AkadeMilenyum




      
Ana Sayfa Yazılar Haberler Dost Siteler Site Haritası İletişim Hakkımızda  
| Kullanıcı Girişi: 
 YAZILAR
 Adli Bilimler
 Bilişim
 Diğer Disiplinler
 English
 Hukuk
  -Ceza Hukuku
  -Hukuk Genel
  -Yönetmelikler
 Kriminoloji
 Özel Dosyalar
 Polis Özel
 Polis Yönetimi
 Suç Türleri
 Terör
 
 

forum
ARAMA
   Arama
 
   Yazılarda Ara

   Haberlerde Ara
 

ANKET
Soru:
 Yazarlarımız Önder AYTAÇ & Emre USLU´nun "Yalan: TSK, Başbakan, medya" yazısında da geçen "Yalancı Medya" ´nın varlığı hakkında ne düşünüyorsunuz?

   Evet bu tarz medya kuruluşları var ve bunlar yazıda belirtilen tarzda medya kuruluşları.

   Evet bu tarz medya kuruluşları var ancak bunlar yazıda belirtilen tarzda medya kuruluşları değil.

   Evet bu tarz medya kuruluşları var ancak bunları yazıda belirtilenlerle sınırlandıramayız.

   Hayır böyle medya kuruluşları olduğunu düşünmüyorum.

   
 
Son Üyeler
mehtap
mimresat
mrguardian
selcukokmen
enginakman
 
En Çok Okunanlar
Mutluluk Yoldur

Türkiye'de Sol Terör Örgütlerinin Gençlere Yönelik Faaliyetleri Bağlamında Aile Ve Polisin Rolü

Aile İçi Şiddet

Askerlik Konusunda Atılacak Somut Adımlar

Seri Katiller

 
Son Yorumlananlar Yazılar
Polisiye Roman Ve Hikayelerin Polis Gözüyle İncelenmesi

Hala İçeriye Tıkılmamış Ama Sırasını Bekleyen Ergenekonculara Tavsiyeler

Dış Politika´nın İç Politika´ya Etkisi

 

 Osmanlı'nın Yükselme Dönemi İle Günümüz Ceza Uygulamalarının Mukayesesi-V Yazdır 
 Yazar: Safa Tarık OĞUZ 29.05.2007  
Osmanlı'nın Yükselme Dönemi İle Günümüz Ceza Uygulamalarının Mukayesesi-V

Tazir
 Yukarıda suçlar kavramında da ele aldığımız taziri ceza olarak tekrar inceleyeceğiz. Tazir sözlükte men etmek engellemek demektir. Istılahta ise tedib ve ibret için korkutmak demektir. Ceza kapsamında tazir; hakkında hadd veya keffaret bulunmayan bir suça uygulanan cezadır. Herhangi bir suç işlendiği zaman bakılır, şayet Allah tarafından belirli bir ceza konulmuşsa, yani hadler kapsamına giriyorsa suç işleyen kimse, Şer’i hükümler tarafından belirlenen ceza ile cezalandırılır. Aynı şekilde muayyen bir keffaret ödemesi söz konusu ise, keffaret ödemeye zorlanır. Ancak suç, hadd kapsamına girmiyorsa ve Şari tarafından da keffaret belirtilmemişse tazir cezaları kapsamına girer. Fakat bedene karşı yapılan saldırılar için tazir yoktur. Belirttiğimiz gibi bunların cezaları Şari tarafından açıklanmıştır.
Tazir cezaları cinayetlerden ve hadlerden farklıdır. Bu farklılıklar sayacak olursak:
1- Hadler ve cinayetlere ait cezalar Şari tarafından belirlenmiştir ve bağlayıcıdırlar.
Herhangi bir şekilde değiştirilmeleri, azaltılmaları veya artırılmaları mümkün değildir. Tazir cezaları ise, aynen belirlenmemiş ve ayni olması da gerekmeyen cezalardandır.
2-  Hadler ve cinayetler affedilemezler. Cinayetlerde hak sahibinin affetmesi dışında,
hakim tarafından cezanın düşürülmesi de mümkün değildir.Tazirler ise böyle değildir.Affedilebilirler ve ceza kaldırılabilir. Zira Hz Peygamber kendisine: “Şüphesiz ki bu taksimat, Allah için istenilen bir paylaşım değildir” diyen bir kimseye tazir uygulamamıştır. Oysa bu sözü söyleyen kimse, cezalandırılmayı gerektiren bir suç işlemiştir.
3-  Cinayetler ve hadler, insanların değişmesi ile değişmez. Delillerin genelliğinden
dolayı cinayetler ve hadler karşısında, insanların hepsi eşittirler. İnsanların değişmesi ile tazir cezalarının değişmesi ise caizdir. Tazir cezalarında daha önce suç işlememiş olma ve iyi hal gibi durumlar dikkate alınır.
Tazir cezalarının kapsamında; insanların durumlarının ve içerisinde bulundukları ortamların değişmesi ile cezalarının da değişebileceğini görülmektedir. Aynı suçu işleyenlerden biri, hapis cezası ile; bir başkası azarlama ile; diğeri ise kınama ile cezalandırılabilir.
Bu açıklamalara göre, muayyen cezaların belirlenebileceği tazir olaylarını yedi türde toplamak mümkündür.
1- Namusa saldırı
2- İnsan saygınlığına saldırı
3- Akla eziyet veren fiil
4- Mala saldırı
5- Güvenliği ihlal
6- Devletin güvenliğine saldırı
7- Dine Dokunan (Zarar veren) Fiiller

