Başkalarının tecrübelerini yaşayarak öğrenmek büyük ahmaklıktır.
Konfüçyüs
İdeoloji kavramı, insanın ailesinin temelini oluşturmasıyla beraber, ilerleyen yaşlarda çevresinin etkileşimiyle yön değiştirebilme olasılığı olan düşücedir. Pozitif ve negatif olmak üzere ikiye ayrılan ideoloji, pozitif yönüyle toplumların tek vücut olarak aynı gaye yönünde hareket etmesini sağlarken, negatif olarakta toplum içerisinden bir grubun topluma karşı çıkarak savunduğu düşünce olarak tanımlanmaktadır.
Terör örgütlerinin mensubu olduğu negatiflik sadece davranışlarında değil, sahip oldukları negatif ideoloji ile de kendini göstermektedir. İticilikleri ile toplumun değerlerini incitme noktasında sınır tanımayan bu örgütler, söz gelimi savundukları düşüncelere kendileri sahip olmadan düşünce savunucusu olarak propaganda yapma çabaları içerisine girmektedirler. Söz sahibi üst kesimin, belki de samimi olarak yanlış gidenleri düzeltme çabası içerisinde olan ancak bir şekilde inan(dırıl)dıkları düşünce uğruna can verecek noktaya gelen alt tabakaya tahakkümü ve kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmaları olarak basitçe açıklanabilecek olan terör örgütlerinin yapısının, alt yüzünde ise devletlerin bir birlerinin kuyularını kazmaları için kullandıkları dolaylı silah olarak karmaşık bir kavram ortaya çıkmaktadır.
Peki terörle mücadele nasıl olmalıdır? Terörden yıllardır çile çeken ülkemizde binlerce, hatta milyonlarca kez dillerde söylenen bu metod artık herkes tarafından aşikardır. Bataklığın kurutulması yerine sinek ödürmeye devam eden terörle mücadele politikamız neticesinde ne bu beladan kurtulabilmeye muvaffak olduk ne de (maddi ve manevi) kayıplarımıza son verebildik. Cehaletin ve ayrılığın yanısıra ekonomik sıkıntılarında kol gezdiği bölgelerimizdeki insanlarımıza sahip çıkamamamızın yanısıra, diğer bölgelerde yaşayan insanımızada, bu bölge insanına sahip çıkılmaması için yapılan olumsuz propagandaya engel olabilme başarısını elde edebildik. Netice olarak da devletine küs bireylerin kol gezdiği bir kesimin meydana çıkmasına mani olamadık bi türlü. Sertliğe sertlikle cevap vermeye cevaz veren anlayışın doğruluğunu yanlışlığını tartışmaya mahal vermeden kabul ederek şiddet kültürünün esiri olduk maalesef. Halbuki yapılabilecekler çok basitti. Karşılıklı anlayış, maddi ve manevi destek ve güven. Karşılığında alınacak size devletine sahip çıkan bireyler. Verilenlere göre alınanın ne kadar fazla olduğunu anlatmaya bile gerek yok. Sonucunda ise bizim yap(a)madıklarımızı yapan art niyetliler, yapılmasını istemediğimiz sonuçlarla karşılaşmamıza neden olarak müreffeh bir toplum olma çabası gösteren ülkemizin önüne taş koymaya yardımcı olması için kullanma yarışı içerisine girdiler bu küs insanları.
Terör, içerisinde ideoloji bulunmasından dolayı bu denli tehlikelidir. İnsanın kabullendiği bir düşünceden vazgeçmesi için o düşüncenin yanlışlarının ortaya konulması gerekmektedir. Sözün değil, tankın/tüfeğin silah olarak kullanıldığı mücadelelerde ise ideolojiler yıkılacağı yerde kanla beslenerek daha çok katliam yapmak için kendisine uygun zemin hazırlama sebebi olarak bu mücadeleyi kullanacaktır. Bu nedenle ideoloji ile mücadele kaba kuvvetle olmaz. Bir fikir, dolayısıyla bir beyin ürünü olan ideoloji ile mücadele kol kası değil, beyin kasının desteği ile dil kasıyla olur. İnsan bilmediğine düşmandır kaidesince, kendini doğru tanıtmakla olur.
