Şimdi Tükiye’de de gördüğümüz, bir ülkenin mahkemesinin politikaya katılması olağanüstü bir olay olmayabilir. Bildiğimiz gibi, Amerikan seçimlerinde de yüksek mahkemenin yeri çok önemli olabilir. Seçimde bozukluk ya da uzlaşmazlık olduğu halde problemin yüksek mahkemeye sevkedilmesini herkes normal karşılar. Yüksek mahkemeden beklenen, sorunun adaletli ve yasalara uygun bir şekilde çözülmesidir. Adalet ne demektir ama?
Özel olarak Türkiye’de yakından izlediğimiz olaylara değinmek istiyorum. Türkiye’de yaşanan olaylar, önemli bir yönden Başkan Bush’un seçiminde yaşanan olaylardan farklıydı.Yüksek mahkemenin Cumhurbaşkanlığı konusunu ele alması politikacılar tarafından getirilmiş olsa da, esasında Türk vatandaşının büyük bir kesiminin istediği için gelişti. Yani, Türkiye de bir tür popülist, kansız darbe gördük. Ayaklananlar taş sopa yerine, kendi saflarında olarak gördükleri yüksek mahkemeye baktılar, sorunun çözümü için. Amerikan seçiminde böyle halktan gelen bir istek yoktu çünkü Amerikalılar günlük hayatlarını etkileyecek bir tehlike görmediler. Cumhurbaşkanlığı mitinglerinden gördüklerimiz, Türkiye’de halkın büyük bir kısmı, baş partiden böyle bir hayati tehlike görüyor.
Bildiğimiz, sivil toplumda yaşayan normal bir insanın hayat biçimine karşı bir tehlike gördüğü zaman ne yapması beklenir?
İlk önce, tehlikenin uzaklığına göre kişinin reaksiyonu değişir. Mesela, komşumuz bahçeye bir duvar örmek istediğini bildirirse, mahkemeye gideceğimiz düşünülür. Ama komşunun bize ya da ailemize karşı şiddet kullanacağını düşünürsek, polis çağırırız -özellikle kendi silahımız yoksa. Amerikan anayasasının, çok tartışılan, ikinci maddesi herkese silah bulundurma hakkını verir çünkü bir toplumun reaksiyonları da bireylerininkinden çok farklı değildir.
Toplum kendisini tehdit altında hissettiği zaman ne yapabilir? Eğer imkanı varsa –yani toplumun tehdit altındaki hislerini yansıtan politikacılar bulunuyorsa- ilk başta, tehditin atlatılması için yüksek mahkemeye gidilir. Aynı zamanda, toplumun da polis çağırma yeteneği olabilir. Çok ender görülen bir şeydir ama, Türk askeri, bu günlerde görüldüğü gibi, halkın koruyucusudur. Toplumun silahı ne olabilir? Bazı devrimlerde görüldüğü gibi –yani halkın koruyucusu asker olmadığı zamanlarda– bu silahlar çok ilkel olabilir. Bir daha Amerikan anayasasının ikinci maddesini ele almak istiyorum: anayasa yazılırken düşünceli insanlar biliyorlardı ki bazen –çok ender de olsa– halk ve hükümet arasında bir uçurum oluşabilir. Bu durumlarda, hem kendilerini, hem de hayat biçimlerini koruyabilmesi için, halkın silah bulundurabilme hakkı Amerikan psikolojisine derinden yerleşmiştir. Türkiye’de ise, TSK’nin Atatürk ilkelerini sonuna kadar koruyacağını bilmek, toplumun psikolojisine derinden yerleşmiş bir güvencedir.
Her toplumun, bireyleri kadar, kendini koruma hakkı olması gerek.