|
| Ulusların Kördüğümü; Terörizm Ve Gençliğimiz |
|
| Yazar:
Mehmet FASIL |
09.01.2008
|
 |
GİRİŞ GEÇMİŞTEN BUGÜNE TERÖR Kelime anlamı “korku, sarsıntı, dehşete düşme” şeklinde açıkladığımız terör kavramı insanlığın başlangıcından beri hep varolan bir kavram. Kesin olmamakla beraber, ilk tanımı Fransa’ da ihtilalden hemen sonra basılan bir sözlükte karşımıza çıkıyor. Terörün tanımının ortaya konulmasında orjin olarak alınabilecek kesin bir tarih olmamasıyla birlikte, bana göre terör, insanlığın ilk yıllarından bu yana hep vardı. Nitekim tarihte ilk dönemleri incelediğimizde gruplar, kabileler, boylar ve giderek devletleşme aşamasına gelen toplum yapıları görüyoruz. Bir diğer manasıyla terör işgalcinin tutunmayı hedeflediği coğrafyalarda istikrarsızlık ve bunalım ortamı yaratmak için yaymış olduğu yıkıcı bir düşünce akımıdır. Tarihte bazı toplum yapılarında, o yıllarda adı terör olarak algılanmasa da gerek devlet rejimi, gerekse yönetici kadro tarafından uygulanan müdahaleler, yaptırımlar, uygulamalarda terör tanımı kapsamı çerçevesinde kabul ettiğimiz olgular yer alıyor. Roma İmparatorluğu’nu bu konuya örnek olarak inceleyebiliriz. Kamuoyunca terörizm tanımı “korku ve dehşet hegemonyası” olarak algılandı ve bu hegemonya da karanlık çağ Roma’sında bizatihi vardı. Yönetim planı halkı kontrol altında tutmak ve bunu yapabildiği müddetçe var olmak her devlet politikasında vardır ama bu güç teröre varan yaptırımlarla ayakta duruyorsa, Roma’ da terör en az günümüzdeki kadar vardı. Halkı askeri müdahale ile kontrol altına almak, çoğu zaman zevk için, bazen de gerekli gördüğünü (!) aslanların önüne atmak, halkı sınıflara bölerek gerekli otoritenin kurulduğunu sanmak gafletine düşen Roma, bunu yapmakla en büyük zararı kendine verdi. Sınıflara böldüğü toplumlar arası iç çatışma Roma’nın sonunu getirdi. Fakat Roma son ana kadar bunun farkında bile değildi. ¹Hasan Sabbah da bu konuda ilginç bir o kadar da korku verici bir örnek. Tarihte terör liderlerinden biri olarak gördüğümüz Sabah, kurduğu örgüt ile yıllarca hakimiyetlerin, saltanat sahiplerinin korkulu rüyası olmuştur. 1090 yılında Alamut kalesinde eğitim ve örgütlenme mücadelesine yeni bir boyut kazandırarak, Alamut kalesini kendisine merkezi üs olarak seçti. Alamut kalesi, Elbruz Sıradağları’nın en doruğunda olup, çok korunaklı bir konumdadır. Nitekim yıllarca ordular Alamut’u kuşatmalarına rağmen fethedememişlerdir. Hasan Sabbah burayı bilinçli seçmiştir. Hasan Sabbah, Alamut’un bütün eksiklerini tamamladı. Su kanalları açıp, ambarlar kurdu. Çevredeki küçük kaleleri alıp onlara kuleler yaptı. Bu arada bazı kurallar getirip, sosyal reformlar yaptı. Böylece her birey kendisini Sabbah’ ın kurduğu birliğin sorumlu bir üyesi ve onun ayrılmaz bir parçası olarak hissetmeye başlamıştır.Etrafına topladığı fedailerine sarayında haşhaşlar, afyonlar içirerek zihinlerinde ne var ne yok silmek, onlara kendi ideolojisini aşılamak, sonra da istediğini yaptırmak, yıllara mâl olmuş ama kazanılmış terör anlayışının bir diğer örneği.
