İnsanlığın ortak ürünü olan bilim, günümüzdeki düzeyine, çok uzun bir tarih süreci içinde ve çok çeşitli aşamalardan geçerek erişmiştir. Milattan önce 2000’li yıllarda Çin ve Hint’te başlayan bilimsel etkinlikler, Mısır ve Mezopotamya’da sürmüş, daha sonra Milattan önce 600’lü yıllarda Antik Yunan’da devam etmiştir. Antik Yunan’da daha çok felsefeyle bir arada olan bilim, bu dönemin büyük filozoflarının günümüzde, aynı zamanda birer bilim insanı olarak anılmalarını beraberinde getirmiştir. Bilimin felsefeden ayrılması ise, ilk kez Milattan önce 200’lü yıllarda matematiğin felsefeden koparak ayrı bir disiplin haline gelişiyle gerçekleşmiştir. Bu dönemden sonra günümüze kadar geçen süre içerisinde bilim dalları felsefeden ayrılarak kendi alanlarında egemen olmaya devam etmiş ve ürün vermeyi sürdürmüşlerdir. 19. yüzyıl, bilimlerin felsefeden ayrılma sürecinin tamamlandığı bir dönem olmuştur. Claude Bernard biyolojiyi, Auguste Comte sosyolojiyi ve Wilhelm Wundt psikolojiyi felsefeden bağımsızlaştırmıştır.
Günümüzde psikoloji, insan davranışlarını ve insan davranışlarını daha iyi anlayabilmek ve açıklayabilmek için hayvan davranışlarını inceleyen pozitif bir bilim olarak tanımlanır. Bu tanımdan yola çıkarak diyebiliriz ki, insan ve hayvan her neredeyse ve hangi inceleme alanındaysa, psikoloji oradadır. Bilim 20. yüzyılda büyük gelişmeler kaydetmiş, ürettiği teknoloji sonucu insanlığın yaşamını ve düşüncesini olumlu veya olumsuz bir biçimde, çok yönlü olarak değiştirmiştir. Bütün bu gelişmelerin sonucunda bilim dallarının kendi içinde alt alanlara ayrılma gerekliliği doğmuştur. Psikoloji bilimi de bu süreçten etkilenmiş ve gereksinimler sonucunda her biri başlı başına bir araştırma alanı olan uzay psikolojisi, spor psikolojisi, evrimsel psikoloji, çevre psikolojisi, ekolojik psikoloji, politik psikoloji gibi bir çok araştırma ve uygulama alanı doğmuştur ve doğmaya devam etmektedir. Bu alt dalların ortaya çıkışı, psikolojinin inceleme alanlarındaki uzmanlaşma ihtiyacından kaynaklanmıştır. Her bir dal kendi alanında uzmanlaşarak daha detaylı bulguların ortaya çıkmasını sağlamıştır. Psikoloji biliminin 20. yüzyılda ortaya çıkan alt alanlarından biri de ‘Adli Bilimler’ çatısı altında sınıflandırılan Adli Psikoloji’dir. Adli psikoloji, yasal konulara ve sorunlara psikolojinin ilkelerini uygulamak üzere hukuk ile psikoloji arasında kurulan ilişkiden doğan bir alandır.
Psikolojinin pozitif bir bilim olması, konusu olan davranışları deney, gözlem gibi bilimsel yöntemlerle incelemesine bağlıdır. Çünkü psikoloji, davranışı inceleyen koşulları neden-sonuç ilişkisinde belirlemeye çalışır. İnceleme konusu ‘insan davranışı’ olduğu zaman unutulmaması gereken nokta, davranışın tek bir nedenden çok, birden fazla nedenin bir araya gelmesi sonucu ortaya çıktığı gerçeğidir. Yani söz konusu olan belli bir davranış tek bir nedene bağlı olarak açıklanamaz. Örneğin, suç bir davranıştır ve suç işleyen bir kişinin bu davranışının biyolojik ve fizyolojik etmenler göz önünde bulundurulmaksızın, sadece psikiyatrik ve psikolojik faktörlere bağlı olarak açıklanmaya çalışılması mümkün değildir. Bu durum insan davranışının açıklanmasında disiplinler arası işbirliğini zorunlu kılmaktadır.
