|
| Partilerin Seçim Beyannamelerinde İç Güvenlik |
|
| Yazar:
Halil YILMAZ |
04.10.2007
|
 |
PARTİLERİN SEÇİM BEYANNAMELERİNDE İÇ GÜVENLİK: SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
GİRİŞ 22 Temmuz 2007 Milletvekili Genel Seçimi sonucu 23. Dönemde TBMM’de temsil edilme hakkı kazanan siyasi partilerimizden, seçim beyannamesi yayınlamış olan Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP)’nin iç güvenlik yaklaşımları incelenmiştir. Bu çalışmanın amacı temel hak ve özgürlüklerin sınırlarının genişletildiği/genişletilmeye çalışıldığı ülkemizde, bir hukukçu ve iç güvelik uzmanı olarak, anarşiye veya zulme neden olmayacak, güvenlik ile özgürlük arasındaki hassas dengeyi sağlayabilecek bir iç güvenlik politikası ve stratejisi geliştirmeye katkıda bulunmaktır. Özellikle belirtmek gerekir ki herhangi bir siyasi tercihi benimseyerek ya da yererek yansıtma amacı kesinlikle güdülmemektedir. Sadece öğrenerek ve önceden yayınlanmış ve halen muhafaza ettiğimiz görüşlerimizle harmanlayarak bir anlamda “çözüm ortaklığı” yaklaşımı benimsenmiştir. SİYASİ PARTİLERİN İÇ GÜVENLİK KONULARINDAKİ YAKLAŞIMLARI A. İç Güvenlik Stratejisi: Temel Hak ve Özgürlüklerin Korunması – Güvenliğin Sağlanması Dengesi AK Parti, anayasanın devlet, toplum ve birey arasındaki ilişkileri hak, özgürlük ve sorumluluk temelinde düzenleyen bir toplumsal sözleşme niteliğinde olmasından yana olduklarını, anayasanın, Cumhuriyetimizin değiştirilemez temel nitelikleri olan demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ilkelerini tam olarak hayata geçirmesi, bireylerin haklarını en etkili şekilde koruması, temel hak ve özgürlükleri ‘İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin ve ‘Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin getirdiği ilke ve standartlarda güvence altına alması gerektiğini ifade etmekte, Türkiye Cumhuriyetinin temel değerlerine vurgu yaparak, “demokrasi” ve “hukuk devleti” kavramlarını işlemektedir. Demokratik rejimlerde, siyasi iktidarların ve bürokratik yapıların temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasına müdahale edemeyeceğini; uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin eksiksiz olarak hayata geçirilmesini savunan AK Parti; • temel hak ve özgürlükler konusunda ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde belirtilen esasları uygulayacağını, özellikle Kopenhag Siyasi Kriterlerine tam uyumu sağlayacağını, temel hak ve özgürlüklerin, sadece anayasal ve yasal güvenceye alınması ile yetinmeyip, fiilen uygulanması ve siyasal kültürümüzün yerleşik bir unsuru olarak güçlenmesi yönünde çaba sarf edeceklerini, • hak ve özgürlüklerin beraberinde sorumluluk da getirdiği bilinci içinde ve başkalarının haklarını da göz ardı etmeksizin, herkesin temel hak ve özgürlüklerini kullanabilmesi yönünde etkin bir çaba sarf edeceklerini, • temel hak ve özgürlükler konusunda, toplumun değişik kesimlerinin sorunlarına ve taleplerine karşı duyarlı olacağını, bu alanda çifte standartlara ve siyasi istismarlara izin vermeyeceğini, • “Sıfır Tolerans” anlayışı çerçevesinde işkence, kayıp, gözaltında ölüm, faili meçhul cinayet gibi demokratik hukuk devletinde kabul edilemez insan hakları ihlallerinin üzerine şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da büyük bir kararlılıkla gideceklerini, • temel hak ve özgürlükler alanındaki eksikliklerin giderilmesi için, diğer siyasi partiler ve sivil toplum örgütleriyle mutabakat ve işbirliği imkânlarını arayacaklarını, • temel hak ve özgürlüklerin kâğıt üzerinde kalmaması için sürdürülebilir kalkınmayı gerçekleştireceklerini, kaynakların toplumun tüm kesimlerine daha adil paylaşımını sağlayacaklarını, • evrensel hukuk ve özgürlük anlayışıyla yeniden düzenlenen yaşama ve mülkiyet hakkı, düşünce, ifade, inanç, teşebbüs ve örgütlenme özgürlüğünü tam olarak hayata geçireceklerini taahhüt etmektedir. AK Parti, yönetim politikalarının temel unsurunun, insanımızın korkusuz yaşadığı, canından ve malından emin olduğu, malını dilediği gibi tasarruf edebildiği, hak ve özgürlüklerini hiçbir endişeye kapılmadan kullanabildiği, kendisini geliştirip gerçekleştirebildiği bir ortam oluşturmak olduğunu beyan ederek, Milletimizin demokrasi ve güvenlik taleplerini eş zamanlı olarak ve birbirini tamamlar bir şekilde karşılamanın ana hedefi olduğunu, gerçek anlamda huzur ve güvenliğin, özgürlüğün ve adaletin tam anlamı ile yaşandığı bir toplumda mümkün olduğunu ifade etmektedir. CHP, “temel hak ve özgürlükleri” özenle koruyacaklarını, demokrasimizi geliştireceklerini belirterek öncelikli amaçlarının, “barışçı, dayanışmacı ve eşitlikçi” bir toplum oluşturmak, insan haklarına dayalı, özgürlükçü ve çoğulcu demokrasiyi güçlendirmek, “bireyi daha özgür, toplumu daha örgütlü, devleti daha demokratik” hale getirmek olduğunu ifade etmekte, • taraf olduğumuz evrensel sözleşmelere ve hukuka saygılı olacaklarını, Türkiye'nin taraf olduğu BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları, BM Çocuk Hakları, Uluslararası Çalışma Örgütü Sözleşmeleri ile Avrupa Sosyal Şartı, Paris Şartı ve Helsinki Nihaî Senedini, Kopenhag kriterlerini ülkemiz hukukuna, idarî ve iç güvenlik uygulamalarına yansıtmayı sürdüreceklerini, • 12 Eylül yönetiminden günümüze yansıyan çarpık hukuk anlayışını, anti-demokratik kurum ve uygulamaları tümüyle tasfiye edeceklerini, • en temel önceliklerinin “yaşam hakkına saygı ve yaşam hakkını her koşulda korumak” olduğunu, insanın bedenine, maddi ve manevi varlığına yönelik her türlü şiddete, eziyete ve işkenceye, haysiyetinin zedelenmesine karşı sıfır tolerans’ın temel politikaları olduğunu, • “Kişi Hürriyeti ve Güvenliği”ni, “Sağlıklı ve Güvenli Yaşam Hakkı”nı tüm yurttaşlarımıza sağlamanın temel öncelikleri olduğunu, • çoğulcu demokrasinin temelinin ifade özgürlüğü olduğunu, tüm özgürlüklerin, özellikle düşünceyi açıklama ve yayma ile toplanma ve gösteri yapma hakkının önündeki yasal ve idari engelleri, uluslararası yükümlülüklerimizi dikkate alarak kaldıracaklarını, farklı fikirlerin, görüş ve eleştirilerin genel hukukun korumasından yararlanmasını sağlayacaklarını, din ve vicdan özgürlüğünün güvencesi olacaklarını, • hak arama kanallarını işleteceklerini, “Hak Arama Hakkı”nın, hukuk çerçevesinde her kademede kullanılabilmesinin takipçisi olacaklarını, • örgütlü sivil toplum yapılanmasını teşvik edeceklerini, anayasal rejimi özümsemiş güçlü sivil toplum örgütlerinin, demokrasinin gelişmesinin itici gücü olduğunu, böyle bir yapının, çoğunluğun iradesiyle hukuk devleti ilkelerini dengeleyeceğini, örgütlenme hakkının bu anlayışla kullanılmasının önündeki tüm idari ve yasal engelleri kaldıracaklarını, siyaset üretim süreçlerine katılım olanaklarını genişleteceklerini, • basın haklarını ve iletişim özgürlüğünü sonuna kadar savunacaklarını, medya ve iletişim özgürlüğünü sağlayarak, halkın bilgi edinme hakkından en geniş biçimde yararlanmasına olanak tanıyacaklarını taahhüt etmektedir. MHP, başta yaşama hakkı olmak üzere, insanın dokunulamaz, devredilemez, vazgeçilemez temel hak ve özgürlüklerinin korunması ve geliştirilmesinin devletin başta gelen görevlerinden biri olduğunu, bu hak ve özgürlüklerin tanınmasının, adalet ve barışın temeli kabul edildiğini, insan hak ve hürriyetleri, hukukun üstünlüğü ve adalet gibi değerlerin, Türk milliyetçiliğinin ilk ve temel adımları ve temel referansları olduğunu ifade ederek • demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla işletilerek; demokratik siyasi kültürün yerleştiği, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı, kanunilik yerine en geniş anlamda hukukun üstünlüğünün tesis edildiği ve her alanda adaletin hakim kılındığı siyasi ve hukuki bir düzenin oluşturulmasını temin edeceklerini, • Cumhuriyetin temel niteliklerine aykırı olmamak şartıyla; örgütlenme, toplantı ve gösteri düzenleme hakkını zedeleyen nitelikteki idari ve hukuki engellerin gözden geçirilerek, bu hakların özüne uygun olarak kullanımının sağlanacağını, • her türlü işkence ile insanlık dışı ve aşağılayıcı davranış ve uygulamalara şiddetle karşı olduklarını, • her bireyin güvenliğinin sağlanması ve hayatının