Hırsızlık (Sirkat) Haddi
Hırsızlık haddi; ‘Hırsızlık yapan kadın ve erkeğin ellerini tenkil edici bir ceza olarak kesin.’ (Maide 5/38) ayetine göre elin kesilmesidir. Hırsızlık, malı sahibinden ya da naibinin rızası olmadan almaktır. Arapça’da sirkat, Türkçe’ de ‘uğrılamak’ olarak kullanılmıştır.
Hırsızlık suçunun oluşması için bir takım şartların varlığı gereklidir. Bunlar; el kesmeyi gerektirecek ölçüye ulaşmış olması, malı saklandığı yerden çıkartmış olması, malik veya zilyedin şikayeti ve bu malın şüpheli bir mal olmaması.
Bazı İslam hukukçuları malın gece veya gündüz alınmış olması, cezada herhangi bir değişikliğe sebep olmayacağını savunurken, Ömer Nasuhi Bilmen; gündüz bir eve girip sahibinin gözü önünden onun rızası hilafına malını alan faile had cezası gerekmez fikrini savunmuştur. Bu noktada ki dayanak ise, mağdurun gündüz halktan yardım istemesi olanağının bulunmasıdır. Ancak gece eve gizlice giren sahibinin gözü önünde rızası hilafına malı alsa yardıma çağırma imkanı olmadığından gizlilik şartı gerçekleşmiş sayılır ve faile had cezası verilmesi gerekir.
Suçların ispatlanmasında genel olarak tanık beyanı ve ikrar geçerli bir delil olarak kabul edilir. İkrarın makbul sayılabilmesi için suçu kabul edenin zorlama altında olmaması, kendi isteği ile suçunu itiraf etmesi gerekir.
Buna binaen sayacak olduğumuz yedi şartı gerçekleştirmedikçe el kesilmesi uygun görülmez. Bunlar :
1-Malın alınması hırsızlığın tarifine uygun olmalıdır. Hırsızlığın anlamı ise malın, gizlice ve saklamak suretiyle, sahibinin veya naibinin rızası olmadan alınmasıdır. Gasp ederse, mal sahibinin gafletinden faydalanarak malı alıp kaçması, yağmalaması hırsızlık sayılmaz ve eli kesilmesi gerekmez.
2- Çalınan mal belli bir nisaba sahip olmalıdır. El kesme cezasının nisabı ise çeyrek dinar altındır. Bu ise 1,0625 gram altına eşdeğerdir. Uygulamada bu değerde eşya çalanların el kesme cezasına maruz kaldıkları sabittir.
3- Çalınan şey Şari'nin mülk edinilmesine izin verdiği bir mal olmalıdır. Mal sayılmayan yani Şari’nin mülk edinilmesine izin vermediği bir şeyi çalarsa eli kesilmez. Örnek olarak, müslümandan çalınan içki ve domuz için el kesilmez. Çünkü bunların değeri, Şari’nin mülk edinilmesine izin verdiği bir mal değildir. Ancak bunları Müslüman olmayan birisinden çalarsa eli kesilir. Çünkü Şari, Müslüman olmayanların bunları mülk edinmelerine izin vermiştir.
4- Mal, saklandığı, koruma altına alındığı bir yerden çıkarılmış olmalıdır. Hırsız, açık bir kapı bulursa ya da yırtılmış, parçalanmış bir muhafazadan çalarsa eli kesilmez. Örnek olarak; Meyve dalından alındığı takdirde el kesilmez. Ancak saklandığı bir yerden alınırsa el kesilmesi gerekir. Bu kuraldan yalnızca ödünç olarak verilen mallar istisna edilmiştir. Ödünç olarak verilen bir mala ihanet ettiği zaman el kesilir.
5-Çalınan mal üzerinde hakkı olması veya malı almaya hakkı olması türünden şüpheler çalınan maldan yok olmalıdır. Buna göre bir kimse babasının ya da oğlunun malından veya ortak olduğu bir maldan çalarsa eli kesilmez. Örnek verecek olursak mescitlerin kapı, halı vb. eşyaları ile namaz kılanların ayakkabılarını çalan hırsızların eli kesilmez, müddetsiz şekilde hapsedilmeleri gerekir. Bununla beraber kamu malından çalana da had cezası uygulanmaz. Mali bir ceza verilir.
