AkadeMilenyum




      
Ana Sayfa Yazılar Haberler Dost Siteler Site Haritası İletişim Hakkımızda  
| Kullanıcı Girişi: 
 YAZILAR
 Adli Bilimler
 Bilişim
 Diğer Disiplinler
 English
 Hukuk
 Kriminoloji
 Özel Dosyalar
  -Çeviriler
  -Duyuru
  -Güncel
  -İstihbarat
  -Kitap İncelemesi
  -Suikastlar
  -Yorum
 Polis Özel
 Polis Yönetimi
 Suç Türleri
 Terör
 
 

forum
ARAMA
   Arama
 
   Yazılarda Ara

   Haberlerde Ara
 

ANKET
Soru:
 Yazarlarımız Önder AYTAÇ & Emre USLU´nun "Yalan: TSK, Başbakan, medya" yazısında da geçen "Yalancı Medya" ´nın varlığı hakkında ne düşünüyorsunuz?

   Evet bu tarz medya kuruluşları var ve bunlar yazıda belirtilen tarzda medya kuruluşları.

   Evet bu tarz medya kuruluşları var ancak bunlar yazıda belirtilen tarzda medya kuruluşları değil.

   Evet bu tarz medya kuruluşları var ancak bunları yazıda belirtilenlerle sınırlandıramayız.

   Hayır böyle medya kuruluşları olduğunu düşünmüyorum.

   
 
Son Üyeler
mehtap
mimresat
mrguardian
selcukokmen
enginakman
 
En Çok Okunanlar
Mutluluk Yoldur

Türkiye'de Sol Terör Örgütlerinin Gençlere Yönelik Faaliyetleri Bağlamında Aile Ve Polisin Rolü

Aile İçi Şiddet

Askerlik Konusunda Atılacak Somut Adımlar

Seri Katiller

 
Son Yorumlananlar Yazılar
Polisiye Roman Ve Hikayelerin Polis Gözüyle İncelenmesi

Hala İçeriye Tıkılmamış Ama Sırasını Bekleyen Ergenekonculara Tavsiyeler

Dış Politika´nın İç Politika´ya Etkisi

 

 Danıştay Saldırısı Yazdır 
 Yazar: Okan ÖZTÜRK-Mustafa YILDIZ 15.05.2007  
Danıştay Saldırısı

Giriş:
 Türkiye’nin gündemine bir anda kor gibi düşen Danıştay saldırısı, aradan kısa bir süre geçtikten sonra unuttuk ya da bazı kesimler tarafından unutturulmak için önümüze başka şeyler serdiler. Sadece görünürde birkaç şey yapıldı ve sonra kapatıldı.Arkasında kimlerin yada hangi örgütlerin olduğu kamuoyuna gösterilmedi.Yalnız bundan önce  ve bundan sonra olan olaylarda tek şey ortak hedefti.O da Türkiye’nin kazanmış olduğu büyüme ve gelişme ivmesini engellemektir.Bir başka  klişeleşmiş ifadeyle Türkiye’nin istikrarını düşürmektir.Ve buda sürekli ortamı bulandırmak için  karşılıklı iki görüşü her zaman karşı karşı getiremekle mümkün olacağı için sürekli böyle hassas konulara karşı zaafiyet yaratılmaya çalışılıyor.   Bu araştırmanın asıl hedefi olayı cinayet gibi çözmek değil sadece neler yapılmak  istendiğini ve gözlerden kaçan birçok ayrıntıyı gözler önüne sermektir.Ve bu çalışmayı sürdürürken Zaman, Milliyet, Hürriyet, Radikal gibi gazeteler ve ayrıca biçok internet sitesinden de yararlanılmıştır.