güvence altına alınması gerektiğine inandıklarını, işkenceyle mücadeleyi desteklemek amacıyla yasal hükümlerin güçlendirilmesi ve uygulayıcıların insan hakları konularında eğitilmesinin temin edileceğini taahhüt etmektedir. Başta Anayasamız olmak üzere Türk Hukuk Sistemi incelendiğinde görüleceği üzere, temel hak ve özgürlükler esastır. Devletin, dolayısı ile kolluğun yetkileri ise istisnadır. Çünkü: • Anayasamız, temel haklar ve ödevleri ikinci kısımda sayarak önceliği bunlara verdiğini göstermiş, daha sonradır ki üçüncü kısımda, Cumhuriyetin temel organları düzenlenmiştir. • Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın, yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. Yani, temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması yetkisi, sadece Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve kanunla elde edilebilir, ve yetkiler, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olmak zorundadır. “Tam bir özgürlük anarşidir, tam bir düzen de zulüm. Bu iki uç arasındaki dengeyi korumak demokratik toplumların asırlar boyu amacı olmuştur.” (Richard Knight) Bu bakış, çağdaş toplumların belirgin nitelikleri arasında yer alan, “demokratik toplum olma” olgusunun sınırlarına işaret etmektedir. Halkın egemenliği temeline dayanan bir yönetim biçimi olan demokrasinin gerçekleşmesinin koşullarından biri, vatandaşların özgür olmasıdır. Özgürlük; herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme ve davranma; bir şarta bağlı olmama; her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi iradesine, düşüncesine dayanarak karar vermesi durumu; serbesti; hürriyet olarak tanımlanmaktadır. Anayasamızda düzenlenen “temel haklar ...” başlığı altındaki kişi hakları, sosyal ve ekonomik, siyasi haklar Türk vatandaşlarına, hatta yabancılara tanınarak demokratik yönetimin anayasal gerekleri yerine getirilmiştir. Anayasal güvence altındaki temel haklar, yasal sınırlar içinde özgürce kullanılmalıdır. “Siyasi ve idari kurumlardaki çözülme sonucu devlet denetiminin kalmaması durumu, başsızlık, kargaşa, başıboşluk” olarak nitelenen anarşinin toplumda yaşanmaması için, yasaya uygunluk denetimi, devletin kolluk gücü olan Polis Teşkilatı tarafından yürütülür. Bu açıdan bakıldığında diyebiliriz ki polislik, bir risk yönetimidir; özgürlüklerin kullanılmasına müdahale etmeyecek, fakat anarşiye de izin vermeyecektir. Ülkede anarşi olmaması için “kamu düzeni”ni sağlamak, bunu yaparken de temel hak ve hürriyetleri zedelememek, bir anlamda halka zulmetmemek, bu iki uç arasındaki hassas dengeyi korumak, son derece önemli bir görevdir. Demokratik bir toplum olabilmenin bedeli bu nedenle zordur, buna katkı sunacak kurumların, başta Polis Teşkilatının işi de çetindir. Bu nedenledir ki çağdaş devletlerde Polis Teşkilatını kuvvetlendirmek başta gelen uğraştır; Dünyanın her yerinde Polis Teşkilatını kuvvetlendirmeye yönelik çabalara girişilmektedir. Zira güçlü Polis Teşkilatı olmayan bir ülkede demokrasiyi yerleştirip yürütmek mümkün olamaz . Bu bağlamda, iç güvenlik yaklaşımları ile Polis Teşkilatının yapılanma ve yetki sisteminde “temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılmasına izin vermeden özgürlükleri koruyup geliştirecek bir iç güvenlik politikası” benzeri stratejik yaklaşımlara ve paradigma değişikliğine gidilmesinde yarar olduğunu düşünüyorum. AK Parti’nin “işkence, kayıp, gözaltında ölüm, faili meçhul cinayet gibi demokratik hukuk devletinde kabul edilemez insan hakları ihlallerinin üzerine “Sıfır Tolerans” anlayışı çerçevesinde şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da büyük bir kararlılıkla gidilmesi”, CHP’nin “insanın bedenine, maddi ve manevi varlığına yönelik her türlü şiddete, eziyete ve işkenceye, haysiyetinin zedelenmesine karşı sıfır tolerans gösterilmesi” ve MHP’nin “her türlü işkence ile insanlık dışı ve aşağılayıcı davranış ve uygulamalara şiddetle karşı olunması” yaklaşımları da son derece yerindedir. B. Polis Mevzuatı AK Parti, beş yıla yaklaşan iktidarı döneminde güvenliğin yasal altyapısı konusunda önemli adımlar attığını, bu bağlamda önleyici kolluk görevlerinde etkinliğin artırılması amacına yönelik olarak Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda değişiklik yapıldığını belirtmekte, genel kolluğun önleyici kolluk yetkilerinin, yapılacak yasal düzenlemelerle yeniden tanımlanacağını taahhüt etmektedir. MHP, Polisin görev ve yetki alanını düzenleyen mevzuatın gözden geçirilerek, güvenliğin teminine ilişkin etkinlik sağlanması çerçevesinde yeni düzenlemeler yapılacağını taahhüt etmiştir. AK Parti’nin genel kolluğun önleyici kolluk yetkilerinin, yeniden tanımlanacağı taahhüdü ile MHP’nin güvenliğin teminine ilişkin etkinlik sağlanması çerçevesinde yeni düzenlemeler yapılacağı taahhüdü esasen birbiri ile örtüşmektedir. Zira, güvenliğin teminine ilişkin etkinlik, genel kolluğun önleyici kolluk yetkileri ile mümkündür. Bu nedenle, iç güvenliğin sağlanmasında yaşanan sorunların kısa zamanda çözümü için de umut vericidir. Ancak, Polisin çalışma şartları ve özlük haklarında iyileştirme yapılmadan, sadece yetkilerinin artırılması ile Polisin etkinliğinin sağlanamayacağı, iç güvenlik sorunlarının da çözülemeyeceği ortadadır. Yetki düzenlemesini içeren yasa değişiklikleri yeterli olmayacaktır, uygulamanın da buna uygun yürütülmesi zorunludur . Alt yapısının tam, personel seçimi ve eğitiminin çağdaş, çalışma koşullarının mükemmel, maaşların yeterli olduğu, istikrarlı bir polis teşkilatı ile, Kopenhag Ölçütleri olarak bilinen “demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, İnsan Haklarını ve azınlıkların korunması ve saygı görmesini teminat altına alma“ mümkün olabilecektir. Bu açıdan bakıldığında sadece ekonomik kurumlarda değil Polis Teşkilatında da yapılacak iyileştirme, Ülkemizin AB’ye girişine doğrudan etki edecektir. Geliştirilmiş bir Polis Teşkilatı, Türkiye’nin stratejik hedeflerinden biri olmalıdır ve Polis Teşkilatının istikrara, (y)etkinliğe kavuşturulması için yasal ve idari düzenlemeler yapılmalıdır. Bu amaçla, profesyonel bir araştırma şirketine yaptırılacak bir araştırma ile, her rütbeden teşkilat mensupları, onların eş ve çocukları, polisin hizmet sunduğu kişi ve kuruluşlar, sivil toplum örgütlerinin bakış açılarına göre sorunlar ve çözüm önerileri tespit edilmeli, Polis Teşkilatının hak ve yükümlülüklerine ilişkin düzenlemeler bu kuruluşun hizmetleri, nitelik ve özelliği göz önüne alınarak acilen özel bir kanunla düzenlenmelidir. Yasa tasarısını hazırlayacak komisyonda, İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü uzmanlarının dışında Maliye Bakanlığından kadro ve bütçe uzmanları, Adalet Bakanlığından tetkik hakimi ve Cumhuriyet savcısı, DPT’den güvenlik sektörü planlama uzmanı, Hazine Müsteşarlığı uzmanı, Devlet Personel Başkanlığı uzmanı yer almalı, yasa tasarısı üzerinde yazılı görüş bildirmenin sakıncaları, bir komisyon çalışması ile ta işin başında ortadan kaldırılmalıdır. C. Polis Teşkilatının Sorunları 1. Polis Sayısı ve Kapasite AK Parti, Polis sayısının iki yüz elli nüfusa bir polis düşecek şekilde artırılmasının hedef alındığını, bir yıl içinde teşkilata katılan polis memuru sayısının da 4.000’den 11.000’in üzerine çıkarıldığını belirtmektedir. Ayrıca Polis ve Jandarma’nın suç soruşturmasına ilişkin teknik ve idari kapasitesinin geliştirildiğini, bu sayede suç aydınlatma oranının yükseltilmiş olduğunu ifade etmekte, Polis ve Jandarmanın, gerek insan kaynakları gerekse teknoloji, teçhizat ve malzeme bakımından daha da güçlendirileceğini taahhüt etmektedir. Polis ve Jandarmanın, insan kaynakları bakımından güçlendirilmesini sadece sayısal olarak ele almamakta yarar vardır. Zira açık yüreklikle ifade etmek gerekirse sorun nicelik yetersizliği değil niteliksizliktir. Akıllı, duygulu ve büyük sorumluluk gerektiren işlerle uğraşanlarda görülen “tükenmişlik sendromu” belirtileri ne yazık ki Polis Teşkilatında görülmektedir. Zira gözü önünde bir kişinin defalarca bıçaklanmasına rağmen bir şey yap(a)mamayı başka bir şekilde izah edebilmek mümkün değildir. Bunun nedeni kanımca bu Teşkilatın istikrara kavuşturulamamış olmasıdır; sistemsizlik, (y)etkisizleşme, kuralların uygulan(a)maması ve bilgi eksikliği temel sorunlardır. Bu noktada biraz düşünmek; demokrasimizi, özgürlüklerimizi ve güvenliğimizi güvence altına almak için tedbir almak gereklidir . 