendi usullerine göre araştırma yapmalı, ancak bu araştırmayı, son soruşturmadaki hukuki görüş açılarından değerlendirebilmesi için, savcı yönlendirmelidir .
POLİS TEŞKİLATI AÇISINDAN ADLİ POLİS
Ülkemizde adli kolluk kurulması için sürekli kanun tasarıları hazırlandığı, hatta bu konunun Hükümet Programlarında yer aldığı da dikkate alınarak Emniyet Teşkilatı olarak görüşlerimizi ilgili tüm kişi ve kurumlara aktarmamız, bunun dışında mevcut adli kolluk yapılanmasında aksayan hususları da süratle iyileştirmemiz gerekmektedir.
Amerika ve İngiltere’de polis, savcıdan bağımsız olarak suç soruşturması yürütmektedir. Danimarka’da polis makamları 1978’den beri, polis işleri denilen sabit olaylarda soruşturma açmakta ve diğer olaylarda dava açması için soruşturma sonuçlarını savcıya devretmektedirler .
AB ülkelerinde kolluğun kullandığı adli ve idari yetkiler ile Ülkemiz arasında derin ayrılıklar bulunmakta, özellikle ABD, Almanya, Fransa vb. ülkelerde kolluk, Ülkemize göre çok ileri düzeyde yetki kullanmaktadır. AB ilkelerine, standartlarına uyum bakımından güvenlik kuvvetlerinin yürüttükleri hizmetler, fonksiyonel yapıları dikkate alınmalı, yetkiler düzenlenmelidir. Zaten AB uyum süreci sonunda bu noktaya gelinmesi bir zorunluluktur, aksi halde ciddi sıkıntılar yaşanabilecektir.
Savcı, suç araştırması ve soruşturmasında kolluğun eylem ve faaliyetlerini yönlendirmeli, kolluk araştırma ve soruşturma işlemlerini tamamlayıncaya kadar olayın dışında kalmalı, soruşturmanın sonunda kolluğun elde ettiği bilgiler çerçevesinde hukuki sonuç çıkaran bir makam olmalıdır.
Ancak sağlıklı bir adli polis sisteminin Emniyet Teşkilatı içinde işletilmesi gerekmektedir:
ETK’nın 9 uncu maddesine derhal işlerlik kazandırılmalı , bu amaçla bir Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Adli Hizmet Başkanı olarak görevlendirilerek suç soruşturması yürüten tüm birimler kendisine bağlanmalı ve ayrıca halen değişik birimlerde adli hizmet gören personel adli polis statüsüne alınmalıdır. Aynı şekilde diğer hizmet birimleri de bir Emniyet Genel Müdür Yardımcısı tarafından o hizmetin başkanı sıfatı ile koordine edilmelidir.
İl Emniyet Müdürlükleri Asayiş Şube Müdürlüklerinde çalışan personel için Asayiş Daire Başkanlığı tarafından SASEM (Suç Araştırması ve Soruşturması Eğitim Şube Müdürlüğü) bünyesinde 1999 yılı başından itibaren yürütülen adli soruşturma kursu benzeri kurslar sürdürülmeli, bu kursları başarı ile bitirenler adli soruşturmacı unvanı ile -dedektif benzeri- görevlendirilmelidir .
2495 sayılı Kanunun 9 ncu maddesinde, esasen adli görevi bulunmayan özel güvenlik teşkilatının görevleri ve yetkileri düzenlenmiştir. Ancak bir suç işlenmesinden sonra bu teşkilat personelinin adli görevi de başlamaktadır. Bu anlamda özel güvenlik personeli “görev alanları içinde işlenmiş veya işlenmekte olan suçları derhal genel kolluk kuvvetlerine bildirmekle beraber, genel kolluk kuvvetleri gelinceye kadar şüphelileri/sanıkları yakalamak ve gözaltına almak, delilleri muhafaza etmek, genel kolluk kuvvetlerinin işe el koymasından itibaren emrine girerek ona yardımcı olmak”la da görevli/yetkilidir.
Bu açıdan bakıldığında adli (suç araştırması ve soruşturması) konular(ın)da bir idari polis ile bir özel güvenlik personeli arasında fark bulunmamaktadır. İdari polis de adli konularda sadece işlenmiş veya işlenmekte olan suçları derhal adli polise bildirmeli, adli polis gelinceye kadar kaçmakta olan şüphelileri/sanıkları yakalamalı, delilleri muhafaza etmeli, adli polisin işe el koymasından itibaren onun emrine girerek yardımcı olmalıdır.
Terör, kaçakçılık ve asayiş şubeleri suç soruşturması yürüten birimler olduğundan terörle mücadele birimleri siyasi polis değil adli polis statüsüne alınmalı, ayrıca adli hizmetlerde niteliğin artırılabilmesi için adli hizmet yürüten bu şubelere suç önleme görevi verilmemelidir .
