Ülkemiz, dünya ve özellikle de Avrupa Birliği karşısında son yıllarda işlenen meşum cinayetler nedeniyle çok zor bir durumda kaldı.Yalnızca son iki yılda, Türkiye açısından oldukça kritik bir pozisyona haiz üç kişi öldürüldü.
Bu olaylar ülkemizin uluslar arası platformdaki yerine olduğu kadar, milletimizin diğer inançlara karşı asırlar boyu göstermiş olduğu saygı ve hoşgörüyle kazandığı haklı onuruna da büyük bir darbe vurmuş oldu. Millet olarak tam da dünyaya açılma ve uluslar arası muvazenede yerimizi bulma adına hamleler gerçekleştirmeye çalıştığımız bir dönemde, bir taraftan imajımız dünya çapında zedelenirken, öte taraftan diğer toplumların hafızalarına da bize karşı nefrete yol açabilecek bir antipati daha yerleşmiş oldu.
Sonuçları açısından bize çok pahalıya mal olan Rahib Andrea Santoro, Hırant Dink ve Malatya cinayetlerin kamu oyununda malumu olduğu üzere:
Faillerin küçük yaşlarda olmaları,
Olay zanlılarının çelişkili ifadeler vermeleri,
Zanlıların eylemleri dini ve milli duyguları incindiği için geçekleştirdiklerini söylemelerine rağmen bu yönde bir yaşam tarzına sahip olmamaları ve olay anını hatırlayamamaları gibi birçok dikkat çeken yönleri var. Bunlardan ötürü, olayların zaten planlı bir şekilde gerçekleştirildiğinin ve genç canilerin de kullanılan birer piyondan ibaret olduklarının toplum da farkında.
Ayrıca cinayetlerin zamanlamasının mükemmel olduğunu belirtmeye gerek var mı bilmiyorum, zira karikatür olaylarıyla dünyayı medeniyetler arası bir kaosa götürebilecek kadar tansiyonların yükseltildiği bir dönemin hemen akabinde Müslüman bir halkı olan Türkiye’de Hıristiyan inancı taşıyan insanlar katledildi. Bu da olayın Türkiye ayağı. Ülkemiz ve insanımızın bu olaylara tepkisinin, diğer Müslüman toplumlara nazaran daha aklı selimce olduğu hatırlanacaktır. Dünya çapında başlayan oyunun ilk perdesinden ülkemiz açısından beklenen verimi alamayanlar ikinci,üçüncü….. derken birçok perdeyi sahnelemeye koyuldular. Çünkü içte ve dışta, bu ülke ve milletin belinin doğrulmasına tahammülü olmayanlar mevcut.
Neyse bu konular çok su götürecek, bir dokunup bin ah işiteceklerimiz kategorisinde olduğundan, konuyu biraz daha spesifikleştirerek olayların fazla tartışılmayan bir yönüne dikkatleri çekmek istiyorum.
Peş peşe, birbirini tamamlayıcı mahiyette meydana gelen bu cinayet vakalarına, hepsi Hıristiyan olan maktullerin bir de mezhepleri açısından bakılmasını teklif ediyorum. Her cinayette farklı bir mezhep mensubunun katledilmesi açısından değerlendirildiğinde, olayların hiç boşluk bırakılmayacak şekilde tasarlandığı fark edilebilir.
5 Şubat 2006’da Trabzon'da Santa Maria Katolik Kilisesi’nde öldürülen şahsın, bir Katolik kilisesi rahibi olması nedeniyle Katolik mezhebe müntesip olduğu aşikar.
19 0cak 2007 tarihinde İstanbul’da Genel Yayın Müdürlüğü'nü yaptığı Agos Gazetesi girişinde öldürülen Hrant DİNK’in ise, Protestan kültürüyle büyümesi açısından durumu her ne kadar biraz karışık gibi görünse de, Ortodoks Ermeni kilisesine bağlı olan bir Ortodoks olduğu bilinmektedir.
