Bu yazımızda, bilhassa şiddetin nasıl öğrenildiği, gençleri uyuşturucu madde batağına iten nedenlerin ne olduğu, uyuşturucu kullanımı ve bağımlı hale gelmenin şiddetle ilgisinin ya da ilişkisinin neler olduğu gibi konulara değinerek, bu ilişkiyi 5N1K denklemi içinde çözmeye çalışacağız.
Öncelikle bir hatırlatmada bulunmak istiyorum.
Ben psikolog, sosyolog ya da toplum bilimci değilim ama uzun yıllardır madde bağımlılığı tuzaklarına karşı toplumuzu bilgilendirmeye çalışan Tadoc/Tubim bünyesinde faaliyet gösteren konusunun uzmanı meslektaşlarımdan ve akademisyenlerden aldığım eğitimler, okuduğum yazılı matbuat, izlediğim görsel programlar vs. gibi kanallardan elde ettiğim bilgileri kendi görüşlerimi de ekleyerek bu yazının tamamlanmasına çalışacağım.
Çocukların ve gençlerin şiddeti öğrenmesi, şiddete meyletmesi, şiddeti benimsemesi ve şiddeti uygulama metaforunun içine düşmesi şeklinde sıraladığımız tuzakların seyr-i seferini bilimsel tespitleri baz alarak, yapılan araştırmalara dayanarak, yazılan makaleler ve diğer yazılı matbuattan faydalanarak açıklamamak istediğimizde;
Çocuklar ve gençler şiddeti;
-Televizyonda izledikleri bir dizi film veya hayran oldukları bir oyuncunun rolünden,
-Şiddet içerikli bilgisayar Oyunlarından,
-Şiddet ya da suç içerikli davranışları normalleştiren arkadaşlarından,
-Şiddet uygulayan ve şiddeti onaylayan aile ve çevresindeki büyüklerden öğrenebilirler.
Yine aynı değerlendirmeler ışığında şiddet ile suç ilişkisine baktığımızda ise;
-Şiddet ile suç arasında doğru orantılı bir ilişki vardır, şiddet arttıkça suç işleme potansiyeli de artar,
-Birini yaralamak, kesici alet veya silahla birini tehdit etmek suç kapsamına girdiği gibi şiddeti de kapsar.
-Suç işlerken çocuğun yakalanması ya da yakalanmaması, polisle başının derde girmesi ya da girmemesi değil; hayatı boyunca bir kez suç kapsamına giren davranışlarda bulunması yeterlidir. Bu durum da da şiddet öğrenilmiş olacaktır. Başka bir deyimle şiddetle istemese de kişi tanışmış olacaktır.
Suç kapsamına giren davranışlar da bulanma riskini artıran nedenlerin neler olduğuna göz attığımda ise;
-Toplumsal kuralları benimsememesi (asi olma)
-Çocuğun ya da genç bir insanın suç işlenen bir çevrede (özellikle aile) büyümesi ve bu tür davranışları yadırgamayan hatta onaylayan bir tutumun var olması,
-Suç kapsamına giren davranışlara dair yanlış inançların olması bu konuyu açmak için uzun yıllar öncesinden hatırımda kalan hem biraz gülümsemenize hem de düşünmenize yol açacak bir duvar yazısına gönderme yapacağım (hızlı yaşa genç öl/cesedin yakışıklı olsun) şeklinde tekerlenmiş bir söz söylenirdi ama bu söz söylenirken hızlı yaşamanın diğer adının şiddet olabileceği hiç düşünülmezdi.
-İsteklerinin gerçekleşmemesi durumunda toleransının ya da hoş görüsünün, sabrının düşük olması ve fevri/ aklına estiği gibi davranma eğiliminin hakim olması,
-Madde kullanımı altında bu tür davranışların daha yapılabilir gözükmesi ya da madde temin etmek için suç kapsamına giren davranışlarda bulunması, bu davranışları zamanla alışkanlığa dönüştürmesi.
-Sapkın davranışlarda bulunan gruplarla, çetelerle takılması gibi etkenler suç işleme davranış ve eğilimini de artırmaktadır.
