Ana Sayfa Yazılar Haberler Dost Siteler Site Haritası İletişim Hakkımızda  
| Kullanıcı Girişi: 
 YAZILAR
 Adli Bilimler
 Bilişim
 Diğer Disiplinler
 English
 Hukuk
 Kriminoloji
 Özel Dosyalar
 Polis Özel
  -Güncel
  -Meslek İçi
  -Önleyici Polislik
  -Polis Eğitimi
  -Toplum Destekli Polis
 Polis Yönetimi
 Suç Türleri
 Terör
 
 

ARAMA
   Arama
 
   Yazılarda Ara

   Haberlerde Ara
 

ANKET
Soru:
Yazarlarımız Önder AYTAÇ & Emre USLU´nun "Yalan: TSK, Başbakan, medya" yazısında da geçen "Yalancı Medya" ´nın varlığı hakkında ne düşünüyorsunuz?

   Evet bu tarz medya kuruluşları var ve bunlar yazıda belirtilen tarzda medya kuruluşları.

   Evet bu tarz medya kuruluşları var ancak bunlar yazıda belirtilen tarzda medya kuruluşları değil.

   Evet bu tarz medya kuruluşları var ancak bunları yazıda belirtilenlerle sınırlandıramayız.

   Hayır böyle medya kuruluşları olduğunu düşünmüyorum.

   
 
Son Üyeler
GÜRKAN
akademi17
Akademili
mustafa_bostanci2008
mesut.sg
 
En Çok Okunanlar
Mutluluk Yoldur

Türkiye'de Sol Terör Örgütlerinin Gençlere Yönelik Faaliyetleri Bağlamında Aile Ve Polisin Rolü

Aile İçi Şiddet

Askerlik Konusunda Atılacak Somut Adımlar

Seri Katiller

 
Son Yorumlananlar Yazılar
"Yaşasın Kötülük" Platformu

PKK Neden Kürtçe TRT´den Rahatsız

Aile Polisi

 

 Polis, Medya ve Halkla İlişkiler Yazdır 
 Yazar: Önder AYTAÇ 30.03.2007  
Polis, Medya ve Halkla İlişkiler

POLIS’IN MEDYA VE HALKLA ILIŞKILERI
SUNUŞ
Söylediklerimi işitin lütfen
Bana aldanmayın!
Yüzüm bir maskedir,
Sizi aldatmasın.
Binlerce maskem var,
Çıkarmaya korktuğum,
Ve,
Hiçbiri ben değilim...
Olmadığımı göstermek,
Ikinci doğam benim.
. . . . . . . .
Kim olduğumu merak ediyor musun?
Hiç merak etme...
Ben çevrendeki
Her erkek ve kadınım
Maske takan her insanım
(Prof. Doğan Cüceloğlu)
***
Maskelerin en aza indirgendiği, içtenlikli ve sevecen;
polis, medya ve halkla ilişkilerin
gerçekleştirilmesi dilek ve temennisiyle
(Önder Aytaç)

POLIS, MEDYA VE HALKLA ILIŞKILER (*)
Polis;
Bir asker kadar disiplinli
Bir hukukçu kadar hukuk adamı
Bir anne kadar şefkatlı olmalıdır.
K. Atatürk

Ele alınan konu oldukça sıcak ve her zaman gündemde yer alan bir ilişkiler yumağı olduğu için, uzun uzun anlatımlar yerine, sorular sorarak bunların yanıtlarını vermeye çalıştık. Elden geldiğince emniyet mensuplarına, gazetecilere ve akademisyenlere atıflarda bulunarak, konuyu zenginleştirmeyi istedik. En son bölümde ise, insan ilişkilerinde altın kurallar diyebileceğimiz noktaları maddeler halinde altalta yazdık (ekler 1, 2, 3, 4, 5). Son olarak polis, medya ve halkla ilişkilerle ilgili tartışma konularını ve sorularını yazarak, ilgilenenlerin kullanımına sunmaya çalıştık (ek 6).

POLISIN MEDYAYLA VE HALKLA OLAN ILIŞKILERINDE VERMEK ISTEDIĞI MESAJININ NITELIKLERI NELERDIR?
Prof. Ünsal Oskay’ın da belirttiği gibi, verilmek istenilen mesaj:
1. Amaçlanan hedefin dikkatini çekecek şekilde kurulmalı ve sunulup, dağıtılmalıdır.
2. Mesajın anlamı bozulmadan aktarılmalı, hem kaynağın, hem de hedefin ortaklaşa sahip oldukları yaşam-denemelerini ifade eden işaretlerle verilmelidir.
3. Mesaj gönderilen hedefte kişilik gereksinmeleri uyandırmalı ve bu gereksinmelerin karşılanıp giderilmesi için, bir şeyler önerilmeli, yol göstermelidir.
4. Mesaj bu gereksinmelerin giderilmesinde öyle bir yol önermelidir ki, bu yol, bireyin kendisinden yapması istenilen eylemler için harekete geçerken kendisini hangi grubun içinde bulacaksa o gruptaki durumuna uygun düşmelidir.

Polisin halka vereceği mesajda da yukarıda sayılan özellikler gözardı edilemez. Yine bu mesajın toplumun bütün katmanlarına verilmesinin / gönderilmesinin sağlanılmasında da yazılı ve özellikle görsel medyadan yararlanılması gerçekten de önemli bir araçtır.

POLISIN HALKLA -OLAN / OLMASI GEREKEN- ILIŞKISI
NASIL BIR ILIŞKIDIR?
Bilindiği gibi, polis bir bakıma, doğru ile yanlışın kesiştiği yol kavşağında duran, doğru yolu gösteren, yanlışa giden yolu kesen bir nöbetçidir. Polisin olumlu / olumsuz yaptıklarını, ya da yapması gerektiği halde yapmadıklarını, veyahutta yapması gerekenleri hukuki sınırları aşarak yapmasını, kısacası polis ile ilgili olup-biten pek çok konuyu, kamuoyu; çoğunlukla medya aracılığıyla, istisnai olarak da bire bir polisle kurduğu kontaklarla ve bazı zamanlarda da mahkeme kararlarının yardımı ile öğrenmektedir. Aslında, polisin halkla olan ilişkisi tam olarak sağlanabilse, bu ilişki halkın polis hakkında bilgilenmesi konusunda yukarıda saydıklarımıza göre daha önemli ilk elden bir kaynak olarak kendini gösterecektir. Bir Polis Akademili: ‘..polisin halk tarafından her zaman medya dürbünü ile izlenildiği unutulmamalıdır. Çünkü bu dürbünün arkasında halk vardır. Eğer halkın gözü medyanın gözü ile özdeşleşmişse, biz medya ile ilişkilerin halkla ilişkiler ile bütünleştiğini söyleyebiliriz..’ haklı değerlendirmesinde bulunur.

Bilindiği gibi, bütün sosyal bilimlerde olduğu gibi, hem polislik alanında, hem de halkla ilişkiler konusunda mutlak doğru yoktur / olmamalıdır. Sosyal bilimlerde yalnızca bir tek doğru sonuç yoktur. Yalnızca benim savunduğum doğrudur dememeli, benim istediğim de doğrulardan bir tanesidir denilmelidir. Ya da Ali Bulaç’ın da belirttiği gibi; ‘..benim söylediklerim, yanlışlığı ispat edilene kadar doğruların içerisinde bir doğru olarak kabul edilmelidir..’ denşlmelidir. Matematik verilerinin bile sosyal bilimler içinde kullanılması sonucunda, mutlak doğrunun olamıyacağının açıklanılması bakımından anlatılan Kayserili iş adamı fıkrası bir hayli ilginçtir.