İl Emniyet Müdürlüklerinde resmi ekipler ve motosikletli (Yunuslar) – bisikletli (Martılar) polis timleri ya ilçe emniyet müdürlüklerine devredilmeli veya önleyici/devriye hizmetleri gibi bir ad altında yeniden yapılandırılmalıdır .
Emniyet Genel Müdürü doğrudan İçişleri Bakanına bağlı hale getirilmelidir.
Mülki idare hizmetleri ile genel güvenlik, suç araştırma ve soruşturma hizmetlerinin birbirinden farklı konular olduğu gerçeğinden hareketle mülki idare hizmetlerinin emniyet hizmetleri sınıfına olan etkileri azaltılmalıdır.
5442 sayılı Kanunun 10 ve 32 nci maddeleri ile 3201 sayılı Kanunun 4, 9 ve 10 uncu maddeleri aralarındaki var gibi gözüken çelişkiler Branş Yönetmeliği hükümlerine göre yorumlanmalı, branşlı personelin ilgili birimlerde istihdamı sağlanmalı, Emniyet Genel Müdürlüğünün yetkileri bu konuda arttırılmalıdır. Bu süreçte il ve ilçelerde görevli personelin branşı dışında bir birimde çalıştırılma(ma)sı konusunda mülki amirler tasarruf yetkilerini Yönetmelik ve ilgili branş yönergeleri hükümlerine göre kullanmalıdır.
Yeni bir teşkilat ve personel kanunu çıkarılmalıdır .
Emniyet hizmetleri sınıfı için yeni kadro verilmeyerek kadro sayısı küçültülmeli, ancak polislik bir kariyer mesleğine dönüştürülerek personel nitelikli hale getirilmelidir. Bu şekilde Teşkilatın büyük sorunu olan özlük haklarının iyileştirilmesinde personel sayısının fazlalığının getirdiği yük öne sürülemeyecektir.
Özel güvenlik hizmetleri yaygınlaştırılmalı , genelevler, spor müsabakaları, sanat gösterileri gibi alanlarda genel kolluk kuvvetleri görevlendirilmemelidir . Bu şekilde hem yeni istihdam alanları yaratılabilecek hem de nimet-külfet paylaşımı söz konusu olacağı için herkes kendi sorunlarına sahip çıkabilecektir.
04.10.2000 tarih ve mükerrer 24190 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 610 sayılı Polis Yüksek Öğretim Kurumları Hakkında KHK, polis okullarını iki yıllık PMYO’na dönüştürmüştür. Bu okullar polis memuru yetiştirmek amacı ile açılacak ve eğitim-öğretim verecektir. Bu okulların açılması da, önceki yıllardaki uygulamanın aksine Maliye Bakanlığının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığının teklifi ve Bakanlar Kurulu kararı ile mümkün olabilecektir. Belki bu şekilde politik kaygı veya beklentilerin değil gerçek ihtiyaçların dikkate alınması söz konusu olabilecektir.
Ayrıca alınacak öğrencilerin seçiminde ÖSYM tarafından yapılan ÖSS sonuçlarının esas alınması, bunlar arasında ayrı bir özel yetenek sınavında başarılı olanların seçilmesi son derece önemli ve sevindirici gelişmelerdir. Öğrenci seçme amacıyla birinci sınav ÖSYM tarafından yapılmaya başlanmıştır. “Bari polis olayım” anlayışının yıkılması çabalarından asla taviz verilmemeli; polislik bir “kariyer mesleği” haline getirilmeli , Emniyet Teşkilatı da, kamuya giriş yolu, işe yerleştirme merkezi halinden çıkarılmalıdır.
Ön lisans eğitimi verilen PMYO’da ilk yıl genel polislik bilgileri verilmeli, davranış biçimi kazandırılmalı, ikinci yılda her bir polis okulu bir hizmet sınıfı için -çevik kuvvet, trafik, adli hizmet, teknik hizmetler, istihbarat gibi- ihtisas okulu olarak ayrılmalıdır.
YGİY’nin 28 inci maddesi gereği adli hizmet yürütecek kolluk personelinin eğitim görmüş olması gerektiği için yine aynı Yönetmeliğin 29 uncu maddesine istinaden suçluluk psikolojisinden anlayan, sabırlı, soğukkanlı, kavrama kabiliyeti yüksek, psiko - teknik testten geçirilmiş öğrenciler seçilerek, adli hizmetler için ayrılacak PMYO ihtisas bölümünde eğitimine devam etmelidir.
Adli Polis temel eğitimi sayılabilecek bu eğitimden sonra terör, kaçakçılık, cinayet, hırsızlık, olay yeri inceleme, parmak izi, balistik, grafoloji gibi özel ihtisas isteyen alanlarda ayrıca eğitim verilmeli, bu eğitimler oryantasyon eğitimleri ile de yinelenmelidir.

