AkadeMilenyum




      
Ana Sayfa Yazılar Haberler Dost Siteler Site Haritası İletişim Hakkımızda  
| Kullanıcı Girişi: 
 YAZILAR
 Adli Bilimler
 Bilişim
 Diğer Disiplinler
  -Psikoloji
  -Sosyoloji
 English
 Hukuk
 Kriminoloji
 Özel Dosyalar
 Polis Özel
 Polis Yönetimi
 Suç Türleri
 Terör
 
 

forum
ARAMA
   Arama
 
   Yazılarda Ara

   Haberlerde Ara
 

ANKET
Soru:
 Yazarlarımız Önder AYTAÇ & Emre USLU´nun "Yalan: TSK, Başbakan, medya" yazısında da geçen "Yalancı Medya" ´nın varlığı hakkında ne düşünüyorsunuz?

   Evet bu tarz medya kuruluşları var ve bunlar yazıda belirtilen tarzda medya kuruluşları.

   Evet bu tarz medya kuruluşları var ancak bunlar yazıda belirtilen tarzda medya kuruluşları değil.

   Evet bu tarz medya kuruluşları var ancak bunları yazıda belirtilenlerle sınırlandıramayız.

   Hayır böyle medya kuruluşları olduğunu düşünmüyorum.

   
 
Son Üyeler
mehtap
mimresat
mrguardian
selcukokmen
enginakman
 
En Çok Okunanlar
Mutluluk Yoldur

Türkiye'de Sol Terör Örgütlerinin Gençlere Yönelik Faaliyetleri Bağlamında Aile Ve Polisin Rolü

Aile İçi Şiddet

Askerlik Konusunda Atılacak Somut Adımlar

Seri Katiller

 
Son Yorumlananlar Yazılar
Polisiye Roman Ve Hikayelerin Polis Gözüyle İncelenmesi

Hala İçeriye Tıkılmamış Ama Sırasını Bekleyen Ergenekonculara Tavsiyeler

Dış Politika´nın İç Politika´ya Etkisi

 

 Siyah Beyaz Algılamalarımız Ve Bitmeyen Kimlik Savaşları Yazdır 
 Yazar: Özgün ERGİN 13.05.2007  
Siyah Beyaz Algılamalarımız Ve Bitmeyen Kimlik Savaşları

ÖZET

 

Kategorilere ayırarak öğrenmenin bize büyük getirileri olduğu söyleyebiliriz. Ancak sürekli şikayet ettiğimiz bugünkü dünyamızın bu hale gelmesinde, kategorilere ayırarak dünyayı algılama çabamızın bir payı olabilir mi? İnsanlar kimlikleri konusunda tercih yapmaya zorlanamaz, tekil kimliklere indirgenemez, belli kimliklerin sözde gerekliliklerini yerine getirmeye zorlanamazlar. İnsanları ya siyah, ya da beyaz olmaya zorlamak, ara renklere yaşama şansı vermemek, insan haklarına aykırıdır.

 

 

Siyah Beyaz Algılarımız ve Bitmeyen Kimlik Savaşları

 

 

 

İnsanın doğar doğmaz, hatta bazı konularda anne karnındayken başlayan bir süreçte, etrafındaki bütün nesne, kişi ve olayları algılamak için büyük bir çaba sarf ettiğini, doğduktan sonra hareket yetenekleri belli bir seviyeye gelene kadar neredeyse bütün enerjisini bu algılama çabası için harcadığını biliyoruz. Böylece her yeni gün yeni bilgilerle donanıyor ve sürekli olarak yeni öğrenmeler yapmaya, hayatta kalmaya, gün gelip de tek başına yaşayabilmeye doğru giden yolda hızla ilerliyoruz. Beynimizin içine, gün gelip de kullanacağımız bu bilgileri (gördüğümüz, duyduğumuz, hissettiğimiz tüm verileri), doğaldır ki boş bir kutuya doldururcasına almaktansa, onları belli kategorilere ayırarak yerleştirmeyi seçiyoruz. Örneğin, çevremizdeki bütün kadınlar birçok özellik bakımından birbirine benzemelerine rağmen, bizi doğar doğmaz kucağına alan (hatta doğumdan önceki süreçte bile belli özelliklerine alıştığımız) annemizin görüntüsünü, dokunuşunu, sesini, kokusunu hiç kimseyle karıştırmıyor, bu veriler annemizden geldiğinde hemen tanıyoruz. Ya da bir sınava girdiğimizde sınavdan önceki öğrenme sürecinde sayısal bilgilerle, sosyal bilgiler ve yabancı dil bilgileri beynimizde görece birbirinden farklı bölgelere kaydedilmiş olduğu için, sınavın ilgili bölümü hangi bilgi türünü gerektiriyorsa o bilgileri beynimizin ilgili bölümünden çağırıyor ve kullanıyoruz. Sınavın matematik testini çözerken, İngilizce bilgimizle düşünmüyor ya da buna gerek duymuyoruz. Böylece öğrenme ve öğrendiğini kullanma becerimiz daha çabuk artıyor. Bilim adamlarının, henüz tam olarak beynin işleyişini açıklayamamış olsalar da, beyin üzerinde yaptıkları çalışmalar sonucu ortaya çıkan bilgiler de, beynimizin duyular, öğrenme süreçler, yetenekler ve bunları ifade etme açısından farklı bölgelere ayrılabileceğini söylüyor. Kategorilere ayırarak öğrenmenin bize büyük getirileri olduğu söyleyebiliriz. Ancak sürekli şikayet ettiğimiz bugünkü dünyamızın bu hale gelmesinde, kategorilere ayırarak dünyayı algılama çabamızın bir payı olabilir mi?

