Türk hukukunda, iletişim özgürlüğünün 1961 Anayasasının 17 nci maddesinde düzenlendiğini görmekteyiz. Bu madde şöyledir:
“Madde 17- Hersek haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin Gizliliği esastır. Kanunu gösterdiği hallerde, hakim tarafından kanuna uygun olarak verilmiş bir karar olmadıkça, bu gizliliğe dokunulamaz.”
1961 Anayasasının iletişimin özgürlüğüne ilişkin 17 nci maddesi, Özel Hayatın Korunması başlığı altında düzenlenmiştir. Buradaki düzenlemeye göre, iletişimin özgürlüğü, posta, telgraf veya telefon gibi araçlar sayılmadan bir bütün olarak ele alınmıştır ve hakim kararı olmadan sınırlandırılamayacağı belirtilmiştir.
1982 Anayasamızda “Özel Hayatın Gizliliği ve Korunması” üst başlığı altında düzenlenen 20. ve 22. maddelerinde;
“Madde 20- Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
“Madde 22- Herkes haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.
İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir.”
Demek suretiyle haberleşme hakkı ve özel hayatın gizliliği anayasal güvence altına alınmıştır.
1982 Anayasasının 20-22 nci maddelerinde, herkesin haberleşme hürriyetine sahip olduğu ve haberleşmenin gizliliği belirtildikten sonra, bu hürriyetin/özgürlüğün hangi hallerde kısıtlanabileceği sayılmıştır. Anayasamızın maddeleri, 3.10.2001 tarih ve 4709 sayılı kanunun 7 nci maddesi ile değişikliğe uğramış ve AİHS 8 inci maddesine benzer bir düzenleme haline getirilmiştir. Anayasanın 90. md gereği artık iç hukukumuzda yer bulan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin özel hayatın ve aile hayatının korunması başlıklı 8. maddesinde haberleşme hürriyeti ele alınmıştır. Bu madde şu şekildedir:
“Madde 8
Özel hayatın ve aile hayatının korunması
1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda, zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabilir”
Görüldüğü üzere, AİHS’ deki düzenlemeye yakın bir şekilde; Anayasa’nın 22 nci maddesinde de; haberleşme özgürlüğünün ancak milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri ve ya bir kaçına bağlı olarak kısıtlanabileceği düzenlenmiştir. Ayrıca bu kısıtlamalara ilişkin kararı da ancak hakim verebilecek; gecikmesinde sakınca bulunan durumlarda kanunlarda yetkili kılınmış mercilerce verilecek karar da en geç 24 saat içinde yetkili hakimin onayına sunulacaktır. Ancak maddenin son fıkrası, istisnalardan bahsetmekte ve bu istisnaların kanunla düzenleneceği belirtilmektedir. Buradaki istisna kavramı çok açık olmasa da, istisna durumlarının kanunda düzenleneceğinin belirtilmiş olması, AİHM‘ nin verdiği karalarda yer alan ölçütlerden birinin karşılanması anlamına gelmektedir. Bu yasal düzenlemenin yapılması sırasında, AİHM kararlarında yer alan diğer ölçütlere uygun hareket edilmesi suretiyle, ülkemizdeki iletişim özgürlüğünün kısıtlanmasına ilişkin yasal düzenlemelerin hukuka uygun olacağı sonucuna varılabilir.
1961 Anayasası ile, iletişim özgürlüğünün, kanunun gösterdiği durumlarda ancak hakim tarafından sınırlandırılabilmesine olanak vermesine karşılık, 1982 Anayasası ile yetki biraz daha genişletilmiş ve gecikmesinde sakıncalı bulunan durumlarda, kanunla yetkili kılınmış merciler tarafından da bu özgürlüğün kısıtlanabilmesi olanağı getirilmiştir.