Günümüze yaklaşacak olursak terörün yeni çağ Almanya’sı, Çin ve bilhassa Rusya gibi ülkelerde de rastlıyoruz. Boyunduruğu altındaki onca özerk devletin kontrol altında tutulması gerekirdi. Özerk devletlerin yapacakları hamleleri engellemek, ekonomilerini kendine bağlama, nefesini enselerinde hissettirme adına alınacak önlemlerden biri de (kendilerine göre) terör olmalıydı ve bunu fazlasıyla başardılar.
Sonuç olarak terörü sadece son birkaç asırda incelemek ve ona göre yargılara varmak son derece yanlış bir tutum. Zaten böyle bir metodolojinin bir anda ortaya çıkması düşünülemez. Terör hep vardı. Yerine göre isim değiştirdi, yerine göre boyut değiştirdi ama hep vardı. Değişmeyen tek şey ise terörün getirdikleri.
PEKİ AMA NEDEN TERÖR?
İdeolojiler asrı olarak tarihe geçecek olan 21. asırda yepyeni bir savaş modeli ortaya atıldı. Ama bu savaşın diğerlerinden farkı, elde kılıç, kalkanla meydanlarda yapılmıyor olması. Bu savaş meydanlarda değil, zihinlerde. Hedefi; tam olarak insan ve insan davranışları.Terörün zaten varolduğu çık eski çağlardan bu yana, düşman devletlerin; düşmanının duygu, düşünce, davranış, inanç ve mücadele azimlerini etkilemek isteği vardı. Nitekim gittiği savaşlarda Mehteranı yanından eksik etmeyen Osmanlı, bu heybetli kurum ile düşmanlarına göz dağı vermiştir.
Öyle ki Fransa ile yapılan bir savaştan önce Fransız kralı Fatih’e söylediği; “İstersen benim iki katı ordumla gel, razıyım ama ne olur şu Mehteranı yanında getirme!” sözleriyle psikolojik savaşın ne kadar önemli olduğunu anlıyoruz. Mehteranın marşlarının Osmanlı askerinin savaş psikolojisiyle doğrudan ilgili olduğunu ve askeri, manevi duygular açısından tetiklediğini apaçık görüyoruz. Bu, tarihteki psikolojik savaşlardan yalnızca bir örnekti. Fatih bunu zamanın kendine özgü metotlarıyla yapmıştı ama günümüzde gerek teknolojik gelişmeler, gerekse kitlesel iletişim araçlarıyla bu baskı ve tahribat korkunç bir seviyeye ulaştı. Asırlardan bu yana milletler, hedeflerine ulaşabilmek, yayılımcı politikalarını sürdürmek, kendilerini kabul ettirmek için savaşmak zorundaydılar.
Bu mücadeleleri ve savaşları “sıcak savaş” olarak adlandırdık. Fakat bu anlayış günümüzde yerini fertlerin zihinlerini hedef alan mücadelelere bıraktı. Bu amaçta teknoloji, teknik bilgi, kitlesel iletişim vb. kullanıldı, stratejik hesaplamalar yapıldı ve bunların hepsi bir arada “soğuk savaş” adını aldı.