Muhalefet
 Son olarak muhalefet cezaları; yöneticinin çıkardığı emirlere karşı gelenlere verilen cezalardır. Emrin çıktığı kaynağın halife, yardımcıları, amiller valiler gibi emirler çıkarma yetkisine haiz yönetici sınıfından sayılan otorite sahibi kimselerin herhangi biri olması durumu değiştirmez. Çıkartılan bir emre muhalefet edilmesinden dolayı verilen bu cezaya ‘muhalefet cezası’ denir. Aynı şekilde bu isim, yöneticinin emrine muhalefete delalet eden fiil için de kullanılır. Yani hem fiil hem de ceza için aynı ifade kullanılır. Fıkhen emirin, devlet reisinin kurallarına uymak farzdır. Bu sebeple emirlere aykırı davranan cezalandırılması gerekmektedir. Ancak bu tür cezaların miktarı belirlenmemiş hakimin takdir yetkisine bırakılmıştır.

Bağy (Siyasi İktidar Düzeni Aleyhinde Suç)
 İslam hukukunda siyasi suçlara bağy, siyasi suçlulara ise baği denir. Bağy, örgütlü suçlardan cebir unsurunu içeren ve siyasi saikle işlenen bir suçtur. Hanefiler bağy’ i şu şekilde tanımlamışlardır: ‘Meşru olan devlet başkanına gayri meşru olarak ayaklanmadır.’ Buna dayanak olarak ise  ‘Ümmet siyasi birlik, dirlik-düzenlik içinde iken herkim onlara baş kaldırırsa, boynunu vurun’ hadisi gösterilir. Bağy suçunun meydana gelmesi için örgütlü olunması, siyasi bir düşünce olması ve cebir ile amaca ulaşılması gerekmektedir. Bu sebeple bir kişinin ferdi olarak devlete başkaldırması bağy içerisinde yer almaz. Ayrıca zulm ve istibdadı sebebiyle gayrı meşru bir hale gelmiş hükümete yönelik hareket bağy değil kurtuluş harbi olarak nitelendirilir. Araf suresi 7/33’ te ‘Allah...haksız yere bağyi haram kıldı’ usulsüz yapılan isyan hareketi haramlar içerisinde nitelendirilmiştir.
Bağiler merkezi hükümete meydan okumak üzere ülkenin bir bölgesini işgal etmiş ve bu bölgede devletin egemenliğini tenkis ile kendi egemenliklerini tesis etmişlerse, bu durumda isyandan söz etmek gerekir.