Ayrıca bu kısıtlamalar, Anayasamızın 13 üncü maddesi gereğince;
“Madde 13- Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa ile iletişim özgürlüğünün güvence altına alınması konusunda dikkat çeken bir husus da, Anayasanın 114 üncü maddesi gereğince, seçimlerde tayin edilecek bağımsız bakanlar arasında Ulaştırma Bakanının da sayılarak, böylece iktidar partisi mensuplarının iletişimlerine müdahale edilmesinin engellenmek istenmesidir.9
İletişim özgürlüğünün sınırlandırılması sorunu, özellikle Anayasa Mahkemesi tarafından anayasa hukuku açısından ele alınmamış, yalnızca ses bantlarının delil olarak kullanılıp kullanılmayacağı bakımından değerlendirilmiştir.10
1929 tarihli Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda, haberleşme hürriyetinin sınırlandırılmasına ilişkin düzenleme, posta evrakının zaptına ilişkin 91,92 ve 93 üncü maddeleridir. Bu maddeler şöyledir:
“ Mazluma Gönderilen Mektup, Telgraf Vesair Mersulelerin Zaptı
Madde 91 - Mazluma gönderilen mektuplar vesair mersule ve telgrafların posta ve telgrafhanede zaptı caizdir.
Maznun tarafından ve ya ona hitaben gönderildiği bazı hallerden anlaşılan ve tahkikat noktai nazarından münderecatının ehemmiyeti haiz olduğu tayin edilen mektuplar vesaire mersule ve telgrafların bu yerlerde zaptı caizdir.
Mektup, Telgraf Vesair Mersulelerin Zaptı Kararı
Madde 92 – Bundan evvelki maddede yazılı olan zabıt muamelesi ancak hakim tarafından verilebilir.
Tehirinde mazarrat umulan ve munhasıran kabahatlere mütaallik bulunmayan hallerde bu muamelenin icrasına Cumhuriyet Müddeiumumîleri dahi salahiyetindedir.
Şukadar ki müddeiumumîler kendilerine verilen şeyleri ve bilhassa mektuplar vesair posta mersulelerini açmaksızın derhal hakime tevdi etmek mecburiyetindedirler.
Cumhuriyet Müddeiumumîsi tarafından emir olunan zabıt muamelesi eşya henüz teslim edilmemiş olsa bile iç gün içinde hâkim tarafından tasdik olunmadığı takdirde hükümsüzdür.
Cumhuriyet Müddeiumumîsi verdiği emir üzerine yapılan, zabıt muamelesiyle mektup vesair posta mersulelerinin açılması hakkında kara itası 90 inci madde mücibince salahiyetli hâkimindir.
Tedbirlerin Alakadarlara Bildirilmesi
Madde 93 – tahkikatın gayesine helal vermek ihtimali olmadıkça 91 ve 92 nci maddelere göre alınacak tedbirler alakadarlara bildirilir.
Açılmasına karar verilmemiş olan mektup ve mersuleler derhal alakadarlara teslim olunur. Açılıp da alı konulması icap etmeyenler hakkında da bu yolla muamele edilir.
Alıkonulan bir mektubun tahkikat için gizli tutulmasında fayda görülmeyen kısımlarının sureti merselünileyhe gönderilir.
Yapılan bu düzenlemeyle birlikte, posta evrakına el konması için hakim tarafından karar verilmesi, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, Cumhuriyet savcısı da el koyma yetkilidir ancak 3 gün içinde yetkini hakime bu kararı onaylatmak zorundadır. Bununla birlikte her durumda el konulan posta evrakını inceleme yetkisi yalnızca hâkime aittir. Yani hakim dışında hiçbir merci, mektup ve benzeri evrakı alıp inceleyemez. CMUK’un getirdiği güvencelerden bir diğeri de, kovuşturmada kullanılması yararlı olsun olmasın, posta evrakının zaptının, ilgiliye bildirilmesi zorunluluğudur.
Ceza yargılamasına ilişkin hükümler, kıyas yoluyla genişletilebilmektedir. Maddi veya niteliği bakımından yorumun dört türü bulunmaktadır. Bunlar açıklayıcı, geliştirici, genişletici ve düzeltici yorumlardır. Geliştirici yorumda, kanun metni, meydana getirdiği zaman yerine, uygulandığı sıradaki bilim, fen ve sosyal hayattaki şartlara uygun olarak yorumlanmaktadır.11 Dolayısıyla Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun hazırlandığı 1929 yılında, telefonun yaygın bir iletişim aracı olmadığı düşünüldüğünde, kanunun 91, 92 ve 93 üncü maddelerindeki mektup vesair posta mersulelerinin denetimine ilişkin şartların, günümüzde yasal bir düzenleme olmaması durumunda, telefon ve benzeri iletişim araçlarının denetimimde de uygulanabilmesi mümkündür.