2. Polis Eğitimi AK Parti, yedi yeni polis okulu açılarak polis okullarının sayısının 20’den 27’ye çıkarıldığını, öte yandan Polisin tehlike ve suçu önleme, işlenmiş suçları soruşturma ve faillerini yakalama görevlerini daha etkin bir biçimde yapabilmesi amacıyla polis eğitiminin ilgili sivil idari birimlere devredileceğini belirtmektedir. Polis Teşkilatının amir ihtiyacını karşılamak üzere Polis Kolejinde 4 yıl lise, Güvenlik Bilimleri Fakültesinde de 4 yıl lisans eğitimi verilmekte, mezunlar komiser yardımcısı olarak göreve başlamaktadır. Bunun dışında lisans eğitimi mezunu polis memurları da sınavla komiser yardımcısı olarak amir sınıfına geçebilmektedir. Polis memuru olabilmek için Polis Meslek Yüksek Okullarında (PMYO) iki yıl ön lisans eğitimi ya da üniversite mezunu olanlar için Polis Meslek Eğitim Merkezlerinde (POMEM) altı ay temel eğitim yatılı olarak verilmektedir. PMYO ve POMEM süreçleri incelendiğinde, bunların pek çoğunun herhangi bir fizibilite raporuna dayanmadan açıldığı görülecektir. Başta hukuk olmak üzere sosyal bilimler ve davranış bilimleri ağırlıklı bir eğitimi gerektiren polislik mesleğinin özellikleri dikkate alındığında ilçelerde ve küçük illerde açılan bu kurumlarda verilen eğitimin kalitesi hep sorgulana gelmiştir. Polis eğitiminde, polisliğin “kariyer mesleği” niteliği esas alınmalıdır. İdarenin tespit edeceği alanlarda lisans eğitimi almış kişiler arasından seçim yapılmalı, MİT ve Dışişleri Bakanlığının eğitim merkezleri gibi bir eğitim kurumuna dönüştürülmesi gereken POMEM’lerde temel eğitim (teorik ve staj) verilmelidir. Bu sayede; maliye, uluslararası ilişkiler, hukuk, kamu yönetimi gibi hangi alanlarda personele ihtiyaç duyuluyor ise o alandan en iyi personel istihdam edilebilecektir. 3. Çalışma Şartları AK Parti, kolluğun çalışma koşullarının gerçekçi bir yaklaşımla ele alınacağını, Polis ve Jandarmanın, gerek insan kaynakları gerekse teknoloji, teçhizat ve malzeme bakımından daha da güçlendirileceğini taahhüt etmektedir. Ayrıca Polisin tehlike ve suçu önleme, işlenmiş suçları soruşturma ve faillerini yakalama görevlerini daha etkin bir biçimde yapabilmesi amacıyla polis eğitimi ve profesyonellik gerektirmeyen sürücü belgesi, pasaport ve ruhsat verme gibi işlemlerin yürütülmesinin ilgili sivil idari birimlere devredileceğini belirtmektedir. CHP, güvenlik güçlerinin idari, mali ve başta eğitim olmak üzere yapısal sorunlarının öncelikle çözümlenmesinin esas alınacağını taahhüt etmiştir. Ayrıca, güvenlik personelinin özellikle Polisin çalışma koşullarının iyileştirileceğini, Polisin yaşam düzeyinin yükseltileceğini, huzurunun sağlanacağını; zor görevini sürdürmesi için daha etkili psikolojik destek verileceğini taahhüt etmektedir. MHP, kanunsuzluk ve suça karşı adeta bir cephe savaşı veren Türk Polisinin mesleki, psikolojik ve maddi görev şartlarının meslek onurunu ve tarafsızlığını koruyacak şekilde iyileştirilmesi için her önlemin alınacağını, çalışma saatleri, süresi ve koşullarının behemehal düzeltileceğini ve iyileştirileceğini taahhüt etmektedir. Polis Teşkilatında çalışma saatleri, 19.10.1995 tarih ve 231771 sayılı Emniyet Hizmetleri Sınıfı Personelinin Çalışma Saatlerine İlişkin Esaslar konulu Bakanlık Genelgesinin 4. Maddesi ile; “... nöbet usulü ile çalışması zorunlu olan personelin çalışma saatleri, hizmetlerin gerekleri göz önünde bulundurularak olağanüstü durumlarda 12/12, diğer durumlarda 12/24 veya 12/36 esaslarından herhangi birine veya her birine göre Taşra Teşkilatında Mülki Amirin, Merkez Teşkilatında Genel Müdürün onayı ile düzenlenir” hükmüne göre yürütülmektedir. Polis, 12/12 sistemi uygulanacaksa haftada 1 gün izin kullanılabilmekte, 12/24 sistemi uygulandığında ise haftada 1 gün izinden de mahrum kalınmaktadır. Ayrıca Mülki İdare Amirleri ve Emniyet Müdürleri, her olasılığı düşünerek terör, grev, kanunsuz gösteri, toplantı ve benzeri sebeplerle çalışma saatini 12/12 şeklinde uygulamaktadırlar. Ülkemiz koşullarında bu tür olaylar sık meydana geldiğinden, göreve geliş-gidiş, nöbet devri, takip edilen olayın sonuçlanması veya ikinci emir gerekçeleri ile, Polisin çalışma saati 14 veya 16 saati bulmaktadır. Özellikle alt ve orta kademe yönetici personelin çalışma saatleri en az 16 saate kadar yükselmektedir. Bu sistem, 657 sayılı Yasada düzenlenen “olağan koşullarda haftalık 40 saat” limitinin iki katı olabilmektedir. Yasaya göre, kurumların, günlük çalışma süresinin dışında fazla çalışma ücreti vermeksizin personelini çalıştırabilmeleri durumda da her sekiz saat için bir gün izin verilmesi zorunludur. Ancak “her sekiz saat için bir gün izin verilmesi” yasal zorunluluğu Polis Teşkilatında işletilmemektedir, bu noktada da yasaya aykırılık bulunmaktadır. Polis Teşkilatının çalışma sisteminin temeli vardiya biçimidir. Vardiya biçiminde çalışma koşullarının, insanın fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik durumunda olumsuz etkileri bulunduğu bilimsel olarak tespit edilmiştir. İnsan vücudu normal şartlarda belirli bir biyolojik çalışma saatine sahiptir, gündüzleri çalışır, geceleri dinlenir. Hizmet gereği polislik mesleğinde ise bu mümkün değildir. Bu nedenle, kişi üzerinde oluşması muhtemel “ruhsal bozukluk ve bilinçte negatif yansıma” sakıncalarının giderilebilmesi için çalışan kişiye yeterli oranda ve uygun mekânda dinlenme imkânı tanınmalıdır. 8 saati aşan mesai sürelerinden kaçınılması önerilmekte ise de, Emniyet Teşkilatında çalışan personel yeteri kadar dinlendiril(e)memektedir. Toplumsal olaylarda Polis, sabahın erken saatlerinde muhtemel geçiş güzergâhlarında görevlendirilmekte, 12 veya 16 saat süresince olumsuz şartlarda ayakta dikilmektedirler. Bu süre zarfında fizyolojik ihtiyaçlarını dahi karşılayamayan, bedensel ve ruhsal olarak yorulan Polis, en küçük toplumsal direnme karşısında esnek davranma kabiliyetini kaybetmekte ve istenmeyen olaylara sebebiyet verebilmektedirler. Polis Merkezi Amirleri sabah saat 0830’da görev alıp ve en erken saat 2400’te görevlerinden ayrılmaktadırlar, ertesi gün gündüz vatandaşla ilgileneceği en verimli saatlerde, yeteri kadar dinlenemediğinden bitkin bir durumda olduğu görülmektedirler. Bu, Polisin çalışma hayatı ile sosyal hayatının birbirine karıştığını göstermektedir, Polisin izin ve mesai kavramları -olumsuz anlamda- bütünleştirilmiştir. Polis, istirahatlı dahi olsa, hatta yeni görevden ayrılmış dahi olsa, amiri tarafından verilen emir gereği tekrar göreve dönmek zorunda kalmaktadır. Dolayısıyla polis, görevde iken, hangi saatte istirahata ayrılacağını ya da istirahatının ne kadar süreceğini net olarak bilememektedir; ikinci emir olasılığı, özel yaşama ilişkin program yapılmasına olanak tanımamaktadır. Programlı bir yaşamdan yoksun kalan Polis, sürekli olarak görünmeyen bir “iş stresi”nin baskısı altındadır. Bu ise, kaçınılmaz olarak görevi yanında eşi ve çocukları ile olan ilişkisini ve aile içindeki güvenilirliğini olumsuz yönde etkilemektedir . Günümüzde bir birey olarak Polis, 7 gün 24 saat verilmesi gereken güvenlik hizmetini; kendilerine, ailelerine, çocuklarına haksızlık yaparak yerine getirmek zorunda bırakılmıştır. 