Osmanlı Uygulaması
 Osmanlı’ da daha önce isyana kalkışmış, fakat bastırılmış bulunan örgütün, yeniden toparlanarak isyan etmesi tehlikesine karşı sürgün edilmesi emredilmiştir. Şer’i hükümlerden sapma olarak, Şer’an faillerin cezalandırılması için isyanın fiile çıkması gerekli olduğu halde, Osmanlı uygulamasında en küçük isyan şüphesi dahi ölüm cezasının uygulanması için yeterli sayılmıştır. Bir fiilin isyan niteliği taşıdığının takdiri Padişaha aittir. Yakalanan ele başları Divan-ı Hümayuna getirilir, sorguya çekilip yargılanmaları yapıldıktan sonra gerekli cezaya çarptırılırlar. Suçsuz bulunanlar ise salıverilir. Osmanlı uygulamasında, Padişahın hayatına kast, siyasal suç olarak nitelendirilmiş ve siyaseten katl cezası verilmiştir.
 Sıkça kafaları karıştıran kardeş katli meselesi de bu suç bağlamında değerlendirilmektedir. Fatih Kanunnamesinde geçen maddedeki konu ile ilgili hüküm şöyledir: “Her kime ki, evladımdan saltanat müyesser ola, nizam-ı alem için kardeşlerin katletmeği ekseri ulema tecviz etmişlerdir”. Yukarıda belirttiğimiz gibi, İslâm hukukunda devlete isyana bağy denmekte ve had suçu kabul edilmekte ve suçlular öldürülmektedir. Bu nedenle devlete isyan edenler kardeş-çocuk dahi olsa öldürülmeleri uygun görülmüştür. Maksat nizamı alem, yani kamu düzenidir. Ancak bir kişiye bu cezanın verilebilmesi için unsurlarının tam olarak teşekkül etmesi gerekmektedir. Bu noktada belirtmek gerekir ki, Osmanlı devletinde bazen suçun unsurları oluşmadan da kardeşler katledilmiştir. Ancak bu kanun hükmü şer’i hükümlere aykırı değildir.
 Osmanlı devletinin yükselme dönemindeki bağy suçunun ceza uygulamalarına bakacak olursak,  Fatih Sultan Mehmet 1446 yılında kendisini tahttan indiren Çandarlı Halil Paşa’ yı İstanbul fethini müteakip ölümle cezalandırmıştır. 1473 yılında yine II.Mehmet, Uzun Hasan üzerine sefere giderken oğlu Cem’i İstanbul’ da naip olarak bırakmış, Cem’i tahta geçirmek isteyen bazı vezirler komplo olarak Padişahın öldüğü haberini yaymışlar, Fatih İstanbul’ a gelince olaya adı karışanları cezalandırmış, ancak Cem’in suçunu tespit edemediği için onu cezalandırmamıştır.
 Kanuni döneminde Mısır’da uygulanan 1524 Mısır Kanunnamesi m.12’ ye göre ‘Bedevi Arap’ ın nev’ a isyanı ve memlekette teaddisi ve tuğyanı zahir olsa, mecal vermeyip ele girincesünün başın kesip atı ve sair esbabı ve alatı ol baş kesen kimesnenin ol’  denilerek o yörede devlete karşı çıkarılan isyanların önüne geçirilmesi amaçlanmıştır.
 III. Murat zamanında Anadolu isyanları doğrudan Osmanlı hanedanına  karşıydı. O devirde başına toplanan binlerce insanı devlet şeklinde örgütleyerek divan hükümleri tarzında hükümler çıkarak örgüt liderleri vardı. Anadolu kıyamını idare edenlerin amacı soygunculuk değil, Osmanlı egemenliğine son vermektir. Bu dönemde de artan Celali isyanlarına karşı sert önlemler alınmış, bu sert önlemler isyanın bastırılması neticesini vermiştir.