6- Hırsız; akıllı, buluğa ermiş ve İslâm hükümlerini iltizam etmiş yani uygulanmasını kabul etmiş zımmi veya Müslüman bir kimse olmalıdır. Hırsız, çocuk veya deli ise el kesilmez.
7- Hırsızlığın ikrar veya adil bir delille sabit olması gerekir. Ancak ikrar vasıfla bir arada bulunmalıdır. Yani hırsız çaldığı şeyin niteliğini de ortaya koymalıdır. Zira hırsız el kesmeyi gerektirmeyen bir malı çalmış olabilir. Ancak kendisi elinin kesilmesi gerektiğini zannedebilir. Delillerde ise şu hususların bulunması gerekmektedir:
a- Adalet sahibi iki erkeğin veya ikisi kadın bir erkeğin bulunması,
b- Çalınan mal ortada yoksa hırsızlığın vasfını net bir şekilde ortaya koymaları, çalınan mal ortada ise çalınan malı işaret etmeleri,
c- Birbirleri ile çelişkiye düşecek şekilde ihtilaflı bir şahitlikte bulunmamaları gereklidir. Şahitlerden biri perşembe günü diğeri de cuma günü çaldığını söylerse veya birisi otomobil diğeri de motosiklet çaldığını söylerlerse, şahitlikte aranan nisabın tamamlanmamış olması nedeniyle el kesilmez.
Hırsızlıktan dolayı el kesme cezasının uygulanmasında aranan şartlar bunlardan ibarettir. Hırsızlık olayında bu şartlar bulunduğu takdirde hırsızın eli kesilmesiyle beraber çalınan mal da sahibine iade edilir.
Ancak her durumda el kesilme cezasının verileceği düşünülmemelidir. El kesme cezasının uygulanmayacağı durumlarda mevcuttur. Bunlar; kıtlık zamanlarında yapılan hırsızlıklar ve yenmek üzere hazırlanmış yiyecek için yapılmış hırsızlıktır.
El kesme cezasının nedenlerini açıkladıktan sonra şimdi de el kesmenin ne miktarda olacağına değinebiliriz. El kelimesi sözlükte avuç içi, parmaklar ve avuç içinin sonuna yani bileğe kadar olan kısım için kullanılır. Hz. Ebu Bekir ve Ömer’ in şöyle dedikleri rivayet edilir: ‘Bir kimse hırsızlık yaptığı zaman sağ bilekten kesiniz.’ Onların bu sözüne sahabeler muhalefet etmemişlerdir. Hırsızın eli kesildiği zaman dağlanır. Dağlama iyece kaynamış zeytin yağı ile yapılır. Zira kanın akması hırsızın ölmesine neden olur. Dağlama, yalnızca dağlama olduğu için değil, hırsızın ölümüne neden olmamasına binaen gereklidir. Bu nedenledir ki kanın akmasını engellemek üzere dağlamanın yerini tutacak değişik tıbbi yöntemlerin kullanılması da uygundur.
Hırsızın eli mümkün olan en kolay bir şekilde kesilmelidir. Zira hırsızı cezalandırmaktan kasıt onu öldürmek ya da işkence yapmak değildir. Eli kesilmesi gerektiği zaman kesilecek eli yoksa, herhangi bir afette elini kaybetmişse veya bir saldırganın saldırısına uğramışsa el kesme cezası düşer ve ona bir şey yapılmaz.
Hamile olan bir kadının hamileliği devam ettiği ve doğum yaptıktan sonra da loğusalıktan kurtuluncaya kadar eli kesilmez. Çünkü bu halde el kesme cezasının uygulanması hem kendisinin hem de çocuğunun zarara uğramasına neden olur. Hastalığı süresince hastanın da eli kesilmez ve iyileşmesi beklenir.
Elini kesmeden birçok kere hırsızlık yapmışsa yalnızca bir kere eli kesilir. Eli kesildikten sonra tekrar hırsızlık fiilini gerçekleştirenlere uygulanacak yaptırımlar hususunda ihtilaflar vardır. Hanefi fıkıhçılar, ikinci hırsızlıktan sonra artık had (el-ayak kesme) cezası uygulanamayacağı konusunda Sahabe icmaı olduğunu söylerler. Bu görüşlerini kuvvetlendirmek için şöyle bir sav ortaya koyarlar: El kesme telef için değil engelleme için konulmuş bir cezadır. Hırsızın eli kesildiği zaman sonradan tekrar hırsızlık yaparsa eli tekrar kesilmez, belirsiz süre hapsedilmesi gerekir. Hapis esnasında tekrar hırsızlık yaparsa ölüm cezasına çarptırılır.