Bu konuda, Tosun:
“Telekom konuşmalarının dinlenmesinde, evraka postada el koyma hakkındaki hükümlerin kıyas yoluyla uygulanması gerekeceği kanısındayız. Böyle olunca da CMUK’un 92 nci maddesi gereğince telefon konuşmasına el koymaya esas yetkili hakim olmalı, savcı gecikmede tehlike yoksa hakimden karar almalı, tehlike varsa kendisi ancak cürümlerde böyle bir yetkiye sahip olmalıdır.”
Demekte, ancak;
“Şimdilik yasamızda açık bir hüküm olmadığından varılan bu sonuç tam doyurucu olmaktan uzaktır; çünkü bu işin, gecikmede tehlike olduğunda davcı tarafından yapılmasına açık bir kapı bırakılmaktadır. Ayrıca, örneğin telefon dinlemede gizliliğin ihmal edilmediği nasıl söylenebilir? Savcının kabahatlerde değil sadece cürümlerde bu yetkiye sahip olabilmesi, dünya düzenlemeleri düşünülürse, yeterli sayılmamalıdır.”
Diyerek de, bunun sakıncalarını ifade etmektedir.12
Diğer taraftan, ilgili maddeler tekrar gözden geçirildiğinde “sair mersule” teriminin ancak “mektup” kavramının genişletici yorumuna tabi kıldığını, bu sebeple iletişimin dinlenmesi ile ilgili genişletici yoruma imkan olmadığı ve kıyasen de böyle de böyle bir sonuca ulaşılamayacağını savunanlar da mevcuttu. Örneğin Erem’e göre; ceza yargılamasında kıyasın mümkün olduğu istisnai ve sınırlayıcı nitelikte olması durumunda, kıyasa başvurulamayacağı da temel ilkedir.13 Aynı şekilde Gökçen; bu günkü 4422 sayılı ÇASÖMK yürürlüğe girmeden önce, 406 sayılı “Telefon ve Telgraf Kanunu” ile bu konudaki haberleşmenin düzenlendiğini, yani Türkiye’de telefon kullanımının o tarihlerde mevcut olduğunu, dolayısıyla “geliştirici yorum” için gereken teknoloji vs. gibi yeni gelişmelerin telefon bakımından söz konusu olmayacağını savunmakta ve böyle bir yorum ile yapılacak dinleme uygulamasının, Anayasa’ya aykırı olduğunu ileri sürmekteydi. Gökçen diğer taraftan da, Anayasa’ya aykırı olarak gördüğü “geliştirici yorum” çözümünün, “hukukun, duyulan ihtiyaca göre ilkeleri düzelmediği, ihtiyaçlar değiştikçe normların başka türlü anlaşılabileceği” gerekçesiyle, ulaşılabilecek bir tanımda olduğunu, geliştirici yorumun bu düşünce çerçevesinde ele alınmasıyla, Usul Kanununun 91 inci maddesi doğrultusunda, telefon, faks, teleks, vs. ile yapılan haberleşmelerin denetlenebileceğini belirtmekteydi.14
4422 sayılı kanunla gerekli düzenlemeler yapılmadan önce telefon dinleme vb. tedbir sonucu elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğuna dair kararında Yargıtay daha önce usulüne uygun şekilde karar alınmak şartıyla telefon konuşmalarının ilgili memurlarca dinlenerek banda geçirilmesini kabul etmiş ve bu bant kayıtlarının da hukuki sonuç doğurmaya elverişli delil olarak değerlendirmiştir.15 Yargıtay, 26 Ekim 1995 tarihli bir başka kararında da; “Her ne kadar sanıklar A.T., L.Z., ve O.D. ile örgüt lideri A.Ö. arasında geçtiği ileri sürülen telefon konuşmasına ilişkin olup 5 Temmuz 1991 tarihinde çözümü yaptırılan bant metni hükme dayanak alınmışsa da; bu bandın elde edilişi itibariyle anayasanın haberleşme özgürlüğüne dair 22 inci maddesine göre haberleşmenin gizliliği esastır ve kanunda açıkça gösterdiği hallerde usulüne uygun hakim kararı olmadıkça; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciinin emri bulunmadıkça, haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu’nun 254/2 nci maddesine göre de, soruşturma ve kovuşturma organlarının hukuka aykırı şekilde elde ettikleri hükme esas alınamaz. Bu zorlayıcı hükümler karşısında bahsi geçen ses bantlarını geçerli kanıt olarak kabul etmeye olanak yoktur. ”
