Kaldırımlar, Sakarya Türküsü vb. gibi bir çok şaheser niteliğinde şiirin şairi olan büyük şair Necip Fazıl KISAKÜREK, Sakarya Türküsü isimli şiirinde “İnsan bu su misali kıvrım kıvrım akar ya-Bir yanda akan benim öbür yanda Sakarya” dizeleriyle insanı tarif ederken; benim anladığım kadarıyla ya da anlamak istediğim şekliyle diyelim, adeta insanı bir dağın yamacından eteğine doğru akmakta olan bir pınarın, derenin, veya bir ırmağın suyuna benzeterek, suyun “Su akar yatağını bulur” anlayışına da ihtiva eder şekilde en kolay, en kestirme yoldan ve en hızlı akışkanlığı ile yatağını bulacağını anlatır.
‘Suyun akışı ile insan yaşamının ilgisi ne ?’ diye düşündüğümüz de veya suyun akışkanlığı ile hem de kıvrım kıvrım akması ile insanın akmasının benzerlikleri nelerdir diye bir soru sorduğumuzda; adeta bire bir benzeyişlerin olduğunu görürüz.
Gençlik diye tarif ettiğimiz 15-25 yaş arası gençliğimizin hızlı yaşamı, kanlarının hızlı akması, bu yaşlarda sorumlulukların az olması, hayatın toz Pembe görülmesi, hayallerin ideallerin akışkanlığı ve değişkenliğinin en yoğun olduğu dönem olması, bu yaşlarda insanların çabuk etki altına alınabilmesi, çok hızlı ve çeşitli merak akımı, fazla sorgulama yapmamaları vb. gibi daha çoğaltabileceğimiz bir çok nedenden dolayı gençlerin hayatı da adeta yamaçlardan akan su gibi çok hızlı akmaktadır. Üstad-ı şuara “Çocukken haftalar bana asırdı/Derken saat oldu derken saniye/İlk düşünce beni yokluk ısırdı/sonum yokluk ise bu varlık niye” dizeleriyle seslenirken çocukluk ve gençlikte zamanın baş döndürücü bir hızla aktığının farkında bile olunamadığını anlatmaktadır adeta. Bunlar su ile insanın arasındaki benzerliklerdir, benzerliğe bir örnek daha verirsek mesela “su gibi aziz ol” deyimi suyu ikram eden kişiye yapılabilecek en güzel iltifatlardan biridir. Hülasa insan vücudunun % 70’ lik kısmının bilhassa insan beyninin ekseriyetinin sudan müteşekkil olması da bu benzerliklerin adeta omurgasıdır.
Hep benzerliklerden bahsettik tabiî ki asıl amacımız gençliğimizin sorunları ve bu sorunlara çözüme yönelik bir fikir teatisi olduğundan farklılıklardan da bahsedeceğiz. Bence en bariz fark akış sırasında su, önüne engel çıktığında ya o engelleri yıkıp geçer ya da yatağını değiştirerek yoluna devam eder, insan ya da genç ne yapar o da su gibi engelleri yıkar mı, yolunu değiştirir mi, veya değiştirebilir mi?
Yoksa çevremizde sık sık yaşanan, medyaya konu olan olaylardan da anlaşılacağı üzere önüne çıkan engellere toslayarak madde bağımlılığı diye nitelendirdiğimiz tuzaklara düşerek kendi geleceğini ipotek altına mı sokar ? Yani su engeller karşısında yolunu değiştirirken, insan bu engelle karşılaştığı yollarda mahsur mu kalmaktadır? Yürüdüğü yol kendisine çıkışı olmayan bir labirente mi dönüşmektedir? Bunlar hep açık uçlu yoruma açık sorular olmakla birlikte, bence farklılıklara bariz örneklerdir.
Şair aynı şiirin bir başka dizesinde “Her şey akar insan, hayat, tarih, su, fikir-Oluklar çift, biriden nur akar, diğerinden kir” diye seslenmektedir. Yani kanaatimce anlatılmak istenen insan hayatının elle tutulur, gözle görülür bir nesneye dönüştürülerek bir oluktan akan su gibi somutlaştırılmasıdır. Bu benzetmede arzulanan ise elbetteki insanın, oluğun nur akan kurnasından akması arzusudur. Amiyane tabirle Kire, pasa, pise bulaşmamış olmasıdır.
Arzulanan bu akış günümüzde nasıldır, gençlik nasıl akmaktadır, bu akışa kim ya da kimler yön verecektir?
Ben bu soruların öznesinin anne ve baba olduğuna inanıyorum. Hamuru yoğurup ona çeşitli şekiller vererek insanın en temel ihtiyacına dönüştüren bir fırıncı ile anne ve babanın işlevleri adeta birbirinin kopyasıdırlar. Bir insan çocukluğunda anne ve babasının yoğurarak verdiği şekille gençliğe adımını atmaktadır. Bu nedenle anne ve babanın bu hamuru yoğururken içine kattıkları suyu kir akan musluktan mı, yoksa nur akanından mı aldıkları kendi iradeleri ve ihtiyarları ile olmaktadır.
Ayrıca başka ne gibi katkı maddeleri kullandıkları da çok önemlidir. (Burada katkı maddelerinden kasıt; milli ve manevi değerlerdir)
Anne ve babalar; eğer çocuğunuzla birlikte beyaz camdan yansıyan ışıltılı hayatları seyre dalıyorsanız, magazin dünyasının girdaplarında sonu uçurum olan bir hedefe doğru kulaç atıyorsanız, daha 15-16’ lı yaşlarda olan çocuklarınızı sözüm ona güzellik yarışmaları vb gibi bir takım yarışmaların öznesi yaparak; star olma, kısa yoldan meşhur ve zengin olma hayallerinin bataklığına itekliyorsanız!!! Çocuğunuzu madde bağımlılığı tuzağına belki de siz gönderiyorsunuz dediğimiz de çok mu haksız sayılırız?
Yapılan araştırmalar; madde bağımlılığı söz konusu olduğunda, anne ve babaların “benim çocuğum yapmaz” inanışı ve düşüncesi ile, çocuğuna çok güvendiğini, ona, bir uyuşturucu maddeyi kullanmayı yakıştırmadığını veya yakıştıramadığını, kendi sevgilerinin çocuklarını madde bağımlılığından koruyacağını vb. bir takım tavırlarının olduğunu ortaya koymuştur. Buna rağmen madde bağımlılığı giderek artmaktadır. Demek ki anne ve babanın çocuğunu sadece sevmesi yetmiyor.
Sonuç olarak; bir gencin ve tabii ki ailesinin hem bu gününü hem de yarınını inşaa ederken; iyi model olma, iyi örnek olma, milli ve manevi değerlerin öğretilmesi, arkadaş çevresinin belirlenmesi ve arkadaş seçimi, maddelerin tehlike ve zararlarının öğretilmesi, gelecek planlarının birlikte yapılması vb. gibi sorumluluklar öncelikle anne-babaya aittir.
Bu değerleri çocuklarına öğreten ve içselleştiren ailelerin çocuklarının saf, temiz ve berrak bir su gibi akacağını ve sadece kendisine değil başkalarına da bir hayat kaynağı olacağını bilmeleri gerekir diyerek sözlerimi noktalıyorum
*Nevşehir İl Emniyet Müdürlüğü
Polis Memuru