Öncelikle özel dosyanın incelenmesine olayın  nasıl gerçekleştiğini hatırlayarak  başlayalım. 17 Mayıs 2006 Çarşamba günü saat 09:45 sularında Danıştay 2.Dairesini  hedef seçen saldırgan Alpaslan Aslan(avukat) dairenin  5. katındaki  toplantı salonuna  Avukatlar Kanununun 58. maddesine ve Hapishane ve Tevkifhanelerin İdaresi Hakkında Kanunun 6. maddesine göre “Ağır cezayı gerektiren suçüstü halleri dışında avukatın üzeri aranamaz.”  olmasından dolayı  hiç zorlanmadan çıkmıştır.Bu konu hakkında Danıştay 11. Daire üyesi Yurdagül Dinçsoy şöyle dedi:” Danıştay'a girmek çok kolay, ben bir mağazaya gittiğimde baştan aşağıya aranıyorum, vavukat kimliğini göstermiş. Türkiye'de avukatlar aranmıyor. Çok üzgünüm diyecek bir şey yok.”  Daha  sonra çay servisinin yaratmış olduğu  dalgınlıktan yararlanarak odaya  girmiş ve Arslan "Allah'ın askeriyiz, elçiyiz. Türban davası yüzünden cezalandırılacaksınız" diyerek , Glock  marka  tabancayla 11 el ateş ederek Daire başkanı Mustafa  Birden, üye hakimlerden Mustafa Yücel Özbilgin, Ayla Güvenç, Ayfer Özdemir, Kamuran Erbuğa ve  tetkik  hakimi Ahmet Çobanoğlu’na  saldırmıştır.Silah sesinin duyulmasının ardından dairede görevli polis memuru saldırganı kısa sürede etkisiz hala getirmiştir.Yapılan icelende ARSLAN’ın arabasında ise biri 7.65 diğeri
Glock olmak üzere iki silah ve Ulusal Kanal araç kartı ve Vatansever Kuvvetleri Güç Birliği'ne ait kartvizit çıktı. Saldırı  sonucu üyelerden Mustafa Yücel Özbilgin kaldırıldığı Hacettepe Üniversitesi  hastanesinde  vefat  etmiş,Daire başkanı Mustafa  Birden  ve  diğer üyeler  ilerleyen  haftalarda  taburcu  edilmiştir.    

Maktül ve mağdurların profili:  
Maktülün  ve mağdurların  seçilme  nedenlerini inceleyecek  olursak  ;  öncelikle  Danıştay 2. dairesi  kamu görevlileriyle  idare  arasında  çıkan  uyuşmazlıklara  ilişkin  davalara bakmaktadır.Kamu  kurum  ve  kuruluşlarının  memurlar  hakkında  yaptığı  terfi, tayin, yükselme gibi  işlemlere ilişkin davalara  temyiz incelemesi bu dairede  görülür.

 Maktül Mustafa Yücel Özbilgin‘in hayatına baktığımızda 1942 Akçabat doğumlu olduğunu ve 1965 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk  Fakültesi’nden mezun olduğunu görüyoruz.Birçok ilçede kaymakamlık görevinde bulunduğu  ve mülkiye müfettişliği  yaptıktan sonra Adıyaman valiliğine atanmıştır.Merkez valisi olduğu sırada 1999 yılında danıştaya üye olarak  atanmıştır.2007 yılının haziran ayında yaş haddinden emekliye ayrılacak olan Özbilginin öldürülmesiyle birlikte tartışmaya konu olan dava 2. dairenin almış olduğu türban kararıdır.Danıştayın kararı kısaca; okula geliş–gidişlerde başörtüsü takan bir öğretmenin(Aytaç Kılınç)anaokulu müdürü olmasının sakıncalı bulunduğu kararıdır.

Bu karar ışığında dosyayı inceleyecek olursak vakanın  siyasi ilişkilerle içli-dışlı olabileceği geliyor.Mamafih bu  yazıda  komplo  teorilerini masaya  dökmek  ya  da illaki  örgütsel  şemayı çıkarmak gibi bir yoktur.Buna  karşın gerekli  isimler yeri geldikçe okuyucuya  duyurulacaktır.

Sanığın  Profili:
Sanık  Alpaslan  Aslan (Avukat) 1977 yılında Bingöl’ün Kiğı ilçesinde doğmuştur.1998 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ni bitirip 2001 yılında İstanbul Barosuna kayıtlı avukat olarak meslek hayatına başlamıştır.Alparslan Aslan’ın çevresi tarafından  sanıldığının aksine dini vecibelerini harfiyen uygulamaya gayrette olmadığı görülüyor. Aslan’ın yakın çevresinden ikamet ettiği  apartmanın  yöneticisi  Fehmi  Akyol “ Aslan’ı arka masamızda   birçok defa içki içerken gördüm” diyerek  ondan,  sorunları olan birisi olarak  bahsetmiştir.Sadece kendi halinde ve asosyal olarak tanınması onun kendisini dine verdiği düşüncesini uyandırmış olabilir.

İşte bütün kargaşa bu noktada alevleniyor.Birtakım gazetenin saldırıya davetiye çıkardığı ve bunun bazı  çevrelerce değerlendirilip olayın vukuu bulduğu şeklinde ortaya atılan savın ve bu çerçevede  dile getirilenlerin saldırganın suç işleme fiilini tetiklediğini söylemenin gerçekçi yanı olabilir fakat bunun bütün eylemi etkileyecek çapta büyük bir sebep teşkil edeceğini söylemek doğru olmaz.”İşte o üyeler” demek bu kadar kanlı bir eylemi tek başına etkileyemez.

