Çağdaş demokrasiler, temel hak ve hürriyetleri sağlamayı hedefleyen, çoğulcu ve katılımcı düşünceye dayanan, özgürlük ve hoşgörü ortamında gelişen sistemlerdir. İnsan Hakları ve temel hürriyetlerin tanınması, evrensel bir ilgi konusu olmuş, günümüzde çok sık telaffuz edilen globalleşmenin tohumları aslında geçtiğimiz yüzyılda atılmıştır. Bunların güvence altına alınarak aykırı uygulamalardan korunması ve daha ileri düzeyde gerçekleştirilmesi amacıyla kurulan BM ile AK, Ülkemizin de kurucusu olduğu uluslararası kuruluşlardır.
Kopenhag Ölçütlerinden biri olan demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, İnsan Haklarını ve azınlıkların korunması ve saygı görmesini teminat altına alan kurumlardan biri polis teşkilatıdır ve bu teşkilatın istikrara kavuşturulması Avrupa Birliği üyeliğinin temel koşuludur.
Bu makalede, demokrasiyi yerleştirecek, İnsan Haklarına saygılı, demokrasi kuralları içerisinde etkin olarak çalışan ve çağdaş bilimin bütün verilerinden ve uzmanlık bilgisinden yararlanan istikrarlı bir polis teşkilatı için bazı öneriler geliştirilmiştir.
DEMOKRASİ VE AVRUPA BİRLİĞİ
Bugün dünya üç önemli prensibi kabul etmiştir; demokrasi, İnsan Hakları ve pazar ekonomisi . Bunlar AB’nin şartlarıdır: “Üyelik, aday ülkenin demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, İnsan Haklarını ve azınlıkların korunması ve saygı görmesini teminat altına alan kurumların istikrara kavuşturulmuş olmasını, işleyen bir piyasa ekonomisinin mevcudiyetini, AB içindeki rekabet ve piyasa güçleriyle baş etme kapasitesini gerektirmektedir. Üyelik, adayın, siyasi, ekonomik ve parasal birliğe katılım da dahil olmak üzere, üyeliğin getirdiği yükümlülükleri üstlenebileceğini varsayar .”
Çağdaş demokrasiler, temel hak ve hürriyetleri sağlamayı hedefleyen, çoğulcu ve katılımcı düşünceye dayanan, özgürlük ve hoşgörü ortamında gelişen sistemlerdir. İnsan Hakları ve temel hürriyetlerin tanınması, evrensel bir ilgi konusu olmuş, günümüzde çok sık telaffuz edilen globalleşmenin tohumları aslında geçtiğimiz yüzyılda atılmıştır. Bunların güvence altına alınarak aykırı uygulamalardan korunması ve daha ileri düzeyde gerçekleştirilmesi amacıyla kurulan BM ile AK, Ülkemizin de kurucusu olduğu uluslararası kuruluşlardır. Bu kuruluşların misyonu, İnsan Haklarının korunması ve temel hürriyetlerin tanınmasına öncülük etmektir. Globalleşmeyi sağlayan uluslararası belgeler, çağdaşlığı kendisi için esas almış Ülkemiz tarafından imzalanmış, usulüne uygun olarak onaylanmış, anayasaya aykırılığı iddiasında dahi bulunulması mümkün olmayan iç hukuk mevzuatı haline getirilmiştir. Böylelikle milletler, birbirine müteselsil kefil haline gelmiştir .
Halkın egemenliği temeline dayanan bir yönetim biçimi olan demokrasinin gelişmesinin temel koşullarından biri, vatandaşların özgür olmasıdır. Anayasamızda düzenlenen temel haklar vatandaşlarımıza ve hatta yabancılara tanınarak demokratik yönetimin anayasal gerekleri yerine getirilmiştir. Ülkemizde anayasal güvence altında bulunan temel hakların, yasal sınırlar içinde özgürce kullanılması zorunludur. Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasında kanun, hukuk ve demokratik otoritenin üstünlüğü tesis edilmeli ve kesinlikle zedelenmemelidir. Hakkın özüne dokunulamayacağı gibi, hakkın suiistimaline ve fetret yaratılmasına da müsaade edilemez. Kanunlar uygulanmalı, bu hususta hiçbir tereddüt olmamalı, vatandaşın gözünde “Bu kanunlar uygulanmaz” gibi en ufak bir endişe duyulmamalıdır .
“Tam bir özgürlük anarşidir, tam bir düzen de zulüm. Bu iki uç arasındaki dengeyi korumak demokratik toplumların asırlar boyu amacı olmuştur .” Bu görüş, çağdaş toplumların belirgin nitelikleri arasında yer alan demokratik toplumun sınırlarını çizmektedir. Güvenlik-özgürlük ilişkisi dikkatle korunmalıdır. Yasalarla ne kadar özgürlük tanınmış olursa olsun, o özgürlükleri yaşatamıyorsanız veya ülke fetrete ve anarşiye gitmişse, o zaman yönetemeyen demokrasiyle karşı karşıya kalınır. Devleti ayakta tutacak hukukun gücü kullanılmadığı takdirde fetrete, anarşiye kayılabilir. O zaman, “birisi gelsin de, bizi şu belalardan kurtarsın” denilmeye başlanır. Diktatörler, hep kanun, nizam hakimiyeti sağlanamadığı zamanda halkın, “Canımız her şeyden önemli, bırakın demokrasiyi, Cumhuriyeti, bilmem neyi de tatlı canımızı kurtaralım, birisi gelsin de, bizi kurtarsın” noktasına gelindiği zaman ortaya çıkar. Onun için mutlaka hukuk devletini işletebilmek, hukukun üstünlüğünü sağlayacak, İnsan Haklarını, azınlık haklarını ve saireyi koruyacak mekanizmaların oluşması gerekir .
Bu noktadaki temel sorumluluk, demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, İnsan Haklarını ve azınlıkların korunması ve saygı görmesini teminat altına alan kurumlardan biri olan polis teşkilatına aittir ve bu nedenledir ki bu teşkilatın istikrara kavuşturulması AB üyeliğinin temel koşuludur. Zaten Ülkemizin mutlak uymak zorunda olduğu temel ölçütler içinde güvenlik politikalarına ilişkin olanlar, toplam AB müktesebatının 1/5’i kadardır.
