Lise 2. Sınıfta okuyor..
Solgun yüzü, dalıp giden gözleri, zayıf, çelimsiz vücudu ve “Hocam bize yardım edin” derken gözlerinden akan yaşlar aslında kim olduğunu yeterince açıklıyordu.
Adını mı merak ediyorsunuz?
Adı, Ayşe, Fatma, Sinem, Ebru bunlardan biri ya da hepsi, ben adlarını merak etmiyorum, çünkü O ve diğerlerinin adlarını onlar dünyaya geldiğinde kendilerine veren anne ve babaları aynı bizim anne babalarımız gibi derin ve içten tarifi mümkün olmayan duygularla verdiler, bu duygular hayallerle ideallerle süslü duygulardı... İşte O nedenle herkesin adında bu duygular gizlidir, duygular isimlerin ortak paydalarıdırlar…
Bu duyguları şimdi biz de yaşıyoruz çocuklarımıza ad takarken, hayallerle süslüyoruz duygularımızı, benim oğlum, benim kızım diye söze başlarken bu sözlere en güzel en anlamlı kavramları yüklüyoruz. Onlarla kendimizi yaşıyoruz, onlarda kendimizi yaşatıyoruz aslında…
Klişe haline gelmiş veya klasikleşmiş, izafi kavramlarımız ve sözlerimiz vardır “Ben olamadım, ben yapamadım, sen ol, sen yap, ben çektim, ben ezildim bari sen çekme, ezilme” gibi sözleri söylerken dolaylıda olsa çocuklarımızla ilgili hayallerimizi, gelecekten beklentilerimizi anlatırız.
Eminim O’ nun da anne ve babası aynı duyguları yaşadılar 17 yıl önce …
Ya Bu gün ?
Annesinin kızı ile ilgili gelecek hayalleri törpülendi, kırıldı ama “Umut fakirin ekmeğidir” sözü gereğince umudu beklentileri devam ediyor çünkü annesi onca çileye, ızdıraba rağmen ayakta kalmaya, hayata tutunmaya ve kızı için yaşam mücadelesine devam ediyor, etmesi gerektiğini biliyor.
Babası ne yapıyor, nasıl bir insan, onunda umudu, hayalleri, beklentileri, idealleri, kızıyla ilgili geleceğe ilişkin planları var mı?
Adına Ayşe, Fatma, Sinem, Ebru bunlardan biri ya da hepsi dediğim “O” anlatıyor babasını, sözlerine göz yaşlarını katık yaparak…
“Babam uyuşturucu kullanıyor, bu nedenle işini de kaybetti, esrar içiyor, bu uyuşturucuyu sigaraya sarıyor, esrarı bulamazsa bira, rakı içiyor onları da bulamazsa evdeki kolonyayı içiyor, git komşudan bir tane sigara al diye komşularımıza gönderiyor beni. Gidin bana sigara, alkol, esrar bulun diye annemi ve beni döverek sokağa atıyor”
Artık yaşamak istemiyorum, okula da gelmek istemiyorum, arkadaşlarımın çoğu babamın durumunu biliyorlar, sınıf arkadaşlarımdan bazıları komşularımızın çocukları, onların yüzüne bir suçlu gibi bakmaktan bıktım, bize yardım edin…”
Baba ne demek ve kim ! Koruyan, kollayan, bakan, gözeten, büyüten ve besleyen daha bir çok kavramı ifade eden kişi.
Ama bu yazının konusu olan babanın hangi kavramları ifade ettiğini az çok hepimiz söyleyebiliriz. Bir tanesini ben söylemek istiyorum, “Bir gül bahçesindeki nadide çiçeklerden biri olan Öz kızını, ayrık otlarının bittiği bataklığa atmaya çalışan” bir baba!
O’ nun artık yaşamak istemiyorum demesi adeta beynimin örsüne bir demir balyozla vurulmuş gibi sarstı beni, hayatının baharında, yaşamdan en fazla haz ve lezzet alacağı dönemde bir insanı hayattan bezdiren ve “O” nun bu hale gelmesinin sorumluluğunu taşıyan babası olabilir ama bu sorumlulukta “uyuşturucu ile mücadele herkesin görevidir” düsturu gereğince bizim de payımız yok mu?
“O” na yardım edebildim mi?
Ben, psikolog, psikiyatrist veya kimyager değilim, yaklaşık dört yıldır uyuşturucu tehlikesini ve tuzakların nasıl kurulduğunu, bu tuzaklara karşı insanların nasıl donanımlı hale geleceğini, alınacak önlemleri anlatıyorum yani sokak kültürünü ya da kültürsüzlüğünü.
Bu doğrultuda en azından “O” diye tarif ettiğim çocuklarımızın sayılarının artmaması için bir mücadele koydum ortaya dört yıldır… Gücümün yettiğince, dilimin döndüğünce “Bir kişiyi kurtarmak, bütün insanlığı kurtarmaktır” düşüncesinden hareketle her konferansa sanki ilk defa çıkıyormuşum gibi bir heyecanla hazırlanıyorum. O çocuğumuza da imkanlarımız nispetinde yardımcı olmaya çalıştık ama sorunu kökünden çözmek maalesef bizi aşıyor…
O insanlar, o çocuklar bizim “Sahipsiz vatanın batması haktır, sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır” diyen İstiklal Marşı Şairimizin bu alemşumül beyanını dinlerken, okurken, konuşurken vatanımıza sahip çıkmanın bir nev’i çocuklarımıza sahip çıkmak olduğu gerçeğini unutmayalım.
Bu gün ağla çocuğum yarın ağlayamazsın,
Şimdi anladığını sonra anlayamazsın.
Diyen şairimiz, ağlamanın da anlamanın da yakıştığı zamanın çocukluk dönemi olduğunu anlatıyor. İnsanlar ellerinde sigara. İçki vb. şeylerle onlara neleri anlattıklarını düşünmelidirler.
Kendimize, çocuklarımıza, birbirimize sahip çıkmak istiyor muyuz?
Eğer istiyorsak, sigara, alkol ve uyuşturucudan uzak duralım ve onları da uzak tutalım.
MADDE BAĞIMLILIĞI İLE MÜCADELE EDENLERE ÖZEL NOT; yukarıda anlattığım olay yaşanmış bir olaydır. Bu olayın öznesi olan kişinin anne ve babası ebetteki bizler değiliz, ancak kendimizi bu çocuğun anne ve babası gibi hissedersek ve görürsek ya da bir gün kendi çocuğumuzun da aynen böyle “imdat, yardım edin” diye feryat ve feveran edebileceğini düşünürsek başarılı oluruz. Aksi halde yaptığımız bu iş de diğerleri gibi sıradan bir iş, bitse de gitsek vb. gibi düşüncelerle hareket ettiğimiz de, sadece yaptığımız hamallığın belimizi biraz daha kamburlaştırmasını sağlarız o kadar. Saygılar. 09/06/2006