Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu tarihten itibaren girmiş olduğu çıkmazlar içinde belki de en çözümsüz olanına girdiğimiz günlerde içimize dış güçlerce yerleştirilmiş kanserli hücreler yine aktiviteye geçmiş durumdalar ki bu zamandaki amaçları ortamdan istifade etmek. Tarihi belgelerle ulaştığı kadarıyla ilk Türk Devleti olan Hun Devleti’nden itibaren hiçbir Türk devleti bir istila,bir savaş sonucu yıkılmamıştır.İncelendiğinde her birinde içten oynanan oyunlar etkili olmuş ve düşmanlar gayelerine ulaşmıştır. Zaten Türkler’ in dış bir etkenden yıkılamayacağını, korktukları Kuzey Kavmi olan Türkler’den korunmak için yapmış oldukları Çin Seddi’nin bir işlev göstermediğini anlayan Çinliler daha sonra strateji değiştirmiş, geleceklerini bu kavmi kandırmakta ya da içte kargaşa çıkarmakta bulmuşlardır.
Tarihin tozlu sayfalarını karıştırdığımızda yine aynı sonuçları görmemek mümkün değil. Yine Timurlular Devleti’nin kurucusu ve lideri olan Timur, zamanın en güçlü ordularından olan Osmanlı Ordusu’nu, bu orduda bulunan Karatatarları kandırıp kendi saflarına çekip kazanarak mağlup etmiştir.D urum böyle iken Yıldırım Bayezit’in eline üç kez Timur’un ordusun tamamiyle yok etme fırsatı geçmişken, ani bir baskını kalleşlik olarak düşünmüş meydan savaşını tercih etmiştir.
Tarih tekerrürden ibarettir. Hal böyle iken buna benzer durumları günümüzde görmemek de şaşırtıcı olur. Kabuğundan sıyrılmış, müttefik görünüp arkadan vuran düşmanların bir piyon olarak kullandığı eski sayfaları kapamış ve 1 Milyar dolar için saatlerce IMF kapılarında bekletilmekten zincirlerini kırarak kurtulmuş ülkemiz için elbet bir oyun oynanması da stratejinin doğası olmuştur.
Bir ülke üzerinde oynanacak en büyük oyun da kardeş kanını dökerek o kandan beslenmek olmalıdır muhakkak. Denemeleri oldu 1970-1980 yılları arasında ama bir şekilde önlendi,işe yaramayacağı anlaşıldı.Yeni oyunları ise ayrılık çıkararak ülkeyi bölmeye çalışmak.Bunları ülkesini seven ve onu azıcık da olsun düşünen her birey mutlaka bilmektedir.Önemli olan bunlara imkan vermemektedir.
Gelelim son gelişmelerle bunların bağlantısına ki en önemli nokta burasıdır. ABD, bundan 50 yıl önce para ve silah desteğiyle kendi himayesinde Orta Doğu’da İsrail Devleti’ni kurdu. Daha sonra da onlara silah vererek amaçlarını gerçekleştirmelerine yardımcı oldu. Özellikle de dünyadaki güç dengeleri tek kutuplu hale gelince artık ABD ve himayesindeki ülkeleri kimsenin durduracak gücü kalmadı. Bu durumda artık kendi büyük stratejilerine eğilme vakitleri gelmiş bulunmaktaydı. İlk olarak ne yaptılar, gözlerini dünyanın hareketini sağlayan petrole çevirdiler ve bu da onları komşumuz olan ülkelerle iyi-kötü olan ilişkilere soktu. Bu durumda bölgede güçlü bir konumda olan ve ordusuyla gerek NATO içerisinde gerekse bölge ülkeleri içerisinde hatırı sayılır Türk Ordusu’nun yıpratılmaya çalışılması başlandı.