Güçlü polis teşkilatı olmayan bir ülkede demokrasiyi yerleştirmek mümkün olamayacağı için, tüm çağdaş devletler polis teşkilatını kuvvetlendirme gayreti içindedir. Amaç, İnsan Haklarına saygılı, demokrasi kuralları içerisinde etkin olarak çalışan ve çağdaş bilimin bütün verilerinden ve uzmanlık bilgisinden yararlanan bir polis teşkilatına sahip olmaktır .
Diyebiliriz ki polislik, bir risk yönetimidir; özgürlüklerin kullanılmasına müdahale etmeyecek, fakat anarşiye de izin vermeyecek. Kamu düzenini sağlamak için yapılacak denetimde sadece düzen sağlanmak istenirse ortaya çıkacak sonuç zulümdür. Bu noktada, polis, anarşi ile zulüm arasındaki denge olarak da tarif edilebilir .
Bu hassas dengeyi korumak son derece önemli bir misyondur. Demokratik bir toplum olabilme, AB’ye girebilmenin yükümlülüğü zordur ve başta polis teşkilatı olmak üzere buna katkı sunacak kurumların işi de çok çetindir.
TÜRK POLİS TEŞKİLATI
“21. Yüzyıla Hazırız” sloganı ile 2000’li yıllara giren Türk Polis Teşkilatı, suç işlenmesini önlemek, işlenmiş suçları aydınlatmak amacıyla çağdaş bilimin bütün verilerinden ve uzmanlık bilgisinden gerektiği şekilde yararlanmaktadır. Nüfus oranına göre en az suç işlenen ülkeler arasında sayılabiliriz. Teknik donanım ve teknoloji kullanımı üst seviyelerdedir. Bu konuda çok önemli gelişmeler elde edilmiştir.
Ülkemizde demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, İnsan Haklarını ve azınlıkların korunması ve saygı görmesini teminat altına almak amacıyla başta Anayasa olmak üzere polise görev ve yetki veren kanunlarda değişiklikler yapılmıştır. Ancak yasa değişikliği yeterli değildir, uygulamanın da yasaya uygun yürütülmesi zorunludur .
Polis Teşkilatı, İnsan Haklarına saygı, demokrasi kuralları içerisinde etkin olarak çalışma açılarından eleştirilmektedir. Öte yandan akıllı, duygulu ve büyük sorumluluk gerektiren işlerle uğraşanlarda görülen “tükenmişlik sendromu” belirtileri ne yazı ki Polis Teşkilatında da görülmeye başlanmıştır. Polisin gözü önünde bir kişinin defalarca bıçaklanmasına rağmen polisin bir şey yap(a)mamasını başka şekilde izah edebilmek mümkün değildir.
Bunların nedeni kanımca bu Teşkilatın istikrara kavuşturulamamış olmasıdır; sistemsizlik, etkisizleşme, kuralların uygulanmaması ve bilgi eksikliği temel sorunlardır. Bu noktada biraz düşünmek; güvenliğimizi, özgürlüklerimizi, demokrasimizi ve AB’ye girişimizi güvence altına almak için tedbir almak gereklidir .
AB NORMLARINDA BİR POLİS TEŞKİLATI
Alt yapısının tam, personel seçimi ve eğitiminin çağdaş, çalışma koşullarının mükemmel, maaşların yeterli olduğu, istikrarlı bir polis teşkilatı ile, Kopenhag Ölçütleri olarak bilinen “demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, İnsan Haklarını ve azınlıkların korunması ve saygı görmesini teminat altına alma“ mümkün olabilecektir. Bu açıdan bakıldığında sadece ekonomik kurumlarda değil polis teşkilatında da yapılacak iyileştirme, Ülkemizin AB’ye girişine doğrudan etki edecektir. AB yolu polis teşkilatından geçtiği için bu hedefin sevdalısı olan herkesin el ele vererek bu teşkilatın da sorunlarını temelden çözmeleri gerekir. Geliştirilmiş bir Polis Teşkilatı, Türkiye’nin stratejik hedeflerinden biri olmalıdır.
Kopenhag Kriterlerinin, siyasi kriterler başlığı altında yer alan; “demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, İnsan Haklarını ve azınlık haklarını güvence altına alan istikrarlı kurumların oluşturulması” yükümlülüğümüz kapsamında, bu kurumlardan biri olan polis teşkilatının istikrara kavuşturulması için yasal ve idari düzenlemeler yapılmalıdır. Bu amaçla TPTGV tarafından profesyonel bir araştırma şirketine yaptırılacak bir araştırma ile, her rütbeden teşkilat mensupları, onların eş ve çocukları, polisin hizmet sunduğu kişi ve kuruluşlar, sivil toplum örgütlerinin bakış açılarına göre polis teşkilatının sorunları, çözüm önerileri tespit edilmelidir. Aşağıda, demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne inanan, İnsan Haklarını benimsemiş, azınlıkların korunması ve saygı görmesinin teminatı, istikrarlı bir polis teşkilatı için gerekli olduğu düşünülen bazı öneriler geliştirilmiştir:
YENİ BİR YASAL DÜZENLEME
Tüm memurların hak ve yükümlülüklerine ilişkin düzenlemeler genel nitelikteki 14/7/1965 tarih ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile yapılmıştır. Ancak kanun koyucu, bazı mesleklerin kendine özgü koşulları nedeniyle genel kapsamda değerlendirilmelerini uygun bulmamış, özel hükümlere tabi olmalarını öngörmüştür. Anayasa Mahkemesi üye ve yedek üyeleri ile raportörleri, hakimlik ve savcılık mesleklerinde veya bu mesleklerden sayılan görevlerde bulunanlar; Danıştay ve Sayıştay meslek mensupları ve Sayıştay savcı ve yardımcıları; Üniversitelerin, İktisadi ve Ticari İlimler Akademilerinin, Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademilerinin, Devlet Güzel Sanatlar Akademilerinin, Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsünün öğretim üye ve yardımcıları; Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası üyeleri, Genelkurmay Mehteran Bölüğü Sanatkarları, Devlet Tiyatrosu ile Devlet Opera ve Balesi ve Belediye Opera ve tiyatroları ile şehir ve belediye konservatuar ve orkestralarının sanatkar memurları, uzman memurları, uygulatıcı uzman memurları ve stajyerleri; Spor-Toto Teşkilatında çalışan personel; subay, astsubay, uzman çavuş ve uzman jandarmalar ile Emniyet Teşkilatı mensupları özel kanunları hükümlerine tabidir, 657 SK Değişik: 19/2/1980-2261/5 md.