Alparslan Aslan’ın sadece bu eylemle sınırlı kalmayıp Cumhuriyet gazetesinin bombalanması olayına karıştığı ve eğer yakalanmış olmasaydı YÖK’e saldırı, Mehmet Ali Birand'ı, Mehmet Ali Erbil'i öldürmek istediği ayrıca sanık Arslan ifadesinde Eczacıbaşı Holding'e ait alıveriş merkezi inşaatına da roket saldırısı gerçekleştirmeyi düşündüğünü söyledi. Bunun gibi bilgiler ışığında Danıştay saldırısını bir gazetenin  manşetiyle ilişkilendirmek  ne kadar akıl karıdır, bunu da buyurun siz yorumlayın.

Olayın İncelenmesi:
Olayın  sadece  danıştayla   başlamadığı  ve danıştayla  da  bitmeyeceği  görülüyordu ki,   saldırgan  kısa sürede yakalandı.Eylemin  arkasındaki isimler  zamanla  ortaya  çıktı ,ama  puzzle`ın tüm  parçaları yerine aynen  dizilemedi .Veli Küçük  ve  Muzaffer Ertekin  gibi   iki eski  ordu mensubunun  bu  olayla   birlikte adının   anılması  güvenlik mensuplarının  neden  bu tür  girişimlere başvurduğunun   incelenmesi  ve daha başka çürük elmaların çıkmasının engellenmesi  bakımından  oldukça  mühimdir.

Her  türlü  eylemde  olduğu   gibi  bu  eylemde  de eylemin  gerçekleştirildiği ortam  ve  zaman önemlidir. Bu  eylemi eğer bir  şablona oturtmak istiyorsak  öncesindeki  Cumhuriyet  gazetesinin bombalanması  olayıyla beraber  düşünmeliyiz.Ülkenin içe dönük  politik meselelerine  endeksle çıkan bu tür  eylemler,en ufak kıvılcımlarla başlayıp  zincirleme reaksiyonlarla toplumu bölünmenin   eşiğine kadar götürebilir, nitekim darbeyle ve darbe girişimleriyle  süslü yakın tarihimizde  bu  tür  vakaların  sıklıkla  yaşandığını hatırınıza getirmek istediğimiz gibi bir daha hatırla(t)mak  istemeyiz. Bu  konuda  İstanbul Barosu eski başkanı  Yücel  Sayman  “ Ortada henüz kanıt yokken belirlenmiş görüşleri bildirir, bunun üzerinden  siyaset  yapmaya kalkarsanız insanlar  gerçeği değil söylentiyi yaşarlar  ve  gerçeği yaşadıklarını  sanırlar.” diyerek  açıklamada  bulunmuştur.
 Bu sebeple kitleleri birbirleriyle küstürmeye, birbirlerini ötekileştirmeye çalışmamalı ,bu gibi  üzücü olayları ufak sıyrıklarla atlatmaya  bakmalıyız.

Bu tür eylemlerin yani merkezi elite ve  rejime  yönelik  yapılan  saldırıların  dünyadaki örneklerinde de  kitlesel  ya da  bireysel  olsun  ortak paye  hoşnutsuzluğun dışa vurumudur.İster  Mehmet Ali Ağca`nın  Papa`yı  vurması  isterse Lee Harvey  Oswald`ın Kennedy`i öldürmesi olsun  bu tür eylemlere ortam  hazırlayan  bir memnuniyetsizlikler listesinin  her zaman  bulunduğu gerçeğini görmezden  gelemeyiz.

Tekrar  bizim  incelediğimiz  dosyaya  odaklanacak  olursak , bu cinayeti Türkiye`deki diğer  siyasi  cinayetlerden  ayıran, bir  zaman farklılığının olduğunu  görüyoruz.Ülkemizde siyasi cinayetler  genelde   kış dönemleri (sonbahar- kış) işlenmiştir.(1 Şubat  1979 Abdi İpekçi, 31 Ocak 1990 Muammer Aksoy, 24 Ocak 1994 Uğur Mumcu, 21Ekim 1999 Ahmet  Taner Kışlalı, Necip  Hablemitoğlu  ve son olarak 19 Ocak 2007 Agos gazetesi genel yayın yönetmeni Hrant  Dink) Zaman olarak bahar ayında işlenen (17 Mayıs 2006) cinayetin diğerleriyle pek mühim olmasa  da farklılığından  söz  edebiliriz.

