Gözümüz gibi sakındığımız, yere göre sığdıramadığımız, uzağına düşünce taşına toprağına hasret kaldığımız ülkemiz, Türkiye. Her geçen gün ‘polis devleti’ olma yolunda ilerleyen, cezaevleri tarihinin en dolu günlerini yaşayan, suç oranları tavana vuran ülkemiz, Türkiye. Güvenlik birimlerine, adli bilimlere yaptığı maddi ve manevi yatırımla ‘suç davranışı’nın önüne geçmeye çalışan, ancak bunu beceremediği ortada olan ve eleştiri kabul etmeyen, ‘ben yaptım oldu’ zihniyetinin ürünü, birbirinin aynısı insanların çoğunlukta olduğu ülkemiz, Türkiye. Kavramların birbirine girdiği, düşünmeyen ve sorgulamayan kitlelere sunulan hizmetlerin insanın ağzının açık kalmasına neden olduğu çelişkiler ülkesi, ülkemiz, Türkiye’miz.
Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK), geride bıraktığımız mayıs ayı içerisinde yeniden ‘taksitli silah’ uygulamasına başladı. 2006 yılı içerisinde bir kez daha düzenlenmiş olan kampanyaya yönelik aşırı tepki alan MKEK, taksitli silah satışının bir defaya mahsus yapılacağını duyurmuştu. Anlaşılan satışlar, istenen satış hedefine (?) ulaşmaya yetmemiş olacak ki bir kez daha ve yine bir defaya mahsus olacağı söylenen kampanya yeniden başlatılmış. Amaç son derece anlaşılır ve basit, ‘Tabanca stoklarını eritmek.’
Bu nasıl ikiyüzlü bir anlayıştır ki, hem devlet eliyle ve taksitle silah satıp hem de insanların şiddetten uzaklaşmasını, suç işlememesini istiyor. Yoksa gerçekte istenen bu değil mi? Bu durum, devlet eliyle şiddetin teşviki değil de nedir? Ülkemizin son derece ahlaklı ve insancıl hizmet veren bazı bankaları aracılığıyla, kredi kartına on taksitle, 32 ayrı cins tabancadan birini alan ‘vatandaş’ın silahı evine götürüp sadece misafir gelince girilen salonunda, camlı vitrininin en görünür yerine koyarak komşularına hava atacağı mı sanılıyor? Dünyada silah tüccarları kullanılmak için değil de süs için silah üretselerdi, 2007 yılında insanlık dünyanın dört bir yanında hala savaşıyor olmazdı.
Bazen kelimeler anlamsızlaşıyor. Yaşanan acıları anlatmaya yetmiyor. Ben şimdi bu yazıya, sanki siz bilmiyormuşsunuz gibi, dünya üzerinde her dakika bir kişinin silahla öldürüldüğünü, yıllık küresel izinli (?) silah ihracatının 21 milyar dolar olduğunu, dünyada yaklaşık 639 milyon hafif silah bulunduğunu ve her on kişiye bir tane silah düşmekte olduğunu yazsam ne değişecek. Ben şimdi bu yazıya, sanki siz bilmiyormuşsunuz gibi, Türkiye’de her üç evden birinde silah bulunduğunu ve her gün sekiz kişinin silahla vurularak öldüğünü yazsam ne değişecek? Ben şimdi size, Türk Enerji-Sen'in Başkanı Bircan Akyıldız'ın MKEK silah satış kampanyasına destek verip "72 milyon insanın silahlanması taraftarıyım. Eninde sonunda herkesin bir düşmanı olacak" dediğini hatırlatsam ne değişecek. Adli bilimler, güvenlik bilimleri alanında ve bu alanların dışında Türkiye’de suçun önlenmesi için çalışan bilim insanlarından, kurum ve kuruluşlardan taksitli silah satışı kampanyasına karşı neden ses çıkmadığını, bu durumun neden dillendirilmek istenmediğini sorsam kim cevap verebilecek?
Maskeleri indirmenin zamanı gelmedi mi? Doğru oturup doğru konuşmanın, bu ikiyüzlü zihniyete dur demenin, özeleştiri yapmanın zamanı gelmedi mi? İçi ve dışı bir olmayan bir kültürün şiddetten uzaklaşamayacağını hepimiz biliyoruz. Birileri stoklarını eritirken, vicdanlarımızın da eridiğini bilmeliler. Sokaklarına çıkamayacağımız bir Türkiye görmek istemiyorsak bu çelişkileri görmeli ve bunların ortadan kalkması için mücadele etmeliyiz. Bu mücadeleye önce içten başlamalı ve her birimiz dünya üzerinde yaptığımız işlerin, mesleğimizin, konumumuzun sorun mu yoksa çözüm mü olduğunu kendimize sormalıyız. Şiddet kültürünü beslemeye yarayan işler mi yaptığımızı yoksa ortaya koyduğumuz emekle bu kültürü sona erdirmeye mi çalıştığımızı kendimize sormalıyız. Henüz geç kalmadıysak, vicdanımız tamamen erimediyse, insanlık için doğru cevapları bulacağımıza inanıyorum.