1992-2001 yılları içinde 277 personelin intihar etmesi, şehitler hariç 377 personelin görev esnasında vefat etmesi, 1534 personelin görevin yarattığı meslek hastalıklarına bağlı olarak vefat etmesi, 522 personelin vazife malulü olması, 1336 personelin istifa etmesi, 1889 personelin müstafi sayılması, 728 personelin gerek sağlık ve gerekse adli cezalar nedeniyle işine son verilmesi ve 1576 personelin disiplin cezası alması sonucunda işine son verilmiş olması polisin içinde bulunduğu çalışma koşullarının ağırlığını ve öngörülmezliğini kanıtlamaktadır. Hafta sonu tatili olmayan, zorunlu haller dışında izin kullan(a)mayan polislerin işlerinde başarılı olmaları, temel hak ve hürriyetleri koruyup geliştirmeleri ne derecede mümkündür? Polislerin kendileri, eşleri ve çocuklarına ait olması gereken kanuni izin zamanlarının da mesaide kullanılarak kurumsal bir hizmetin verilmesi ne yazık ki hakkaniyet değerini yaşatmak olmamaktadır. Bir birey olarak polisin temel ihtiyaçları ve aile sorumlulukları mutlaka hesaba katılmalıdır. Hakkaniyet, diğer insanların olduğu kadar, İnsan Haklarını korumada birinci derecede sorumlu Polisin ve ailelerinin de haklarının korunmasını içerir . Bir Polis Memurunun, çalışma saatlerinin düzensiz olduğu ve bu durumun İnsan Hakları ihlaline yol açtığını ileri sürerek 08.02.2001 tarihinde bir dilekçe ile İzmir İİHK’na başvurması ve Kurul tarafından 29.03.2001 tarihinde alınan kararla konu ile ilgili olarak bir rapor hazırlanmasının istenmesi üzerine Prof. Dr. Bahri ÖZTÜRK ve Yrd. Doç. Dr. Oğuz SANCAKTAR tarafından hazırlanan Polislerin Çalışma Koşullarının Anayasada ve Uluslararası Belgelerde Garanti Edilen Hakların İhlaline Yol Açıp Açmadığı konulu hukuki mütalaada özetle; • Kanun koyucunun çalışma saatlerinin düzenlenmesinde kurum ya da hizmet özelliği dikkate alınarak farklı uygulamalarının olabileceğini ancak bunun ya kanun yada yönetmelik şeklindeki hukuki işlemlerle mümkün olabileceğini, ancak Emniyet Teşkilat Kanunu, Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu ve Polis Vazife ve Salâhiyet Tüzüğü ve polisi ilgilendiren diğer mevzuatta konuya ilişkin bir düzenleme getirilemediği, daha ziyade genelge ile bazı esasların tespit edildiği, hukuki bakımdan genelgelerle müstakil olarak çalışma saatleri konusunda asli düzenleme getirilemeyeceği, dolayısıyla bu çerçevede normlar hiyerarşisi açısında hukuki bir sakatlığın dikkat çektiği, • Devlet Memurları Kanununun “Günün 24 saatinde devamlılık gösteren hizmetlerde çalışan Devlet Memurlarının çalışma şekil ve saatleri Başbakanlık Devlet Personel Başkanlığının muvafakati alındıktan sonra kurumlarınca düzenlenir” hükmünü taşıdığından söz konusu belirleme yapılırken hem Başbakanlık hem de Devlet Personel Başkanlığının görüşünün alınmasının zorunlu ve bu usule uymamanın şekil ve usul unsuru yönünden hukuka aykırı olduğu, ilgili idarenin söz konusu belirlemeyi yaparken ve takdir yetkisini kullanırken kamu yararı ve hizmet gereklerini dikkate almak zorunda olduğu ve keyfi hareket edemeyeceği, • Çalışma saatlerinin düzenli olmasının İnsan Hakları açısından çok önemli olduğu ve tahammülü aşan bir şekilde çalıştırılmanın ciddi bir hak ihlalini ortaya çıkardığı, • Polisin çalışma koşullarına ilişkin mevcut düzenleme ve uygulamalarının Anayasanın, İHEB ve AİHS temel hükümlerine açıkça aykırı olduğu , • Anayasanın “Dinlenmek çalışanların hakkıdır.” hükmü gereğince mevcut çalışma koşullarının düzenli olarak dinlenme olanağını vermeyecek şekilde anayasaya aykırılık teşkil ettiği, burada sadece yorgun polisi değil, böyle bir polisin işi gereği muhatap olacağı vatandaşlara verebileceği zararın gözden uzak tutulmaması gerektiği, belirtilmiştir. Aynı konuda İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanlığı; • Emniyet mensuplarının çalışma saatlerinin düzenlenmesinde her ne kadar ülkemizin ekonomik koşulları, teşkilatın iş yükü, emniyet ve asayişe müessir olayların sayısı ve personel mevcudu gibi etkenler dikkate alınıyorsa da, Anayasamız ve Ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşme hükümlerine uyulmasının, Anayasada ifade edilen hukuk devleti olmanın kaçınılmaz gereği olduğu, • Kamu görevlilerinin görevlerini yerine getirirken mevzuata uygun hareket etmelerinde ağır çalışma koşullarının olumsuz etkisi olabileceğinin göz ardı edilmemesi gerektiği, İnsan Hakları alanında eğitim ve bilinçlendirmenin yanı sıra çalışma koşullarının iyileştirilmesinin İnsan Hakları ihlallerinin azalmasında önemli bir etken olacağı, • İnsan Hakları ihlallerine meydan vermemek için mevzuatın hukukun temel prensiplerine uygun bir şekilde yorumlanarak uygulanmasının ve ayrıca yöneticilerin takdir yetkilerini en isabetli ölçüler içerisinde özenle kullanmalarının önem taşıdığı, hususlarını saptamıştır. Güvenlik hizmeti devlet adına yürütülen kurumsal bir görevdir. Bu hizmetin verilebilmesi için bir birey olan Polisten fedakârlık istenmesi yerine sorunların çözümünü mümkün kılacak yasal ve idari reformların yapılması gerekir. Polisin çalışma şartlarının düzeltilmesi hususunda AK Parti, CHP ve MHP’nin yukarıda belirtilen taahhütleri ışığında İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünce gerekli çalışmaların zaman geçirilmeden başlatılmasında yarar görülmektedir. 4. Özlük Hakları AK Parti, kolluğun fazla mesailerinin gerçekçi bir yaklaşımla ele alınacağını taahhüt etmektedir. CHP, güvenlik güçlerinin mali sorunlarının öncelikle çözümlenmesinin esas alınacağını taahhüt etmiştir. Güvenlik personelinin özellikle Polisin mali ve sosyal hakları ile özlük haklarının iyileştirileceğini, Polisin yaşam düzeyinin yükseltileceğini taahhüt etmektedir. MHP, güvenlik mensuplarına “5000” göstergenin memur aylık katsayısı ile çarpımı tutarında “güvenlik tazminat” verileceğini taahhüt etmektedir. Devletin asli görevi, bireylerin güvenliğini sağlamak yani temel hak ve özgürlüklerini korunmak ve kamu düzenini muhafaza etmektir. Güvenlik hizmeti, diğer hizmetlerin ön koşuludur. Eğer bir ülkede güvenlik temin edilememiş ise, o ülke için yatırım, kalkınma ve milli gelirin arttırılması gibi başka hizmetlerin yapılabilme şansı yoktur. Bu nedenledir ki, Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa Konseyi (AK)’nin kabul ettiği uluslararası bildirgelerle, polis teşkilatlarının maddi ve manevi yönden desteklenmesine özel bir önem verilmiştir. Avrupa ülkelerinde, “Güvenlik Mühendisi” olarak da nitelendirilen polis, diğer memurlar gibi normal çalışma süresi kadar çalışmakta olmasına rağmen, en yüksek maaşı alan ve sosyal yaşamı en iyi durumda bulunan kamu görevlileri arasındadır. Nasıl ki bir hesap işlemine dayanan mühendislikte, doğru hesaplamadan yapılan bir işin olumsuz sonuçları büyük olabiliyorsa, özgürlük ile güvenlik arasındaki hassas dengeyi bulacak hesaplamanın yapılmadığı güvenlik işinde de gerek kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin uğradığı zarar gerekse kamu düzeninin bozulmasının neden olacağı zarar son derece büyük ve bazen de tamir edilemez olacaktır. AK Parlamenterler Meclisinin polis hakkındaki bildiriye ilişkin 690 (1979) sayılı Kararı’nın 5. maddesinde; “Polisler, içinde görev yaptıkları toplumun maddi ve manevi aktif desteğinden yararlanmalıdır.” (B) Statüsünün 4. maddesinde; “Polisin, içinde görev yaptığı çevre, mesleki psikolojik ve maddi koşulları, birliği, tarafsızlığı ve onur'u koruyacak nitelikte olmalıdır.”, 5. maddesinde ise, “Polisler, adil bir ücret hakkına sahiptirler, bu ücretin tespitinde, tehlike ve sorumlulukların önemi, çalışma saatlerinin düzensizliği gibi özel faktörler dikkate alınmalıdır.” hükmünü içermektedir. Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (AİÖK) bir raporunda ; Türk emniyet birimlerindeki görevlilerin oldukça gergin bir durum sergiledikleri bu durumun ise genelde psikolojik reaksiyonları ve orantısız davranışları doğurduğunun müşahede edildiği, birçok görevlinin uzun çalışma saatleri, maddi ve insani imkânların yetersizliği ve kötü çalışma koşulları nedeniyle stresli ortama maruz kaldıklarının tespit edildiği ve bu şekildeki bir atmosferin hata yapmaya ve uygunsuz kestirme yollara başvurmaya neden olduğu belirtilerek bu şartların düzeltilmesi için alınacak önlemlerden haberdar olmayı istemektedir. ÖZTÜRK ve SANCAKTAR’ın hukuki mütalaasında ; “Polisin maaş sorunun en az çalışma düzeni kadar önemli olduğu, Türk Polisine verilen maaşın batılı meslektaşları ile mukayesesinin dahi mümkün olmadığı, maaşlarının düşük olmasının sadece polisi değil suçlulukla mücadeleyi de olumsuz yönde etkilediği, örneğin trilyonla ifade edilen değerlere ulaşan uyuşturucu ticareti ile mücadele eden polise yoksulluk sınırında maaş verilmesinde yaratabileceği karışıklıkları ve yan etkileri tahmin etmenin zor olmadığı” belirtilmiştir. Polisin içinde bulunduğu çalışma koşullarının, tutum ve davranışlarıyla insan hak ve özgürlüklerini doğrudan etkilediği bir gerçektir. Polise ne kadar iyi imkânlar tanınırsa, o oranda hoşgörülü ve İnsan Haklarına da saygılı olunur. Mevzuat düzenlemeleri ve personelin eğitimi mutlaka gerekli, fakat yeterli değildir. Polisin içinde bulunduğu çalışma ve maddi koşullar ihmal edilerek, sadece mevzuatın devreye konulması ile İnsan Hakları konusunda başarılı olunacağını beklemek iyimserlik olur. Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınarak, yaptığı hizmetin niteliği ve üstlendikleri görev riski gereğince emniyet personelinin diğer devlet memurları ile kıyaslanamayacak önemde farklılıklara sahip olması nedeniyle özellikle insan hak ve özgürlüklerine saygılı olan ve bu amaçla gayret gösteren kişi ve kurumların, polisin maddi ve sosyal çalışma koşullarının düzeltilmesi için çaba harcaması gereklidir. İnsan Haklarına saygılı olması mutlak gerekli olan polislerin, onların eşlerinin ve çocuklarının da hakları olduğu göz ardı edilmemeli, yaptıkları işe, çalışma sürelerine ve şartlarına, aynı işi yapan diğer genel kolluk teşkilatlarının mensuplarına uygun ücret almaları sağlanmalıdır. Kamuda bir memur 8-10 yıl arasında Daire Başkanı olarak 3600 ek gösterge elde edebilmektedir, Mülki İdare Amirleri 15 yılda 1. Sınıfa ayrılabilmektedir ve ek göstergesi 5800’dür, bir Hakim ve Savcı da 10-12 yıl arasında 1. Sınıfa yükselebilmektedir. Emniyet Teşkilatında ise 10 yılda baş komiser / emniyet amiri olunabilmektedir. 1980’li yıllarda “üst yönetici” olan emniyet amiri günümüzde “büro amiri” statüsüne indirilmiştir, ek göstergesi bulunmamaktadır. 1. Sınıf Emniyet Müdürü olabilmek için 24 yıl hizmet gerekmektedir ve ek göstergesi de kendinden 15 yıl sonra kamu hizmetine başlamış biri gibi 3600’dür . Bir polis 20 yıl çalışmakta ve 25 yıl çalışmış kabul edilmektedir. Ancak, 20 yılda emekli olan bir polis gerçekte fiilen 30 yıl çalışmıştır. Çünkü iş mevzuatı haftada 40 saat çalışmayı öngördüğü halde hayatı boyunca haftada en az 72 saat çalışmıştır. Hafta sonu tatillerinde ve resmi - dini bayramlardaki çalışmaları da işin artısıdır. Bir de ömrünün yarısının gece mesaisinde geçtiğini de unutmamak gerekir. Bu nedenle bir polis esasen mesleğinin en az 5 yılını ücretsiz çalışmıştır . Polisin özlük haklarının iyileştirilmesi konusunda bugüne değin yapılan çalışmalar sonuçlandırıl(a)mamıştır. Günümüzde AK Parti, CHP ve MHP’nin benzer yaklaşımda olmaları ve taahhütleri çözümü kolaylaştırabilecektir. 5. Siyasi Etkilerden Arındırma, Tarafsızlığın Sağlanması ve Etkinlik AK Parti, yasaların kararlı bir biçimde uygulanacağını taahhüt etmekte, vali ve kaymakamlar ile güvenlik amirleri ve personelinin uygulamalarının ve güvenliği sağlamaya ilişkin performanslarının etkinlikle denetleneceği ve değerlendirileceği taahhüt ve uyarısında bulunmaktadır. CHP, liyakatli uzman polislerin görevlerinden uzaklaştırılmış olduklarını, güvenlik örgütlerinin tarikat çekişmelerinin alanı haline geldiğini iddia etmektedir. Ayrıca Emniyet Teşkilatı’nda siyasallaşmaya ve hiçbir tarikatçı sızmaya izin verilmeyeceğini belirterek, Emniyet Teşkilatının, her türlü siyasal yapılanmanın dışında tutulacağını; her türlü çıkar ilişkilerinden, “bağnaz ve yobaz” sızmalardan, her türlü örgütlü kuşatmalardan arındırılacağını taahhüt etmektedir. Bir poster haline getirerek Osmaniye Emniyet Müdürlüğünün tüm birimlerine astığımız, Atatürk’ün “Memleket işlerinde, Millet işlerinde, gerçek işlerde duyguya, hatıra, kardeşliğe ve dostluğa bakılmaz” sözü, tüm meslekler gibi polislik mesleğinin de temel ilkelerinden biri olmalıdır. Atatürk’ün Salih BOZOK’a yönelttiği, “polis kanun adamıdır, mutlaka sayılmalıdır” ikazının gereği, tüm kişi ve kuruluşlarca yerine getirilmeli; polis, yasaları uygulamaya çalışırken kendisine gösterilen etiketlerin ve gündelik siyasetin etkisinden kurtarılarak, polisin ve dolayısı ile Devletin etkinliği sağlanabilmelidir . D. Önleyici Kolluk AK Parti, büyük kentlerimiz başta olmak üzere, halkımızın gündelik yaşamını etkileyen asayiş suçlarıyla mücadele amaçlı hazırlanmış olan Asayiş Suçlarıyla Mücadele Stratejisi’nin geliştirilerek hayata geçirileceğini ifade etmekte, bu kapsamında kentlerde suçlara anında el koymak ve failleri özellikle suçüstü halinde yakalamak üzere sivil kıyafetli Güvenlik Timleri ve mobil Yıldırım Ekipler oluşturulduğunu belirtmekte, esas olanın suçluların yakalanması değil suç işlenmesini önlemek olduğunu, bu kapsamda, güçlü bir sosyal politika ile eş zamanlı olarak, önleyici kolluğa ağırlık verileceğini belirtmekte, genel kolluğun önleyici kolluk yetkilerinin, yapılacak yasal düzenlemelerle yeniden tanımlanacağını taahhüt etmektedir. AK Parti’nin genel kolluğun önleyici kolluk yetkilerinin yeniden tanımlanacağı taahhüdü ile MHP’nin güvenliğin teminine ilişkin etkinlik sağlanması çerçevesinde yeni düzenlemeler yapılacağı taahhüdü, özellikle ceza ve ceza muhakemesi yasalarında haklı ve yerinde değişiklik yapılmasına rağmen önleyici kolluk yetkilerinin aynı süreçte düzenlenmemesi nedeniyle bir boşluk oluşması nedeniyledir. Bu arada ifade etmek gerekir ki önleyici kolluk uygulamalarındaki esas problem, suç işlenmesini önleme çalışmaları ile suç soruşturması işlemlerinin aynı çatı altında yapılmasının getirdiği yönetsel sorunlar, önleyici kolluk yetkilerine ilişkin yapılan düzenlemelerin gecikmesi, polislik mesleğindeki seçme, eğitim, çalışma şartları, özlük hakları, denetim, ödül ve cezalandırma sistemlerindeki sorunlar nedeniyle bazı personelin (y)etkin ve verimli çalış(a)mamasıdır. E. Özel Güvenlik AK Parti, genel güvenliği destekleyici nitelikte olmak üzere, özel güvenlik hizmetlerini çağdaş bir anlayışla yeniden ele alarak yasal zemine kavuşturulduğunu, spor müsabakalarının huzur, güven ve centilmenlik ortamı içinde yapılması için yeni düzenlemeler yapıldığını belirtmektedir. Ayrıca kamu binaları, tesisler ve köprülerin korunmasının özel güvenlik teşkilatlarına devredilerek, suçu ve tehlikeyi önleme görevinde daha fazla sayıda polisin görevlendirilmesini sağlamayı düşünmektedir. CHP, halkın güvenliğinin devletin güvenlik güçlerince sağlanacağını, özel güvenlik şirketlerinin giderek asli güvenlik unsuru olması eğilimini sonlandıracaklarını, bu şirketlerin -olması gerektiği gibi- yardımcı güvenlik unsurları olacaklarını, bu şirketlere duyulan ihtiyacın azalmasının, iktidarlarının güvenlik anlayışının başarısı olacağını ifade etmektedir. Klasik Devlet Nazariyesinde, iç güvenlik de dış güvenlik gibi devletin ana görevleri içinde değerlendirilmektedir. Ancak XVIII. asrın ortasında belirginlik kazanan Sanayi Devrimi, iç güvenlik konularının bir kısmının devletten alınarak yarı kamu veya özel kurumların bünyelerine almak gibi bir eğilim içine girmiştir. Şüphesiz ilk başlarda devletin temel görevlerinden olan güvenliğin -nispi de olsa- bir kısmının özel kurumlar tarafından yürütülmesi ilk başta yetki ihtilaflarına sebep olmuşsa da süratle gelişen teknolojinin günlük yaşama girmesi ve klasik güvenlik metotlarının yetersiz kalması özel güvenlik kurumlarının hayat sahasını genişletmiştir. II. Dünya Harbi’nden sonra sanayileşmenin devletten başka sektöre intikali, Türkiye’de de özel güvenlik kurumlarını gündeme getirmiştir . Mülga 2495 sayılı Bazı Kurum ve Kuruluşların Korunması ve Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanun, Ülkemizde ilk özel güvenlik hukuku kaynağıdır. Kamu kuruluşları veya özel kişilere ait olan her türlü kurum ve kuruluşların günün koşullarına uygun şekilde korunması için, Devletçe alınan genel güvenlik önlemlerine ek olarak, bu yerlerden Bakanlar Kurulunca tespit edilenlerde özel güvenlik teşkilatı kurulması veya özel güvenlik önlemlerinin tesis ettirilmesi veya her ikisine birden yer verilmesi suretiyle korunmalarının sağlanması için 2495 sayılı Kanun yürürlüğe konulmuştur . Genel kolluğun, kamu veya özel kurum ve kuruluşlar üzerindeki görevini rahatlatan ve bu yerleri terörün hedefi olmaktan çıkaran 2495 sayılı Kanunun işlerlik kazanmasıyla özel güvenlik teşkilatlarının sayıları zaman içerisinde artarak bu tür kuruluşların güvenlik ihtiyaçları bu birimler tarafından sağlanmıştır. 