Derin İlişkiler:
Danıştay saldırısında açılan soruşturma derinlik kazandıkça ortaya çıkan isimlerde bir o kadar hayret uyandırıyor. Alparslan Arslan’ın silahını aldığı Aykut Metin’e bunun için 2 000 YTL verdiğini ve saldırı emrini  gazino bastığı için(“Piyade Okulu’nda muvazzaf subay temel kursu gören genç teğmenler Doktor’un Yeri’nde(lokanta) yemek yedikten sonra gelen hesabı kabarık bularak itiraz ederler. O yıllarda söz konusu işletmenin sahibi emekli bir astsubaydır. İşletmenin sahibi emekli bir astsubay olduğunu belirterek, teğmenlerden yanında paraları yoksa daha sonra getirmelerini ister. O sırada çıkan arbedede bazı teğmenler garsonlar tarafından tartaklanır. Olaydan sonra Tuzla Piyade Okulu’na dönen teğmenleri, nizamiyede nöbetçi amir olan Muzaffer Tekin karşılar. Tekin ‘Subay dayak yemez’ diyerek teğmenleri bir arabaya doldurarak Doktor’un Yeri’ne geri gönderir. Yaşanan çatışmada kapı ve pencereler kırılır ve işletme harabe haline gelir. Olaydan sonra olay yerine kolordu Komutanı gelir. Kursiyer teğmenler kurs süreleri dolmadan kıtalarına sevk edilir. Tekin ise olayı azmettirmesi nedeniyle ordudan uzaklaştırılır.”) Türk Silahlı Kuvvetleri’nden atılan  eski yüzbaşı Muzaffer Ertekin’den aldığını ifadesinde söylemiş.Muzaffer Ertekin hakkında araştırma genişletildiğinde tam bir ‘askerli delisi’ olduğu ve kurmaylık sınavını kazanamamasından dolayı çok olumsuz etkilenği yanında bulunanlar tarafından bildiriliyor.Ayrıca Danıştay saldırısının yanında Cumhuriyet gazetesine atılan bombada da Muzaffer Ertekin’in ismi geçiyor. Bu düğümler teker teker çözüldüğünde de Muzaffer Ertekin’in emekli general Veli Küçük’le bağlantısı olduğu ortaya çıkıyor. Danıştay'a ve Cumhuriyet Gazetesi'ne yönelik saldırıların kilit ismi olarak aranırken esrarengiz bir şekilde olaydan birkaç gün sonra göğsünden bıçakla yaralanmış halde hastaneye kaldırılan ve intihar etmek istediği öne sürülen eski yüzbaşı Muzaffer Ertekin'in getirildiğinde kendisine saldıranı tanıdığını söyledi ama ifdesini değiştirip intihar etmek istediğini söyledi. Muzaffer Ertekin'in önceki gün evinde yapılan aramada 'İstihbarat ve Gerillanın El Kitabı' adlı broşür bulundu. Ele geçirilen diğer broşür ise Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Hareketi başlığı taşıyor. Tekin'in, başkanlığını Taner Ünal'ın yaptığı Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Hareketi Derneği'nin çıkardığı aylık 'Türkeli' dergisinde yazdığı da belirlendi. Ayrıca evde Türk Solu dergisinin bütün sayıları da ciltlenmiş halde bulundu. Fakat bu ilişkileri her ne kadar Veli Küçük reddetsede  2007 yılının ocak ayında  Alparslan Arslan’la beraber çekilmiş fotoğrafları(doğruluğu konusunda herhangi bir ispatı yok) kamu oyuna yansımıştır.Ayrıca sadece Veli Küçük ismi Danıştay salndırısııyla gündeme gelmemiş bunun yanında Susurluk olayında, Şemdinlide, en son da Hrant Dink cinayetinde ismi duyulmuştu.Bunların yanındabir diğer özelliğide JİTEM’in kurucularından olmasıdır.Fakat isminin bu kadar olayda geçmesine(özellikle de yardım ettiği için) rağmen hala hakkında bir suç duyurusunda bulunulmamıştır. Bundan başka  E. General Veli Küçük’ün Sedat Peker’lede bir telefon görüşmesi yaptığı saptanmıştır ve Yeşil olarak bilinen Mahmut Yıldırım’ın kullandığı telefon ona ait olduğu anlaşılmıştır..Bunun yanında da Alparslan Arslan stajerliiğni de Sedat Peker’in avukatının yanında yaptığı yapılan incelemelerde bulunmuştur.