Günümüz Uygulaması
Devlete ve devlet düzenine karşı işlenen suçlara karşı verilen cezaların, ceza kanunumuzdaki müeyyidelerine bakacak olursak aşağıda madde metinleri bulunan üç madde dikkati çekmektedir.
Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak
Madde 302: (1) Devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymak, Devletin birliğini bozmak, Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmak, Devletin bağımsızlığını zayıflatmak amacına yönelik elverişli bir fiil işleyen kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.
(2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.
(3) Bu maddede tanımlanan suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.
Cumhurbaşkanına suikast ve fiilî saldırı
Madde 310: (1) Cumhurbaşkanına suikastte bulunan kişi, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır. Bu fiile teşebbüs edilmesi hâlinde de suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur. 
(2) Cumhurbaşkanına karşı diğer fiilî saldırılarda bulunan kimse hakkında, ilgili suça ilişkin ceza yarı oranında artırılarak hükmolunur. Ancak, bu suretle verilecek ceza beş yıldan az olamaz.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silâhlı isyan
Madde 313: (1) Halkı, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silâhlı bir isyana tahrik eden kimseye on beş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası verilir. İsyan gerçekleştiğinde, tahrik eden kişi hakkında yirmi yıldan yirmi beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silâhlı isyanı idare eden kişi, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır. İsyana katılan diğer kişilere altı yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
(3) Bir ve ikinci fıkrada tanımlanan suçların, Devletin savaş hâlinde olmasının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle işlenmesi hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.
(4) Bir ve ikinci fıkrada tanımlanan suçların işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.
 Devlet milleti bir arada tutulmasını sağlayan siyasi yapıdır. Türk toplumlarında devletin bekası için mücadele edilir, çalışmaların ve başarıların temelinde devletin ilerlemesi ve gelişmesi vardır. Bu sebeple devlete karşı gelecek olan saldırılara karşı en ağır yaptırımlar uygulanmıştır. Bununla beraber devleti şahsında temsil eden devlet yöneticilerine karşı da Türk ve İslam toplumlarında saygı duyulması gerekmektedir. Dolayısıyla devlet liderlerine karşı da herhangi bir saygısızlık ve saldırı karşısında geçmişten gelen bir kültürle tepki vermektedirler ve yapılan saldırıyı kendi şahıslarına yapılmış addetmektedirler. Bundan ötürüdür ki devlete ve devlet yöneticilerine karşı yapılan saldırılar ve müdahaleler Türk ceza kanunlarında ağır cezalarla cezalandırılmışlardır.