Emniyet Örgütü mensupları hakkında uygulanmakta olan 657 sayılı Kanun; bunun ek ve değişiklikleri, ilgili KHK’ler ve bu yasalara dayanılarak yürürlüğe konulan yönetmelikler hükümlerinin kapsamına giren konular, Emniyet Örgütünün hizmet ve kuruluşunun nitelik ve özelliği göz önüne alınarak özel bir kanunla düzenlenir, 657 SK Ek Geçici Madde 54 (Ek: 19/2/1980-2261/5 md.).
Ancak özel bir yasa çıkartılana değin yukarıda sayılanların durumlarının askıda kalması da söz konusu olamayacağı için bir istisna getirilmiştir: Bu düzenleme yapılıncaya kadar, Emniyet Örgütü mensupları hakkında halen yürürlükte bulunan söz konusu hükümlerin uygulanmasına devam olunur, 657 SK Ek: 19/2/1980-2261/5 md.
Burada unutulmaması gereken husus, yukarıda belirtilen düzenlemenin geçici bir durum olduğudur. Bu nedenle sayılan kurumların tümünün özel yasaları yürürlüğe konduğu halde, bunlar arasında sadece Polis Teşkilatının yasası çıkartılmamış, genel yasa kapsamında kalmıştır. Bu olumsuz ayrımcılığı, dışlanmışlığı anlamak mümkün değildir.
Polis teşkilatının da hak ve yükümlülüklerine ilişkin düzenlemeler bu kuruluşun hizmetleri, nitelik ve özelliği göz önüne alınarak acilen özel bir kanunla düzenlenmeli, halen yürürlükte bulunan 657 sayılı yasanın emri yerine getirilmelidir.
Yasa tasarısını hazırlayacak komisyonda İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü uzmanlarının dışında Maliye Bakanlığı kadro ve bütçe uzmanları, Adalet Bakanlığından tetkik hakimi ve Cumhuriyet savcısı, DPT güvenlik sektörü planlama uzmanı, Hazine Müsteşarlığı uzmanı, Devlet Personel Başkanlığı uzmanı yer almalı, yasa tasarısı üzerinde yazılı görüş bildirmenin sakıncaları ta işin başında ortadan kaldırılmalıdır.
TÜZEL KİŞİLİK
Hukuki açıdan insanlar gerçek kişi olarak nitelendirilir, kurum ve kuruluşlar ise tüzel kişi. Gerçek ve tüzel kişilerin varlık kazanabilmeleri bazı prosedürlerin yerine getirilmesine bağlıdır. İnsanların nüfusa kaydedilmeleri, kurum ve kuruluşlar için ise yasada özel hüküm bulunması veya kayıt ve tescil edilme gibi.
Kişi sayılmak sonuçları itibariyle önemlidir, kişiye bazı hak ve borçlar yükler. Vatandaşların askerlik hizmeti yapmaları, seçimlerde oy kullanmaları bir yüküm, seçilmek bir haktır. Bunun için bir gerçek kişinin nüfusa kayıtlı olması gerekir.
Tüzel kişiliğin en önemli göstergesi ise, hak ve borç ehliyetine sahip olmaktır. Derneklerin, siyasi partilerin, anonim şirketlerin, bazı kamu kurumlarının tüzel kişilikleri olduğu için bunlar kendi adlarına işlem yapma yetkisine sahiptirler. Orman Genel Müdürlüğü, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü gibi kamu kurumlarının yasalarında hüküm bulunduğu içindir ki bunların tüzel kişiliği vardır. Ürettikleri iş ve işlemleri kendi adlarına yapmaktadırlar, bunlardan doğan sorumluluk da kendilerine aittir.
Polis Teşkilatı, kendi sorumluluk bölgesinde genel emniyet ve asayişi İçişleri Bakanı adına sağlamaya (3201 SK Md.1) çalışmasının yanında, bir suç işlenmesi durumunda el koyduğu olayları, yakalanan kişiler ile bunlara uygulanan tedbirleri Cumhuriyet savcılarına bildirmek ve Cumhuriyet savcılığının adliyeye ilişkin işlerde emirlerini yerine getirmekle yükümlüdür (CMUK Md 154). Daha işin başında polisin idari ve adli görev ve sorumlulukları bulunmaktadır. Bunların dışında sağlık, çevre, kültür, turizm gibi aklınıza gelebilecek tüm bakanlıkların görev alanlarına giren konularda polisin de bir işi, görevi ve yetkisi vardır.
Gerek pek çok bakanlığı ilgilendiren konulara ilişkin görevlerin yerine getiriliyor olması ve gerekse yapılan işlemler nedeniyle hak ve yükümlülüklerin doğrudan doğruya Polis Teşkilatı adına doğması için bu teşkilatın da bir tüzel kişiliği olmalı, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) gibi Türk Polis Teşkilatı (TPT) adı altında tüzel kişiliğe kavuşturulmalı, bir “kişi” sayılarak vesayet altından kurtulmalıdır.
TEŞKİLATLANMA
3201 sayılı Kanun, genel emniyet ve asayişi sağlamakla sorumlu ve görevli makam olarak bizzat İçişleri Bakanını belirlemiştir. Bakan, bu işleri kendi özel kuruluş kanunlarına göre çalışan Emniyet Genel Müdürlüğü ile Jandarma Genel Komutanlığı ... ile ifa ... eder.