En son gelişmelerde Danıştay saldırısıyla ilgili yeni bilgilere ulaşıldı.Bunun için soruşturma genişleyeceğe benziyor, çünkü MİT'e yepyeni ve soruşturmanın seyrini tümüyle değiştirebilecek, bugüne kadar kurulamayan bağları kurabilecek türde bir bilgi ulaştırıldı! MİT’e ulaşan bilgiye göre, Danıştay saldırısını gerçekleştiren Alparslan Arslan ve ekibi Kuzey Irak'tan Türkiye'ye getirilen 500 milyon doları Ankara'da "Hakkı Hoca" lakaplı birine teslim etti. Ancak Arslan paranın yüzde 30'u tutarındaki komisyonunu alamayınca eski MİT'çi D.F.'ye başvurdu: "Beni V.K. ile görüştür, o bize komisyonu kurtarmada yardımcı olabilir." Bu görüşmeden bir hafta sonra Cumhuriyet Gazetesi'ne, iki hafta sonra da Danıştay'a yönelik saldırı gerçekleşti... Cumhuriyet Gazetesi bahçesine atılan 3 bombadan sonra polis, kamera görüntülerinden belirlediği eşkâllere göre üç saldırıyı da aynı kişilerin gerçekleştirdiğini saptadı.Demek ki Danıştay saldırısının ardında Alparslan Arslan ve ekibinin Kuzey Irak'tan taşıdığı "bir emanetten alınacak komisyon kavgası var! "Emanet" tam 500 milyon dolar, komisyonu ise bu paranın yüzde 30'u, yani tam 150 milyon dolar! Doğruluk payı düşünüldüğünde; başkaları tarafıdan finanse edilen (kimse bu kadar parayı babasının hayrına vermez.)   bu kadar para bir iş için gönderildiği kesin, o da ülkeyi yıpratmaktır.Bunun gün yüzüne çıkmasını istemeyenlerde olayı başka şekilde yorumlanmasına sebep oluyorlar.Fakat uydurulan kılıf o kadar kötü ki ülkemizi 80 öncesine götürmeye (biraz duyarlı olmasak) müsait.Bize buradan düşen etrafımızda oynanan oyunlara açık olmak ve önlemlerimizi almaktır.


Ekonomiye  etkileri:

Cinayetin  bir  de  ekonomiye  etkilerine bakacak olursak  piyasanın neler  yaşadığını görebiliriz.Saldırıyla  beraber oluşan siyasi  kavgalaşma ve kısa süreli  istikrarsızlık  ve belirsizlik  ortamı  ekonomi çevrelerini ve paraya  yön verenleri olumsuz  etkiledi diye biliriz, büyük bilançolarda olmasa bile kısa  sürede  küçük kayıplar  olduğu  söylenebilir.Bu konuda artık bilindiği gibi siyasetin her türlü hareketinden ekonomi kendine göre gardını alabiliyor.

Fakat o sıralarda dünyada  meydana  gelen   “küresel  dalgalanma” ya da meşhur  mayıs  dalgalanması  nedeniyle piyasalarda belirli  bir düşüş  ve  hacimde fark edilebilir bir daralma   yaratmıştı.Bu  sebepten  ötürü dosyanın  ekonomiye etkilerini  değerlendirmek  ve ona  göre cinayetle ekonomiksel  refleksleri  değerlendirmek  pek  sağlıklı  gözükmüyor.Kimi ekonomi uzmanlarınca  saldırı sonrası gerçekleşen ekonomik kayıp kriz işareti  olarak  algılansa da  neyse  ki korkulan olmamıştır.