Şimdi de yapılan araştırmalar neticesi şiddet içerikli davranışlarda bulunma riskini arttıran etkenlerin neler olduğuna veya olabileceğine ilişkin elde edilen sosyolojik, biyolojik ve psikolojik sebepler nelerdir bunlara göz atalım.
-Çocukların sorun ve çatışma çözme, öfkeyi kontrol etme ve iletişim kurma gibi sosyal becerilerinin olmaması,
-Çocuğun eğitim hayatının önemsenmemesi, okul ve derslerindeki gidişatın izlenmemesi,
-İstekleri engelle karşılaştığı zaman öfkesini kontrol edememesi,
-Genellikle aklına ilk estiği gibi davranması,
-Ailede uygunsuz, tutarsız ve sert disiplin yöntemlerinin uygulanması,
-Aile içinde çatışma ve şiddetin yaşanıyor olması,
-Çocuğun fiziksel ve ruhsal sağlığının iyi olmaması, madde kullanımının olması.
Gibi etkenler maalesef şiddete eğilim, suç işleme ve uyuşturucu kullanımı gibi hiç istenmeyen sonuçlarla birlikte yavaş yavaş bir insanın bataklığa batmasına, karanlık dehlizlere yuvarlanmasına, suç makinasına dönüşmesine, maddeyi bu gün kullanıcı yarın satıcı olmasına, başka insanların bu tür tuzaklara düşmesine hülasa bütün bir toplumun sosyolojik yapısının bozulmasına neden olmaktadır.
Konumuz şiddet ve uyuşturucu olunca bu iki habis urun büyümesine istemeyerek te olsa katkı sağlayan televizyonun menfi yönde tesirlerini görmeden geçmek mümkün değil tabiiki.
-Televizyonda yayımlanan bazı programlar, insanları nefret, kin ve hırsla doldurmaktadır.
Haberler, reality showlar, filmler, diziler, hatta çizgi filmler adeta ölümü, insanlara pazarlayarak çok sıradan ve normal bir olgu olay gibi göstermeye çalışıyorlar. Bazı programlarda şiddet canlandırılarak satın alınabilir bir meta gibi gösteriliyor nerdeyse.
Acı, hüzün, keder, duygu yüklü haberlerin hemen arkasından bu defa adeta gülmeyi
salık veren, gülümsemeyi emreden programlar devreye girince amiyane tabirle genç yaşlı çoluk çocuk neye gülüp neye ağlayacağını şaşırır duruma geliyor.
İşte bu şiddet kutusu (televizyon) beyaz camdan yansıttığı kimi zaman sahte, kim zaman ışıltılı, kimi zaman ütopik, kimi zaman dert ve keder yüklü hayatların gerçek yüzlerini ve yıkıcı etkisini, öğrenmenin en ideal çağında olan ve etkiye en fazla açık durumdaki çocuklar ve gençler üzerinde gösteriyor. Şiddet onların bir hayat tarzına dönüşüyor.
Çağımızın en tehlikeli araçlarından biri de iyiye kullanıldığında en büyük nimetlerden biri
sayılabilecekken, maalesef kötüye kullanımının daha yaygınlaştığı, çoğaldığı hatta bu kötüye kullanımın neredeyse normalleştirildiği internettir. Çok iddialı olmamakla birlikte internet oyunları içerisinde şiddet içerikli olmayan oyun sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar azdır heralde.
İşte bu oyunları oynayan çocuklar ve gençler adeta şiddet bombardımanına maruz kalarak, buradan öğrendiği şiddet sayesinde kimliğini, kişiliğini, karakterini, fıtratını amiyane tabirle canavarlaştırıyor dediğimizde maazallah yanlış bir teşhis koymayız.
Dünyada en fazla televizyon seyreden bir millet olarak iki beyaz cam televizyon ve bilgisayara şöyle bir soru sorsak; siz bize dost musunuz, düşman mısın, cevaplarını göz atalım.
-Siz bizi nasıl kabul ediyorsanız öyleyiz.
-Yani bizim size dost olmamız da düşman olmamız da sizin elinizde.
İşte televizyon ve bilgisayarın verdiği bu ironik cevap üzerinde biraz kafa yormaya ne dersiniz.
Bir sonraki yazımda şiddete ve diğer habis urlara karşı alınacak önlemlerden bahsedeceğim.