Çoğu ülkelerin ekonomik, siyasi, idari alanlarında yardımcı organ görevini üstlenen psikolojik savaş çoğu ülke coğrafyasında kullanılıyor. Endişe veren nokta ise şu: Maalesef gelişmekte olan ülkelerde de ziyadesiyle uygulanan psikolojik savaştan dolayı ülkeler, askeri, ekonomi, siyasi bakımdan sağlam temeller üzerine oturamıyor ve sosyal yapı ciddi manada zarar görüyor. Bu durum ise ülke yönetimlerini kararsızlık ve endişede bırakıyor. Unutmayalım ki hayatta başarılan bütün işler, alınan bütün kararların analizi ve sonuca bağlanması gibi birbirine bağlı yönetim mekanizmaları sağlam ve dinç beyinlerle olur. Çözülmek istenen bir mesele üzerinde kafa yoran bir dimağ için en büyük engellerden biri de hiç şüphesiz mesele üzerine yoğunlaşamamasıdır. Bunu fert planında olduğu gibi, cemiyet planında da düşünebiliriz. Karşısına çıkan her türlü soruna çözüm üretebilecek bir mekanizmanın toplumda varlığı; karşılıklı fikir alışverişi, düşüncelerin rahatça ortaya konulduğu demokratik bir ortam ve aydın insanlarla olur. Karşılıklı saygı ve sevginin, düşüncenin, fikir birliğinin olduğu bir toplumda ise teknoloji, ekonomi, siyasi, adli, askeri konularda çok güzel fikirler ortaya çıkabilir. Alınan bu önemli kararlarla ulus yeni bir hamle, yeni bir sıçrayış yapıp, milletini dünya dengesinde hakim kılma anlayışı olacaktır. İşte tam bu noktada gerek ulus içindekilerin gerekse düşman devletlerin alışılmış “soğuk savaş” taktiklerinden biri girer ortaya: Terör
Terör bir amaçtan ziyade, gerçekleştirilmek istediği hedeflere ulaşmak isteyen bir devlet için basamaklardan sadece biridir. Yıpratmanın, parçalamanın sadece bir hecesi ama önemli bir hecesi. Asla varolan düzeni yıkmak gibi bir düşüncesi olmayan terör, mevcut düzen içinde ikilik yaratarak rant kazanıyor. Kısacası insana, toplu yaşama dair ikilik olabilecek ne varsa terör malzemesi.
PSİKOLOJİK HAREKâT
İlk defa 2. Dünya Savaşı sırasında Almanların kullandığı taktikler olarak kayıtlara geçmiş olan psikolojik harekat belirli bir amaca yöneltilmiş planlar, faaliyetler ve olaylar serisi olarak tanımlanır. Bu harekatın zamanı, süresi, nasıl uygulanacağı ise hedef alınan toplum, beklenen sonuç ve diğer unsurlara göre farklılık gösterir. Bu açıklamalar ışığında psikolojik harekatın tarifi şu şekilde yapılabilir: ²Psikolojik savaşı da içine alan düşman, tarafsız ve dost gruplarda milli hedef ve menfaatlerin gerçekleşmesini destekleyecek duyguları, tutum ve davranışları oluşturmak için planlanan ve uygulanan siyasi, ekonomik ve ideolojik faaliyetlerdir.
Her ülke ve toplum kendi milli hedef ve menfaatlerini gerçekleştirmek için diğer toplumların duygu ve düşüncelerini etkilemek, böylece onlardan bir adım önde olmak zorundadır. Bunu da psikolojik harekat planları ortaya koyarak yapar. Bu faaliyetler sıradan ve gündelik faaliyetler değil, derinlemesine planlı, programları ve istikrarlı faaliyetlerdir. Bu faaliyetler belirli bir konudan çok; ekonomik, politik, kültürel, askeri ve ideolojik faaliyetlerin hepsini içerir. Oldukça karmaşık ve zor çözümlenebilir bir yapısı olan psikolojik harekat yine aynı karmaşıklık yapıdaki icra (yaptırım) organları ile yürütülür. Psikolojik harekatın hedefi olan ülkelerdeki bütün kurum ve kuruluşlar, hatta vatandaşlar dahi ciddi bir psikolojik baskı altındadırlar. Bu psikolojik baskıların hedefinde ise milli birlik ve beraberliğin nötr alize edilmesi vardır. Bu haliyle psikolojik savaş ülke içindeki kaynakları ve dinamizmi yok eder. Gerçekten de sıcak harpler ve her türlü silahlı mücadelelerde düşmanı teşhis ve tespit mümkündür ancak psikolojik savaşta teşhis çok zordur. Bu zorluk psikolojik harekatı olmayan ülkelere zorluklar yaşatmakta, psikolojik harekat sahibi ülkelere kolaylıklar getirmektedir. Aslında psikolojik savaş bir noktada “kansız savaş” haline dönüşmektedir.