Bu yasaya göre Polis Teşkilatının doğrudan İçişleri Bakanına bağlı olması gerektiği halde, İçişleri Bakanlığının kuruluşunu düzenleyen KHK ile de EGM, Bakanlığın bağlı kuruluşları arasında gösterilmesine rağmen Emniyet Genel Müdürü Bakanlık Müsteşarına bağlanmıştır. Bu noktada her iki mevzuat birbiri ile çelişmektedir. Emniyet Genel Müdürü doğrudan Bakana bağlanmalı, Genel Müdürlük Müsteşarlık seviyesine yükseltilmelidir.
Öte yandan Trafik Hizmetleri Başkanı olarak bir Emniyet Genel Müdür Yardımcısının kanunla görevlendirilmesinde olduğu gibi diğer tüm Emniyet Genel Müdür Yardımcıları da, İnsan Kaynakları Başkanı, Adli Hizmetler Başkanı, Uluslararası İlişkiler Başkanı, Lojistik Başkanı sıfatları ile kendilerine bağlı birimlerin hizmetlerini koordine etmelidir.
KARİYER MESLEĞİ
1987 yılında vatandaşlarımıza tanınan AİHM’ne kişisel başvuru hakkının ardından bu Mahkemece Ülkemiz aleyhine pek çok ihlal kararı verilmiş, Ülkemiz trilyonları bulan tazminatlara mahkum edilmiştir. Önümüzdeki günlerde Uluslararası Ceza Adalet Divanı da çalışmalarına başlayacak, kamu görevlileri uluslararası Lahey Ceza Mahkemesinde yargılanabileceklerdir.
Bir polis memuru, yasa kendisine yetki ve görev verdiği için gerektiğinde anayasa ile teminat altına alınmış temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunacak eylem ve işlemler yapmaktadır. Yaşam hakkı, özel hayatın gizliliği, haberleşme ve seyahat özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlüklerin özüne yasal düzenlemelere uygun olarak dokunabilen ender kamu görevlilerinden biri polistir. Sonuçları itibariyle bu kadar önemli yetki, görev ve sorumluluğu bulunan bir meslek, herkesin elde edebildiği değil, sadece seçilen kişilerin kabul edildiği, uygun eğitimle desteklendiği bir “kariyer mesleği” olmalıdır.
Bu şekilde Ülkemizin AİHM tarafından tazminata mahkum edilmesinin önlenmesi yanında bir Türk kamu görevlisinin uluslararası ceza mahkemesince cezalandırılmasının da önü alınabilecektir. Her iki uluslararası mahkemenin yargılama sonuçları dikkate alındığında, müfettişlik; DPT, hazine uzmanlıkları gibi bir “kariyer mesleği” haline getirilmesi gereken polisliğin önemi ve gelecekte Ülkemizin prestijine ve demokrasimizin gelişmesine katkısı çok daha iyi anlaşılabilecektir.
Polis amir adaylarına Polis Kolejinde 4 yıl lise, Güvenlik Bilimleri Fakültesinde de 4 yıl lisans eğitimi, memur adaylarına ise Polis Meslek Yüksek Okullarında (PMYO) iki yıl ön lisans eğitimi yatılı olarak verilmektedir. Eğitimin sonunda tüm memurlar ve amirler adeta aynı tornadan çıkmış gibi, hemen herkes aynı şeylerden zevk alır, aynı şeylere üzülür hale gelmektedir. Ancak unutmamak gerekir ki polislik hizmeti halkla birlikte, halka sunulan bir kamu hizmetidir. Bu hizmeti üreten ve sunan kamu görevlilerinin tek tip olmaları bu nedenle sakınca yaratmaktadır.
Polis Koleji eğitimine gerek olmadığı gibi özellikle Güvenlik Bilimleri Fakültesi de, belli üniversite mezunlarının kabul edildiği, burada bir veya iki yıl mesleki temel eğitimin verildiği bir eğitim kurumuna dönüştürülmelidir. Bu sayede; maliye, uluslararası ilişkiler, hukuk, kamu yönetimi gibi hangi alanlarda personele ihtiyaç duyuluyor ise o alandan en iyi personel istihdam edebilecektir.
ULUSAL İÇ GÜVENLİK ŞURASI
AB’ye giriş için işleyen bir piyasa ekonomisi yanında, AB içindeki rekabet ve piyasa güçleriyle baş etme kapasitesi yaratmak amacıyla bankacılık başta olmak üzere diğer ekonomik sektörler, bağımsız kurullar tarafından yönetilmeye başlanmıştır.
Aynı şekilde, siyasi ve sosyal konularla ilgili kurum ve kuruluşların, bunlar arasında Polis Teşkilatının da vizyonu, hedefleri, hizmet ilkeleri gibi temel konuları belirleyecek bir Ulusal İç Güvenlik Şurası oluşturulmalı, bu şurada Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan siyasi partiler, Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma, Adalet, İçişleri, Maliye Bakanlıkları, Milli İstihbarat Teşkilatı, Devlet Planlama Teşkilatı, Yüksek Öğretim Kurulu, Jandarma Genel Komutanlığı, Devlet Personel Başkanlığı gibi kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları başta olmak üzere halkın temsilcileri yer alarak, nasıl bir güvenlik hizmeti isteniyorsa burada karara bağlanmalı, kişisel tercihler yerine mutabakat ilkeleri çerçevesinde karar mekanizması olmalıdır.
Halkın yönetime yeterli düzeyde katılmaması, aslında istikrarsızlığın sebeplerinden birisidir . Polis teşkilatı ve hizmetleri ile ilgili tüm kesimlerin bu teşkilatın karar mekanizmasında yer alması durumunda; halkın ve kurumların beklentileri doğrultusunda gelecekte nasıl bir polis hizmeti yapılacağı belirlenebilecek, halkın rızası ile halk için polislik yapılabilecek, farklı toplum kesimleri ile birlikte ve onlarla işbirliği içinde çalışılabilecek , teşkilatın ihtiyaçları, yaşadığı zorluklar ilgili kurumlar ve halk tarafından daha iyi anlaşılabilecek ve bu sayede sorunlar çözümlenip teşkilatın istikrarı da sağlanabilecektir. Bu şekilde, Atatürk’ün Salih BOZOK’a yönelttiği “polis kanun adamıdır, mutlaka sayılmalıdır” ikazının gereği yapılabilecek; polis, yasaları uygulamaya çalışırken kendisine gösterilen etiketlerin ve gündelik siyasetin etkisinden kurtarılarak, polisin ve dolayısı ile Devletin etkinliği sağlanabilecektir.