18 Nisan'da MALATYA'da Zirve Yayıncılık bürosunda öldürülen Alman Tilmann Geske ile Türk Necati Aydın ve Uğur Yüksel’in ise Protestan mezhebine mensup oldukları biliniyor.
Bu bilgiler ışığında bakınca lafın nereye geleceği husussunda tablonun biraz daha netleştiğini düşünüyorum. Nefreti celbetmek için kapsamlı bir operasyon değil mi?
Çok değil üç-dört yıl öncesine bir göz gezdirildiğinde, ülkemizde Yahudi ibadethaneleri olan Sinagog’ların hedef alındığı ve Yahudi iş adamının öldürüldüğü de hatırlanacaktır. Bu olaylarla da Türkiye’de ve Türk milletinde bir Yahudi düşmanlığı olduğu ve bu ülkenin Yahudiler açısından hiç de emin diyarlar olmadığı fikrini uyandırarak, bu inancı taşıyan toplumların nefretinin de milletimizin üzerine çekilmesi amaçlanmıştı.
Malum cinayetlere yakın geçmişin tedaileri de göz önünde bulundurularak daha bütüncül bir açıdan bakıldığında, aslında kurulan kumpasların, oynanan oyunların birbirinden çok da farklı olmadığı görülür. Bu ülkeyi ve milleti asırlardır yok etmeye çalışan mihrakların kesinlikle boşluk bırakmayan tarzda darbeler indiren bir hareket stratejisiyle çalıştıkları ortadadır. Bugünlerde de hain planın oyun tarzı terör örgütlerinin kullanılarak eylemler gerçekleştirilmesi kisvesine bürünmüş olabilir. Yapılan haince saldırılar yetmiyormuş gibi, millet için canını feda eden gerçek vatan evlatlarının cenazesinde dahi büyük bir yüzsüzlükle provokasyonlar gerçekleştirilerek, hiçbir terbiye anlayışına sığmayacak derecede hem şehitlerimizin aziz ruhuna saygısızlık ediliyor hem de milletimizin şehitlerine karşı kutsal vazife olarak gördüğü bir mefhumu dahi habis emellere alet edilmeye çalışılıyor. Bunları yapanlar, kendi çıkar ve iktidarlarını yürütmekten başka hiçbir kutsallığı olmayan ve bu uğurda her türlü yolu mubah sayan -her ne kadar kendilerini temizliğin simgesi “beyaz” olarak da ifade etseler- kirli karakterlerdir ve tabi ki karakterlerinin gereğini sergileyeceklerdir.
Zaman zaman sahneye konanlar suikast, cinayet, terör ve sağ-sol veya laik-anti laik çatışması gibi farklı şekillerde arz-ı endam etmiş olsa da biliyoruz ve bilmeliyiz ki, aslında her biri aynı oyunun değişik perdeleri. Millet olarak bunun farkında olmalı ve Atatürk’ün de ifade ettiği gibi “harici ve dahili” düşmanların bu milletin sırtında onun kanını emerken bir taraftan da zehirlemeye çalışan -haberlerde sıkça gündeme gelen-“kene” misali asalakların oyunlarını boşa çıkarmalıyız.
Belki, kimler olduğu ya da hangi karanlık güçlerden oluştuğu net olarak görülemeyebilir ancak bu o kadar da önemli değil. Toplum olarak, düşmanın kimliğinin bilinmesinden ziyade, kötü emellerine ulaşmak için izleyecekleri yöntemlere dair bir fikir sahibi olarak hareket edilmesi ve savunma mekanizmaları ile toplumsal bilincin bu yönde geliştirilmesi daha önemlidir. Zira önemli olan millet olarak başımıza örülmek istenen “çorabın” farkında olmak ve biraz dikkatlerimizi toplayarak o çoraptaki çirkin desenleri seçmeye çalışmaktır. Bu tarzda bir yaklaşımla hareket eden sağduyulu bir milletin, kurulmak istenen tuzaklara da kolay kolay düşmeyeceği inancındayım.
Atışta da öyle değil midir? Hedefi net göremesek de nişan hattının düzgün kurulması ve net görülmesi her zaman iyi bir sonuç almamızı sağlar bize…..