TERÖR VE GENÇLİK
Terörün ana unsurlarından biri olan psikolojik harekatta hedef alınan fert, grup ve toplumları kesin hatlarla birbirinden ayırmak oldukça zordur. Ancak mevcut potansiyel ve etkileme güçleri göz önüne alınarak belli hedef gruplarının diğer kesimlere nazaran daha fazla hedef olduğu, bu kesimlere psikolojik baskıların daha fazla olduğu bilinmektedir. Bu açıdan inceleme yapıldığında üniversite gençlik, idareci ve öğretim görevlilerin iç ve dış tehditlerin yoğun psikolojik baskılarına daha fazla maruz kaldığı gözlenmektedir. Üniversitelerde öğrenim gören gençlerimiz toplumu etkileme gücü, duruma uygun hareket edebilme özelliği, teşkilatlanabilme potansiyeli vb. özellikleri açısından sadece bizim ülkemizde değil tüm dünyada hasım devlet ya da terör gruplarının dikkatini çekmiştir. Bunun bir sonucu olarak ta genç kuşak yoğun bir psikolojik baskıya maruz kalmaktadır. Bu açıklamalar ışığında düşman psikolojik harekatına hedef olma işlemi, bütün toplum için geçerli olmakla birlikte, hedef öncelikleri ve hedef hassasiyetlerinde farklılıklar mevcuttur. Hedef gruplar arasında ilk akla gelecek kitle mutlaka üniversite gençliği ve idareciler olacaktır. Gençlik üzerinde her yönüyle etkili olan öğretim kadroları, düşman psikolojik harekatının öncelikli hedeflerinden olacaktır. Bu kadrolar da orta yaş ve olgunluk dönemindeki fertlerden oluştuğu ve genellikle bu devre ekonomik ihtiyaçların ağır bastığı, geçim ve hayat şartlarından doğan endişelerin çoğaldığı bir devredir. Bu dönem insanına yaklaşma yolları genelde ücret, fiyat, zam ve benzeri ekonomik faaliyetler üzerine bina edilir.Planlanan fikirler ekonomik temalar ağırlıklı sunmaya çalışılır. Olgunluk ve yaşlılık döneminde ise kitlelerde şefkat, yardım, acıma ve benzeri duyguların ağır bastığı dönemdir.
O halde bu devreye sunulmak istenen fikir silahsızlanma, barış dernekleri, af örgütleri gibi konularla olmalıdır. Düşman harekat planlarının en yaygın ve en önemli hedef grubunu ise genç kuşak oluşturmaktadır. Cesaretin çekingenliğe, macera isteğinin rahata, duyguların mantığa üstün geldiği bu devrede en etkin duygu idare ve otoriteye karşı gelme, otoriteden kurtulma duygusudur. Bu özelliklerden yararlanmak isteyen düşman, psikolojik harekatını genç neslin bu özellikleri üzerine bina etmektedir. Çeşitli kitle iletişim araçları ile gençlik kesimine aktarılan bu temalar büyük etki göstererek her tür otoriteye karşı davranışların doğmasına sebep olmaktadır.
HEDEFTEKİ GENÇLİĞİN ÖZELLİKLERİ
³Psikolojik harekat çerçevesinde düşmanın harekat taktiğini gençlerin bu çağdaki psikolojik rollerinin belirlediğini daha önceden söylemiştik. Bu çağdaki gençler;
1.Fiziki özelliklerinden meydana gelen ani değişikliklerden dolayı kendilerini değersiz görürler ve güvensizlik duygusu taşırlar.
2.Duyguları çabuk iniş çıkış gösterdiğinden çabuk sevinir, çabuk üzülür, birden sinirlenir, olur olmaz şeyleri sorun yaparlar. Bu nedenle tepkileri önceden kestirilemez.
3.Alıngan davranıp, hiç eleştiriye gelemezken ana-babayı yerli yersiz eleştirmeye başlarlar.
4.Sürekli bir geliş gidiş içerisinde, maceracı ve kabına sığmaz bir ruh yapısına sahip olduklarından gelgeç hevesleri çoğalmıştır.
5.Bencilleşirler, istekleri artar, konan yasakları saçma, kendine tanınan hakları yetersiz bulurlar.
6.Ana-babadan devlete varana kadar otoriteyi temsil eden her şeye başkaldırma eğilimi taşırlar.