Hükmünü öngörmüştür.16
Koşul ve sınırlar önceden kesin sınırlar içerisinde belirlenmiş bir kanunu düzenlemeye dayanmamasına rağmen, uygulamada başvurulan telefon dinleme faaliyetini yasal bir dayanağa oturtma içinde ortaya konulan bu görüşlerin ve verilen bu kararların, iletişimin dinlenmesi ve tespiti hususunu 4422 Sayılı Kanun kapsamında düzenlenmesi ile pratik bir önemi kalmamıştır.17
Tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de, organize suçların yarattığı tehlike giderek artmıştır. Klasik ceza muhakemesi tedbirleri yerine, özel bazı soruşturma teknikleri kullanılmadan bu suçlarla mücadele edilemeyeceği gerçeği, tüm dünya tarafından kabul edilmektedir. Bu gelişmelerin ülkemize yansımaları sonucunda, örgütlü suçlarla mücadeleye ilişkin olarak 1995 yılında başlatılan çalışmayla hazırlanan tasarı, bir çok evreden sonra ancak 1999 Temmuz ayında İçişleri Bakanlığı tasarısı olarak TBMM’ne sunulmuştur. 30 Temmuz 1999 tarihinde de TBMM ‘nde kabul edilmiştir.01.08.1999 tarihinde yürürlüğe giren 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu (ÇASÖMK) nun iletişime müdahaleyi izin veren 2 inci maddesi şöyledir:
“MADDE 2.- Bu Kanunda öngörülen suçları işleme veya bunlara iştirak yahut işlendikten sonra faillere her ne suretle olursa olsun yardım veya aracılık veya yataklık etme kuşkusu altında bulunan kimselerin kullandıkları telefon, faks ve bilgisayar gibi kablolu, kablosuz veya diğer elektromanyetik sistemlerle veya tek yönlü sistemlerle alınan veya iletilen sinyalleri, yazıları, resimleri, görüntü veya sesleri ve diğer nitelikteki bilgileri dinlenebilir veya tespit edilebilir. Tespit edilenler mühürlenerek yetkililerce zapta bağlanır.
İletişimin dinlenmesine veya tespitine ilişkin kararlar, ancak kuvvetli belirtilerin varlığı halinde verilebilir.
Başka bir tedbir ile failin belirlenmesi, ele geçirilmesi veya suç delillerinin elde edilmesi mümkün ise, iletişimin dinlenmesine veya tespitine karar verilemez.
Resmi veya özel her türlü iletişim kuruluşlarının tuttukları, iletişimin içeriği dışında kalan kayıtlar hakkında da yukarıdaki hükümler uygulanır.
Dinleme veya tespite veya kayıtların incelenmesine hakim karar verir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı da bu hususlarda yetkilidir. Hakim kararı olmaksızın yapılan bu gibi işlemlerin yirmi dört saat içinde hakim kararına bağlanması şarttır. Sürenin dolması veya hakim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhal kaldırılır.
Dinleme ve tespit kararları en çok üç ay için verilebilir, bu süre en çok iki defa üçer aydan fazla olmamak üzere uzatılabilir.
İletişimin dinlenmesi ve tespiti sırasında bu Kanunda öngörülen suçların işlendiğine ilişkin şüphe ortadan kalkarsa, tedbir Cumhuriyet savcısının tarafından kaldırılır. Bu gibi hallerde tedbir uygulaması sonucu elde edilen veriler, Cumhuriyet savcısının denetimi altında derhal ve nihayet on gün içinde yok edilir ve durum bir tutanakla belirlenir.”