Kayserili iş adamına ‘2 X 2’nin kaç olduğu’ sorulduğunda, ‘alırken mi, verirken mi?’ şeklinde sorar. Kayserili işadamı fıkrası bağlamında matematik biliminin bile sosyal alanda yön değiştirebileceğini düşünürsek, polislik ve halkla ilişkiler bilim dallarında da kesin, değişmez, evrensel bir tek doğrunun var olduğu hiç bir zaman söylenilmemelidir. O halde, devamlı kendi kendini yeniliyor olan polislik alanı ve halkla ilişkiler konusunda da; sürekli fikir alış-verişinde bulunulmalı, konulara toleranslı yaklaşılmalı, tartışılmalı, her zaman iyiye doğru yönelme çalışması yapılmalıdır.

POLISIN, MEDYAYLA VE HALKLA ILIŞKISI OLMALI MIDIR?
Radikal gazetesinden Erbil Tuşalp ‘..böyle bir ilişkiye gerek olmadığını, polisin bu ilişkiyi kurmasından önce; kendi içerisinde örgütlenmesin gerekliliğini ve toplumun diğer kesimlerindeki aksaklıklarla birlikte polisteki durumun da düzeltilmesinin gerekliliğini..’ söyler. Işadamı Ishak Alaton ise toplumun her kesimi ile ilişkinin kurulmasının gerekli olduğunu ve ‘..ben değilse kim yapacak, bugün olmazsa ne zaman olacak?..’ sorusunun yanıtının bulunmasının gerekliliğini vurgulamaktadır. Biz, polisin hem halkla, hem de medya ile çok sıcak, yakın ve candan ilişkisinin olmasının gerekliliğine inanıyoruz. Ancak bu ilişkide, hukuk kurallarına uyulmalı, alabildiğince şeffaflık olmalı, karşılıklı güven olmalı ve karşılıklı olarak muhataplar bulunulmalıdır.

Ingiliz polisinin yakaladığı suçluların % 93’e yakınının halk tarafından polise yapılan ihbarlar ile, % 7’lik kısmının ise doğrudan polisin kendi çabaları ile yakalandıklarını da burada belirtmek gerekir. Ingiliz polisinde bir slogan haline gelmiş olan ‘size yardım etmemizi istiyorsanız, lütfen bize yardım ediniz’ özdeyişi de polisin halkla ilişkileri bağlamında gözönünde bulundurulmalıdır.

POLISIN - HALKLA ILIŞKILERIN DAHA IYI OLMASI IÇIN NELER YAPILMALIDIR?
Aslında günümüzdeki çağdaş polislik görevinde, polisin başarısını yalnızca yakalanan suçlu sayısına göre ölçmek olası değildir. Mehmet Ağar’ın anlatımı içerisinde; ‘..Polisin başarılı sayılması için gözönünde bulundurulması gereken en önemli unsur, polisin halktan alacağı aktif destekdir. Halkın polise olan desteği ve polisle olan birlikteliği ne kadar artarsa, polisin de o oranda başarılı olduğu söylenebilir..’ Burada akılda tutulması gerekn gereken bir diğer önemli noktada, medyada çizilen polis imajının, halkın polise olan desteğini arttırıp azaltması konusunda büyük ölçüde etkisinin olduğudur.

Bir diğer anlatımla; eskiden bütün toplum tarafından kabul edilmiş olan mahallenin ‘bekci amca’sı imajının, devleti temsil eden, suçluların korkulu rüyası olan, ‘bekçi amca’ olgusunun, yeniden, çağın şartlarına uyarlanmış bir şekilde, mahalle karakolumuzun ‘polis amca’sı imajına dönüştürülmesi için gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Necdet Menzir bunu şu cümlelerle anlatır: ’...Bekçi amca, şefkati, iyiliği, halkın ona olan sempatisini, gerektiğinde suçlulara kızan ve suçlunun bile saygı duyduğu bir güvenlik elemanını ifade etmektedir. Şimdilerde ise yeniden oluşturulmasını istediğimiz imaj aynı imajdır.

Rahmetli Sakıp Sabancı’nın da ifade ettiği gibi öncelikle polis ‘..sabır, sabır, sabır..’, diyecek ve sabırlı olacaktır. Kendisinin ‘memur’ değil ‘kamu hizmetlisi’ olduğunu bilecektir. Sabah’dan Ali Rıza Kardüz köşesinde bu ayrımın önemine parmak basarak şunları yazar:
Batılılar bürokraside görev yapanlara, ‘public servant’, yani kamu hizmetlisi demişler(dir). Biz (ise) Arapça ‘emir’ kökünden türetilen ve bir iş yapmak için halk ve kamu çıkarına değil, devletten aldığı emre göre hareket eden ‘memur’ (emir alan) terimini kullanırız. Memurun emeli ise ‘maşeri vicdan’ değil, emri veren ‘üstü’ tatmin etmektir. Emrin yerine getirilmesi, kamuya bir hizmetin gerçekleştirilmesini önlemek bile olsa
değerlendirmesinde bulunur. O halde; hürriyetçi parlementer demokrasiye sahip ülkelerde, devlet milletin emrindedir. Türkiye’de de böyle olmalıdır. Türkiye’de de devlet millete devamlı emretmemelidir. Milleti beğenmemezlik yapmamalıdır. Milletten korkmamalıdır. Milletin de devletten korkması beklenmemelidir ... Halk ile kamu hizmetlileri arasında -bir uçurum varsa- bu kapatılmalıdır. Hiç bir ülkede kamu hizmetlileri ile bir ülkenin halkı karşı karşıya gelmemelidir ve birbirine kin, nefret, hınç ile bakmamalıdır

‘POLIS AMCA’ IMAJININ SAĞLANILMASINA VE HALKLA ILIŞKILER BAĞLAMINDA OLUMLU ÇALIŞMALARIN YAPILMASINA GEREK VAR MIDIR?
Bu konuda aşağıda verilen iki örnek olayın kanımızca, akıldan hiç çıkarılmaması gerekir. Milattan önce 9. yüzyılda yaşıyan Xsentus’un söyledikleri, Miattan sonra 20 yüzyıl için bile hala geçerliliğini korumaktadır. Xsentus: ‘..Hatırlar mısın doğduğun zamanları; sen ağlarken herkes sevinçle gülüyordu. Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın çldüğünde, sen mutlulukla gülümse, Sabırlı, sevecen ve erdemli ol..’ denilmektedir. Bu cümleler, halkın içinde halkın güvenlik ve esenliği için çalışan polis için de ayrı bir önem taşımaktadır.

Okyanusa açık bir sahilde her sabah yürüyüşe çıkan bir kimse, dinlenmek için tepede bir taşın üzerine oturur ve kumsalı seyretmeye koyulur. Aşağıda hergün o saatlerde bir insan vardır. Bu insan sürekli yere doğru eğilmekte ve doğrulup elini denize doğru savurmaktadır. Bir gün, her zaman yürüyüşe çıkan ve tepedeki bir taşın üzerine oturan kimse, sahildeki o insanın ne yaptığını merak edip kumsala iner ve ona bakar. Görür ki, bu kimse her yere eğilişinde kumsala vuran bir deniz yıldızını yerden alıp denize doğru atmaktadır.

