Sormaz ki bilsin bilse sorar;
Bilmez ki sorsun sorsa bilir.
Şeklinde formüle edilmiş bu sözü ben çok sever ve yeri geldiğinde de kullanmaktan hiç çekinmem. Bu sözün anlatmak istediğini uyuşturucu kullanma kültürü ile ilişkilendirerek anlatmaya çalışacağım.
Bu güne kadar yaptığım “Gençleri risklerden ve madde bağımlılığından koruma” konulu eğitimlerdeki gözlemlerime göre; bilhassa öğrencilerimiz başta olmak üzere öğrenci velilerimiz “madde bağımlılığı” konusunda ya hiç bir şey ya da çok az şey biliyorlar. Bize has bir özellik olan “sorunla yüz yüze gelene kadar önlem almama ya da çözümü erteleme” anlayışı ve davranışı madde bağımlılığı konusunda da geçerli.
Sanılıyor ki; madde bağımlılığı ancak metropol şehirlerde, üniversite kampüslerinde, milyonların yaşadığı kalabalık yerlerde olan bir tehlike, madde bağımlıları bahsini ettiğim bu gibi yerlerde bulunuyor, taşrada ya da küçük illerimizde ve yerleşim alanlarında mevcut değil şeklinde çok yanlış bir kanı mevcut. Yine bu kanaate göre de gençlere yönelik olarak düzenlenen “Madde bağımlılığı” konulu eğitimler de zaman kaybından başka bir şey değil!
Ben bu yanlış inanışı ortadan kaldırmak için, zaman zaman medyaya yansıyan örneklerden yola çıkarak, ceza evlerine bile uyuşturucu sokulmaya çalışıldığını, madde bağımlılığı ile mücadele eden tedavi merkezlerine bile uyuşturucu maddelerin girebildiğini ve hatta tedavi olmak için oralara gelmiş insanların bu tür mekânlarda bile uyuşturucu kullandığını, madde kullanım yaşının gittikçe düştüğünü, bu nedenle uyuşturucu madde kullanımının yeri ve zamanının olamayacağını her yerde her zaman bulunabileceğini anlatarak, doğru yaklaşım ve davranışın uyuşturucu maddelerin zararları ve tuzakların nasıl kurulduğu konularında insanların bilinç düzeyinin yükseltilmesi gerektiğini anlatmaya çalışıyorum.
Bana sorulan sorulardan en çoğunun “bir kereden bir şey olur mu” sorusu olduğunu söylediğim de, eminim sizlerde toplumumuzun madde bağımlılığı konusunda bilinç düzeylerinin düşük olduğuna kanaat getireceksiniz.
Halbuki “ilk kullanım kendinden sonrakilerin başlangıcıdır” her şeyin bir ilki vardır. Bir çok madde bağımlısı “bir kere kullanmaktan bir şey olmaz” diyerek madde bağımlısı olmuştur. Bu gerçeklerden hareketle, madde bağımlılığı tuzaklarından korunmada temel yaklaşım bu tür maddeleri bir sefer dahi kullanmamak olmalıdır. Ayrıca bazı uyuşturucu maddelerin 1ila 3 kere kullanımının bağımlılık oluşturduğu bilinmektedir, bu doğrultuda düşündüğümüzde, “bir kereden bir şey olur mu” sorusundaki saflığın ve cehaletin seviyesi aşikara ne ortaya çıkmaktadır.
Bir insan düşünün, yazdığı kitapların muhtevası ve sayısı göz önüne alındığında, yeme içme vb. gibi biyolojik ve sosyolojik diğer ihtiyaçlarını giderebilmek ve hayatını idame ettirebilmek için ihtiyacı olan süre çıkıldığında, yaşamış olduğu tüm zamanını okumak ve yazmaya ayırdığı bilinmesine rağmen diyor ki; “Bilmediklerimi ayaklarımın altına koysam, başım göğe değerdi”
Kim söylüyor bunu? Hayatını okuma ve yazmaya vakfetmiş bir insan.
Konu madde bağımlılığı olduğunda; bu tür maddelerin zararlarını, bağımlılık oluştuktan sonra, bireyin, ailenin, toplumun ve hatta bütün bir milletin hayatında nasıl derin yaralar açacağını, tedavi amaçlı yapılan harcamaların devasa boyutlarını, bağımlılık illetinin insanları, hırsızlık, gasp, cinayet, fuhuş ve terör bataklığına nasıl çektiğini, insanları bu bataklıklara götüren trenin lokomotifinin de “bir sefer kullanmak” olduğunu biliyor muyuz? Tuzaklardan nasıl korunulur öğrenmeye çalışıyor muyuz? Öğrenmenin en kestirme yolunun okumak olduğunu biliyor muyuz?
Eleştirilemez belki “bilmemek” ama “bilmediğini de bilmemek” ve buna rağmen “okuyarak, sorarak öğrenmek yerine” biliyor gibi görünmek elbetteki eleştiriye ayıplamaya çok müsaittir.
Mukaddes kitabımızda “Hiç bilenle, bilmeyen bir olur mu” diye buyuruyor Yüce Yaratıcı. Tehlikeye karşı önlem almak, tuzaklardan korunmak, bataklığa düşmemek vb. bütün muhtemel olaylara karşı önlem almak ancak bilmekle olur. Nasıl korunacağını ve ne tür bir tedbir alacağını bilmeyen insanın kendisini yukarıda bahsettiğim menfiliklerden koruyamayacağı katidir.
Okumayan ya da çok az okuyan insanlar olmamız hasebiyle, toplumumuzun “madde bağımlılığı” tuzaklarına karşı bilinç düzeylerini artırmanın en kestirme yolunun, onlara bağımlılığın ne olduğunu biyolojik, psikolojik ve sosyolojik boyutlarıyla her şart ve ortamda anlatmak olduğu çok açıktır. Bu da ancak eğitimle olur inancındayım, bu nedenle madde bağımlılığını önleme amaçlı olarak yürütülmekte olan TADOC kaynaklı “Talep Azaltımı Projesinin” ve bu proje dahilinde çalışan eğiticilerin ifa ettikleri görevin önemi ve vazgeçilemezliği yadsınamaz bir gerçektir.