SONUÇ
Gülhane’ de 1839’da Sultan Abdülmecit zamanında okunan ‘Gülhane-i Hattı Hümayun’ fermanıyla devletin hukuki, iktisadi ve içtimai alanlarında bir kısım değişim ve yenileşme hareketleri öngörülmüştür. Bu zamana kadar İslam hukuku ve örfi hukuk ile belirlenen kurallar, Avrupa’ nın dünya üzerindeki ağırlığını hissettirmesiyle beraber, Avrupa ülkelerine gönderilen aydınların Osmanlı topraklarına geri dönmesiyle bu kurallarında uygulamaya konulmasına yol açmasını netice vermiştir. Bu tarihten itibaren hazırlanan Mecelle Avrupa hukukundan esintileri içeriğinde barındırmaktadır. 1850 yılında Osmanlı yönetim teşkilatını incelemek üzere bu topraklara gelen Ubicini; ‘Türk mahkemelerinde usulün aşağı yukarı tamamen yok oluşu, bugün dahi medeni davaların karara bağlanmasında görülen çabukluk, genellikle Osmanlılardaki durumla zıtlık arz eder. Mahkemelerdeki çabukluk ve sadelik kadar hızlı yürüyen hiçbir şey yoktur orada’  diyerek, Osmanlı mahkemelerinin ‘Gecikmiş adalet, adalet değildir’ prensibini dikkate alarak hızlı ve adil kararlar almasına örnek teşkil edecek bir hukuk düzeninin mevcut bulunmasını o dönemde dahi belirtmesi çarpıcıdır.
Cesar Beccaria’ nın yazmış olduğu Suçlar ve Cezalar isimli kitap Avrupa ceza hukukunda büyük açılımlar uyandırmış, bir çok temel düşüncenin değişmesine neden olmasıyla beraber modern ceza hukukunun temellerini atmıştır. Bu kitapta ölüm cezasının ağır olduğunu ve kişiye bedensel cezaların verilmesi yerine, özgürlüğünü yasaklayıcı cezaların verilmesinin daha caydırıcı olacağını savunulmuş, Avrupa’ da bir çok devlet bu çerçevede ceza kanunlarını düzenlemişlerdir. Avrupa Birliği’nin genişlemesiyle birlikte ortak ceza kanunu uygulamalarında ölüm cezaları kaldırılarak yerine özgürlükleri kısıtlayıcı müeyyideler verilmiştir. Avrupa Birliği’ ne girme yolunda çalışmalar yapan ve yasalarını bu doğrultuda düzenleyen ülkemiz, en son 25 Ekim 1984 yılında idam edilen Hıdır ASLAN’ dan sonra kimseyi asmamasına rağmen 2005 yılında yürürlüğe konulan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda idam cezasını kaldırarak Avrupa ceza sistemine uyum sağlamıştır.
Ancak son günlerde meydana gelen Türkiye’nin farklı bölgelerinde seri cinayetler işleyenlere, on yedi aylık kız çocuğuna tecavüz edenlere, polisin yakalayıp mahkemeye sevk etmesine rağmen salıverilenlere uygulanması öngörülen cezaların, toplumda ‘yaptıkları yanlarına kar kaldı’ düşüncesini uyandırmakta, bu sebeple verilen cezalar toplumu tatmin edememekte, cezaların caydırıcılığı anlamını  yitirmektedir. Bu sebeple halk kendi cezasını kendisi verme yoluna gitmekte bu ise toplumsal huzursuzluğa yol açmaktadır.
Ülkelerin kültürel yapısına uygun olması gereken hukuk düzenlemeleri, eğer toplumun görüşü alınmadan uygulamaya konulursa uyumsuzluk meydana gelmekte ve sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda; ülkemizde demokrasi yolunda emekleyerek devam ettiğimiz bu yürüyüşte, alt yapı çalışmaları yapılmadan, uygun adalet sistemi kurulmadan idam cezasının kaldırılması, bununla birlikte zamansız verilen aflar neticesinde suç ve ceza politikasında yaralar almıştır.
Çözüm olarak yargı sisteminin hantallığını ortadan kaldıracak politikalar uygulanmalı, bunun yanısıra halkında beklentilerini göz önüne alarak ülkemizin kendine has ceza hukuku uygulanmalıdır. Çünkü devletler geçmişiyle ve kültürüyle gelişmelerini sürdürürler. Buradan maksat şer’ i hükümlerin aynen uygulanmaya konması değil, Oral SANDER’in deyişiyle Phoenix (Zümrüd-ü Anka kuşu) misali Osmanlı devletinin küllerinden doğan Türkiye Cumhuriyeti’ nin, kendi devlet geleneğini modern dünya gerçekleriyle hazmederek uygulamaya koyması ve kendine has ceza uygulamalarını gerçekleştirmesidir.
 