 

Diyelim bir gün otobüsle seyahate çıktınız. Daha önce hiç karşılaşmamız olduğunuz seyahat arkadaşınızla konuşmaya başladınız. Seyahat arkadaşınıza ilk sorduğunuz soru ve sonrasında o kişiyi daha iyi tanımak adına soracağınız diğer sorular neler olurdu acaba? Bunu sormamın amacı kategorilendirmenin nelere yol açtığını daha iyi anlayabilmek adına, bizlerin günlük hayatta birbirimizi neye göre kategorilendirdiğimiz üzerine kısaca düşünebilmek.

 

Bugün bizler için, kökenlerini yukarıda oldukça basit bir biçimde anlatmaya çalıştığım, kategorileştirme sürecinin geldiği son nokta dünyamızın ve üzerinde yaşayan tüm insanların, insan olmanın ve günümüz dünyasında yaşamanın doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan doğuştan ya da sonradan edinilmiş tüm özellikleri bakımından sınıflara ayrılmasıdır. Bu durumun yine doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan ‘ben ve öteki’ ayrımında, öncelikle ‘ben’in ‘öteki’ni algılayışında hangi kategorileri kullandığına kısaca göz atarak dünyamızı ne hale getirdiğimize bir bakalım. Bugün bir insanı algılamak ve zihnimizde belli bir yere oturtabilmek için kullandığımız kategoriler; cinsiyet, ırk, cinsel tercih, doğduğu ülke, dinsel inanç, mezhep, meslek, yaşadığı ülke, yaşadığı şehir, maddi durum, siyasi görüş, fiziksel güzellik olarak özetlenebilir. Benim şuan aklıma gelenler bunlar. Liste daha uzun olabileceği gibi, insanlık bu haliyle yaşantısını sürdürdükçe uzayacaktır da.

 

Dünya tarihine bir kez daha dönüp baktığımızda, bu kategorilerin her birinde farklılaşan insanların birbirleriyle ölümüne savaşlar içine girdiğini görmek hiç de zor değil. Asıl üzücü, hatta mide bulandırıcı olan, geçmişten hiç ders almadan, sürekli olarak ‘öteki’nden şikayet eder bir biçimde bu savaşların günümüzde hala bilinçli ya da bilinçsiz biçimde sürdürülüyor olmasıdır. Bugün, aynı geçmişte olduğu gibi tüm dünyada, istisnasız her kıtada ‘din savaşları’mız, ‘cinsiyet savaşları’mız, ‘ırklar arası savaşlar’ımız, ‘ülkeler arası savaşlar’ımız, ‘ekomomik savaşlar’ımız, ülkeler içinde ‘şehirlerarası savaşlar’ımız, ‘mezhep savaşları’mız, ‘meslek savaşlarımız’, ‘cinsel tercih savaşları’mız ve  ‘siyasi görüş savaştırmalarımız’ var. Bir de bu durumdan sürekli cebini doldururken, aynı zamanda şiddetten, ayrımcılıktan,  savaşlardan şikayet eden ve dünyanın dört bir yanında kendi gibi düşünenlerden ödüller alan ya da onlara ödüller veren insanlarımız var.

 

‘-Canım bende bulurum kendi kategorilerimi, diğer kategorilere pek bulaşmadan rahatça yaşarım’ diyorsanız, yanılıyorsunuz. Artı her kategorinin gereklilikleri, yeterlilikleri ve sonuçları var. Örneğin, ‘İstanbulluyum’ diyebilmek için illa ki İstanbul’da doğmalısınız. Amerikalıysanız ‘Atatürkçü’ olamazsınız. Erkekseniz, ‘erkek gibi’ giyinmeli, konuşmalı, davranmalısınız. Siyasi görüşünüz neyse, hep o doğrultuda düşünmeli ve ifade etmelisiniz. Kadın değilseniz, ‘kadın sorunları’na dair çalışmalarda bulunamazsınız.  Eleştiriyorsanız ‘gerici’, değiştirmek istiyorsanız ‘anarşist’,  anlamıyorsanız ‘aptal’sınız. Paranız yoksa zaten toptan yanmışsınız.