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun ve 7.10.2004 tarih ve 25606 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Yönetmelik, yürürlükteki özel güvenlik hukukunun kaynağıdır. 5188 sayılı Kanun özel güvenlik hizmetini, “kamu güvenliğini tamamlayıcı mahiyette bir hizmet” olarak nitelendirilmiştir, genel kolluk teşkilatlarının yürüttüğü kamu güvenliğini sağlama görevini tamamlayıcı mahiyette bir hizmet türüdür. Kanunla kurulan, belli bir alanda “suç işlenmesini önleme”, “işlenmekte olan suça el koyma”, “failini yakalama” ve “suç delillerini muhafaza etme” konuları ile sınırlı yetkileri olan bir kolluk hizmetidir. Bir anlamda, sınırları belli olan bir alanda “suç işlenmesini önleme” amacıyla güvenlik tedbirini artırmak amacıyla tanınmış bir haktır. Zaten “işlenmekte olan suça el koyma”, “failini yakalama” ve “suç delillerini muhafaza etme” yetkisi başka kanunlarla vatandaşlara dahi tanınmıştır. Kişilerin silahlı personel tarafından korunması, kurum ve kuruluşlar bünyesinde özel güvenlik birimi kurulması veya güvenlik hizmetinin şirketlere gördürülmesi konuları özel güvenlik komisyonunun kararı üzerine vali iznine bağlıdır. Özel güvenlik birimleri ve şirketleri İçişleri Bakanlığı ve Valiliklerce denetlenmekte, yasaya aykırılık tespit edildiğinde müeyyide uygulanmaktadır. AK Parti; özel güvenliğe “sistem” açısından yaklaşmakta, CHP; uygulamaya eleştiri getirmektedir. AK Parti ve CHP, kendi bakış açılarında haklıdır; sistem açısından bakıldığında, “özel güvenlik şirketlerinin giderek asli güvenlik unsuru olması” söz konusu değildir, ancak, denetim görevinin tam olarak yerine getirilememesi nedeniyle boşluk oluşmasına, bir anlamda “giderek asli güvenlik unsuru olması”na meydan vermemek için “sıfır tolerans” uygulanması gerekir. Bunun için İçişleri Bakanlığının, Valiliklerin ve kolluk teşkilatlarının “dış etkenlerden etkilenmeyen” uygulamalar sergileyebilmeleri önemli ve gereklidir. Düzenleme görevini yerine getirmiş olan devlet, denetleme görevini de aksatmamalı, gerektiğinde etkin bir şekilde müeyyide uygulayabilmelidir. F. Modern Kent Güvenlik Sistemleri AK Parti, olaylara en kısa sürede müdahale etmek, kişi hak ve hürriyetlerini ön planda tutarak yurttaşlarımıza en hızlı ve etkin güvenlik hizmeti sunabilmek amacıyla, mobil iletişim teknolojisi kullanılarak, kentlerimizin cadde, sokak ve meydanlarının görüntülü güvenlik denetimine alındığını, MOBESE Projesinin, 58 il ve 36 ilçeye yaygınlaştırıldığını belirtmektedir. Ayrıca işlenen suçların yerleri, zamanları, yoğunlaşma dönemleri ve hassas bölgelerin belirlenmesi ile önleyici kolluk faaliyetlerine etkinlik kazandırılması amacıyla Jandarma Teşkilatında Bilgisayar Destekli Suç Haritalarının Oluşturulması ve Suç Analizlerinin Yapılması Projesi’nin hizmete girdiğini belirterek, bu kapsamda yararlı olacak bir başka uygulama olan Kimlik Bildirim Sistemi Projesi’nin işaretini vermektedir. Polis Teşkilatında, suçlara ilişkin tüm verilerin sürekli olarak izlenip değerlendirmeye tabi tutularak, kolluğun mukabil strateji ve taktiklerinin geliştirileceği, bilimsel esaslara göre çalışacak Suç Analiz Merkezi Projesi’nin uygulanacağını belirtmektedir. Güvenlik hizmeti “personel-yoğun” sektör olarak algılanmasına rağmen aslında “ilim-cürüm savaşında” bilgisayar teknolojilerini kullanan, yasaların açıklarını istismar eden, bunu yapabilmek için de en iyi hukukçu, mali müşavir gibi uzmanlardan yararlanan, örgüt psikolojisi ve unsurlarını kullanan suçlular ve örgütlerle mücadelede Emniyet Teşkilatı tarafından “teknoloji-yoğun” hizmet üretilmeye çalışılmaktadır. Teknolojinin takip edilebilmesi ve uygulamaya sokulması için finanssal kaynağa gereksinim vardır. Bu sağlandığı takdirde Emniyet Teşkilatı, gelişmiş ülkelerdeki eşdeğerleri gibi en iyi uygulamaları gerçekleştirebilecek durumdadır. Nasıl KÖYDES ile köy altyapı hizmetlerini tamamlıyor, BELDES ile finanssal gücü olmayan yerlerde şehir altyapısına destek olunuyorsa, bu kez de POLDES adı ile Emniyet Teşkilatına – Güvenlik Hizmetlerine Destek projesini hayata geçirmekte yarar görülmektedir. Böylece her biri 1 milyon YTL’den fazla bütçe gerektiren MOBESE benzeri güvenlik sistemleri kurulabilecek, ihtiyaç duyulan bina ve tesisler yapılabilecek, özel donanımlı araç ihtiyaçları ve teçhizatlar karşılanabilecektir. 1980’li yıllarda kurulan Savunma Sanayii Müsteşarlığı ile savunma sanayisi ülkemizde de gelişmiştir. Günümüzde güvenlik ve savunma iç içe girmiştir. Bu kuruluşun Güvenlik ve Savunma Sanayii Müsteşarlığı haline getirilerek, bu güzel yapının içine iç güvenliği de almak ve MOBESE benzeri sistemlerin gelişmesini teknolojik ve finanssal anlamda sağlamak yararlı olabilecektir. G. Toplum Desteği ve Güvenlik Politikaları Oluşumuna Halkın Katılımı AK Parti, güvenlik ile sosyal bünye arasında kurduğu güçlü bağın bir yansıması olarak, suçun önlenmesi faaliyetlerine kurumların, sivil toplum örgütlerinin ve vatandaşlarımızın aktif olarak katılmasını sağlamak amacıyla, Toplum Destekli Güvenlik Hizmeti Projesi’nin uygulamaya konulduğunu, önümüzdeki dönemde artan bir kararlılıkla ve etkinleştirilecek politika ve programlarla, halkımızın huzur ve güvenliğini sağlamaya dönük çabaların yoğunlaştırılacağını belirtmektedir. Öte yandan suçla etkin mücadeleyi sağlayacak fiziki ve sosyal tedbirlerin alınması konusunda belediyeler, muhtarlar, eğitim ve öğretim kurumları, okul aile birlikleri, sivil toplum örgütleri, özel güvenlik teşkilatları, ilgili diğer kurum ve kuruluşlar ve basın kuruluşları ile ortak çalışmalar gerçekleştirileceğini, suç olgusuna ilişkin olarak medya etkisi üzerinde önemle durulacağını; suçun kendisi kadar nasıl algılandığının da önemli olduğunu, bu açıdan suçla ilgili olarak toplumda panik, korku ve güvensizlik duygusu yaratan davranışlarla mücadele edileceğini, medyanın işbirliği ve desteğinin sağlanması konusunda çaba gösterileceğini ifade etmektedir. CHP, şehirlerimizde, başta güvenlik olmak üzere, kamu hizmetlerinden kaynaklanan sorunlara halkın sahip çıkması, kendi katkı ve katılımıyla bu sorunların her düzeydeki sorumlu ve yetkililere iletilebilmesi ve çözümün semt sakinleriyle birlikte elbirliğiyle sağlanması amacıyla SEMT KONSEYLERİ oluşturulacağını taahhüt etmektedir. Ayrıca yurttaşların çeşitli konulardaki sorunlarını ve ihtiyaçlarını, her an, her düzeydeki sorumlu kurum ve kuruluşlara bürokratik engellere takılmaksızın aktarmaları amacıyla Başvuru Büroları oluşturacaklarını, ihtiyaç ve talep halinde, bu büroların semt temelinde kurulmalarını da sağlayacaklarını taahhüt ederek bu büroların, 24 saat açık kalacaklarını, kamu görevlilerinin ağırlıklı olarak çalışacaklarını ve nedeni ne olursa olsun sorunlarına çözüm arayan insanlarımızın dileklerinin ilgili kuruluşlara aktarımı, işleyişin izlenmesi, sorunlarının çözümü, sonucun başvuru sahiplerine intikalinin sağlanması ve sürecin yarattığı etkilerin takibi konularında yurttaşların ilk başvuru kapısı olacağını da ifade etmektedir. Öte yandan iller ve büyük ilçeler düzeyindeki kamu hizmetlerinin koordinasyonu için de, Semt Konseyleri ve Başvuru Büroları’ndan iletilen sorunların çözümü ve uygulamanın takibinin kesintisiz ve süratle yerine getirilmesi için Valilik / Kaymakamlık Koordinasyon Merkezleri kuracaklarını, yerel hizmet birimi olarak Muhtarlık, Semt Konseyleri, Başvuru Büroları ve Valilik - Kaymakamlık Koordinasyon Merkezleri’nden oluşan bir sistemle tüm kamu hizmetlerinde, devlet ile halk arasında 24 saat sürekli iletişim ve etkileşim sağlanarak, halkla ilişkiler kavramının sözde değil, özde hayata geçirilmesini sağlayacaklarını, Muhtarlık Sisteminin, “en uçtaki kamu hizmet birimi” olarak hak ettiği öneme kavuşturulacağını, muhtarların, halkın güvenliği ve huzurunun sağlanmasında kilit bir rol oynamalarının temin edileceğini belirtmektedir. Ayrıca Köy Kanununun değiştirilerek köylerin daha iyi yönetilmesi, köy muhtarlarının köyde devletin temsilcisi olma işlevini daha iyi yerine getirmesi, Köy Kanunu’nda var olan köy bekçilerinin ihtiyaç duyulan köylerde yeniden hayata geçirilmesinin sağlanacağını belirtmektedir. Avrupa Birliğine (AB) giriş için işleyen bir piyasa ekonomisi yanında, AB