KAYNAKÇA
ACAR, İsmail, “Osmanlı Hukukunda Zina Suçu ve Cezası”, Ank. 2002
AKGÜNDÜZ, Ahmet, “Bilinmeyen Osmanlı”, OSAV, İst. 1999
AKGÜNDÜZ, Ahmet “Osmanlı Kanunnameleri ve Hukuki Tahlilleri”, İst. 1990
AVCI, Mustafa; Osmanlı Hukukunda Suçlar Ve Cezalar, Gökkubbe Yayınları, İst. 2004
BİLMEN, Ömer Nasuhi, Hukuk-ı İslamiyye Ve Istılahat-ı Fıkhıyye Kamusu, İst. 1985
DÜZDAĞ, Ertuğrul, “Ebusuud Efendi Fetvaları Işığında 16. Asır Türk Hayatı”,İst. 1983
Ebu Zehra, Muhammed, el- Ukube, (Çev. M. Avcı) Ank. 1999
GERBER, Haim, “Osmanlı Hukukunda Şeriat, Kanun ve Örf (Çev. M. Akman) İst. 1994
Maliki, Abdurrahman, İslam Hukukunda Ceza, Timaş Yayınları, İst. 2001
ORTAYLI, İlber, “Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek”, Timaş Yayınları, İst. 2006
ÖZBİLGEN, Erol, “Osmanlı Hukuku’nun Yapısı”, İstanbul 1985
ÖZKAYA, Mustafa, İslam Ceza Hukukunda Pişmanlık ve Cezalara Etkisi, Sakarya Üniversitesi (Yayımlanmamış, Yüksek Lisans Tezi), Adapazarı 1997
SCHACHT, Joseph, “İslam Hukukuna Giriş” (Çev: M. Dağ-A. Şener) Ank. 1986
SERDENGEÇTİ, Osman Yüksel, Gülünç Hakikatler, Türk Edebiyat Vakfı, 1995
ŞEN, Murat, “Genel Olarak Osmanlı Hukukunun Yapısı ve Düalizm”, Yeni Türkiye Yayınları Osmanlı Sayısı, Ankara, 1999
ŞENEL, Şennur, “Osmanlı Hukuk  Sisteminde Suçlar ve Cezalar Üzerine-II”, Türk Hukuk Enstitüsü Dergisi, Ank. Şubat 1997
TEKİN, Yaşar, “Şer’iye Sicilleri Işığında Osmanlı Devletinde Tazir Suçu ve Cezaları, MÜHF, (Yayımlanmamış, Yüksek Lisans Tezi) İst. ,2000
UBICINI, M.A., Türkiye 1850, C. I, Tercüman 1001 Temel Eser, “VI. Mektup, Adlî Yönetim Hakkında”, Ank. 1999
http://haber.mynet.com/detail_news/?type=Life&id=A0106784&date=10Subat2007&fr=1
http://www.hayrettinkaraman.net/kitap/meseleler/0884.htm
http://www.hukuki.net/kanun/765.13.frameset.asp
http://suc.gen.tr/index.php?pid=43&page=view&id=431
http://www.sucveceza.com/icerik-61.html
http://www.sucveceza.com/icerik-309.html
http://www.yesilay.org.tr/2006

 

 

 
 Yazar: Safa Tarık OĞUZ 29.05.2007  
 

Yazarın Diğer Yazıları:

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş veya Eklenen Yorumlar Onaylanmamış.

  Yorum Yaz
 
İsim: 
 
Yorum: 
Kalan Karakter Sayısı:
 
Şifremi Unuttum 
Kayıt Ol 
YAZARLARIMIZ
Önder AYTAÇ
Önder AYTAÇ Yalan: TSK, Başbakan, medya
Murat DAĞLAR
Murat DAĞLAR Kadınlara Karşı İşlenen Suçlara Genel Bir Bakış: Şiddetin Sebepleri Ve Çözüm Yolları
Ercan TAŞTEKİN
Ercan TAŞTEKİN Teçhizattan Teşkilata
Erol ÖZDEMİR
Erol ÖZDEMİR Emeklilikte Tabanca Yerine Bilgisayar
Fatih BALCI
Fatih BALCI Çocuk Suçları Ve Aile
Emsal TOPRAK
Emsal TOPRAK Bir Bağımlının Günlüğünden
Abdullah MOLLAOĞLU
Abdullah MOLLAOĞLU Amerika, Bazı Kürtler ve Prezervatif
Ali Kemal TERZİ
Ali Kemal TERZİ Kent ve Çocuk Suçluluğu
İlhan DAĞDEVİREN
İlhan DAĞDEVİREN Türkiye Bir Milad Yaşıyor.
Özgün ERGİN
Özgün ERGİN İnsan Taklidi
Ömer Faruk GÜLTEKİN
Ömer Faruk GÜLTEKİN Yokolan İnsanlık
Metin Murat ARSLAN
Metin Murat ARSLAN İngiltere´ de Toplum Destekli Polis-III
Halil YILMAZ
Halil YILMAZ ´Adli Kolluk´ Açısından Polis Teşkilatı
 
 

   designed and coded by aahmetyildiz © 2007. Ayrıntılı bilgi  Her Hakkı Saklıdır.