|
| Demokrasiye Tezkere-Bir Kitap Yorumu |
|
| Yazar:
İsmet KAPLAN |
29.03.2007
|
 |
Ne demiştik daha önce?
Önder Aytaç Hocamız , ender bir tavırla çoğu kimsenin “dokunmadığı” konulara soyadı ile hem ses olarak “I touch” diyerek dokunmuş… Mesleği avukatlık iken mesleğimizin avukatlığını bile isteye yapan Hocamız , fena-fi’l – medya olarak geçen yıllarında medyanın fenalıklarından azâde kalmayı başarmak bir yana , bahse konu fenalıkları ifşâ etmiş ve hep özlediği formattaki Bilgi Toplumu Polislerine kılavuz olmuştur.Entelektüel polislerin ortak paydasıdır.Emrullah Uslu âbi ile Ahmet Özgür abi gibi uslanmadan çalışan ve özgürce yazan diğer abi ve kardeşlerimiz “Sör” ler dünyâsındaki körlerin gözünü açmak ile muvazzaf biliyorlar kendilerini… Durun bir dakika!!! Ne yapıyorum ben ?Akademilenyum tâkipçilerine Önder Hocayı anlatıyorum.Oysa “ârife târif gerekmez” i yıllardır bilmekteydim.Ne gaf! Çalışmaları geniş spektrumlu hâle gelince, biz de bugün pergelleri az daha açacağız..Önder Aytaç Hoca ile Emre Uslu âbi, çoğu kimsenin “arâzi” olduğu bir konuda “arâzide” olmayı tercih ederek “Demokrasiye Tezkere” isimli bir kitap kaleme almışlar. Acaba bilgisayarda “word” programı açacaz diye “mayın tarlası” oyununa mı girdiler? Kitabın samimiyetine dâir sağlama yapmak isteyenlere şu cümleyi tavsiye ederim: Avukat olup ya da yurt dışında bir üniversitede öğretim üyesi olmak yerine, zora ve sıkıntıya tâlip olarak, resmî bir kurumda mesleklerine devâm etmekte, yerine göre soruşturmalar geçirmekte hattâ meslekî anlamda da irdelenmekte ve örselenmektedirler.(syf.83)
Kitabın formatı klâsik Önder hoca stilindedir. Ne demek bu? Açıklayalım…
Polislerin arasında ömür tükettiğinden mi bilinmez “konuşturma” yı çook sever… Bir bölüm paso köşe yazarlarından alıntılarla dolu ve fakat bu iktibaslar hiçbir iltibâsa meydan vermeyecek kadar koordinatlarına oturtulmuş ve yan etkisi minimum ilâç dozajı hassasiyetinde bir “halita” ile konunun haritası kıvrım kıvrım çizilmiş. Bu alaşım ile “espri” kelimesi hem gerçek hem mecâz anlamı ile kotarılmış… Yâni “işin esprisi” denilen “öz” ü sunulmuş hem de mizâhî baharatlar kullanılmış…Alın size ilk ağızdan alıntı: İşin en fenâ tarafı, akademik eğitim ve kariyer yapmış kimselerin koliler dolusu farklı görüş üretebilme kabiliyetlerine karşılık , bu görüşlerden herhangi birisini benimseme konusunda, kolayca “bilimsel tarafsızlık” mevzilerine sığınarak son derece katı ve muhafazakar davranabildikleridir.
Bu duruma en iyi örnek olarak kendimi ve bu bilimsel yazıyı sunuyorum.Ben şahsen şöyle bir toparlayıp analiz ettiğim ve muhtelif görüşlere yer verdiğim bu etüdümde, herhangi bir görüşten yana kanaat belirtmiş değilim ve kanaat belirtmeyi de düşünmüyorum.Saygıyla arz ederim; mütaalam emir ve görüşlerinize hazırdır komutanım!...(syf.67) İronilerin “iron” sertliğinde uçuştuğu kitabın içeriği ne mi? Sahibinden kiralık dinleyin! Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın konuşmasının 11 farklı televizyon kanalından naklen verilmiş olması ve daha sonradan da, günlerce / haftalarca konuşmanın içeriği konusunda yapılan tartışmalar, köşe yazarlarının konu ile ilgili düşüncelerini açıklaması, bizim günlük olarak 25 gazeteyi ve konu ile ilgili internetteki web sitelerini, yalnızca güvenlik konseptindeki / kapsamındaki makaleler, köşe yazıları ve haberler bağlamında takip edişimiz ve konuşma metninin içinde söz edilen Polis Akademisindeki 3 öğretim üyesinden biri olmamız, birisi (kısacası üçün biri kitlesi ile yaptığımız araştırmayı / incelemeyi okur paylaşılacak yazılı metin haline getirmemize neden oldu. Eee bir insan akademik yazı yazacak ve eleştiriye mâruz kaldığında cevâp hakkını kullanmayacak… Hele de avukatsa… Hele de merâkı mezâk olmuşsa…hele de…hele hele… Kitabın ithâfı da ilginç: 28 Şubat 2007 ye kadar olan faili meçhulleri aydınlatmak için Emniyet’e, Basın Şehidi Hrant Dink’e ve bu tarihten sonra hiç faili meçhul olmaması için de Derin Devlet’e… Bir polis olarak mesleğimi hatırlatan bir ithâf cümlesi kullansam ne derdim? “İthâm edenlere ithâf olunur!” Demokrasiye “tezkere” demek, kısa dönem mi, uzun mu, bedelli mi sıfatlarını akla getiren bir süreci hatırlatıyor… Lejyoner gazetecileri de bir kenara koyun tabii…Demokrasinin çağrışımları arasında “Demokles” olmasın diye yazılmış bir kitap desek garip mi olur? Kitaptan TESEV Almanağı ile ilgili bir ilginç soru: Bu raporlar, eğer bundan sonra yapılmasın deniyorsa, acaba TSK kendi içindeki çok kıymetli uzmanları ve akademisyenleri aracılığıyla kendisi benzeri raporları hazırlayarak kamuoyu ile paylaşmayı düşünmekte midir? (syf.98) Ulan bir kitap okumuşsun amma da uzattın; “kısa kes Aydın havası olsun!” diyorsanız aha da bitiriyorum işte: bu kitap bir “sosyal hak talebi” dir: “Askerî ücret mi? Demokratik maaş mı?…”
|
| |
| Yazar:
İsmet KAPLAN |
29.03.2007 |
| |
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş veya Eklenen Yorumlar Onaylanmamış.
|
|