ÖZEL DENETİM
Her kurumun olduğu gibi Türk Polis Teşkilatının da denetim mekanizmaları vardır: Yürüttüğü işlemler, konusuna göre, Polis Teftiş Kurulu, Mülkiye Teftiş Kurulu yanında Devlet Denetleme Kurulu, Başbakanlık Teftiş Kurulu, Cumhuriyet Başsavcılığı ve hatta AİÖK tarafından denetlenmektedir.
Bazı AB üyesi ülkelerde, kamu denetim mekanizmaların dışında bir denetim sistemi daha kurulmuş, akredite ve yetki belgesi verilmiş halk temsilcilerine gözaltında bulunan şüphelilere uygulanan işlemleri, bunların durumlarını her zaman inceleme ve rapor düzenleme yetkisi tanınmıştır.
Ayrıca kamu görevlilerine yönelik şikayetler, halk temsilcilerinden oluşan bir kurul tarafından incelenmekte, şikayetin gerçek olup olmadığı saptanmaktadır. Kamu görevlisinin bir kusuru belirlendiğinde de bu kusura neden olan olgular araştırılmakta, örneğin eğitim eksikliği, sosyal bir sorun gibi göreve etki eden konuların iyileştirilmesi için teşkilat uyarılmakta, yöneticilere öneriler getirilmektedir.
Yönetilenlerin veya hizmet alanların denetim mekanizması içerisinde yer almaları durumunda faaliyetlerimizin hesabını vereceğimiz için halkın güveni kazanılabilecek, işbirliği imkanları artacak, uyuşmazlıklar barışçıl olarak çözümlenebilecek , halkın kendisini rahat ve güvende hissetmesinin sağlanması ile “dış müşteri memnuniyeti” mümkün olacak, Teşkilatın istikrara kavuşturulmasına da katkı sunabilecektir.
KATMA BÜTÇE
Güvenlik hizmeti “personel-yoğun” sektör olarak algılanmasına rağmen aslında “ilim-cürüm savaşında” bilgisayar teknolojilerini kullanan, yasaların açıklarını istismar eden, bunu yapabilmek için de en iyi hukukçu, mali müşavir gibi uzmanlardan bile yararlanan, örgüt psikolojisi ve unsurlarını kullanan suçlular ve örgütlerle mücadelede “teknoloji-yoğun” hizmet üretilmeye çalışılmaktadır. Gerçekten çok pahalı olan bu hizmeti verebilmek amacıyla TPTGV kurulmuş, genel bütçe yetersiz olduğu için Vakıf yardımları ile atılım yapılmıştır. Bunun yanında, hemen her il ve ilçede kurulmuş olan dernek ve vakıflara yapılan yardımlar sayesindedir ki bugün EGM taşra teşkilatı hizmet verebilmektedir.
Hiçbir kişi ve kurum güvenlik hizmeti almaktan sarfınazar edemeyeceği ve bu hizmetin standartlarını düşürmek söz konusu olamayacağından, örneği olan pek çok kurum gibi Polis Teşkilatı da katma bütçeli kuruluş haline getirilmeli, ürettiği mal ve hizmetlerden alınan vergi, resim ve harçların belli bir oranı Teşkilatın bütçesine aktarılarak kaynak yaratılmalıdır. Bu şekilde trafik, pasaport, ruhsat başta olmak üzere pek çok birimde elden ele dolaşan yardım makbuzlarının neden olduğu spekülasyonlar ve suiistimaller de ortadan kaldırılabilecektir.
DÖNER SERMAYE İŞLETMESİ
Polisin yaptığı işler analiz edildiğinde görülmektedir ki hemen her konuda polisin bir görevi bulunmaktadır. Gerek kişiler gerekse kurumlar pek çok işinin hal mercii olarak polisi görmektedir. Onlar inanmakta ve bilmektedirler ki polis, o konuyu bir şekilde halledecek, üstelik iş gördüren için bunun bir bedeli de yok.
Bu nedenle nimet-külfet denklemi yerine gelmeli, fedakarlık denkleştirilmelidir. Bunun için döner sermaye işletmesi kurularak, polise yaptırılacak genel güvenliğin sağlanmasıyla ilgili olmayan işlerde talepte bulunan bunun bedelini ödemelidir.
Bu işletme kapsamında örneğin silah ruhsatı düzenlenecek olanlara silah eğitimi (hukuk, silah mekaniği ve kullanımı) verilebilir, vatandaşlarımızın bilinçli ve eğitimli bir şekilde silah bulundurmaları ve taşımaları mümkün olabilir.
Polis tarafından üretilen hizmetlerden genel güvenlik dışında kalanların bedeli hizmet alana ödetilerek kamu maliyetinin azaltılması yanında, hizmet üretenlerin desteklenmesi ile de “iç müşteri memnuniyeti” sağlanabilir.
ÇALIŞMA KOŞULLARI
Anayasamızın 128. maddesine göre kamu görevlilerinin ... hakları, yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri yasa ile düzenlenir. Ülkemiz de imzaladığı ILO sözleşmelerine göre kamu veya özel sektörde çalışanlar için günlük çalışma süresi 8 saattir. 657 sayılı yasanın 99. ve takip eden maddelerinde, devlet memurlarının çalışma saat ve usulleri hükme bağlanmıştır. Buna göre; devlet memurlarının haftalık çalışma süresi, cumartesi ve pazar günleri tatil olmak üzere 40 saattir ki bu hüküm Sözleşmeye uygundur.
Kurumların ve görülen hizmetin özelliklerine göre günün 24 saatinde devamlılık gösteren hizmetlerde çalışanların çalışma saat ve şekilleri, Başbakanlık Devlet Personel Başkanlığı’nın izni alındıktan sonra kurumlarınca farklı çalışma sürelerinin tespit olunabileceği belirtilmektedir .