Dünyada bilim ve teknolojinin öncüsü olan çoğu ülke, birbirinden farklı bilim dallarının olgulara yaklaşımında disiplinler arası çalışmaların önemini uzun yıllar önce kavramıştır. Bu ülkeler araştırma ve hizmet birimlerini buna göre organize etmekte, bu birimlerde farklı alanlardan uzmanları bir araya getirmektedir. Disiplinler arası işbirliğinin en çok fayda sağladığı alanlardan biri de adli bilimlerdir. Ülkemizde de İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü, Ankara Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü ve Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Enstitüsü çeşitli alanlarda lisans eğitimi görmüş üniversite mezunlarına yüksek lisans ve doktora programları açmaktadır. Şüphe yok ki, önümüzdeki yıllarda Türkiye’de adli bilimler alanının önemi ve disiplinler arası yaklaşımların suçu önleme ve suçluyu yakalama gibi süreçlerdeki etkisi arttıkça, farklı temellere sahip üniversite mezunlarına bu alanda uzmanlık eğitimi veren kurum sayısı artacaktır.
Bütün bu olumlu gelişmeler ve geleceğe dair iyi niyetli beklentilerin yanında, farklı çalışma alanlarını birbirine engel olarak gören ve aynı amaca hizmet etmeye çalışan bu alanlardan bazılarını çeşitli gerekçelerle karalama çalışmaları yapan kişilerin sayısı da, ne yazık ki artmaktadır. Aynı zamanda bu bakış açısıyla ifade edilen görüşler, kitle iletişim araçları yoluyla büyük bir hızla yayılmaya devam etmektedir. Doğal olan ve ilerlemeyi beraberinde getirecek olan, bir kişinin düşüncelerini ifade edebilmesi özgürlüğüne saygı duymaktır. Ancak ifade edilen düşüncelerin belli sınırlar çerçevesinde eleştirisi de yapılabilmelidir.
Aynı amaca hizmet eden bir diğerini, kendisine engel olarak görme durumu aslında bu ülkede yaşayan çoğu insanın yabancısı olmadığı bir durum. Sürekli olarak sınav psikolojisi ile yetişmiş, ‘ya ben ya o’ ikilemine maruz kalmış, bazı unvan ve koltuk sevdalısı büyüklerinin hayatlarını örnek almanın kendisini başarıya götüreceğine inanmış kuşakların ‘takım çalışması’, ‘işbirliği’, ‘disiplinler arası çalışma’ gibi kavramları anlaması oldukça zor olabilmektedir. Bugün bilim ve teknolojideki gelişmişliğine özenerek baktığımız ve aramızdaki farkı bir türlü anlamlandıramadığımız ülkelerde bilim insanları rekabet adına bilimsel makalelerini, buluşlarını ve çalışmalarının atıf alma sayısını karşılaştırırken, ülkemizde bazı kişiler rekabet adı altında ‘hangi alanın uzmanları gereksizdir, hangi alanın uzmanları faydalıdır’, ‘hangi unvanın sahibi, bahsi geçen alanda çalışabilir, hangisi çalışamaz’ tartışmaları yapabilmekte ve aynı kişiler bilimsel gelişmenin önündeki engellerden yakınabilmektedir.
Psikoloji ilkeleri ve psikologlar olmaksızın suçun önlenmesi, suçlunun yakalanması ve suç tespitinin yapılması, cezai sorumluluğun belirlenmesi, tanıklığın değerlendirilmesi, velayet hakkının verilmesi, suçluların terapilerinin yapılması ve ıslahının sağlanması mümkün değildir. Yine iyi niyetli bir biçimde umuyorum ki yakın zamanda, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de başta adli bilimler alanında ve diğer birçok bilim dalında, araştırma ve uygulama alanında hizmet veren her disiplinden bilim insanı bu gerçeği kavrayacak ve görüşlerini bu yönde gözden geçirerek veya değiştirerek bilimsel gelişmenin önündeki engellerden birinin daha kalkmasına ve ülkemizin bilim ve teknolojideki gelişimine yardımcı olacaktır.