Cumhuriyet savcısı veya görevlendireceği kolluk mensubu, iletişim kurum ve kuruluşlarında görevli veya böyle bir hizmetti vermeye yetkili olanlardan dinleme ve kayda alma işlemlerinin yapılmasını ve bu amaçla cihazların kurulmasını istediğinde, bu istem derhal yerine getirilir ve işlemin başladığı ve bitirildiği tarih ve saat bir tutanakla saptanır.”
Kanunun 2 inci maddesinde, kanunda öngörülen suçların faillerine ve ya ilgililerine ait telefon, faks, bilgisayar gibi yazılı ve ya sözlü tüm iletişimin yetkililerce dinlenebilmesi veya tespit edilebilmesi imkânı, belirli şartlarla, tesis edilmiştir. Dinlenecek ve ya tespit edilecek iletişim, maddenin birinci fıkrasında tüm teknik gelişmeler sonucu üretilecek araçları kapsayacak şekilde tarif edilmiş ve ayrıca tarifte tüm iletişim araçlarından da bazı örnekler verilmiştir.
Maddede iletişimin dinlenmesi veya tespiti için öngörülen şartlar şunlardır:
— Haklarında dinleme veya tespit tedbirine başvurulabilecek olanların, Kanunda öngörülen suçları işleme ve ya bunlara iştirak yahut suç işlendikten sonra faillere yardım ve ya aracılık yahut yataklık ettikleri ve ya edecekleri hususunda kuşku altında bulunmaları,
— İletişimin dinlenmesine ve ya tespitine ilişkin kararların ancak kuvvetli belirtinin varlığı halinde alınabilmesi, yani kendilerine ait iletişimin kontrol edilebileceği kişilerin kanunu ihlal eden suçlarla ilişkilerini ortaya koyabilecek nitelikte belirtilerin, vakıaların mevcut bulunması,
— İletişim dinlenmesine veya tespitine Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine hâkim tarafından kara verilecektir. Hakim kara verirken, her şeyden önce yukarıda belirtilen şartların gerçekleşmiş bulunup bulunmadığını araştırmakla beraber, ayrıca maddenin üçüncü fıkrasında açıklandığı üzere dinleme veya tespit yoluna başvurmaksızın, başka bir tedbirle failin belirlenmesi. Ele geçirilmesi yahut suç delillerinin elde edilmesine mümkün olup olmadığını araştıracaktır. Araştırma sonucu, dinleme ve ya tespite başvurmaksınız amaca ulaşılması imkanının varlığı anlaşıldığında dinleme ve ya tespit kararı verilmeyecektir.
İletişimin dinlenmesi veya tespiti hakkındaki talep, Kanunun 2 nci maddesindeki koşulların varlığı halinde kolluk tarafından aşağıda belirtilen hususlara göre düzenlenir ve yazılı olarak yetkili Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısına iletilir. Bu hususlar18;
a) İletişimi dinlenecek veya tespit edilecek kişinin eğer biliniyorsa kimliği,
b) Dinlenecek veya tespit edilecek iletişim araçlarına ait tür, numara, frekans gibi bilgiler,
c) Kararın hangi suçun soruşturulması için istendiği, bu suça ilişkin kuvvetli belirtilerin neler olduğu,
d) Dinleme veya tespit süresi,
e) Gerektiği hallerde, iletişim aracına ait ve iletişimin içeriği dışında kalan kayıtların da tespit edilebileceği,
f) Gerektiği hallerde, iletişim aracının bulunduğu yerin tespiti,
g) Başka bir tedbir ile failin belirlenmesi, ele geçirilmesi veya suç delillerinin elde edilmesinin mümkün olmadığı hakkındaki açıklama.
Bu talep yerel Cumhuriyet savcısına da, yetkili Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısına göndermesi için yapılabilir. Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısı gerekli koşulların varlığını saptadığında, ilgili Devlet Güvenlik Mahkemesi hâkimine, gerekli kararı vermesi için başvurur. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcısı tarafından da dinleme veya tespite karar verilebilir. Cumhuriyet Savcısınca verilen bu kararlar 24 saat içinde mutlaka hakime karar vermesi için sunulur. Bu sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir, Cumhuriyet Savcısı tarafından derhal kaldırılır. Bütün bu işlemler sırasında gizliliğe uyulur. İletişimin dinlenmesine veya tespitine ilişkin kararlar kolluğa yazılı olarak bildirilir.