Sorar: ‘Arkadaşım ne yapıyorsun?’ Sahildeki adam cevap verir. ‘Birazdan güneş çıkacak ve hepsi kuruyacak, deniz yıldızlarını kurtarmaya çalışıyorum’. Soruyu soran kimse, kumsala bakar ve görür ki kumsalda binlerce deniz yıldızı vardır... Ve der ki. ‘hadi canım sende, baksana kumsala, ne farkedecek?’ Bunu duyan arkadaşı yere eğilir, bir deniz yıldızı daha alır ve denize doğru atarak, ‘onun için çok şey farkedecek’ der. Evet o fırlatılan deniz yıldızı için gerçekten de çok şey farkeder. O günden sonra, her sabah kumsalda bir farklılık yaratmak isteyen iki insan vardır.

Anlatılan bu anekdot, topluma kesintisiz emniyet hizmeti götüren polis açısından ve bu hizmeti bekleyen halk açısından hiç bir zaman gözardı edilmemelidir.

Bir polis akademili: ‘..Polis-halk ilişkilerinde, polisle toplumun bütünleşmesi için ilk olarak polisin ‘kapalı kutu’ olmaktan çıkıp ‘şeffaflaşması, saydamlaşması’ gerekmektedir. Halk ile hak arasında hassas-nazik bir denge vardır. Polis bu dengeyi gözardı etmeden vazifesini yapmalıdır. Bu dengelemede terazinin bir kefesinde devletin korunması ve halkın güvenliğinin sağlanılması görevi, diğer kefesinde ise halka verilmesi gereken hizmet anlayışı vardır..’ değerlendirmesinde bulunur.

Posta gazetesinden Dr. Yazgülü Aldoğan ise; ‘özellikle toplumsal olaylarda görev alan polislerin elden geldiğince hislerden arınmış bir şekilde ve ‘robotik’ bir yapı içerisinde olmalarınının gerekliliğini’ vurgulamaktadır.

Polis Akademisi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil Ibrahim Kavgacı: ‘Polis, kendisinin yalnızca üniformalı bir vatandaş olduğu hiç bir zaman unutmamalıdır.’ anlatımında bulunur. Aslında polis, ‘üniformalı vatandaş’ olması yönüyle, diğer güvenlik birimlerinden ayrılmaktadır. Bu ayırıcı özellik, polisin, halkla daha da iyi ilişki kurmasının kurucu unsuru biçimindedir. Çünkü polis vatandaşın içinden gelen, onlarla birlikte yaşıyan, onlara hizmet götüren ve vatandaşın üstünde olmayan bir meslek birimidir / olmalıdır.

Jandarma Okulları Halkla Ilişkiler Uzmanı Cengiz Sayın, polisin halkla ilişkilerini vurgularken:
1. Polis tarafından yapılan iyi hal ve hareketlerin (eylemlerin), toplum tarafından kabul görmesi için, bu olumlu eylemlerin, çok uzun bir zaman benzer şekilde yapılmış olmasının gerekli olduğunu (teamül haline gelmesi).
2. Medyanın da yardımıyla, polislerce yapılan bir tek kötü eylemin bile, bütün bir polis topluluğuna fatura edilmesinin söz konusu olduğu (etiketlendirme teorisi).
3. Polisin yaptığı kötü eylemlerin medya tarafından duyurulması ne kadar fazla sayıda oluyor ve önemli haberler olarak veriliyorsa, polisin yaptığı iyi hal ve hareketlerin medyada yer almasının o kadar az sayıda ve önemsiz bir haber olarak yapılması söz konusudur(en önemli haber; kötü olayların haberidir).

Sayın’ın anlatımını biraz daha genişleterek açıklayan Aksaray Polis Meslek Yüksek Okuılu Müdürü Naci Uğur: ‘..Polisler arasında birincilikle dile getirilen konunun medyada polisin iyi yönlerinden çok kötü yönlerinin, polis teşkilatı aleyhine haberlerin medyada haber olarak daha sıklıkla yer aldığını ...Bazı yayınlarda suç ve suçluluğun özendirildiği ... Medya mensuplarının )zaman zaman) kendilerini polis yerine koymaları ve olayı haberci gibi izleme yerine, polis gibi takip ve yakalamaya yönelik uygulamalara girdiğini..’ ifade eder. Kanımızca bu değerlendirmeler de önemlidir.

POLIS KENDISINI YETISTIRMEK IÇIN NE YAPMALIDIR?
Insanın hayattaki her konuyu iyi bilmesi olası değildir. Yapılması gereken, herşeyden biraz bilen polis değil, 4-5 ana konuyu derinlemesine bilen polisliktir. Aslında profosyenellik de bunu gerektirmektedir. Polis bağlamında olması gereken: ‘..her şeyi gıdım gıdım bilen polis değil, konusunu en iyi bilen polis(tir) ... Halkına, insan haklarına saygı duyan bir polis(tir)..’ Uzmanlaşmak ve ele alınılan 4-5 konuyu derinlemesine bilmek amacıyla ilgili yazılı ve güncel materyallerin bütününü okumak, önemli kısımlarını not almak ve günlük hayatta uygulamak gereklidir.

Elde edilen teorik ve pratik bilgi birikimi, kesinlikle yazılı makale, kitap haline getirilmeli ve diğer meslektaşlarıyla bu birikim paylaşılmalıdır. Elde edilen bilgi birikimini yalnızca kendinde saklamamak ve çevresindekilerle paylaşmak için, farklı farklı kimselerin uzmanlaştığı ihtisas konularının bir havuz sistemi içerisinde toplanılması ve network sistemi ile bütün kullanıcıların bilgisine açılması da sağlanılmalıdır.

Amerikan halkla ilişkiler uzmanı Dale Carnegie’in: ‘..Bir kez hata yaptım, duyduğum azarın haddi hesabı yok. Bunun iki katı iyilik yaptım, ağzını açıp takdir eden bir kişi bile yok..’ anlatımının ast-üst ilişkisinde sıklıkla karşımıza çıkabileceği gözden ırak tutulmamalıdır.

Polislik mesleği her işe koşan bir kuruluş görünümünden de kurtarılmalı ve yalnızca polislik mesleğinin gerekleri yapılmalıdır.

POLIS-MEDYA-HALK ÜÇLÜ ILIŞKISINDE, MEDYADAN
BEKLENILENLER NELERDIR?
California Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Doğan Cüleloğlu’nun türkçeleştirdiği Dorothy L. Nolte’nin şiirini polise uyarlayarak okursak:
Eğer bir polis:
Sürekli eleştirilirse, herkesi kınar ve ayıplar.
Kin ortamında bulunuyorsa, devamlı kavga eder.
Alay edilip aşağılanıyorsa, yaşadığı toplumdan sıkılır ve utanır.
Utandırılarak terbiye edilmeye çalışılırsa, devamlı olarak kendini suçlar.
Eğer bir polis:
‘Hoşgörü’ ile yetiştirilmişse, her zaman sabırlı olur.
Desteklenip yüreklendirilirse, kendine güven duyar.
Övülür ve beğenilirse, takdir etmenin gerekliliğini bilir.
Hakkına saygı gösterilirse, adil olur.
Güven ortamı içerisindeyse, inançlı olur.
Kabul ve onay görürse, kendini ve çevresini sever ve saygı duyar.
Toplum içinde dostluk ve arkadaşlık görürse, hem kendisini, hem de çevresindekileri mutlu eder
diyebiliriz. Işte toplumun bütünü de böyle bir polisi istemektedir. Polis denilince ‘güven’, medya denilince ‘doğru ve yansız’ haber akla gelmelidir. ‘..Ben bir adamı öldürmek istersem katil filan tutmam bir muhabir tutarım. Iki satırla herifi ipe götürürüm..’ anlatımı da kesinlikle akıllardan çıkarılmalıdır.