Adli  ve  cezai  işlemler:
Saldıraya  karışanların  isimlerinin çoğalmasıyla  beraber  adli süreçte  hızla  devam etti. Soruşturma kapsamında Alpaslan  Aslan`la birlikte Ankara`ya  birlikte geldiği Osman Yıldırım, İsmail Sağır  ve Erhan Timuroğlu  da göz  altına alındı ve tutuklama istemiyle  dava  açıldı.Son olarak Ankara 11.Ağır  Ceza  Mahkemesinde devam eden  davada Alpaslan Aslan, Osman Yıldırım, İsmail Sağır ve Erhan Timuroğlu`nun “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan  kaldırmaya , yerine  başka bir düzen  getirmeye,  fiilen uygulanmasını  önlemeye teşebbüs  etmek ve bu sebeple örgüt  kurmak  ve yönetmek ve Danıştay 2.Dairesi üyelerinden Mustafa Yücel Özbilgin`i yerine  getirdiği  kamu görevi  nedeniyle  öldürmek  ve üyeleri öldürmeye   teşebbüs   etmek  suçlarından 4`er  kez ağırlaştırılmış müebbet hapsi  istendi.Mahkemeye Danıştay saldırısını gerçekleştiren sanık Alparslan Arslan'ın da aralarında bulunduğu 2'si tutuksuz 9 kişi katıldı.Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 10.30’da başladı.. Sanıklara son sözlerinin sorulduğu duruşmada Alparslan Arslan’ın avukatı Ahmet Doğan, esas hakkındaki savunmasını yaptı. Doğan, sanığın anayasal düzeni ortadan kaldırmak için bir kastının olmadığını belirterek, suç işlemek için örgüt kurma suçlamasını da kabul etmedi. Arslan’ın tek kastının 2’nci Daire başkanı Mustafa Birden’i öldürmek olduğunu söyleyen Avukat Doğan, Cumhuriyet gazetesine yapılan bombalamaları da kabul etti. Son sözü sorulan Arslan ise “Avukatımın yaptığı savunmayı kabul etmiyorum. Söyleyecek bir şeyim yok” dedi .Arslan, saat 12.00 sıralarında cuma namazına gitmek istediğini söyledi. Başkan Karadeniz, Arslan'ın tutuklu olduğunu, bu nedenle cumaya gidemeyeceğini belirtti. Arslan'ın cuma namazı ısrarına, Başkan Karadeniz "Hepimiz Müslüman'ız, Allah'ın kuluyuz, bu da bir ibadettir. Ulül emre itaat vardır."dedi. Bunun üzerine Arslan, "Allah'a itaat yoksa ulül emre itaat olmaz. Cuma namazını kılmazsam savunma yapmayacağım." dedi. Yerine oturtulan Arslan aniden sanık bölümünün etrafını çevreleyen korkuluktan atlayarak kaçmak istedi. Sanıkların etrafında bekleyen jandarma görevlileri Arslan'ı güçlükle zaptederken diğer sanıkların da yerlerinden ayrılması üzerine salonda arbede yaşandı. Daha sonra Başkan Karadeniz duruşmaya ara verdi. İkinci oturumda Sanık Süleyman Esen'in savunması alınırken ikindi namazını kılmık istediğini söyleyen Arslan parmaklıklardan atlayarak kaçmaya teşebbüs etti. Salon kapısına doğru yürüyen Arslan jandarma tarafından tutularak yerine oturtuldu.  Burada düşünülmesi gereken öneli bir nokta vardır.Hukuk eğitim almış, mahkemede nasıl davranılması gerektiğini normal bir insandan daha iyi bilen bir kişinin(avukat) mahkemede böyle gereksiz hareketler sergilemesi  olayın başka bir yöne saptırılma istendiğinin bir delilidir.

Adaletin vereceği  karar beklene  dursun bizler bu  ülkenin  birer ferdi  olarak bu tür silahlı  girişimlere prim vermeyip, huzur ve  güven ortamının yerleşmesine  katkımızı esirgemeyelim ve tarihden getirdiğimiz birleştirici,bütünleştirici kültürümüzle bu  tarz ayrımcılık ve şiddet kokan  eylemleri  topraklarımızda yaşatmayalım.

Glock Hakkında:
Glock marka silahın medyada gündeme gelmesi öncelikle Santa Maria Rahibi Andrea Santorocinayetiyle, daha sonrada Danıştay saldırısının sonunda ikisindede olan benzerlikler yüzünden kamuoyunda gündeme gelmiştir.Öncelikle bu silahların ruhsatlı olmadığı (bunları ancak yurtdışı görevinde bulunan EMNİYET, MİT, TSK gibi kamu görevlileri ruhsatlı bir şekilde yurda sokabilir.) için bir soruşturma başlatılmıştır.Ve bu soruşturmanın derinleşmesi sonucu ABD’nin Irak işgali için getirdiği 400 bin silahın ancak 12 binini kayıt altına alabilmiştir.Geriye kalan kısmının ise silah kaçakçıları sayesinde  yasa dışı bir şekilde satılmıştır.Bizim için önemli olan kısmı  bu silahların terör örgütü PKK, değişik örgütler(dev-sol, dhkp-c) ve organize suç örgütlerine satılmış olmasıdır.Bilakis  kayıp silahlar sadece glock değildir bunun yanında walter, m-4, ak-47 kaleşnikovc türü silahlarda bulunuyor.Türk polisinin büyük çabaları sonucu ;iki cinayette loduğu gibi ve bazı silahlı olaylarda kullanılan silahların Kuzey Irak’tan Türkiye7ye  parti  halinde  sokuldukları bulunmuştur.Seri numaraları alınan silahlar ABD yetkililerine bildrilmiş ve ABD’nin  orduda başlattığı soruşturma derinlik kazanmaktadır. Tam bu sırada tanık sıfatıyla kullanılacak olan iki depo görevlisi faili meçhul bir şekilde öldürülmüştür.Buda bu işin ne kadar derine gittiğini gösterir.Konuya genel bir şekilde bakacak olursak ABD Irak’ta bir taşla iki kuş vurmak gibi bir şans yakalıyor.Hem petrolu alıp hemde silah  satıp para kazanıyor.Ayrıca sattığı silahlar Orta Doğu’da  karşılıklı kullanıldıığ için Orta Doğu’da kaos ortamına sebep oluyor.Buda ABD’nin  Orta Doğu ‘daki ömrünü  uzatıyor. Orada her satılan silah milyon dolarlara gebe. Orta Doğu’daki bu Bermuda şeytan üçgenin dünya nezninde ne zaman gizemi açıklanırda barış bahanesiyle savaşı çıkaran bir kuvvete karşı çözüm bulunur.Bu kadar genel konunun yanında konumuzla ilgisi olan glock marka silahın meraklısı için özelliklerini  söyleyelim:
Glock, tabanca ve bıçaklarıyla ün yapmış Avusturyalı bir silah üreticisidir. Şirket 1963 yılında Deutsch-Wagram'da Gaston Glock tarafından kuruldu.