7 gün 24 saat güvenlik hizmeti verilen Polis Teşkilatında, personelin çalışma saatleri 1995 yılına kadar düzenlenmemiştir. 19.10.1995 tarih ve 231771 sayılı Emniyet Hizmetleri Sınıfı Personelinin Çalışma Saatlerine İlişkin Esaslar konulu Bakanlık Genelgesinin 4. Maddesi ile; “... nöbet usulü ile çalışması zorunlu olan personelin çalışma saatleri, hizmetlerin gerekleri göz önünde bulundurularak olağanüstü durumlarda 12/12, diğer durumlarda 12/24 veya 12/36 esaslarından herhangi birine veya her birine göre Taşra Teşkilatında Mülki Amirin, Merkez Teşkilatında Genel Müdürün onayı ile düzenlenir” hükmü getirilmiştir.
Yasada düzenlenen “olağan koşullarda haftalık 40 saat” limitini aşan bu düzenlemeye göre 12/12 sistemi uygulanacaksa haftada 1 gün izin kullanılabilmekte, 12/24 sistemi uygulandığında ise haftada 1 gün izinden de mahrum kalınmaktadır.
Normal çalışma saatini aşan fazla mesai ve bunun karşılığı ödenecek ücretin nasıl tespit edileceği 657 sayılı yasanın 178. maddesi ile düzenlenmiştir: Fazla çalışma, sadece salgın hastalık ve tabii afetler gibi olağanüstü hallerde ve bu hallerin devamı süresince mümkündür. Bu durumda fazla çalışmanın süresi ve saat başına ödenecek ücret Bakanlar Kurulunca belirlenecektir .
Ayrıca yöneticiler, her olasılığı düşünerek terör, grev, kanunsuz gösteri, toplantı ve benzeri sebeplerle çalışma saatini onaylı olarak, 12/12 şeklinde uygulamaktadırlar. Ülkemiz koşullarında bu tür olaylar sık meydana geldiğinden, göreve geliş-gidiş, nöbet devri, takip edilen olayın sonuçlanması veya ikinci emir gerekçeleri ile, polisin çalışma saati 14 veya 16 saati bulmaktadır. Özellikle yönetici personelin çalışma saatleri en az 16 saate kadar yükselmektedir.
Yasaya göre kurumların, günlük çalışma süresinin dışında fazla çalışma ücreti vermeksizin personelini çalıştırabilmeleri mümkündür. Bu durumda ise her sekiz saat için bir gün izin verilmesi zorunludur. Ancak bu hüküm Polis Teşkilatında işletilmemektedir ki bu noktada da yasaya aykırılık bulunmaktadır.
Polis Teşkilatının çalışma sisteminin temeli vardiya biçimidir. Vardiya biçiminde çalışma koşullarının, insanın fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik durumunda olumsuz etkileri bulunduğu bilimsel olarak tespit edilmiştir. İnsan vücudu normal şartlarda belirli bir biyolojik çalışma saatine sahiptir. Gündüzleri çalışır, geceleri dinlenir. Hizmet gereği polislik mesleğinde bu mümkün değildir. Bu nedenle, kişi üzerinde oluşması muhtemel “ruhsal bozukluk ve bilinçte negatif yansıma” sakıncalarının giderilebilmesi için çalışan kişiye yeterli oranda ve uygun mekanda dinlenme imkanı tanınmalıdır. 8 saati aşan mesai sürelerinden kaçınılması önerilmekte ise de, Emniyet Teşkilatında çalışan personel, halen yeteri kadar dinlendirilmemektedir.
Toplumsal olaylarda polis, sabahın erken saatlerinde muhtemel geçiş güzergahlarında görevlendirilmekte, 12 veya 16 saat süresince olumsuz şartlarda ayakta dikilmektedirler. Bu süre zarfında fizyolojik ihtiyaçlarını dahi karşılayamayan ve bedensel, ruhsal olarak yorulan Polis, en küçük toplumsal direnme karşısında esnek davranma kabiliyetini kaybetmekte ve istenmeyen olaylara sebebiyet verebilmektedirler.
Bazı illerimizde karakol amirleri sabah saat 08:30’da görev alıp ve en erken saat 24:00’te görevden ayrılmaktadırlar. Bir karakol amirinin, ertesi günü gündüz vatandaşla ilgileneceği en verimli saatlerde, yeteri kadar dinlenemediğinden bitkin bir durumda olduğu görülmektedir. Bu, polisin çalışma hayatı ile sosyal hayatının birbirine karıştığını göstermektedir.
Polisin izin ve mesai kavramları bütünleştirilmiştir. Polis istirahatlı dahi olsa, hatta yeni görevden ayrılmış dahi olsa, amir tarafından verilen emir gereği tekrar göreve dönmek zorunda kalmaktadır. Dolayısıyla polis görevde iken, hangi saatte istirahata ayrılacağını net olarak bilememektedir. İkinci emir olasılığı, özel yaşama ilişkin program yapılmasına olanak tanımamaktadır. Programlı bir yaşamdan yoksun kalan polis, sürekli olarak görünmeyen bir “iç stresi”nin baskısı altındadır. Bu ise, kaçınılmaz olarak görevi yanında eşi ve çocukları ile olan ilişkisini ve aile içindeki güvenilirliğini olumsuz yönde etkilemektedir .
1992-2001 yılları içinde 277 personelin intihar, şehitler hariç 377 personelin görev esnasında vefat, 1534 personelin görevin yarattığı meslek hastalıklarına bağlı olarak vefat, 522 personelin malul, 1336 personelin istifa, 1889 personelin müstafi, 728 personelin gerek sağlık ve gerekse adli cezalar nedeniyle işine son verilmesi ve 1576 personelin disiplin cezası sonucunda işine son verilmiş olması polisin içinde bulunduğu koşulların ağırlığını ve öngörülmezliğini kanıtlamaktadır.
Hafta sonu tatili olmayan, zorunlu haller dışında izin kullanmayan insanların işte başarılı olmalarını beklemek realiteye aykırıdır.