7.Coşkulu, hayalci, idealisttirler. Duygu ve düşüncelerini inançla savunur, haksızlıklara karşı acımasız bir tutum takınır, yaşanan gerçeklere pek aldırmadan toplum düzeni birden değişsin, eşitsizlikler ortadan kalksın isterler.
Bu ve benzeri özelliklerinin çok iyi bir etüdünü yapan psikolojik harekat sahipleri onlara özgürlük, otoriteden kurtulma, macera vb. duygular merkezli fikirler aşılayarak en çok istedikleri genç kesimi de yanlarına almış olurlar
MUTLU YARINLARIN KÖRPE DİMAĞLARI: TÜRK GENÇLİĞİ
Psikolojik harekat adına, dolayısıyla terör adına gençliğin ne kadar önemli olduğunu kavrayan zararlı gruplar onu ele geçirmek adına bütün yollara başvuruyorlar. Bu noktada topluma gençliği koruma adına büyük bir görev düşüyor. Aslında toplum, gençlik için yapması gerekeni yaptıktan sonra gençliğimiz kendini bu zararlı gruplara karşı koruyacaktır. Toplumun yapması gereken gençliğimize sahip çıkmak, onu korumak, gençliğe içinde bulundukları hassas dönemden dolayı nasıl davranacağını bilmekle olur. Gençliğiyle ilgili projeleri olmayan bir toplumda, başıboş bırakılan bir gençlik her geçen gün uçuruma sürüklenir. Bu yüzden toplumun gençlikle ilgili, onu korumak adına, bilinçlendirmek adına muhakkak birtakım projelerinin olması gerekir. Bu projeler sadece tek taraflı bir çalışmayla olmaz, yürütülen çalışmalarda genç kuşağın da olması gerekir. Psikolojik harekatın ana öğesi olan gençler bu harekatla ilgili olarak bilinçlendirilmeli, etkisi altında olduğu yoğun programın kendisine ne gibi zararlar getirdiğini bilmeli ve bu bilgiyle kendisiyle ilgili önlemler almalıdır. Terörün Türkiye’ de gelişimi sürecindeki ilk yıllarda psikolojik harekat grupları gençliğimiz adına üniversitelerde faaliyet gösteriyorlardı. Fakat son yıllarda, psikolojik harekatın üniversite düzeyinde başlatılmasının çok geç olduğunu fark eden gruplar, faaliyetlerine lise düzeyinden başlamışlardır. Okulda örgütlenmeler, uyuşturucu madde kullanımı ve okulda yaygınlaştırılması, grubun fikirlerine ters düşen öğretmen ve öğrencilerin tehdit edilmesi gibi kollarla liselerde faaliyet göstermeye başlayan gruplara karşı başta devlet olmak üzere, sivil toplum kuruluşları, özel kurumlar, Türk Emniyet Teşkilatı da aktif olarak çalışmaktadır. Nitekim Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde yürütülen gençliğimizi bilgilendirme projeleriyle Terörle Mücadele Ve Harekat Daire Başkanlığı önderliğinde özellikle doğu bölgemizde, lise düzeyindeki okullarda 15- 20 kişilik gruplar halinde öğrencilerin konu hakkında bilgi sahibi olmaları sağlanmaktadır. Yapılan bilgi seminerleri, toplantılarına başlamadan önce Emniyet Genel Müdürlüğü’nün yaptığı bir araştırmanın sonucu ortaya çıkan sonuçlar gençliğin ne denli önemli olduğunu göstermesi açısından son derece önemlidir.
⁴Emniyet Genel Müdürlüğünün 826 sol terör örgütü elemanının dosyası üzerinde yaptığı bir araştırma sonucunda; Yaş Gruplarına Göre Dağılımları: % 65 14-25 yaş grubunda % 16.8 25-30 yaş grubunda % 17.5 30`dan sonrası oldukları, Öğrenim Durumlarına Göre Dağılımlarının ise: % 20.4 Yüksekokul mezunu ya da öğrencisi, % 33.5 Lise mezunu ya da öğrencisi, % 14 Ortaokul mezunu % 29 İlkokul mezunu % 1.9 Cahil oldukları tespit edilmiştir.
