Suç yapısı gereği insanların düzenine aykırı davranış içerisinde olmakta ve adeta topluma meydan okurcasına varlığını sürdürmekte iken topluluk tarafından tepki görmeye başlar ve suçun meydana getirdiği huzursuzluk ortamını yok etmek için otorite tarafından cezayla karşılığını alır. Amaç suçluyu cezalandırmaktan öte suça yöneliktir. Böylece bu suçu işleyen kişi cezalandırılarak suçun önüne geçilmeye çalışılmak ve toplum koruma şemsiyesi altına alınmaktadır.
Gelişmiş toplumlarda suça karşı olarak verilen tepkinin yansıması olan ceza bir sistem halinde kurumlar ve yargılama evreleri topluluğu şeklinde düzenlenmiş olup ceza, uzun ve karmaşık bir sürecin sonucunda verilmektedir. Bireyin ceza alma aşamalarında suçun işlenip yakalanmasından başlayarak güvenlik güçleri, mahkeme ve cezaevi süreçlerinden geçmektedir. Bu yüzden suçun tahlilli aşamasında bu kurumları önemi büyük olup Kuzey Amerika Kriminolojisi bu alandaki ilk çalışmaların yapmış ve ceza sisteminde de suçlu kişi ile suç olgusunun tanınması kadar önemli olduğu anlaşılmıştır.
Bir şekilde işlenen suçun sonucu olarak ceza hukukunda karşılığı yaptırım olarak belirlenmektedir. Yaptırım sistemin temel ilkelerinden birsidir. İnsanların suç karşısında belirledikleri cezai yaptırımın boyutları ülkeler arasında farklılık göstermekte iken her ülke cezaya farklı bir bakış açısı ile yaklaşmaktadır.
Temel olarak cezanın uygulanmasındaki amaç caydırıcılık olurken aslında cezanın uygulanış sebeplerinden birisi suçluyu eğitmektir. Nedense insanlar hemen suç karşısındaki cezanın caydırıcı olup olmadığından bahseder ama caydırıcı olan cezanın bireyi ne kadar suç işlemeyi engellediği ve onu eğittiği göz ardı edilir.
Ceza da asıl amaç suçu önlemek olduğuna göre suçun işlenmesi durumunda yaptırımın uygulanması aşamasında suçlulara mutlak suretle sosyal alanlar öncelikli olmak üzere eğitilmelidir. Fakat eğitime öncelik verilirken herhangi bir suç karşısındaki yaptırımın caydırıcılığı unutulmamalıdır. Caydırıcılık unsuru bireyin suç işleme duygusunu bastırır ve kontrol altına alır. Tekrar suç işleme oranının artması durumunda cezalardaki caydırıcılık, eğitim ve toplumsal denge mutlaka gözden geçirilmelidir.
Birtakım suçlularda; cezanın yaptırımının ağır olmasına rağmen o kişinin tekrar suç işlemesine rağmen bazılarında o suç işlemekten dolayı toplum tarafından itibarının düşmesi gibi kaybolan konumundan dolayı utanç duyması ona yeterli bir boyut olarak karşısına çıkmaktadır. Nitekim bazı kap-kaç, tecavüz gibi suç işleyen bireyler, güvenlik güçleri tarafından yakalandıklarında ailesi ve sosyal çevresi içerisine çıkamayacağını düşünerek kendilerin nezarethanelerde asarak intihar etmektedirler. Bu gibi kişiler için teşhir edilmek bile çok ağır gelmektedir.
Suçluların tekrar suç işleme oranlarına bakıldığında bu oran cezanın hangi tarafa olursa olsun %30-35'in altına düşmediği ve hapsetmenin söz konusu olduğunda %50'ye kadar çıktığı bile gözlenmiştir. Ölüm cezaları acısından tekrar suç işleme olasılıklarına bakıldığında bu cezaların önemli bir caydırıcılık gücü olmasına rağmen halen daha ölüm cezası olan ve infazı gerçekleştirilen ülkelerde yine sonucu ölüm cezası yaptırımı gerektiren suçlar işlenmektedir. Peki insan öleceğini bile bile neden suç işlemektedir sorusu ciddi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunu cevabı herhalde; hiçbir suçlu yakalanmayacağını düşündüğü için suç işler diyerek kesip atmak ilmi bir cevap olmasa gerek. Asıl çözümün bireylerin eğitiminden ve toplumsal dengenin oturması ile sonuca ulaşılacağı unutulmamalıdır.
Bu Çalışma www.sucbilimi.org Adlı Siteden Alınmıştır.