Medya temsilcileri haberin kaynağına yakın olmak ile haber kaynağının yakını olmayı birbirine karıştırmamalıdır. Eğer bu konuda bir karıştırma söz konusu olursa, bunun doğal sonucu olarak gazetecilik bir kenara koyulmakta ve haber yapılacak olaya başkasının gözüyle bakılmaya başlanacaktır.

POLIS-MEDYA-HALK ÜÇLÜ ILIŞKISINDE, MEDYA TARAF MIDIR? ESKI TERÖRISTLER, ŞIMDI KALEMŞÖR OLARAK KÖŞE YAZARI MI OLMUŞTUR?
Polis Akademili bir öğrenci, ‘..önce iğneyi kendimize batırılım, daha sonra da çuvaldızı başkalarına..’ der ve:
Fakat bizler de günahsız değiliz. Devamlı medyayı eleştirirsekj, kendimize hiç hata bulmamak da haksızlık olur. Eğer bizler de, gazete arşivlerine gittiğimizde polis halk ilişkisini yansıtacak bir kaç tane bayatlamış fotoğraftan başka resim bulamıyorsak, herhalde burada da hatalı olan medyadır diyemeyiz. Demek ki bizde de bazı aksaklıklar vardır. Ben iyi bir eğitim ile pek çok problemin aşılabileceği düşüncesindeyim
anlatımında bulunur.

Benzeri bir duyguyu farklı cümlelerle anlatan bir diğer Polis Akademili ise: ‘..Toplumsal olaylarda, yere yatmış bir kimseyi coplamak, elbette eğitimsizlikle ilgilidir. Emniyet teşkilatında eğitim seviyesini arttırmak için, öncelikle polis adaylarını çok iyi kimseler arasından seçmiş olmalıdır. Bu seçilenleri ders açısından ve sosyal konular bakımından çok iyi eğitilmelidirler. Ayrıca okul bitimnden sonra öğrenciler, başkalarını rehabilite edebilecek şekilde hazırlanarak, aynı bir Çin atasözündeki, ‘gülümsemesini bilmeyen insan dükkan açmamalıdır’ cümlesi ile yapacağı polislik görevini özdeşleştirmelidir. Gerçekten toplumun bütününü birden sevmeyen kimseler, polislik işini hiç yapmamalıdır..’ anlatımı ile düşüncelerini ifade eder.

Kanımızca, toplum iyiler ve kötüler şeklinde ya da doğrular ve yanlışlar olarak kamplaştırılmamalıdır. Kötülerin her zaman iyi olabileceği, yanlışların da doğru olabileceği akıldan çıkarılmamalıdır.

SORGULANMASI, ELEŞTIRIYE TABI TUTULMASI GEREKEN
YALNIZCA POLIS MIDIR?
Yeni ŞAfak’dan Doç. Ali Bayramoğlu Polis Akademisi’nde verdiği konferans sonrasında kendisine gelen bir soru kağıdını köşesine taşıyarak şunları yazar:
Bir akademili öğrenci, yolladığı soru kağıdında aynen şunları yazıyordu. ‘Kanuni görevimiz kanunları değiştirmek değil, kanuni çerçeveyi aşan olayları engellemek. Hızla değişen toplumda, kanunların topluma ayak uyduramaması ve toplumun gersinde kalması, bu kanunların uygulayıcı olan biz polislerin elini kolunu bağlıyor. Bu durum toplumla polisi karşı karşıya getiriyor. Sice medya polisi eleştirirken bu konuda haksızlık etmiyor mu? Neden yanlış hedef seçiliyor? Kanunların yetersizliği sorgulan mıyor?’ Ne dersiniz, genç akademili haklı değil mi? Sorunun özü bu değil mi? Bu değişmeden, bunun değişmesi ile mücadele edilmeden, polisin değişmesi mümkün mü? Önyargıların sistemleşerek, kemikleşerek bu ülkenin geleceğini karartmasını engellemek mümkün mü?

Kanımızca Bayramoğlu’nun yazdıkları, üzerinde kafa yorulması gereken önemli bir konudur. Bilindiği gibi, anayasa ve yasalar toplumun önünde giden ve lokomotif görevini üstlenen bir yapıda olmaları gerektiği halde, genellikle hukuk normları, toplumsal değişikliklerin gerisinde kalmakta ve şartların zorlaması sonucunda çağa ayak uydurabilir hale getirilmektedirler. Bu durum ise, halkın içinde yalnızca giydiği üniformadan dolayı devleti temsil eder bir yapıda gözüken, ve fakat hiç bir zaman ‘devlet benim’ dememesi gereken polisi problematik hale getirir. Çünkü polis, insanın dokunma işlevini üstlenen parmakları gibi bir görevi, devlet adına yapmaktadır. Bu ise, doğal bir sonuç olarak halkla polisi sıklıkla karşı karşıya getirmektedir.

POLISI VE POLISIN EYLEMLERINI ELEŞTIRIRKEN
MEDYA NASIL DAVRANMALIDIR?
Eleştiri genelde hiç sevilmemekle birlikte, aslında iyi bir şeydir. Aynı karın ağrısı gibi. Vücudumuzda bir ağrının olması, bir hastalığın gelmeye başladığının göstergesidir. Bu yüzden ağrı gelince -ağrının şiddetine göre- ya istirahat edilir ya da bir doktora gidilerek verilen reçeteye göre ilaçlar alınır. Medya yalnızca polisin yanlış olan uygulamalarını haber yaparak eleştirilerini toplumla paylaşmak yerine, alternatif çözüm önerilerini de somut olarak ortaya koymalıdır. Bir diğer anlatımla, sadece eleştirmek için yapılan ‘eleştirel gerçekçilik’ yerine, eleştirilen yanlışların nasıl düzeltilebileceği konusundaki teklif ve temennilerin de içinde bulunduğu ‘fonksiyonel gerçekçilik’ yöntemi ile konu ele alınmalıdır.

EGM Sosyal Hizmetler Daire Başkanı Özkan Elgin: ’.....medya mensubu arkadaşlarımızdan arzuladıkları hal, hareket ve tavırlara ilişkin olarak kendilerinden bir çok kez yardım talep ettiğimizi ve kendilerinden gelecek her türlü önerilere de her zaman açık olduğumuzu ifade etmek isterim..’ diyerek, bizim yukarıda söylediklerimizi destekleyen bir anlatım sergilemektedir.

Konuya medya tarafından baktığımızda, medyanın da polisten beklentilerinin olduğunu söylememiz de gereklidir. Medya temsilcileri, ’...Kendilerinin soru soracakları herhangi bir konuda, -haklı olarak- karşılarında yetkili bir muhatap bulmak ve sorularının yanıtlarını almak istemektedirler. Çünkü ilişkilerin iyileştirilebilmesinin ön şartı iyi bir iletişimdir. Iyi bir iletişimin de temeli, karşılıklı olarak muhatapların bilinmesiyle başlar. Bu bilgilendirmenin doyurucu olması ve zamanında verilmesi de arzulanmaktadır. Bazı medya organlarına ‘özel haber kıyağı’ çekilmesi de, etik açısından doğru değildir..’ demektedirler.