200 sağ terör örgütü elemanının dosyaları üzerinde yapılan araştırmada: Yaş Gruplarına Göre Dağılımları: % 2.5 10-14 yaş grubunda % 72 15-25 " % 17 25-29 " % 6 30-34 " % 2 35-65 " Öğrenim Durumlarına Göre Dağılımları: % 22 Yüksekokul % 40 Lise % 14 Ortaokul % 19 İlkokul % 2.5 Okur-yazar % 1.5 Cahil oldukları anlaşılmış.
Son olarak 262 tutuklu terör örgütü PKK elemanı üzerinde yaptığı bir anket çalışmasında; Yaş Gruplarına Göre Dağılımları : % 54 14-25 yaş grubu arasında % 34 26-37 " % 12 38-58 " Öğrenim Durumlarına Göre Dağılımları : % 11 Üniversite % 16 Lise % 13 Ortaokul % 39 İlkokul % 12 Okur-yazar % 9 Okuma-yazma bileyen cahil oldukları tespit edilmiştir.
Projelere başlandıktan sonra, Emniyet içerisindeki bilgi ağı sayesinde Türkiye’nin herhangi bir bölgesinde, eğer zararlı grupların ilgilendiği öğrenci ya da öğrenciler tespit edilirse hemen o öğrencilerle ilgilenilmekte, harekat grubu ulaşmadan gençlere ulaşılmaktadır. Terör örgütlerinin elinden kurtarılan gençlerin aileleri Emniyet’e minnettar kalmaktadırlar. Kurtarılan gençler okula yönlendirilmekte, ihtiyaçları karşılanmakta, topluma kazandırılmaktadırlar. Bu sayede bir çok genç toplumda yeniden aktif rol almaya başlamış, öyle ki örgütlerin elinden kurtarıldıktan yıllar sonra bu işin başına geçen gençlerimiz dahi olmuştur. İstatistiklerde ortaya çıkan sonuçlar her geçen gün daha da azalmaktadır ve bu durum Türkiye’nin gelecekteki güzelliklere gebe olduğunun göstergelerinden yalnızca bir tanesidir.
Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde yapılan bu çalışmalarda başarı sağlandığı apaçık ortadadır. Nitekim yapılan araştırmalarda birebir ilgilenilen her 100 öğrenciden 86’sının ailesi, Türk Emniyet Teşkilatı’na mutluluklarını ve başarılarımızın devamı dileklerini iletmişlerdir.
Saygılarımla
*POLİS KOLEJİ 4. SINIF ÖĞRENCİSİ
İLETİŞİM TOPLULUĞU
Kaynakça: 1- 05.12.2007 tarihli Polis Koleji “Türkiye’nin Kanayan Yarası: Terör ve Şehitlerimiz” konferansı 2- http://tr.wikipedia.org/wiki/Hasan_Sabbah Abdülkerim Özaydın; “hasan Sabbah” TDVİA, C. 16, İst. 1997 Abdülkerim Özaydın makaleler;Alamut Kalesi, Türk Kültürü, Eylül 1986, sayı 281 3- 12 nisan 1985 günü Yükseköğretim Kurulu merkez binasında verilen “Türkiye’de Anarşi ve Terörün Sebepleri ve Hedefleri” konferansı 4- Prof. Dr. Naci GÜVENÇ, Türkiye’de Anarşi Ve Terörün Sebepleri Ve Hedefleri 5- http://www.terorizm.info/index.php?option=content&task=category§ionid=3&id=20&Itemid=40 6- http://sucveceza.com/yazi-62.html, Terör Ve Gençlik
|
| |
| Yazar:
Mehmet FASIL |
09.01.2008 |
| |
| |
| İsim: |
İSMET KAPLAN |
| |
| Yorum: |
|
|
| |
| İsim: |
İSMET KAPLAN |
| |
| Yorum: |
|
|
| |
| İsim: |
Ziya KORKMAZ |
| |
| Yorum: |
|
|
|
|