Öncelikle teori hakkında bilgisi olmayanları ya da kulaktan dolma bilgisi olanları bilgilendirmek için kısa ve özlü bir açıklamaya başvuracağım. Teori temel olarak Amerikalı suç psikoloğu Philip Zimbardo’nun 1969 yılında yaptığı çalışmasına dayanmaktadır. Zimbardo deneyinde fakirlerin yoğunlukta bulunduğu bir kentle zenginlerin yaşadığı kente birer otomobil bırakmıştır.Bıraktığı araçların kaputları aralıklıydı ve plakaları yoktu.Kısa bir süre sonra yoksulların sokağındaki araç hurda halini alırken diğer araçta değişiklik yoktu.Zimbardo daha sonra sağlam aracın camını parçaladı ve hemen sonra çevredeki insanlar zengin elitler dahil olmak üzere bu “senfoniye” eşlik ettiler.Kısaca Zimbardo kuramında şunu dile getirmiştir.İlk vakanın oluşmasına izin vermemek gerek ,yoksa olayların kötüleşmesini engelleyemeyiz.
Bu kısa ön bilgiden sonra kuram üzerine kafa yorabiliriz.Suç ve suçlu konusunda başvurduğumuz onlarca metod bulunmaktadır ve bütün metodların başında tolerans düzeyi yani suçlara karşı verilen refleksin boyutu başka bir söylemle güvenlik ile özgürlük arasındaki ince çizgi akla gelir.Güvenlik hizmeti veren kamu görevlilerinin bu konuda oluşturduğu pozisyon oldukça mühimdir.Tekrar teoriyi sorgularsak, işlenen suçların küçük ya da büyük olmasına bakmadan sorunların üzerine aynı kararlılıkla mı gitmeliyiz yoksa suçları boyutlarına göre sistematik olarak iyice tasnif edip daha sonra tolere edilebilir suçların üzerinden teğet geçmeli ve vaktimizi daha büyük balıklara mı ayırmalıyız?
İşte güvenlik teşkilatlarının enerjisini doğru istihdam etmesi bu soruya verecekleri cevapta saklıdır.
Teorinin uygulamasının pek fazla görülmediği ülkemizde ise durum çok çeşitlilik göstermekle beraber ulusal çapta olmasa bile yerel düzeyde kanun uygulayıcılarının kendi mıntıkalarında “sıfır tolerans” prensibiyle hizmet sundukları görülmektedir.
Toplumsal sorunlara bir bakış açısı getirmek gerekir ise polis teşkilatlarının temel düsturu şu olmalıdır. Suçlu-polis ikilisine hasta-doktor ikilisinin diyaloğuyla bakmaları gerekmektedir.Teori olmasa bile yol göstermesi açısından dile getirmek istiyorum ki;
Nasıl bir doktor bir hastaya her uzvuyla yardımcı olmak ister tanı teşhis tedavi yöntemlerini uygular ama aynı zamanda ne kadar çabalarsa çabalasın bazı konularda çaresiz kalır ya da kalıcı çözüm yolu bulmakta zorlanır ve bütün hastalara yetişemeyeceğini bilir benzer şekilde bir polis de toplumdaki mikroplarla uğraşacağının farkında olmalı ve tüm suçları etkisiz hale getiremeyeceğinin bilinciyle görev yapmalıdır.
İlk bakışta son yazdıklarım konunun destekçisi olmadığım ve hatta teoriye karşı olduğum düşüncesini uyandırmış olabilir. Mamafih, suç psikolojisinin temsilcilerinin oluşturduğu bu kuramın da genel itibarıyla ölümü gösterip vebaya razı ettirmek temasıyla tasarlandığını düşünmekteyim ki zaten hiçbir teorisyende teori(si)nin yüzde yüz uygulanacağını iddia etmez.
Hayata geçirilen pratik olarak uygulamaya konulan her kavram sapmaya uğrar ki bu aslında olması gerekendir.Güvenlik konusunda söylenecek her söz her coğrafyaya uygun olmayabilir.Bu teorinin de Amerikan topraklarında çıktığını düşünürsek,yani liberal demokrasi anlayışıyla yönetilen bir toplumda,otoriter ve militer refleksle tepki veren bir güvenlik teşkilatı ilk görüşte ürkütücü algılanabilir.Fakat kuralların sınıflandırılmasının sistemli bir şekilde yürütüldüğü böyle toplumlarda adalet güçlü değil haklı olanın yanındadır ve ürkütücülük ortadan kalkmaktadır.Fotoğrafı daha dikkatli okuyacak olursak tetikleyici rol üstlenen bireyin etiketlenmesinin ve etkisiz hale getirilmesinin son derece mühim olduğuna ulaşırız.Kıvılcımın çıktığı yer doğru tespit edilirse,başka bir deyişle yılanın başı küçükken ezilirse büyük suçların önüne geçebiliriz ve adaletin devamlılığını , güvenilirliğini sağlayabiliriz.
Adalet mekanizmasının layıkıyla çalışabilmesi içinse gerek ve yeter koşul güvenlik hizmeti sunan bireylerle hukukçular arasında çift yönlü gerçekleşen sıkı diyalog ve yapıcı işbirliğidir. İşin özünde yatan temel konu ise, vatandaşların aldığı hizmete karşı duyduğu memnuniyet ya da memnuniyetsizliktir.Yani en ufak kural ihlallerinin bile cezalandırılacağı hissiyle yaşanan bir hayat pek de özgür olmasa gerek diye düşünebilirdik eğer demokrasi geleneği tüm kurumlarıyla yerleşmiş ve olgunlaşmış bir ülkede hayat sürüyor olsaydık.Elbette ki bunun tam tersini de düşünebiliriz.
Sonuç olarak bahsedilen ince çizgide (güvenlik ile özgürlük arasındaki sicim) düşmeden, dengede yürüyebilmek biraz zor gibi gözüküyor. Sözün bittiği yere geldiğimizde; suç ve suçlu ile alakalı ortaya atılan her fikir dikkate alınmaya değerdir ve uygulamaya geçirilmeden önce üzerinde derinlemesine kafa yormayı gerektirmektedir.
* Kriminoloji Topluluğu Üyesi