İlk silah modeli Glock 17, P80 adı altında Avusturya Ordusu için geliştirilmiştir. Glock 17 daha sonra birçok polis teşkilatının tutulan silahı haline gelmiştir.Kapasitesi 17+1 olup,silahın x-ray cihazlarında gözükmediği ve metal dedektörlerinden geçirildiğinde metal dedektörlerinin ötmediği inanışı tamamen yanlıştır.Silahın ise inanılanın aksine sadece ufak bir bölümü polimer'den yapılmıştır ve polimerin kullanım sebebi silahı daha isabetli bir duruma getirmektir.Zaten silahın %83 civarında bir kısmı(ağırlığına göre)çelikten oluşmaktadır.Ayrıca Glock 18 modeli yarı otomatik ve tam otomatik atış özelliğine sahiptir ve bu modelin 17-19-31-33 mermilik şarjörleri bulunur.Aşırı sıcak ve aşırı soğuk glock tabancaların çalışmasını hiçbir şekilde etkilemiyor.Ayrıca çıkan sesi minimuma indirebilmek için özel bir mekanizma bulunuyor.

Karara ilişkin tepkiler:

   Karara ilişkin gazetelerdeki yazarların tepkilere göz atıldığında ;   Hasan  Cemal (Milliyet 15 Şubat) : “...Danıştay’ın öbür  kararı , sadece  okulda  değil –geliş gidişlerde-  de kıyafet  yasağının uygulanmasını gerektiriyor. Geliş  gidiş  ne  demek?  Okula giriş  çıkış mı ? yoksa sokakta mı? Bayan  öğretmenlerin  peşine  hafiyeler  mi takacağız.? ”

İsmet  Berkan (Radikal ,10  şubat);” Danıştay’ın kararından  ve dava  dosyasından bir dizi vahim  şeyi öğreniyoruz.Bir  çalışanın özel  hayatında ne  yaptığı , inançları ,giyinme biçimleri, siyasi görüşler ,vs onun işverenini ilgilendirir mi?, ilgilendirmez  mi? Sağduyu ilgilendirmemesi  gerektiğini söylüyor.Özel  hayatı  da göz önüne alacak bir ‘ güvenlik  soruşturması’nın  makul  bir  gerekçesi de ortada bulunmadığına göre , işverenin öğretmenin  özel hayatını bilmemesi  gerekir.

Avrupa cephesinde olayın  yankılanışı ise demokrasi eksenliydi.Avrupa Birliği – Türkiye  Karma  Parlamento Komisyonu  Başkanı Joost  Lagendijk  tarafından yapılan  yazılı  açıklamada, saldırının ‘açık’ bir  şekilde Türkiye’de hukukun üstünlüğü ve demokrasiye yönelik  olduğu  vurgulandı.
Olay  Sonrasında Yapılan Açıklamalar:

Başbakan R. Tayyib ERDOĞAN:”Tasarlanmış, planlanmış bir organize olay,saldırının hedefinde hükümet var.Sadece türban kararıda buna alet ediliyor.”

Eski Başbakan  Bülent ECEVİT: “Laik demokratik Cumhuriyet'e karşı dün Ankara'da göz göre göre işlenen korkunç cinayetten Başbakan da sorumludur ve başında bulunduğu hükümet de sorumludur. Bu hükümet artık görevde kalamaz. Halkın yüzüne bakamaz...”

İçişleri Bakanı  Abdülkadir AKSU:”Bu saldırı, ülkemizdeki huzur, güven ve istikrar ortamına yapılan bir saldırıdır.Bundan böyle, bu gibi elim hadiselerin bir daha meydana gelmemesini temenni ediyorum.”

Prof. Dr. Mahir KAYNAK:”Saldırı açık bir provakasyon.Saldırganın “Allahu Ekber” diye bağırdığının söylenmesi  provakasyonun delilidir.”

Mazlumder Genel Başkanı Cevat ÖZKAYA: “Basın organlarının saldırıyı, Dairenin aldığı türban kararıyla ilişkilendirmesini toplumsal hedef gösterme olarak görüyoruz.”