Ayrıca medyanın güvenlik güçlerine karşı yaptıkları eleştirilerde, bütün güvenlik birimlerinin hepsine birden eşit uzaklıkta, ölçülü ve herhangi birisini tutuyor görüntüsü vermeksizin haber yapmalıdırlar. Örneğin, Ertuğrul Özkök, 'sürekli aydınlık için bir dakika karanlık' eylemini, -kanımızca, kastını aşan ve güvenlik güçlerini kendi içinde ya da halk ile polisin karşı karşıya gelebileceği kamplaşmaya yönlendirebilecek bir değerlendirme ile- farklı bir perspektiften yorumlamakta ve: 'askeri lojmanlarda ve MIT kampüsündeki lojmanlarda ışık söndürme eylemine katılım olduğunu' ifade etmekte ve fakat 'polis lojmanlarından' hiç söz etmemektedir. Özkök'ün sözünü bile etmediği polis lojmanlarından ise aynı günün ana haberlerinde 'Kanal D' söz etmekte ve 'polis lojmanlarından bu eyleme katılmanın olmadığını' vurgulamaktadır. Aynı konu ile ilgili olarak duygularını haklı olarak açıklayan bir polis akademili ise:
Televizyon haberlerinde, subay lojmanlarından katılım yüksek, polis lojmanlarında ise tek bir ışık bile yanıp sönmüyor denilmekte ve eyleme katılan insanlarla polis karşı karşıya getirilmek istenilmektedir. Eğer ben de sivil bir vatandaş olsaydım, eyleme katılmayan polis hakkında önyargım oluşur ve olumsuz düşünürdüm.
diyerek, yerinde bir eleştiri ile konuya yaklaşmaktadır. Kanımızca hem Ertuğrul Özkök hem de 'Kanal D' konu hakkında bir kere daha düşünmelidir.

Burada Can Ataklı'nın yerinde bir anlatımla yazdıklarından da söz etmekte yarar vardır. Ataklı: '1997 de (ilk eylemin yapıldığı dönem) kampanyaya Genelkurmay Başkanlığı'nın 'sözlü' emriyle subay lojmanlarında kalan ailelerde katılmıştı. Ancak 'Temiz toplum için' kampanyaya katılan askeri kesim, iş Susurluk konusunda bilgi ve belge vermeye davet edilince bunu kabul etmemişti. Şimdi yine merak ediyoruz, (yeniden başlıyacak eylemlerde) askeri lojmanlarda ışıklar söndürülecek mi? Bir dakika eylemcileri, pekçok yerde yaptıkları gibi, bu kez, Susurluk için bilgi vermek istemeyen Genelkurmay'ın önünde de mumlar yakacaklar mı? ... Diliyorum bu kez kampanya amacından sapmaz, başarıya ulaşır, herkes eteğindeki taşı dökme fırsatı bulur' değerlendirmesinde bulunur.

Kanımızca: içtenlikle desteklediğimiz bu kampanyanın ’tolerans’ sınırları içerisinde yapılması ve Can Ataklı'nın yazdıklarının da gözardı edilmemesi, yapılan bu ve ileride yapılabilecek benzeri eylemleri, daha anlamlı ve kalıcı hale getirecektir.

Ayrıca unutulmamalıdır ki, bu tip eylemlerde, toplum ile devletin güvenlik birimi olan polis, hiçbir şekilde karşı karşıya hem kendileri gelmemeli, hem de medya tarafından getirilmemelidir. Eminiz ki, 170 bin kişilik polisin içerisindeki büyük bir çoğunluk da bütün toplum gibi ‘sürekli aydınlık’ istemektedir. Eğer yasalar, böyle bir eyleme, polisin kendisinin de katılması konusunda elini kolunu bağlamasa, polisler de, Semiha Yankı’nın seslendirdiği ‘Seninle bir dakika’ adlı şarkısını, belki de en gür sesleri ile söyleyecek olan kimselerdir. Milliyet gazetesinin, ‘..polis ekip otosunun içerisinden klaksiyon çalarak eyleme destek veren polisleri Fatma Girik, yanaklarından öperek kutladığı..’ haberi, polis bağlamında söylediklerimize güzel bir örnek olmaktadır.

Ancak bilinmelidir ki, polis de, Fatih Altaylı’nın Hürriyet gazetesinde halkı aydınlatmak için gazetecilik görevini yaptığı gibi, bir diğer kamu görevi olan, kamunun huzur ve güvenliğini sağlama işini yapmakta, bunun için de devletten maaş almaktadır. Düşüncemize göre, görevi ne olursa olsun, hiç kimse, hiç bir nedenle -bu kimse Fatih Altaylı bile olsa- polise hakaret etme hakkını kendisinde görmemelidir.

HALKIN; POLISLE VE KENDI KENDISIYLE OLAN ILIŞKILERINDE
DAVRANIŞLARI NASIL OLMALIDIR?
Bu konuyu da öncelikle örnek olaylar anlatarak yanıtlamaya çalışalım. Prof. Doğan Cüceloğlu’nun Antalya’daki bir ‘tatil köyü’nden anlattıkları ele aldığımız halkla ilişkiler ve ‘halkın tepkisi’ kavramları açısından önemli bir örneklemedir. Tatil köyünde karşılaşan bir yabancı ile diğer bir yabancının, ya da bir Türk’ün diğer yabancı turistlerle karşılaştıkları zaman, birbirlerine ‘merhaba’ anlamınına gelen, Ingilizce, Almanca ya da Fransızca olarak ‘good morning’, ‘guten tag’, ‘bonjuer’ dediklerini ama iki Türk karşılaştıklarında, birbirlerine hiç birşey söylemediklerini, öylesine birbirlerin yüzlerine baktıklarını ve birbirlerine selam bile vermeden uzaklaştıklarını hayretler içerisinde kalarak ifade eder. Bir diğer anlatım ile, Cüceloğlu’na göre biz Türkler, birbirimize bir ‘merhaba’yı bile çok gören garip kimselerizdir. Öyle olmamamız gerekmesine rağmen...

Yine yurtdışındaki bir üniversitede görevli olan ve 5-6 yıl Türkiye’ye hiç gelmemiş olan bir kimse, Izmir Adnan Menderes Havalimanı’na uçakla iner. Daha sonra Ankara için uçak bileti bulamayınca şehirlerarası otobüslerle Ankara’ya doğru yola koyulur. Kula’da araba yemek molası verir. Restorant kısmına giren bu kimse, iki masa ilerisinde bulunan orta yaşın az üzerinde çok sevimli bir amcanın yemeğini iştahla yediğini görür ve adama uzaktan da olsa: ‘afiyet olsun’ derken başıyla da selam verir. Yemek yiyen adam yemek yemeyi bırakır, masasından kalkarak ve hayretle ‘afiyet olsun’ diyen adama bakarak: ‘nereden tanışıyorduk?’ ya da ‘tanışıyor muyduk?’ diye sorar.

Gülay Aytaç, Ingiltere’de dil kurslarına giden herkese, -özellikle Ingilizlerin kibar insanlar olduklarının vurgulanması açısından- ‘evet lütfen’ (yes please) ve ‘hayır teşekkürler’ (no thank you) anlatımlarının, özellikle önem verilerek öğretildiğini ifade eder.