İletişim dinlenmesi ve tespitine belirli kişi veya kişiler bakımından kara verileceği için, iletişimin, karar verilen kişilerin adına kayıtlı araçlar hakkında gerçekleştirilmesi koşulunun aranmayacağı belirtilmektedir. Zira 4422 Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasında, kişilerin sahibi olduklarına ek olarak, kullandıkları iletişim araçlarının da dinlenebileceği ve ya tespit edilebileceği hükmü yer almaktadır.
Burada dikkat edilmesi gereken bir husus da, iletişimi dinlenecek kişinin kullandığı aracın resmi bir daireye ait olmasıdır. Bu halde iletişim aracının dinlenebilmesi için, ilgili resmi daire izninin alınması gerekmekteydi.
Hakkında soruşturma sürdürülen örgütlü suç failleri, takip edilmelerini güçleştirmek birden fazla iletişim aracını kullanabilmektedir. Maddenin üçüncü fıkrası ile, takip edilen kişinin kullandığı tüm iletişimin dinlenmesi ve ya tespiti için karar verilebilmesi hüküm altına alınmıştır. Bu durumda verilecek kararlar, kişinin kullandığı ve takip sırasında ortaya çıkacak diğer iletişim araçlarının da, ayrıca bir karara gerek olmaksınız dinlenmeleri ve tespite olanak sağlamaktadır. Örneğin hakkında soruşturma yürütülen ve ev ve iş telefonlarının yanında üç tane de cep telefonu kullana bir kişinin kullandığı cep telefonlarının numaraları bilinmiyorsa, gerekli şartların varlığı halinde o kişinin tüm iletişiminin dinlenmesine ve ya tespitine karar verildiğinde, önce bu şahsın bilinen ev ve iş telefonları takibe alınacak, bu telefonlar aracılığıyla tespit edilmesi halinde cep telefonları da ayrı bir telefona gerek olmaksızın dinlenebilecekti.
Hakkında dinleme ve ya tespite karar verilen kişinin yurtdışı ile yaptığı görüşmelerin veya yurt dışında iken ülkemizdeki iletişim araçları ile yaptığı görüşmelerin dinlenebilmesi ve ya tespit edilebilmesi amacıyla düzenlenmiştir. Böylece haklarında karar verilen kişilerin yurt içi ve yut dışı tüm iletişimlerinin maddenin kapsamı içinde bulunduğu belirtilmiş olmaktadır.19
Dinleme, iletişimin kayda alınması suretiyle yapılır ve gizlilik kurallarına tam uyularak gerçekleştirilir. İletişimin dinlenmesi ve ya tespiti işlemi, kolluk tarafından gizlilik kurallarına uygun olarak hazırlanmış kayıt odalarında gerçekleştirilecek, gizlilik kurallarına uygun olmayan dinleme ve ya tespit işlemlerine başvurulmayacaktır.
Dinlemeye son verildiğinde ayrıca bir tutanakla, dinleme ve tespitin sonuçlandırıldığı belirtilir. Dinlemede kullanılan büyük veri taşıyıcısının, özel hayatı ilgilendiren kısımları hariç, suça ve suçluya ilişkin kısımları ayrı bir veri taşıyıcısına nakledilir veya içeriği bir tutanağa geçirilir. Gerektiğinde her iki işlem birlikte yapılır. Esas veri taşıyıcısındaki kayıtlar hazırlık soruşturması evrakıyla birlikte emanete alınmak üzere Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edilir.20
İletişimin dinlenmesi ve tespiti işlemi sırasında gerek gizliliğin en etkin şekilde sağlanması, gerekse elde edilecek bilgiler arasında iyi bir değerlendirme yapılabilmesi amacıyla yeterli sayıda kolluk mensubu görevlendirilir. Aynı bir görevli birden fazla iletişim aracının dinlenmesi ve tespiti ile görevlendirilebilecek ve bu kişiler, işlemlerin yürütülmesinden tam sorumlu tutulur.