içindeki rekabet ve piyasa güçleriyle baş etme kapasitesi yaratmak amacıyla bankacılık başta olmak üzere diğer ekonomik sektörler, bağımsız kurullar tarafından yönetilmeye başlanmıştır. Aynı şekilde, siyasi ve sosyal konularla ilgili kurum ve kuruluşların, bunlar arasında Polis Teşkilatının da vizyonu, hedefleri, hizmet ilkeleri gibi temel konuları belirleyecek bir Ulusal İç Güvenlik Şurası oluşturulmalı, bu Şura’da TBMM’de grubu bulunan siyasi partiler, Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma, Adalet, İçişleri, Maliye Bakanlıkları, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK), Jandarma Genel Komutanlığı, Devlet Personel Başkanlığı gibi kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları başta olmak üzere halkın temsilcileri yer alarak, nasıl bir güvenlik hizmeti isteniyorsa burada karara bağlanmalı, “kişisel tercihler” yerine “ilkeler” çerçevesinde “karar mekanizması” olmalıdır . Halkın yönetime yeterli düzeyde katılmaması, aslında istikrarsızlığın sebeplerinden birisidir . Polis Teşkilatı ve hizmetleri ile ilgili tüm kesimlerin bu teşkilatın karar mekanizmasında yer alması durumunda; halkın ve kurumların beklentileri doğrultusunda gelecekte nasıl bir polis hizmeti yapılacağı belirlenebilecek, halkın rızası ile halk için polislik yapılabilecek, farklı toplum kesimleri ile birlikte ve onlarla işbirliği içinde çalışılabilecek , Teşkilatın ihtiyaçları, yaşadığı zorluklar ilgili kurumlar ve halk tarafından daha iyi anlaşılabilecek ve bu sayede sorunlar çözümlenip teşkilatın istikrarı da sağlanabilecektir. Bu şekilde, Atatürk’ün Salih BOZOK’a yönelttiği “polis kanun adamıdır, mutlaka sayılmalıdır” ikazının gereği yapılabilecek; polis, yasaları uygulamaya çalışırken kendisine gösterilen etiketlerin ve gündelik siyasetin etkisinden kurtarılarak, polisin ve dolayısı ile Devletin etkinliği sağlanabilecektir . Her kurumun olduğu gibi Polis Teşkilatının da denetim mekanizmaları vardır: Yürüttüğü işlemler, konusuna göre, Polis Teftiş Kurulu, Mülkiye Teftiş Kurulu yanında Devlet Denetleme Kurulu, Başbakanlık Teftiş Kurulu, Cumhuriyet Başsavcılığı ve hatta AİÖK ile İnsan Hakları İl İzleme Kurulları tarafından denetlenmektedir. Bazı AB üyesi ülkelerde, kamu denetim mekanizmaların dışında bir denetim sistemi daha kurulmuş, akredite ve yetki belgesi verilmiş halk temsilcilerine gözaltında bulunan şüphelilere uygulanan işlemleri, bunların durumlarını her zaman inceleme ve rapor düzenleme yetkisi tanınmıştır. Ayrıca kamu görevlilerine yönelik şikayetler, halk temsilcilerinden oluşan bir kurul tarafından incelenmekte, şikayetin gerçek olup olmadığı saptanmaktadır. Kamu görevlisinin bir kusuru belirlendiğinde de bu kusura neden olan olgular araştırılmakta, örneğin eğitim eksikliği, sosyal bir sorun gibi göreve etki eden konuların iyileştirilmesi için teşkilat uyarılmakta, yöneticilere öneriler getirilmektedir . Yönetilenlerin veya hizmet alanların denetim mekanizması içerisinde yer almaları durumunda faaliyetlerimizin hesabını vereceğimiz için halkın güveni kazanılabilecek, işbirliği imkânları artacak, uyuşmazlıklar barışçıl olarak çözümlenebilecek , halkın kendisini rahat ve güvende hissetmesinin sağlanması ile “dış müşteri memnuniyeti” mümkün olacak, Teşkilatın istikrara kavuşturulmasına da katkı sunabilecektir . Ülkemizde İnsan Hakları İl İzleme Kurullarının uygulamaları yerleşmeye başlamıştır, yararlı sonuçları da görülmektedir. Yine halen ülkemizde uygulanan cezaevi izleme kurulları da önemli bir fonksiyon ifa etmektedir. Bu kurulun görev ve yetki alanına ceza ve tutukevlerine ilave olarak gözaltı uygulamalarını ve kolluk nezarethanelerini de almak yararlı olabilir. Zira gözaltı uygulamalarını ve kolluk nezarethanelerini de ceza ve tutukevleri gibi özgürlüklerin geçici olarak sınırlandırıldığı yerlerdir ve bağımsız kurullarca denetlenmeleri yararlı olacaktır. H. Risk Altındaki Çocukların Korunması AK Parti, gençlerde yaygınlaşan şiddet eğilimi, madde bağımlılığı, sokak çocukları olgusu üzerinde önemle durulacağını, bu amaçla sosyal ve akademik çalışmalar yapılarak sorunu bütün boyutlarıyla analiz edilmeye, okul-aile-güvenlik kuvvetlerinin yakın işbirliği ve danışma içinde bulunmaları konusunda gerekli önlemler alınmaya devam edileceğini, bu çerçevede, Risk Altındaki Çocukların Korunması Projesi uygulanacağını taahhüt etmektedir. CHP, Çocuk Islah Evlerinin ilk aşamada yaygınlaştırılacağını; pedagojik destek ve meslek öğretimiyle çocukların topluma kazandırılmasına öncelik verileceğini, eğitim, kalkınma ve istihdam projelerinin ortak etkisiyle, çocuk suçluluğunda çarpıcı gerilemeler sağlanacağını ifade etmektedir. Çocuklarımızın ve gençlerimizin uyuşturucu kurbanı olmaları, çeteleşmeye heves etmeleri, liselerin kötü alışkanlıklar kazanılan yerler olmalarının kesinlikle önleneceğini, çocukların ve gençlerin boş zamanlarını değerlendirmeleri için, yerel yönetimlerden de katkı alınarak, spor, sanat, gezi, araştırma gibi sosyal projeler geliştirileceğini, çocuklarımızın üretici ve yaratıcı olmalarının destekleneceğini taahhüt etmektedir. MHP, suç işleyen ve suça meyilli çocukların varsa aileleriyle işbirliği yapılarak eğitilmeleri ve meslek edindirilmeleri, ailesi olmayanların ise korunmaya alınması ve rehabilite edilmesi suretiyle topluma kazandırılmalarının sağlanacağını ifade etmektedir. Risk altındaki çocuklar, sonucu itibariyle iç güvenliği ilgilendiren, büyük bir sosyal sorundur, önemli risk unsurudur. Ve bu büyük riskin eğitim, sağlık, sosyal hizmet, güvenlik, adalet teşkilatları tarafından birlikte yönetilmesi gerekmektedir. Ancak üzülerek belirtmek gerekir ki risk altındaki çocuklar tarafından herhangi bir suç işlenene değin bu kişilerin sorunları görmezden gelinmiş, Türkiye 2000’li yılların başına kadar bu riski iyi yönetememiştir. AK Parti, CHP ve MHP, sorunu farklı boyutlardan ele almaktadır. Bunun büyük bir fırsat olduğunu ve değerlendirmek gerektiğini belirtmek gerekir. Kanun koyucunun gösterdiği hassasiyetin ve amaçladığı hususların küçüklerle ilgili adli ve idari işlemleri yerine getiren genel kolluk kuvvetlerine de (polis-jandarma) yansıması gerektiği, bu kurumlarda özel bir yapılaşmaya gidilmesi, Emniyet Teşkilatında ÇOCUK POLİSİ kurulması, küçüklerle ilgili olarak Emniyet Teşkilatının yerine getirmesi gereken tüm işlemlerden sadece bu birimin yetkili ve sorumlu olması yönünde öneride bulunmuştuk . Emniyet Teşkilatının çocuklara yönelik hizmetlerinin iyileştirilmesi amacıyla, 1996 yılından itibaren 2001 yılına kadar yoğunlaşan çalışmalar sonucu, başta BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme olmak üzere yürürlükteki mevzuat esas alınarak Çocuk Polisi kurulmuştur . Çocuk Polisi: Polisin çocuklara yönelik olarak yürüteceği hizmetler konusunda, sıfır – on sekiz yaş gurubu gelişim özellikleri, davranış bilimleri, mülakat teknikleri, iletişim becerisi gibi konularda hizmet içi eğitim almış, sivil istihkak alan Emniyet Hizmetleri Sınıfı personeli ve hizmet branşıdır. Bu şekilde korunmaya, yardıma muhtaç, buluntu, kimliği tespit edilemeyen, sokakta yaşayan, başıboş, terkedilmiş, mülteci, refakatsiz ve benzeri çocuklara yönelik hizmetlerin yanı sıra, suç işlediği şüphesi altında bulunan çocukların adli ve idari tüm işlemleri, içerisinde Çocuk Bakım Üniteleri bulunan, eğitimli Çocuk Polisi tarafından yürütülmeye başlanmıştır. Jandarma Teşkilatında da benzeri hizmetlerin geliştirildiğini memnuniyetle ifade etmek gerekir. Aynı şekilde sosyal hizmetler, sağlık, eğitim ve adalet teşkilatlarında da önemli çalışmalar yürütülmektedir. Her zaman ve koşulda bunların desteklenmesinde ve başarılı koordinasyonda yarar görülmektedir. İ. Sürücü Belgesi, Pasaport ve Ruhsat Gibi İşlemlerin Yürütülmesinin Sivil İdari Birimlere Devredilmesi AK Parti, sürücü belgesi, pasaport ve ruhsat gibi işlemlerin yürütülmesinin ilgili sivil idari birimlere devredileceğini taahhüt etmekte, bunu da Polisin tehlike ve suçu önleme, işlenmiş suçları soruşturma ve faillerini yakalama görevlerini daha etkin bir biçimde yapabilmesi amacına dayandırmaktadır. Sürücü belgesi, pasaport ve ruhsat gibi işlemler idare