Aynı konuyu biraz daha geniş ve farklı anlatımlarla örnekleyen Sabah’dan Hıncal Uluç:
Türkiye’nin adam olması için, halkının 6 temel sözcüğü ezberleyip kullanması gereklidir. Çekinmeden, utanmadan, her yeri geldiğinde kullanmasına... Bunlar: 1) Merhaba, 2) Nasılsınız? 3) Lütfen, 4) Affedersiniz, 5) Bilmiyorum 6) Hayır.
Her sözcüğün üzerinde teker teker düşündüğümüzde 6’sını da gerçekten de ne kadar az kullandığımızı farkettim... Taksiye bindiğimizde ‘Çek Ortaköy’e’ demeden önce, kaçımız ‘merhaba, nasılsınız?’ deriz şoföre... ‘bana bir gazete ver’ emrini verdiğimiz büfeciye ‘lütfen’ demeyi kaçımız akıl ederiz mesela...
‘Affedersiniz’ en az kullandığımız sözcük. Çünkü biz hata yapmayız ki, özür dileyelim. Iki arkadaş sohbete iyice dalmışsınız, hiç tanımadığınız biri omuzunuza dokunup, lafa limon sıkar ve hiç aldırmadan, bir ‘affedersiniz’ lafını bile fazla görerek, size kendi sorusunu sorar ve cevabını bekler.
‘Bilmiyorum!..’ Sözlüklerden çıkarılması gereken bir sözcükde o. Biz herşeyi biliriz çünkü. Bilmek zorundaymışız gibi. Kaç defa yol sorduğumda gitmem gereken yerin tam tersine yollanmışımdır, ‘bilmiyorum’ demeye utana tarifçiler yüzünden ... ‘Hayır’ demek de ayrı bir yetenek. Hayır diyemediğimiz evetler yüzünden başımıza ne işler açarız. Ya hiç yapmak istemediğimiz şeyleri yapmak zorunda kalırız; ya da ‘hayır’ diyemediğimizden, zoraki verdiğimiz sözü tutmamak için ne yalşan, dolan bahaneler arar, vicdan azabı içinde sızlanırız!.. O çok ama çok zor görünen ‘hayır’ demesi, ne kadar kolay aslında. Ve de insanı nasıl dertlerden, ne sorunlardan kurtarır.
Size tavsiyem, bugünden itibaren bu 6 kelimeyi mümkün olduğunca çok kullanmayı deneyin. Yaşantınızın nasıl değişmeye başladığını hayretler içerisinde göreceksiniz
haklı anlatımında bulunur. Aslında Hıncal Uluç’un sıraladığı bu 6 mucize sözcüğün her yeri geldiği zaman kullanılması, halk açısından olduğu gibi, halka hizmet götüren polis açısından da çok önemli ve yararlıdır.

Bir diğer önemli nokta da, toplumdaki grupların yasal platform içerisinde kendi tepkisini gösterebilmeleri için gerekli alt yapının devlet tarafından sağlanmasının gerekliliğidir. Eğer gruplar herkangi bir konuda tepkilerini yazılı ve sözlü olarak gösteremezlerse, bağırıp-çağırarak gösterme yoluna yönelirler. Toplulukların bağırıp-çağıramaları da engelelenirse, yürüyerek tavırlarını ortaya koyarlar. Yürümeleri de engellenirse, koşarak tepkilerini gösterirler. Koşmaları da engellenirse, sağa sola taş atarak ve zarar vererek tepkilerini gösterirler. Eğer taşla sopa ile zarar vermeleri de engellencek olursa, o zaman terör sempatizanı olarak terörist eylemlere başvurabilirler.

Silahlı eylem yapan ve bunu sürekli uygulama haline getiren teröristler dışında herkesle ortak paydalar bulunulmalı ve herkesle sık sık bir araya gelinilmeli, tartışılmalı ve konuşulmalıdır.

Bugün’den Gülay Göktürk’ün de söylediği gibi ‘..birbirimizin farklılığına katlanabilmeliyiz, saygı duyabilmeliyiz. Ben ki, her lafın başında ‘hoşgörü ve uzlaşma’ denmesinden hiç hoşlanmayan bir insanım. Sürekli olarak ortak paydaya vurgu yapılmasından çok, bireyin farklılığına vurgu yapılmasından yanayım. Asgari müşterek arayışlarının ancak tartışma, eleştiri, fikir mücadelesi ile birlikte yürürse topluma dimanizm kazandıracağına inananlardanım..’ anlatımı da yerinde ve önemli bir değerlendirmedir.

Kısacası, Yeni Yüzyıl’dan Ali Kırca’nın da dediği gibi: ‘..kendi dünyanızın dışına taşıyın beyninizin ve yüreğinizin frekanslarını... Işığı izleyin, kaf dağını aşıp, peri kızına ulaşmak o kadar da zor değil... Ben şimdilik Kaf dağının yamaçlarındayım. Etekleri sislerle kaplı masallarımın. Dağılacak mutlaka... Dağılınca mutlu yıllar kesinlikle gelecektir efendim...’ denilebilir.

Unutmayalım insan isterse kobra yılanıyla bile dost olabilir ve çaldığı müzikle onu dans ettirebilir. O halde biz de Engin Noyan’ın gitarından çıkan şu ritme eşlik etmeli ve bunu hayatımızın asıl amacı haline getirmeliyiz.
Bana hiç benzemesen de, üstelik beni hiç beğenmesen de,
Saygı duyarım sana ben,
Yeter ki sevgi taşı yüreğinde.
Bu dünya yeter hepimize, anlaşmak çok kolay
Hiç konuşamasak bile, elimi veririm sana ben,
Yeter ki sevgi taşı yüreğinde.
Haydi gel, hoşgörü ışık tutsun hepimize, örnek olalım bizler herkese,
Haydi gel, yaşanır hale getirelim dünyayı, akılla ve sevgiyle.
Yaşanır hale getirelim dünyayı hoşgörüyle!..
Yeter ki sevgi taşı yüreğinde.