Hırsızlıkta tekerrür konusunda günümüz hukukçularından Ebu Zehra’ nın bazı çağdaş hukukçulara ait olduğunu iddia ettiği bir görüşe göre ayette zikredilen el kesme, bu suçu tekerrür edip hırsızlık vasfı kendisinde istikrar bulanlar için söz konusudur. Yoksa bu fiili bir kez işleyenler bu kapsama dahil değildirler. Yani hukukçuların ifadesiyle söz konusu ceza, ancak hırsızlık suçunu tekrarlayan hırsıza tatbik edilir.
Cezanın hafifletici unsuruna bakacak olursak; çalınan malın yargılama başlamadan veya yargılama sırasında henüz hüküm verilmeden önce iade edilmesi haddin düşmesine, cezanın tazire dönüşmesine yol açar.
Osmanlı Uygulaması
Hırsızlık suçunun Osmanlı devletinin yükselme dönemindeki kanunnameler bağlamında değerlendirmesine bakacak olursak; Osmanlı devletinde el kesme vb. cezaları içeren şer’i hukukun neredeyse hiç uygulanmadığını iddia edenlere karşılık, had cezası örnekleri az da olsa mevcuttur. 1601-1699 yıllarını kapsayan döneme ait hırsızlık suçunun kayıtlarına bakarsak 38 defterde Had:5, Tazir:1, Beraat: 36, Feragat: 5, Tazmin: 15, Sulh: 4, Itlak: 1, İspat: 11, Gereği:7, Diğer: 13, Toplam: 98 kayıta rastlanmıştır.
Osmanlı uygulamasında zekat ölçüsü miktarına ulaşmayan hırsızlıklar için el esme cezası değil, para cezası öngörülmüştür. Bunun yanısıra hırsızlık suçunu işlerken teşebbüs halinde yakalanan ve serseri güruhundan olan faillere hapis cezası verilmiştir.Ayrıca iştirak halinde gerçekleştirilen hırsızlık suçuna para ve kalebentlik cezasının verildiğine dair örnekler vardır.
Tekerrür açısından olaya bakacak olursak, Yavuz Sultan Selim’in oğlu Kanuni’ ye Manisa Sancak beyi iken göndermiş olduğu mektupta ‘Birkaç kez hırsızlığı olmuş kimseyi asalar...’ ibaresi Osmanlı hukukunda kabul görmüş, tekerrür ağırlaştırıcı neden olarak kabul edilerek, birkaç kere hırsızlığı sabit olanın siyaseten katli emredilmiştir.
Osmanlı uygulamasında failinin elinin kesilmesi için mağdurların talepte bulundukları görülmektedir. Ancak hırsızlık suçunun had cezası ağır bir yaptırım olduğundan, ispatta her delile itibar edilmeyip kanuni delil sisteminin geçerli olduğu iddiası mevcuttur.
Suçun ihbar edilmemesi durumunda ise Fatih Kanunnamesi Birinci Fasıl 12. maddeye göre: ‘uğruluğu bilip gelip demese 15 akçe cürm alına’ denilmiş, aynı husus II. Bayezıd Kanunu m.10’a göre ‘zinayı bilip ihbar etmese cürm yok, uğruluğu bilip demese 10 akçe cürm alına’ hükmü konularak hırsızlık suçunda ihbar mekanizmasının çalıştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca hırsızlığa konu olmuş malı satın alanlar hapis cezası ile cezalandırılmış, dükkanları kapatılmıştır.