Bu amaçla özellikle ABD Çekiç Gücü’nün Kuzey Irak’a gelmesiyle bir anda PKK’nın yıldızı parladı. Bu durum özellikle PKK’nın silah ve mühimmat açısından eksikliklerinin çoğunu gideriverdi. ABD, orada bıraktığı tohumları yaklaşık 10 yıl sonra yetiştirmek için yeniden bölgeye geliverdi. Kimse anlayamamıştı bunun sebebini ilk zamanlar ama şimdi gayet açık bir şekilde bu görülmektedir.
Son gelişmeler gösteriyor ki ABD’nin amacı Irak’ta ikinci bir İsrail tarzı oluşuma gitmek. Plan birbirine çok benzer durumda ki ikisinde de dünya devletlerine karşı, ezilmiş bir halkı özgürlüğüne kavuşturmak amacı varmış gibi lanse edilmektedir. Özellikle ABD,Irak’la olan her açıklamasında en büyük müttefik olarak Kürt yönetimini görmekte ve bunu dile getirmektedir.Özellikle Peşmergelere silah ve kimlik verilmesi,petrolden gelen gelirlerin özellikle Kürt yönetimine verilmeye çalışılması bunun bir göstergesi olarak durmaktadır.
Dünya tarihinde devletlerin kuruluş aşamalarında büyük önemli olaylar meydana gelmiştir.Mesela bir ihtilal,bir devrim,bir savaş ve bir istiladan kurtuluş bunların en büyük örneklerindendir.Türkiye Cumhuriyeti’nin köklü bir yapıda olması onun bir çok savaştan sonra büyük bir zaferle kurulmuş olmasıdır.Bu olay ülkenin tüm varlık organlarına etki etmiştir.Aynı bizim sistemimizin güzelliğini gören,ayrı bir devlet olarak hayatını sürdürmek isteyen Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi de ülkemize aynı taktiği uygulamak istemektedir.
Dünyanın hiçbir ülkesinin kabul etmediği sırada ülkemiz pasaportuyla dünya ülkelerini gezen kişiler,şu an bulundukları koltuktan ülkemize tehditler yağdırmaktadır.Ama amaçları çok açık olarak karşımızda durmaktadır.Mehmetçiğimiz ateşin içine çekip,gerekirse bilinmedik dağlarda arkadan vurarak,medya propagandasıyla ve ABD desteğiyle dünyaya büyük bir zafer ilan etmek amacında olan yönetime verilecek cevap illaki askeri yönden olma şartı içermemelidir.Çünkü bölgeye girecek olan Türk askeri bir Peşmerge ile bir PKK teröristini nasıl ayırt edecek ve Peşmergelerin arkadan vurma ihtimallerini nasıl engelleyebilecektir.Bilmediğin topraklarda,kendi toprağından iyice uzaklaşınca,binlerce vatan evladı kalleşçe çok rahat şehit edilebilecektir.
PKK maşasını kullanmaya devam eden ülkelerin amacına ulaşmaması için ve ileriki yıllarda ülkemizden bazı vatandaşlarımızı kandırarak topraklarımızdan istenmesi durumunu engellemek için yapılabilecek en önemli şey belki de bölgeye yapılacak ekonomik yatırımlardır.Kuzey Irak bölgesel Yönetimi’nde bulunan topraklarda,ülkemizin Güney Doğu Anadolu Bölgesi’nde bulunan topraklardan ekonomik bağlamda daha refah bir hayat sürülmeye başlanmasıyla bazı ülkemiz vatandaşlarımızın kandırılması daha kolay olabilecektir.Bu durumda yapılacak olan ise bazı ekonomik programları hayata geçirmek ve GAP gibi projeleri hayata geçirilmesini sağlamaktır.
Umuyorum ki bu ülke bir zamanlar kardeş kanlarının aktığı ve ülkenin anahtarının teslim edileceği acizlikleri görmeyecek ve tarihin şanlı sayfalarındaki yerini de hiçbir zaman kaybetmeyecektir.
*Güvenlik Bilimleri Fakültesi 2.Sınıf Öğrencisi