EK 1
INSANLARLA IYI ILIŞKI KURMANIN TEMEL TEKNIKLERI NELERDIR?
1. Karşınızda bulunan kimseyi eleştirmenin dozunu iyi ayarlayın. Kimseye karşı suçlayıcı olmayın. Bulunduğunuz ortamdan ve çevrenizden çok fazla şikayet etmeyin.
2. Karşınızdakini dürüstlük ve içtenlikle övün.
3. Ele aldığınız konunun anlatımını yaparken karşınızdakinde güçlü bir istek uyandırın.
EK 2
INSANLARIN SIZDEN HOŞLANMASINI NASIL SAĞLARSINIZ?
1. Karşınızdakine yapay olmayan, içten bir ilgi gösterin.
2. Yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyin.
3. Ilk tanıştığınız bir kimse olsa da, herkese, elden geldiğince ismi ile seslenin. Bir insanın isminin kendisi için duyabileceği en güzel ve en tatlı kelime olduğunu unutmayın.
4. Dinlenilmek istiyorsanız, siz de iyi bir dinleyici olun. Karşınızdakine kendinden bahsetmesi için cesaret verin.
5. Konuşma konunuzu karşınızdakinin ilgi alanından seçin ve örnekleri de karşınızdakinin ilgi alanından verin.
6. Karşınızdakinin kendini önemli hissetmesini sağlayın ve bunu içtenlikle yapın.
EK 3
INSANLARIN SIZIN GIBI DÜŞÜNMESINI NASIL SAĞLARSINIZ?
1. Unutmayın hiçbir tartışma kazanılamaz. Yapılan tartışmalarda, bir insanın düşündüklerinin / söylediklerinin yanlışlığı kanıtlanmış olsa bile, hala aynı fikirlerini savunmaya devam eder. O halde, bir tartışmadan en iyi sonucu alabilmenin tek yolu tartışmaktan kaçınmaktır.
2. Karşınızdaki kimsenin fikirlerine saygı gösterin ve asla o kişiye direkt olarak ‘yanılıyorsun’ demeyin.
3. Eğer hatalıysanız, başkası bunu size söylemeden, siz hatalı olduğunuzu söyleyin ve özür dileyin.
4. Konuşmanıza dostça ve içtenlikle başlayın.
5. Karşınızdakinin size olumlu yaklaşması için ve ‘hayır’ dememesi için gerekli saygı kurallarına uyun.
6. Ben de çok konuşmalıyım sendromuna girmeyin. Bırakın konuşmanın çoğunu karşınızdaki yapsın.
7. Karşınızdakinin, sizin söylediğiniz bir fikrin, kendisine ait olduğunu düşünmesine izin verin ve karşınızdakinin düşüncelerinin çerçevesi içerisinde kendi istemlerinizi ifade edin.
8. Ele aldığınız konuyu içtenlikle karşınızdakinin bakış açısından görmeye çalışın. Bir diğer anlatımla, bir toplantıya girmeden önce ne söyleyeceğiniz ve karşınızdakilerin -istek ve beklentilerine ilişkin bilginizin izin verdiği kadarıyla- size ne tür yanıtlar verebileceğine ilişkin açık bir fikre sahip olmadan görüşmeye başlamayın. Öncelikle düşünün, düşünün, düşünün ve karşınızdakilerin de neler söyleyeceğini bulmaya çalışın.
9. Karşınızdakilerin düşünce ve isteklerine karşı olsanız ve kesinlikle ‘hayır’ diyecek bile olsanız, anlayışla karşılayın ve dinleyin.
10. Eğer karşınızdakine dürüst, açık sözlü ve içten davranırsanız, size karşı o kimselerin de genellikle olumlu bir tavır takınacaklarını gözleyeceksiniz.
11. Fikirlerinizi ifade ederken, ele alınan konunun özelliğine göre fikirlerinizi dramatize ederek anlatın.
12. Rekabet ortamı yaratmanın gücünden yararlanın.
EK 4
INSANLARI RAHATSIZ ETMEDEN YA DA ŞIKAYET YARATMADAN NASIL DEĞIŞTIREBILIRSINIZ?
1. Karşınızdakinin yaptıklarında kesinlikle bir hata bulacakanız, konuşmanıza başlangıçta içten bir iltifat ve övgüyle başlayın.
2. Karşınızdakini eleştirirken doğrudan değil, hataları üstü kapalı bir şekilde ifade ederek değinin.
3. Karşınızdakini eleştirmeye başlamadan önce kendi hatalarınızdan söz edin ve girişi böyle yapın.
4. Doğrudan bir konuyu emretmek yerine, sorular sorarak aynı sonuca ulaşın.
5. Karşınızdakinin gururunu kırmaksızın ve hatta onu onure ederekten istediğiniz sonuca kavuşmayı deneyin.
6. Ne kadar küçük ve önemsiz olursa olsun, yapılan her gelişmeyi övgüyle karşılayın. Herhangi bir konuyu överken ve takdir ederken de içten ve cömert olun.
7. Yiğidin hakkını kesinlikle yiğide verin ve bunu gaspetmeyin.
8. Karşınızdakinin yaptığı hatalardından dönebileceği konusunda cesaretlendirici olun ve bu hataların kolaylıkla düzeltilebilirmiş gibi görünmesini sağlayın.
9. Karşınızdakine, kendisinden yapmasını istediğiniz şeyi, seve seve yapmasını sağlayacak bir şekilde konuyu sunun.
EK 5
HAYATTA BAŞARILI OLMAYLA ILGILI KURALLAR VAR MIDIR?
Aşağıda maddeler halinde sayılacak olan özellikler, eğer yerine getirilmeye çalışılırsa, insan hem medya ve toplumla hem de kendisiyle barışık hale gelebilir. Daha doğru bir anlatımla, yukarıda sayılanlar ve bu maddeler şeklinde ifade edilenler, yalnızca birer anahtar görevi görebilir... Kapıyı açıp içeriye girmek; polisle, medyayla, halkla ve kendi kendiyle uyumlu olmak bütünüyle kendimize, yani size, bize aittir.
1. Kılık kıyafetinize dikkat ediniz.
2. Büronuzu, görev alanınızı temiz, tertipli ve düzenli tutunuz.
3. Yürüyüşünüze dikkat ediniz.
4. Bol fıkra, atasözü, vecize öğreniniz. Bunları yeri geldikçe kullanınız.
5. Tebessüm ediniz.
6. Görevinizi ve gereğini iyi öğreniniz ve öğretiniz.
7. Kendinizi iyi yetiştiriniz.
8. Iyi bir dinleyici olunuz.
9. Karşınızdakinin konuşmasını ve sözlerini bitirinceye kadar kesmeyiniz.
10. Hiç bir konuda ön yargılı olmayınız.
11. Randevunuza ve saatine bağlı olunuz.
12. Elden geldiğince mütevazi olunuz ama aşırı tevazunun insanın zayıflığına verilebileceğini de unutmayınız. Gururlu, kibirli olmayınız. Ben herşeyi bilirim anlayışından uzak durunuz.
13. Çalıştığınız görevinizin tarihçesini biliniz.
14. Görevinizde daha başarılı olma yolunda fikir üretiniz, gayret sarfediniz.
15. Mesai arkadaşlarınızla iyi geçininiz.
16. Karşınızdakine dinlendiğiniz oranda anlatınız. Dinlenmediğinizi düşünüyorsanız kesinlikle konuşmayınız.
17. Zaman zaman dinlenip dinlenmediğinizi kontrol ediniz.
18. Konuşurken muhatıbınızın gözüne bakınız. Onun da sizin gözünüze bakmasını sağlayınız.
19. Herşeyi ben bilirim, başkası hiçbirşey bilmez düşüncesine kapılmayınız.
20. Yönetimde iş bölümü yapınız.
21. Sizinle birlikte çalışanşlarla çok senli benli olmayınız.
22. Büyüklerinizi, amirlerinizi sayınız, küçüklerinizi, astlarınızı seviniz.
23. Saygıda ve sevgide abartılı olmayınız.
24. Karşınızdakilere ismi ile, eğer yabancı birisiyse az da olsa kendi dili ile hitap ediniz.
25. Dedikodu yapmayınız.
26. Yalan söylemeyiniz. Mübalağa, mügalata, safsata ve palavradan kaçınınız.
27. Bilmediğiniz konuları da rahatça söyleyebiliniz, kendinizin eksikleriniz, tamamlamaya çalışınız.
28. Konuşmaya kesin hüküm ifade eden olumsuz cümle ile başlamayınız.
29. Konuşmay önce muhatıbınızın olumlu söz ve davranışlarını anlatarak başlayınız.
30. Topluluk karşısındaki konuşmalarda bir süre derin derin nefes alıp verdikten sonra konuşmaya başlayınız.
31. Politika ve din konularında tartışmaya varacak konuşmalarda bulunmayınız.
32. Lüzumsuz, el, kol, ayak, vücut hareketlerinde bulunmayınız.
33. Az ve öz konuşunuz.
34. Insnanların özel hayatına girmeyiniz, sorgulamayınız. Muhatabınızı köşeye sıkıştıracak sorular sormayınız.
35. Akrabalarınızı, arkadaşlarınızı, hemşehrilerinizi aramayı ihmal etmeyiniz.
36. Kadın erkek ilişkilerinde dengeli, tutarlı hareket ediniz ve gülünç olmayınız.
37. Iyi bir okuyucu, olası ise kitap kurdu olunuz.
38. Türkçeyi ve dilbilgisi kurallarını iyice öğreniniz.
39. Yazınıza dikkat ediniz.
40. Sorumluluğunuzun ve imtiyazınızın sınırlarını iyice belirleyiniz.
41. Sır saklayınız, sır olduğunu bildiğiniz konuları başkalarına söylemeyiniz.
42. En az bir yabancı dili konuşmayı ve kullanmayı öğreniniz.
43. Arkadaşlarınızın problemlerinin çözümünde, arkadaşınızın tanıdığı olanaklar ölçüsünde, çizdiği çerçeve içerisnde yardımcı olunuz.
44. Bilgisi ve davranışı ile aranan, sevilen, beğenilen bir kişiliğinizin olması için gayret sarfediniz.
45. Tanıdıklarınızı zaman zaman mektupla ve telefonla arayınız.
46. Takdirde cimri, tenkitte bonkör olmayınız.
47. Kelimelerinizi ve cümlelerinizi yerli yerinde doğru olarak kullanınız.
48. Bilmediğiniz konularıda konuşmayınız ve bilmediğiniz kelimeleri kullanmayınız.
49. Duygu ve düşüncelerinizi zaman zaman yazılı olarak anlatınız.
50. Işlerinizi günlük ve düzenli yapınız.
51. Cimri olmayınız.
52. Kusurları tespitte ve ortadan kaldırmada birbirinizi uyarınız.
53. Eleştirilmeye karşı sabırlı olunuz.
54. Durumunuzdan dertlenip herkese anlatmayınız.
55. Yöneticilere saygılı olunuz ve işlerinde yardımcı olunuz.
56. Ticaretle uğraşmayınız.
57. Sık sık hata yapmayınız ve aynı hatayı yapmakta ısrarlı olmayınız.
58. Gerektiğinde özür dilemesini biliniz.
59. Bilgisayar kullanmayı öğreniniz.