hukukunda “kolluk yetkisi” olarak kabul edilmekte, belli şartlara haiz her Türk vatandaşı tarafından alınabildiği için toplumun her kesimine hizmet edilmektedir. Bu nedenle örneğin Danimarka’da bile bu işlemler Polis Teşkilatı tarafından yürütülmektedir. Bu işlemler sivil idari birimlere devredildiği takdirde, Polis Teşkilatının ilişki içinde bulunacağı kişiler sadece suç mağdurları ve şüphelileri olacaktır. Polis Teşkilatı, toplumun her kesimi tarafından tanınmalı ve benimsenmelidir. Bunun yöntemlerinden biri, sürücü belgesi, pasaport ve ruhsat verme işlemleri ile vatandaşların taleplerinin yerine getirilmesidir. Pek çok insan bu birimlerde aldığı hizmetin kalitesi nedeniyle “sizi böyle bilmiyorduk” demektedir. Sürücü belgesi, pasaport ve ruhsat gibi işlemler sivil idari birimlere devredildiği takdirde, vatandaşlar ile normal şartlarda ilişki içerisinde olma imkanı kalmayacak, toplumun bütününün kolluğu tanıma imkanı da ortadan kalkacaktır. Sadece suç ortamının neden olduğu stresin etkisi altında kalınacak, kolluk bu çerçeveden değerlendirilecektir. Bu nedenle Danimarka’da bu işlemler sivil idari birimlere devredilmemektedir . Bir başka açıdan bakıldığında, devir yapılacaksa muhtemelen bu işlemlerden alınan vergi, resim ve harçların belli bir oranı işlemi yapacak sivil idari birimlerin döner sermayelerine bırakılacaktır. Ancak denetim görevi yine Polis Teşkilatı tarafından yürütülmeye devam edecektir. Bunun örneği karayolu güvenliği sisteminde görülmektedir; karayolu taşımacılığı genel müdürlüğü, tescil işlemlerini döner sermaye kapsamında yapmakla birlikte, denetim görevi herhangi bir ücret almayan kolluk teşkilatlarına yüklenmiştir. Bir anlamda “nimet-külfet denklemi” gerçekleşmemektedir ki kanımca denetim sisteminin başarısızlığının bir nedeni de bu noktada gizlidir. SONUÇ Siyasi partilerin iç güvenlik yaklaşımları birbirini besleyerek tamamlamakta, sonuç olarak bunun bir avantaj olduğu değerlendirilmektedir. TBMM’ne gönderilecek tasarı ya da taslaklar bu yaklaşımla ele alındığında daha doğru sonuçlara ulaşmak mümkün olabilecektir. İç güvenlik yaklaşımlarında ve Polis Teşkilatının yapılanması ile yetkilerinin düzenlenmesinde; temel hak ve hürriyetler alanındaki kazanımlardan geriye gidileceği gibi bir korkuya kapılmaksızın, temel hak ve hürriyetlerin esas, devletin, dolayısı ile kolluk teşkilatlarının / görevlilerinin yetkilerinin istisna olduğunu kabul ederek, “temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılmasına izin vermeden özgürlükleri koruyup geliştirecek” bir iç güvenlik politikası ve stratejisi üzerine bina edilecek paradigma değişikliğine gidilmesinde yarar görülmektedir. Bu yaklaşım, güçlü bir Polis Teşkilatının temel hak ve hürriyetlerin teminatı olduğunu da ortaya koyacaktır. Güçlü Polis Teşkilatı olmayan bir ülkede demokrasiyi yerleştirip yürütmek mümkün olamayacağı için çağdaş devletler Polis Teşkilatının sorunlarını çözüme kavuşturmaktadır, Dünyanın her yerinde Polis Teşkilatını kuvvetlendirmeye yönelik çabalara girişilmektedir. Belçika, İspanya ve Yunanistan bunu AB üyeliği sürecinde başarmıştır. Ülkemizde de Polis Teşkilatının sorunlarının acil olarak çözüme kavuşturulması zorunludur. Bu yapıl(a)madığı takdirde, öncelikle iç güvenlik sorunları artacak, daha sonra temel hak ve hürriyetlerin kısıtlanması yönünde talepler dile getirilecek ve bir çözüm olarak takdim edilecektir. Hatta ülkemizin demokrasi sürecinin tekrar kesintiye uğraması bile söz konusu olabilecektir. Bu yönü ile iç güvenlik sorunlarının iyi yönetil(e)me(me)si demokrasi süreci ile doğrudan ilgili olabilmektedir. Ayrıca uyuşturucu üretim merkezi oldukları iddiası ile Columbia’nın, teröristleri destekledikleri iddiasıyla Libya’nın, insan hakları ihlali, teröristleri destekledikleri, uyuşturucu üretim merkezi oldukları iddiaları nedeniyle Afganistan’ın, insan hakları ihlali, teröristleri destekledikleri iddiaları nedeniyle Irak’ın egemenliklerine bir başka ülke tarafından müdahale edilmesi gibi bir sonuç da hiçbir zaman göz ardı edilememelidir. Zira uyuşturucu ve terörizmle mücadele, insan hakları ihlalleri gibi iç güvenlik sorunları iyi yönetil(e)mediğinde ve bu nedenle başka ülkelerin güvenliği etkilenmeye başladığında, ilgili ülke, uluslar arası hukuka dayanarak müdahale hakkı kullanabilmektedir. Bu noktada iç güvenlik sorunlarının iyi yönetil(e)me(me)si, ulusal egemenlik ile de ilgili/ilintilidir . Öte yandan bir polis memuru, yasa kendisine yetki ve görev verdiği için gerektiğinde anayasa ile teminat altına alınmış temel hak ve özgürlüklere ilişkin eylem ve işlemler yapmaktadır. Yaşam hakkı, özel hayatın gizliliği, haberleşme ve seyahat özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlükleri yasal çerçevede kısıtlayabilen ender kamu görevlilerinden biri de polistir. Bu nedenlerle sonuçları itibariyle önemli yetki, görev ve sorumluluğu bulunan polislik mesleği, herkesin elde edebildiği değil, sadece seçilenlerin kabul edildiği, uygun eğitimle desteklendiği bir “kariyer mesleği” olmalı ve diğer tüm kariyer mesleklerindeki gibi haklar ve yükümlülüklerle donatılmalıdır. Bu şekilde Ülkemizin AİHM tarafından tazminata mahkûm edilmesinin önlenmesi yanında bir Türk kamu görevlisinin uluslararası ceza mahkemesince cezalandırılmasının da önü alınabilecektir. Her iki uluslararası mahkemenin yargılama sonuçları dikkate alındığında, müfettişlik; DPT, hazine uzmanlıkları gibi “kariyer mesleği” hak ve yükümlülüklerine kavuşturulacak polislik mesleğinin önemi ve Ülkemizin saygınlığına ve demokrasimizin gelişmesine katkısı çok daha iyi anlaşılabilecektir. Objektif olması açısından profesyonel bir şirkete yaptırılacak araştırma ile, her rütbeden teşkilat mensupları, onların eş ve çocukları, polisin hizmet sunduğu kişi ve kuruluşlar, sivil toplum örgütleri ve siyasi partilerimizin bakış açılarına göre iç güvenliğin ve Polis Teşkilatının sorunları ve çözüm önerileri tespit edilmeli, Polis Teşkilatının hak ve yükümlülüklerine ilişkin düzenlemeler bu kuruluşun hizmetleri, nitelik ve özelliği göz önüne alınarak bir teşkilatlanma, yetki ve sorumluluk yasasıyla düzenlenmelidir. Yasa tasarısını hazırlayacak komisyonda, İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü uzmanlarının dışında Maliye Bakanlığından kadro ve bütçe uzmanları, Adalet Bakanlığından tetkik hâkimi ve Cumhuriyet savcısı, DPT’den güvenlik sektörü planlama uzmanı, Hazine Müsteşarlığı uzmanı, Devlet Personel Başkanlığı uzmanı yer almalı, yasa tasarısı üzerinde yazılı görüş bildirmenin sakıncaları, bir komisyon çalışması ile ta işin başında ortadan kaldırılmalıdır. Ülkemizdeki cezaevi izleme kurullarının görev ve yetki alanına gözaltı uygulamalarını ve kolluk nezarethanelerini de alarak özgürlükleri geçici olarak sınırlandıran yasal uygulamaları ve mekânları bağımsız kurullarca da denetlemek yararlı olabilecektir. Sürücü belgesi, pasaport ve ruhsat gibi işlemler idare hukukunda “kolluk yetkisi” olarak kabul edilen iş ve işlemler bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kolluk teşkilatlarınca yerine getirilmeye devam edilmeli, toplumun bütününün kolluğu tanıma ve benimseme imkanı ortadan kaldırılmamalıdır.
|
| |
| Yazar:
Halil YILMAZ |
04.10.2007 |
| |
| |
| İsim: |
Ziya KORKMAZ |
| |
| Yorum: |
|
|
|
| YAZARLARIMIZ |
| Önder AYTAÇ |
| Önder AYTAÇ |
| |
|
|
Emniyetin Aydınlık Çocukları; Siz de Çoook Oluyorsunuz Ama... |
| İlhan DAĞDEVİREN |
| İlhan DAĞDEVİREN |
| |
|
|
PPDS - 2 |
| İsmet KAPLAN |
| İsmet KAPLAN |
| |
|
|
Maaş Bahsine Nokta, Cevaplar-Sorular |
| Özgün ERGİN |
| Özgün ERGİN |
| |
|
|
İnsan Taklidi |
| Ercan TAŞTEKİN |
| Ercan TAŞTEKİN |
| |
|
|
Sevinmek Bizim de Hakkımız |
| Murat DAĞLAR |
| Murat DAĞLAR |
| |
|
|
Demokrasi ve Statik İdeolojiler |
| Fatih BALCI |
| Fatih BALCI |
| |
|
|
Eskimeyen Öğüt |
| Emsal TOPRAK |
| Emsal TOPRAK |
| |
|
|
Kendimi Takdimimdir! |
| Safa Tarık OĞUZ |
| Safa Tarık OĞUZ |
| |
|
|
Polis Branşını Arıyor |
| Erol ÖZDEMİR |
| Erol ÖZDEMİR |
| |
|
|
Adı Yücel Soyadı Tutkun |
| Ömer Faruk GÜLTEKİN |
| Ömer Faruk GÜLTEKİN |
| |
|
|
Yokolan İnsanlık |
| Metin Murat ARSLAN |
| Metin Murat ARSLAN |
| | | |