Görevlilerin kimliklerinin saklı tutulabilmesi için, bağlı oldukları birimlerce kendilerine birer aidiyet numarası verilecek, düzenlenen tüm tutanaklarda bu numaralar belirtilecektir. Birden fazla görevlinin bulunduğu dinleme işlemlerinde, bunlardan birisi amir olarak belirlenecektir.
İşlemin yapıldığı yerlerin gizliliği, düzeni ve ya güvenliği, kolluğun merkez birimlerince çıkartılacak gizli talimatlarla belirlenecektir.
İletişimin dinlenmesine veya tespitine en fazla 3 ay için karar verilir. Bu süre en çok iki defa üçer aydan fazla olmamak üzere uzatılabilir. Dinleme veya tespit kararlarında süre, kararın ilgili kolluk birimine yazılı olarak tebliğinden itibaren başlar. Dinleme veya tespit kesintisiz olarak devam eder. Kararın uygulanması sırasında, Kanunda öngörülen suçların işlendiğine ilişkin şüphe ortadan kalkarsa, tedbir Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile derhal kaldırılır.
Uygulamada hâkim tarafından verilen kararların evrak kanalı ile gelmesinde gecikmeler yaşanabilmektedir. Bu durumlarda karar süresinin dolması yada sürenin büyük kısmının geçmesi ile karşılaşıla bilmektedir. Bu nedenlerle iletişim dinlenmesi ve ya tespiti kararında sürenin, kararın ilgili kolluk birimlerine yazılı olarak tebliğ edildiği tarih ve saatten itibaren işleme başlanılacaktır.
Kararın uygulanması sırasında, Kanunda öngörülen suçların işlendiğine ilişkin şüphe ortadan kalktığında, tedbire, Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile derhal son verilir.21
Kanunda öngörülen suçun veya suçların izlenen kişi tarafından işlendiğine ilişkin şüphenin ortadan kalktığı hallerde, tedbirin uygulanması sonucu elde edilen veriler, Cumhuriyet savcısının denetimi altında ve en çok 10 gün içinde kolluk tarafından yok edilir ve durum bir tutanağa bağlanır. Veri taşıyıcısının üzerindeki kayıtların silinmesi suretiyle de birinci fıkra hükümleri yerine getirilebilir. Bu husus, tutanakta ayrıca belirtilir.22
4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununun 2 ila 10 uncu maddeleri, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarla, 21.7.1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, 10.7.1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun ve Türk Ceza Kanununun 403, 404 ve 406. Maddelerinde yer alan suçlar teşekkül halinde işlendiğinde de uygulanır.
9- ARMAĞAN, Servet, Temel Hak ve Ödevler ,Fakülte Matbaası, İstanbul 1980
10- SAĞLAM, Fazıl, Türk ve Alman Anayasa Hukukları Açısından Gizli ses Kayıtları, A.Ü.SBF Dergisi, Ankara 1975
11- Sulhi Dönmezer ve Sahir Ermani, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Genel Kısım Cilt:1, Beta Yayınları, Yayın No:417, 11. Bası, İstanbul, 1994, s.183-186
12- TOSUN, Öztekin: Ceza Muhakemesinde Koruma Tedbiri Olarak Gizli Dinleme, s.91 vd.
13- EREM, Faruk: Ceza Yargılaması Hukuku, 6. Bası, Ankara 1986, s.30
14- GÖKÇEN, Ahmet: Ceza Muhakemesi Hukukunda Basit El Koyma ve Postada El Koyma, Doktora Tezi, İstanbul 1993
15- ZAFER, Hamide: Ceza Hukukunda Terörizm, İstanbul 1999 Beta Basım Yayım
16- MALKOÇ, İsmail – Mahmut Güler: Uygulamada Türk Ceza Kanunu, C.2, Ankara 1996
17- GELERİ, Aytekin – Hakan İLERİ: Organize Suçlarla Mücadelede Gizli ve Örtülü Yaklaşımlar, Seçkin 2003,s.118
18- Daha Detaylı Bilgi İçin, 4422 Sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik, madde 9
19- a. g. y. , madde 10
20- a. g. y., madde 11
21- a. g. y., madde 12 – 13
22- a. g. y., madde 14