 
 Yazar: Halil Yılmaz 23.01.2008  
 

Yazarın Diğer Yazıları:

  Yorumlar
 
İsim:  ahmet20111@yahoo.com
 
Yorum: 
 
İsim:  YAVUZ
 
Yorum: 
 
İsim:  mehmet
 
Yorum: 

  Yorum Yaz
 
İsim: 
 
Yorum: 
Kalan Karakter Sayısı:
 
Şifremi Unuttum 
Kayıt Ol 
YAZARLARIMIZ
Sınıf KOMİSERİ
Sınıf KOMİSERİ ETÜT SAATİ 21 BİRİNCİ VE İKİNCİ SINIFTAKİ ÖĞRENCİLERİN İLİŞKİLERİ
Abdullah MOLLAOĞLU
Abdullah MOLLAOĞLU Ertuğrul ÖZKÖK Medya Peygamberi mi?
İsmet KAPLAN
İsmet KAPLAN Makam teklifi neden istenebilir?
Elveda TANIK
Elveda TANIK Uyuşturucu Madde Kullanımının Kişi ve Toplum Üzerindeki Etkisi
Emsal TOPRAK
Emsal TOPRAK BAĞIMLININ BİR GÜNÜ!
Alparslan ALTEKİN
Alparslan ALTEKİN İNGİLİZ POLİSİ 16 ÜNİFORMA TEÇHİZATLARI
Caner TEKİNTAŞ
Caner TEKİNTAŞ KADRO MEKTUPLARI 17 Kalecik
Ercan TAŞTEKİN
Ercan TAŞTEKİN POLİSLİĞİN "P" Sİ
AST SINIF
AST SINIF KOLEJ YAZILARI-7 NÖBETLER
Önder AYTAÇ
Önder AYTAÇ Emniyet ve Anadolu´nun Sesi: Yaşasın TSK, Kahrolsun Militarizm ve Polis Devleti
Murat DAĞLAR
Murat DAĞLAR Tecavüzü Seyretmek
Fatih BALCI
Fatih BALCI Düşsel Gerçekler
İlhan DAĞDEVİREN
İlhan DAĞDEVİREN BU, ACI..
Ömer Faruk GÜLTEKİN
Ömer Faruk GÜLTEKİN Yokolan İnsanlık
 
 

   designed and coded by sucveceza.comekibi © 2007. Ayrıntılı bilgi  Her Hakkı Saklıdır.