Bahsettiğimiz gibi hırsızlık suçunda tanık beyanı ve ikrar geçerli delil olarak kabul edilmekte, sanığın ikrarı zorlama ile yapmaması gerekmektedir. Bu hüküm uygulamada biraz yumuşatılmış ve ölüme veya sakatlanmaya yol açmayacak ölçüde hakkında hırsızlık suçunu işlediğine dair karineler bulunan sabıkalı sanıklar hakkındaki şüphenin bertaraf edilmesi için işkence uygulanması kabul edilmiştir. Bu husus Şer’i usulden sapmanın örneklerindendir. Bu hükme dayanak olarak I. Selim Kanunnamesi m. 19 ve Kanuni Kanunnamesi m.89’u gösterebiliriz. Ancak Şer’i hukukta kesinlikle yasak olan ve örfi hukukta ‘örf-i maruf’ adıyla anılan işkence uygulamasına Ebusuud Efendi verdiği fetvalarla karşı çıkmış, işkence altında alınan ikrarın geçerli olmadığını belirtmiştir. Şer’i cezadan sapma örneklerinden biriside Kanuni Kanunnamesi md. 37 ve 46’ ya göre, bazı hırsızların elinin kesilmesi yerine asılarak öldürülmesi cezası verilmesidir. Örneğin Hazine-i Amire’ den mal çalmaya teşebbüs halinde yakalanan kimseye halka ibret için siyaseten katl cezası verilmiştir.
Günümüz Uygulaması
5237 sayılı ceza kanununun 141. maddesinde yer alan hırsızlık suçu şu şekilde tanımlanmış ve cezası beyan edilmiştir:
‘(1)Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
(2)Ekonomik bir değer taşıyan her türlü enerjide taşınır mal sayılır.’
Osmanlı uygulamasına benzer olarak hırsızlık suçunun gece işlenmesi madde 143’ e göre artırıcı neden olmuştur. Ancak 142. maddedeki nitelikli hallerden (a) bendinde yer alan ‘Kime ait olursa olsun kamu kurum ve kuruluşlarında veya ibadete ayrılmış yerlerde bulunan yada kamu yararına veya hizmetine tahsis edilen eşya hakkında’ hükmünde Osmanlı uygulamasında hatırlayacak olursak camilerden ayakkabı çalanlara el kesme yerine müddetsiz hapis cezası verilirken, belirttiğimiz maddede nitelikli hal olarak sayılarak ceza artırımına gidilmiştir.
Son günlerde gündemi meşgul eden suç oranlarındaki hızlı artışın hırsızlık suçu perspektifinden incelemesini yapacak olursak, Emniyet Genel Müdürlüğü'nün 2006 Yılı Ocak-Eylül aylarında polis sorumluluk alanında meydana gelen şahsa ve mala karşı işlenen asayiş olaylarından yaptığı hesaplamaya göre, her 39 saniyede bir suç işlenmiş olduğu karşımıza çıkmaktadır.
İstatistiklere göre, 2006 yılının ilk 9 ayında 354 bin 269’u mala karşı, toplam 598 bin 388 suç olayı yaşanmıştır. 2005 yılında ise mala karşı işlenen suç oranı 289 bin765 olarak belirtilmektedir. Buna göre, 2006 yılında, bir önceki yıla göre, bir gün içerisinde işlenen suç oranlarındaki artış yüzde 64 olmuş 2005 yılında gün başına bin 336 suç olayı istatistiklere girerken, 2006 yılında gün başına işlenen suç adedi 2 bin 192’ ye yükselmiştir.
Türkiye'de 2006 yılının yılbaşından Eylül ayı sonuna kadar 67 bin 79 eve, 53 bin 20 otomobile, 42 bin 331 işyerine hırsız girmiş, bu verilere göre, her 6 dakikada bir ev, her 7 dakikada bir otomobil, her 9 dakikada bir işyeri soyulmuştur.
Söz konusu dönemde, hemen hepsinde güvenlik görevlileri bulunmasına karşın 3 bin 199 resmi kurumda hırsızlık olayı kayıtlara girmiştir. Yani hırsızlar, güvenlik görevlilerini de atlatarak 2 saatte bir resmi kurumu soymuşlardır.
Görüldüğü gibi hırsızlık fiilini gerçekleştirenler, değişik nedenlerden ötürü meşru kazanç yollarıyla para kazanma yerine, daha kolayını seçerek hırsızlık fiilini gerçekleştirmeye yönelmektedirler. Ayrıca kamera ve alarm sistemleri yanısıra güvenlik görevlileri bulunmasına rağmen bu suç fiiller işlenmeye devam etmektedir.