Günümüzde bir birey olarak polis, 7 gün 24 saat verilmesi gereken güvenlik hizmetini; kendilerine, ailelerine, çocuklarına haksızlık yaparak yerine getirmek zorunda bırakılmıştır. Polislerin kendileri, eşleri ve çocuklarına ait olması gereken zamanın da kullanılarak kurumsal bir hizmetin verilmesi ne yazık ki hakkaniyet değerini yaşatmak olmamaktadır. Bir birey olarak polisin kendisi ve sorumlulukları da mutlaka hesaba katılmalıdır. Hakkaniyet, diğer insanların olduğu kadar, İnsan Haklarını korumada birinci derecede sorumlu polisin de haklarının korunmasını içerir .
Bir Polis Memurunun çalışma saatlerinin düzensiz olduğu ve bu durumun İnsan Hakları ihlaline yol açtığını ileri sürerek 08.02.2001 tarihinde bir dilekçe ile İzmir İİHK’na başvurması ve Kurul tarafından 29.03.2001 tarihinde alınan kararla konu ile ilgili olarak bir rapor hazırlanmasının istenmesi üzerine Prof. Dr. Bahri ÖZTÜRK ve Yrd. Doç. Dr. Oğuz SANCAKTAR tarafından hazırlanan Polislerin Çalışma Koşullarının Anayasada ve Uluslararası Belgelerde Garanti Edilen Hakların İhlaline Yol Açıp Açmadığı konulu hukuki mütalaada özetle;
Kanun koyucunun çalışma saatlerinin düzenlenmesinde kurum yada hizmet özelliği dikkate alınarak farklı uygulamalarının olabileceğini ancak bunun ya kanun yada yönetmelik şeklindeki hukuki işlemlerle mümkün olabileceğini, ancak ETK, PVSK ve PVSTüzüğü ve polisi ilgilendiren diğer mevzuatta konuya ilişkin bir düzenleme getirilemediği, daha ziyade genelge ile bazı esasların tespit edildiği, hukuki bakımdan genelgelerle müstakil olarak çalışma saatleri konusunda asli düzenleme getirilemeyeceği, dolayısıyla bu çerçevede normlar hiyerarşisi açısında hukuki bir sakatlığın dikkat çektiği,
DMK 101 nci maddesinde “Günün 24 saatinde devamlılık gösteren hizmetlerde çalışan Devlet Memurlarının çalışma şekil ve saatleri Başbakanlık Devlet Personel Başkanlığının muvafakati alındıktan sonra kurumlarınca düzenlenir” hükmünü taşıdığından söz konusu belirleme yapılırken hem Başbakanlık hem de Devlet Personel Başkanlığının görüşünün alınmasının zorunlu ve bu usule uymamanın şekil ve usul unsuru yönünden hukuka aykırı olduğu, ilgili idarenin söz konusu belirlemeyi yaparken ve takdir yetkisini kullanırken kamu yararı ve hizmet gereklerini dikkate almak zorunda olduğu ve keyfi hareket edemeyeceği,
Çalışma saatlerinin düzenli olmasının İnsan Hakları açısından çok önemli olduğu ve tahammülü aşan bir şekilde çalıştırılmanın ciddi bir hak ihlalini ortaya çıkardığı,
Anayasanın 49 ncu maddesinde “Devlet çalışanların hayatını geliştirmek için çalışanları korumak zorundadır”.
İHEB 22’nci maddesinde “Her şahsın ... adil ve elverişli çalışma şartlarına” hakkı vardır, 24’ncü maddesinde, “Her şahsın dinlenmeye ..., bilhassa çalışma müddetinin makul surette tahdidine... hakkı vardır.
AİHS 4 ncü maddesinin “Hiç kimse mecburi çalışmaya tabi tutulamaz”
hükümleri gereğince polisin çalışma koşullarına ilişkin mevcut düzenleme ve uygulamalarının Anayasanın, İHEB ve AİHS temel hükümlerine açıkça aykırı olduğu,
Anayasanın 59 nci maddesinin “Dinlenmek çalışanların hakkıdır.” hükmü gereğince mevcut çalışma koşullarının düzenli olarak dinlenme olanağını vermeyecek şekilde anayasaya aykırılık teşkil ettiği, burada sadece yorgun polisi değil, böyle bir polisin işi gereği muhatap olacağı vatandaşlara verebileceği zararın gözden uzak tutulmaması gerektiği,
belirtilmiştir.
Aynı konuda İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanlığı;
Emniyet mensuplarının çalışma saatlerinin düzenlenmesinde her ne kadar ülkemizin ekonomik koşulları, teşkilatın iş yükü, emniyet ve asayişe müessir olayların sayısı ve personel mevcudu gibi etkenler dikkate alınıyorsa da, Anayasamız ve Ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşme hükümlerine uyulmasının, Anayasada ifade edilen hukuk devleti olmanın kaçınılmaz gereği olduğu,
Kamu görevlilerinin görevlerini yerine getirirken mevzuata uygun hareket etmelerinde ağır çalışma koşullarının olumsuz etkisi olabileceğinin göz ardı edilmemesi gerektiği, İnsan Hakları alanında eğitim ve bilinçlendirmenin yanı sıra çalışma koşullarının iyileştirilmesinin İnsan Hakları ihlallerinin azalmasında önemli bir etken olacağı,
İnsan Hakları ihlallerine meydan vermemek için mevzuatın hukukun temel prensiplerine uygun bir şekilde yorumlanarak uygulanmasının ve ayrıca yöneticilerin takdir yetkilerini en isabetli ölçüler içerisinde özenle kullanmalarının önem taşıdığı,
hususlarını saptamıştır.
Güvenlik hizmeti kurumsal bir görevdir. Ancak bu hizmetin verilebilmesi için bir birey olan polisten fedakarlık istenmesi yerine kurumsal tedbirlerin alınması gerekir.
Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınarak polisin çalışma saatleri yeniden düzenlenmelidir.
Polisin çalışma koşullarına ilişkin düzenleme ve uygulamalar Anayasanın, İHEB ve AİHS hükümlerine uygun hale getirilerek, çalışma saati esasen haftada 40 saat olmalı, bunun üzerine çıkabilecek birkaç saat fazla mesainin de karşılığı verilmeli; personel, İİHK’na, bölge idare mahkemelerine ve hatta AİHM’ne müracaat etme zorunda bırakılmamalı, idare ile kamu görevlisi davalı duruma düşürülmemelidir.