EK 6
POLIS, MEDYA VE HALKLA ILIŞKILER KONULARINDAKI TARTIŞMA BAŞLIKLARI
1- Polisin görevini yerine getirirken yaptığı davranışlar konusunda, aldığı eğitim ve öğretimin mi yoksa içinde yaşadığı polis kültürünün (cop culture) mu rolü daha önemlidir? Tartışınız.
2- Halkın duygu ve düşüncesinde ki polis imajının daha iyi yapılabilmesi için; medyanın mı yoksa polisin kendi uygulamalarının mı önemi daha fazladır? Tartışınız.
3- Medya organları polisi mi yoksa polis mi medya organlarını yönlendirmektedir? Tartışınız.
4- Kamuoyunun polisin imajı konusunda ki düşüncesinin oluşmasında; görsel ve işitsel medya organlarının mı, yoksa yazılı medya organların mı rolü daha önemlidir? Tartışınız.
5- Polis toplumun mu yoksa toplum polisin mi hizmetindedir? Tartışınız.
6- Daha güvenlikli ve düzenli bir toplum hayatı için polisin yetkileri daha da arttırılmalı mı yoksa daha da azaltılmalı mıdır? Tartışınız.
7- Polis devleti düşüncesi ‘Hukuk Devleti’ tanımına mı yoksa ‘Faşist Devlet’ tanımına mı daha yakındır? Tartışınız.
8- Halk polis güçlerini mi yoksa askeri kuvvetleri mi daha çok kendine yakın hisseder ve sever? Neden? Tartışınız.
9- Daha iyi bir polis ve halkla ilişkiler için polis kökenli kimseler siyasete girmeli midir yoksa girmemeli midir? Tartışınız.
10- Halkla polisin ilişkilerinin olumlu bir şekilde geliştirilebilmesi için, halkın polisi sevmesi gerekli midir yoksa gerekli değil midir? Tartışınız.
11- Dale Carnegıe ve Doğan Cüceoğlu’nun yazdığı kitaplar ve bu kitapların benzeri yayınlar, halkla ilişkiler konusu için yararlı eserler midir, yoksa halkla ilişkiler konusu tamamen pratiğe dayalı olan ve bu konu ile ilgili kitap okunulmasına gerek olmayan bir bilim dalı mıdır? Tartışınız.
12- ‘En iyi polis ölü polisdir.’ cümlesi ile duygu ve düşüncelerini açıklayan bir kimseye karşı sizde ayni şekilde mi yanıt verirsiniz yoksa bu kimseyi eğitmeye mi çalışırsınız? Tartışınız.
13- Örümcek ağı, polis, çelik halat, halkla ilişkiler ve ip kavramlarını ana nokta alacak şekilde, polis halkla ilişkiler bağlamında bir gazete köşe yazısı uzunluğunda -yaklaşık 700-750 kelimelik- bir makale yazınız.


 

 
 Yazar: Önder AYTAÇ 30.03.2007  
 

Yazarın Diğer Yazıları:

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş veya Eklenen Yorumlar Onaylanmamış.

  Yorum Yaz
 
İsim: 
 
Yorum: 
Kalan Karakter Sayısı:
 
Şifremi Unuttum 
Kayıt Ol 
YAZARLARIMIZ
Murat DAĞLAR
Murat DAĞLAR PKK Neden Kürtçe TRT´den Rahatsız
Abdullah MOLLAOĞLU
Abdullah MOLLAOĞLU Kürdistan Kurulursa Batı´daki Kürtler Dönecek Mi?
Ercan TAŞTEKİN
Ercan TAŞTEKİN "Yaşasın Kötülük" Platformu
Önder AYTAÇ
Önder AYTAÇ Yalan: TSK, Başbakan, medya
Erol ÖZDEMİR
Erol ÖZDEMİR Emeklilikte Tabanca Yerine Bilgisayar
Fatih BALCI
Fatih BALCI Çocuk Suçları Ve Aile
Emsal TOPRAK
Emsal TOPRAK Bir Bağımlının Günlüğünden
Ali Kemal TERZİ
Ali Kemal TERZİ Kent ve Çocuk Suçluluğu
İlhan DAĞDEVİREN
İlhan DAĞDEVİREN Türkiye Bir Milad Yaşıyor.
Özgün ERGİN
Özgün ERGİN İnsan Taklidi
Ömer Faruk GÜLTEKİN
Ömer Faruk GÜLTEKİN Yokolan İnsanlık
Metin Murat ARSLAN
Metin Murat ARSLAN İngiltere´ de Toplum Destekli Polis-III
Halil YILMAZ
Halil YILMAZ ´Adli Kolluk´ Açısından Polis Teşkilatı
 
 

   designed and coded by aahmetyildiz © 2007. Ayrıntılı bilgi  Her Hakkı Saklıdır.