Artık örneklerine ülkemizde çokca rastladığımız, silahlı değil sözlü terörle mücadele metodlarından en başarılısını gerçekleştiren İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü, bu başarısının meyvelerini bir kitapta, Serdar BAYRAKTUTAN amirin kalemiyle tüm Türkiye’ye sundu. Cüneyt ÜLSEVER’in “Teröristi bitirmenin en doğru yöntemi onu insan yerine koymaktır! Bu kitap, bataklıktaki insanların el verilerek alınmasının hikâyesidir. Memleketini zerre kadar seven, onun meselelerine akıl yoran herkesin muhakkak okumasını tavsiye ederim.” Diyerek şiddetle tavsiye ettiği ‘Anne Ben Geldim’ ismiyle çıkan kitabı, aslında ana gibi sahiplendiğimiz bu topraklara atfen, bir zamanlar yaramazlık yapmış çocukların anasına tekrar seslenmesi olarak da anlamamız yerindedir. Anne bu evlatlarına yüzünü dönmeyip tekrar sahiplenecek ve diğer evlatlarına da örnek olması maksadıyla doğruyu anlatmaya devam edecektir.
Kitap, bir gözaltı/ifade alma süresinde bir kaç kez görüşme olanağı bulan ve karşılarındaki görevlileri hayatlarının büyük bölümünde düşman addetmiş insanların bu süre zarfında ne denli büyük bir dostluk bağı kurulabildiğinin örneğini göstermekle beraber, İstanbul TEM’ in çalışmalarının tüm dünyaya ve kem yüreklilere ibret olması açısındanda büyük öneme sahiptir.
Tekrar kitabın önsözünün sahibi Cüneyt ÜLSEVER’ in deyimine başvuracak olursak; bu mücadelede bayrağı şimdi elinde tutan Serdarların, Muhtaliplerin, Mehmetlerin ardından gelen Ferdiler, Erkanlar, Yasinler gelecekte birbirine gayz ve düşmanlıkla değil, aynı gaye yolunda mücadele veren fertlerin birbirine sıkı sıkıya bağlandığı bir Türkiye’ nin kapısını ardına kadar açacağı umudunu bizlere vermektedirler.
Başlangıcı yaptığımız Konfüçyüs’ e tekrar kulak verecek olursak, kitapta ifadeleri yer alan fertlerimizin tecrübelerini tekrar yaşamaya gerek yok. Yapılan yanlışlardan dönüldüğünde kapıların yüze kapanmadığı ve kapanmayacağı apaçık ortada. Belki hala ifade sahiplerine “ iş birlikçi, hain vb.” Demeye devam eden ufku sığ insanlar mevcuttur ancak, Sabancı suikastının faillerinden, kamplarda eğitim almış ve orada bulunan insanların ne şartlarda yaşam mücadelesi verdiğini iyi bilen ve yurt dışında örgüt lideri Dursun Karataş’ ın yaşadığı lüks hayatı görünce yaptığı yanlışların farkına vararak teslim olan Mustafa Duyar gibi cesur gençlerinde sayısı azımsanmayacak derecededir. Yeterki yanlışlar gösterilsin ve destek verilsin.
Netice olarak 30 yıllık bir devrimcinin yıllardır yaptıklarının bu topluma ne kazandırdığını/kaybettirdiğini 'acı, kan ve gözyaşı' özetlemesinden sonra şiddetin çözümünün hukuk kuralları değil ahlak kuralları olduğunu beyan etmeside bizlerin öncelikli olarak neye değer vermemiz gerektiğini, hayatında acı bir tecrübe yaşarak öğrenen bu insanın itiraflarından görebiliriz. Yanlış düşüncelerle mücadelemiz kaba kuvvetle değil, samimi ve doğru düşünce ile olmalı. Bu çalışmaların artması temennisiyle...