ÜCRET
Devletin asli görevi, bireylerin güvenliğini ve kamu düzenini sağlamaktır. Güvenlik hizmeti, diğer hizmetlerin ön koşuludur. Eğer bir ülkede güvenlik hizmeti temin edilememiş ise, o ülke için yatırım, kalkınma ve milli gelirin arttırılması gibi başka hizmetlerin yapılabilme şansı yoktur. Bu nedenledir ki, BM ve AK’nin kabul ettiği uluslararası bildirgelerle, polis teşkilatlarının maddi ve manevi yönden desteklenmesine özel bir önem verilmiştir. Avrupa ülkelerinde, “Güvenlik Mühendisliği” olarak da nitelendirilen polis, diğer memurlar gibi normal çalışma süresi kadar çalışmakta olmasına rağmen, en yüksek maaşı alan ve sosyal yaşamı en iyi durumda bulunan kamu görevlileri arasındadır.
AK Parlamenterler Meclisinin polis hakkındaki bildiriye ilişkin 690 (1979) sayılı Kararı’nın 5. maddesinde; “Polisler, içinde görev yaptıkları toplumun maddi ve manevi aktif desteğinden yararlanmalıdır.” (B) Statüsünün 4. maddesinde; “Polisin, içinde görev yaptığı çevre, mesleki psikolojik ve maddi koşulları, birliği, tarafsızlığı ve onur'u koruyacak nitelikte olmalıdır.”, 5. maddesinde ise, “Polisler, adil bir ücret hakkına sahiptirler, bu ücretin tespitinde, tehlike ve sorumlulukların önemi, çalışma saatlerinin düzensizliği gibi özel faktörler dikkate alınmalıdır.” hükmünü içermektedir.
AİÖK bir raporunda ; Türk emniyet birimlerindeki görevlilerin oldukça gergin bir durum sergiledikleri bu durumun ise genelde psikolojik reaksiyonları ve orantısız davranışları doğurduğunun müşahede edildiği, birçok görevlinin uzun çalışma saatleri, maddi ve insani imkanların yetersizliği ve kötü çalışma koşulları nedeniyle stresli ortama maruz kaldıklarının tespit edildiği ve bu şekildeki bir atmosferin hata yapmaya ve uygunsuz kestirme yollara başvurmaya neden olduğu belirtilerek bu şartların düzeltilmesi için alınacak önlemlerden haberdar olmayı istemektedir.
ÖZTÜRK ve SANCAKTAR’ın hukuki mütalaasında; “Polisin maaş sorunun en az çalışma düzeni kadar önemli olduğu, Türk Polisine verilen maaşın batılı meslektaşları ile mukayesesinin dahi mümkün olmadığı, maaşlarının düşük olmasının sadece polisi değil suçlulukla mücadeleyi de olumsuz yönde etkilediği, örneğin trilyonla ifade edilen değerlere ulaşan uyuşturucu ticareti ile mücadele eden polise yoksulluk sınırında maaş verilmesinde yaratabileceği komplikasyonları tahmin etmenin zor olmadığı” belirtilmiştir.
Polisin içinde bulunduğu çalışma koşullarının, tutum ve davranışlarıyla insan hak ve özgürlüklerini doğrudan etkilediği bir gerçektir. Polise ne kadar iyi imkanlar tanınırsa, o oranda hoşgörülü ve İnsan Haklarına da saygılı olunur. Mevzuat düzenlemeleri ve personelin eğitimi mutlaka gerekli, fakat yeterli değildir. Polisin içinde bulunduğu çalışma ve maddi koşullar ihmal edilerek, sadece mevzuatın devreye konulması ile İnsan Hakları konusunda başarılı olunacağını beklemek iyimserlik olur.
Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınarak, yaptığı hizmetin niteliği ve üstlendikleri görev riski gereğince emniyet personelinin diğer devlet memurları ile kıyaslanamayacak önemde farklılıklara sahip olması nedeniyle özellikle insan hak ve özgürlüklerine saygılı olan ve bu amaçla gayret gösteren kişi ve kurumların, polisin maddi ve sosyal çalışma koşullarının düzeltilmesi için çaba harcaması gereklidir. İnsan Haklarına saygılı olması mutlak gerekli olan polislerin, onların eşlerinin ve çocuklarının da hakları olduğu göz ardı edilmemeli, yaptıkları işe, çalışma sürelerine ve şartlarına, aynı işi yapan diğer genel kolluk teşkilatlarının mensuplarına uygun ücret almaları sağlanmalıdır.
Bu noktada polisler, İnsan Haklarından ve hazineden sorumlu Devlet Bakanlıkları, Maliye Bakanlığı, Başbakanlık İnsan Hakları Koordinatör Üst Kurulu, Hazine Müsteşarlığı, Devlet Personel Başkanlığı, Üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve ulusal basının desteğinin alınmasını, TBMM üyelerinin bilgilendirilmelerini; hazineden sorumlu Devlet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı ve Devlet Personel Başkanlığının da sorunlarına çözüm getirmesini beklemektedir.
SONUÇ
Ülkemizde daha iyi bir yönetim (Better governance), Kopenhag ve Maastrischt Ölçütleri olan demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, İnsan Haklarını ve azınlıkların korunması ve saygı görmesini teminat altına alabilmek için, Polis Teşkilatı yönetici ve mensupları, ilgili kamu kurum ve kuruluşlar, sivil toplum örgütleri, TBMM üyeleri, kısaca AB sevdalısı herkes, el ele vererek Polis Teşkilatının sorunlarını temelden çözmelidirler.
Bunları yapalım ki, polisin saygın bir kimlik kazanmasının, yaşam ve çalışma koşullarının düzeltilmesinin sadece polisin yararına değil, aynı zamanda İnsan Hakları ihlalleri ile mücadelenin de en gerçekçi yolu olduğunu Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi raporu veya AİHM kararlarından öğrenmeyelim, bilakis AB’ye girebilelim.