 

Eğer savaş ve şiddet sanayisinin ya da kültürünün cebini dolduracak ve sizi savaştıracak bir kategoriniz yoksa modern dünya size bunu rahatlıkla sağlayabilir. Örneğin, bir kısmınızı ‘Tutsi’, bir kısmınızı da ‘Hutu’ olarak iki sınıfa ayırıp, 20. yüzyılda bütün dünyanın gözü önünde, hem de her gün birilerine barış ödülleri verilirken, sizi savaştırabilir.

 

Hala farkına varamadığımız şey, içine sıkıştırılmış olduğumuz bu tek temelli kimlik kutucuklarını kabul ederek, ‘öteki’ni yine bu küçük kimlik kutucuklarına sıkıştırarak algılamaya çalıştığımız ve böylece her geçen gün giderek insan olmak paydasından uzaklaşmakta olduğumuzdur. İnsanlar kimlikleri konusunda tercih yapmaya zorlanamaz, tekil kimliklere indirgenemez, belli kimliklerin sözde gerekliliklerini yerine getirmeye zorlanamazlar. İnsanları ya siyah, ya da beyaz olmaya zorlamak, ara renklere yaşama şansı vermemek, insan haklarına aykırıdır. Hiç birimiz bir diğerini sadece Müslüman, sadece Türk, sadece kadın ya da sadece sol görüşlü olarak sınıflayamayız. Bir insan hem Müslüman, hem eşcinsel, hem de Türkiye vatandaşı olabilir. Bazılarımızın böyle olmasını istemeyişi, bu doğrultuda önlem alışı, bütün bu önlemlerin sonucunda insanların susuşu, böyle bir insan olabileceği ya da olduğu gerçeğini değiştirmez. Bu gerçeği ve bizden çeşitli zeminlerde farklı olanı (farklılığı her ne olursa olsun) kabullendiğimiz oranda dünya, kendi farklılıklarını çekinmeden ifade ederek, insan olma kültürümüzü zenginleştiren insanların barış içinde yaşayabildiği bir yer olacaktır. Aksi halde ne olacağını ve ne olduğunu okuduk, dinledik, gördük, biliyor ve yaşıyoruz.

 

 
 Yazar: Özgün ERGİN 13.05.2007  
 

Yazarın Diğer Yazıları:

  Yorumlar
 
İsim:  İSMET KAPLAN
 
Yorum: 
 
İsim:  toguz
 
Yorum: 
 
İsim: 
 
Yorum: 

  Yorum Yaz
 
İsim: 
 
Yorum: 
Kalan Karakter Sayısı:
 
Şifremi Unuttum 
Kayıt Ol 
YAZARLARIMIZ
Önder AYTAÇ
Önder AYTAÇ Yalan: TSK, Başbakan, medya
Murat DAĞLAR
Murat DAĞLAR Kadınlara Karşı İşlenen Suçlara Genel Bir Bakış: Şiddetin Sebepleri Ve Çözüm Yolları
Ercan TAŞTEKİN
Ercan TAŞTEKİN Teçhizattan Teşkilata
Erol ÖZDEMİR
Erol ÖZDEMİR Emeklilikte Tabanca Yerine Bilgisayar
Fatih BALCI
Fatih BALCI Çocuk Suçları Ve Aile
Emsal TOPRAK
Emsal TOPRAK Bir Bağımlının Günlüğünden
Abdullah MOLLAOĞLU
Abdullah MOLLAOĞLU Amerika, Bazı Kürtler ve Prezervatif
Ali Kemal TERZİ
Ali Kemal TERZİ Kent ve Çocuk Suçluluğu
İlhan DAĞDEVİREN
İlhan DAĞDEVİREN Türkiye Bir Milad Yaşıyor.
Özgün ERGİN
Özgün ERGİN İnsan Taklidi
Ömer Faruk GÜLTEKİN
Ömer Faruk GÜLTEKİN Yokolan İnsanlık
Metin Murat ARSLAN
Metin Murat ARSLAN İngiltere´ de Toplum Destekli Polis-III
Halil YILMAZ
Halil YILMAZ ´Adli Kolluk´ Açısından Polis Teşkilatı
 
 

   designed and coded by aahmetyildiz © 2007. Ayrıntılı bilgi  Her Hakkı Saklıdır.