Eski Adalet Bakanı Oltan SUNGURLU:”Olay Türkiye’nin huzuruna atılan yeni bir bombadır.28 Şubat süreci öncesinde yapılanları hatırlatıyor.”

Olay sonrasında da yapılan açıklamalar gibi Türkiye sürekli bir kaosa sürüklenmeye çalışılıyor.Çünkü önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimleri rant kavgası gibi olduğundankimse elinden kaçırmak istemiyor.Biraz komplo teorisi üretecek olursak saldırının yapıldığı tarihle Cumhurbaşkanlığı seçme günü her nedense aynı güne denk geliyor.Sanki yıldönümü kutlama ve olay çıkartmak için düşünülerek planlanmış bir tarih.Bu bağlamda düşünüldüğünde çevrenin her seferinde merkeze yaklaştığı sıralarda hep buna benzer spekulasyonlar yapılıyor.Her seferindede bunu illegal bir şekilde yapılıyor ve ülkeye verilen zarar hiç de düşünülmüyor (27 Nisan Bildirisinde zarar 20 milyar dolar).Kendi yaptıkları kanunları geçersiz kılan bu olaylar sonucunda hep cezayı hiç suçu olmayan tarafa yüklüyorlar.Sürekli milletin iradesini yoksayma girişimlerin sonucunu yüce yargımıza bırakıyoruz.Herkes yaptıkları ölçüsünde yönetilecektir.

Bir ülkenin gelişmişliği ya da refah düzeyi karanlık ilişkilerin sıklığı ile ters orantılıdır. Devletlerin bunun gibi ülkesini karanlığa sürükleyecek olayları aydınlatması öncelikli görevidir.Sadece olayın aydınlatılması tek başına yeterli olmayabilir; bu tür girişimlerin tekrar oluşmasını engelleyecek mekanizmaları kurmalıdır.Bu sayede ülkeler huzur ortamının kalıcılığını sağlayabilir ve bunun meyvelerini tadabilir.Sosyal ve ekonomik  alanlar başta olmak üzere ülkelerin  gelişim yükünü çeken tüm sahaların uyarıcı hormonu refah ve huzur ortamıdır.Bu hormonun topraklarına şırıngalandığını hisseden her bireyde  aynı oranda bunun destekçiliğini yapacak ve havanın kaybolmaması için de azami derecede dikkat edecektir.

Sözün bittiği yerde söylenecek en  akılda kalıcak şey huzur ve emniyet havasının kazanılması ne kadar zor ve çetin fakat bunu kaybetmeside an meselesi  olduğudur .Her zaman olduğu gibi yapmak zor yıkmak  kolaydır.

 
 Yazar: Okan ÖZTÜRK-Mustafa YILDIZ 15.05.2007  
 

Yazarın Diğer Yazıları:

  Yorumlar
 
İsim:  sutherland
 
Yorum: 

  Yorum Yaz
 
İsim: 
 
Yorum: 
Kalan Karakter Sayısı:
 
Şifremi Unuttum 
Kayıt Ol 
YAZARLARIMIZ
Önder AYTAÇ
Önder AYTAÇ Yalan: TSK, Başbakan, medya
Murat DAĞLAR
Murat DAĞLAR Kadınlara Karşı İşlenen Suçlara Genel Bir Bakış: Şiddetin Sebepleri Ve Çözüm Yolları
Ercan TAŞTEKİN
Ercan TAŞTEKİN Teçhizattan Teşkilata
Erol ÖZDEMİR
Erol ÖZDEMİR Emeklilikte Tabanca Yerine Bilgisayar
Fatih BALCI
Fatih BALCI Çocuk Suçları Ve Aile
Emsal TOPRAK
Emsal TOPRAK Bir Bağımlının Günlüğünden
Abdullah MOLLAOĞLU
Abdullah MOLLAOĞLU Amerika, Bazı Kürtler ve Prezervatif
Ali Kemal TERZİ
Ali Kemal TERZİ Kent ve Çocuk Suçluluğu
İlhan DAĞDEVİREN
İlhan DAĞDEVİREN Türkiye Bir Milad Yaşıyor.
Özgün ERGİN
Özgün ERGİN İnsan Taklidi
Ömer Faruk GÜLTEKİN
Ömer Faruk GÜLTEKİN Yokolan İnsanlık
Metin Murat ARSLAN
Metin Murat ARSLAN İngiltere´ de Toplum Destekli Polis-III
Halil YILMAZ
Halil YILMAZ ´Adli Kolluk´ Açısından Polis Teşkilatı
 
 

   designed and coded by aahmetyildiz © 2007. Ayrıntılı bilgi  Her Hakkı Saklıdır.