|
| Komiser Yardımcılığındaki Sürecin İdealist Akademiliye Etkileri |
|
| Yazar:
İsmet KAPLAN |
07.04.2006
|
 |
Giriş İnsanlar, doğum ve ölüm arasında , “ömür” isimli zaman süresinde birçok faaliyette bulunurlar. Bu zaman zarfında , çeşitli düşünceler , görüşler , disiplinler , istekler , mecbûriyetler ve daha birçok unsûr , “hayâta yön verme” , “yaşam kanaviçesini örme” hususlarında insanı harekete geçirir.Bütün bu hareketlenmeler , belli bir “amaç” etrâfında döner.
Okula başlamadan , “başarılı bir öğrenci olmayı düşünmek” , başladıktan sonra “arkadaş grubu arasında lider insan olmak” , lisede iken “üniversitede iyi bir bölüm kazanmak” , meslek sâhibi olunca “mutlu bir evlilik yapmak” , otuzlarına doğru “kariyer sâhibi bir kişi olmak” , kırklara doğru “rahat bir emeklilik hayatı geçirmek” , “torun sâhibi olmak” gibi “amaç” lar , günümüz insanları arasında revâç bulmaktadır.
Bu çalışmanın amacı , ortalama 60 senelik ömrün “17 ilâ 26” yaşları arasında cereyân eden ve “Polis Akademisi öğrenciliği ile Komiserlik rütbesi arasındaki” süreci yaşamış ve bu sürecin başı ile sonu arasında değerlendirmelerde bulunmuş polislerden yola çıkarak , öğrencilik ve memurluğun başlangıcı evreleri çerçevesinde , yeni bir açılım yakalayabilmektir.
İdealist Akademi öğrencilerine bir fikir vermek, yeni rütbelerle yollarına devâm eden Emniyet mensûplarına bir “muhâsebe malzemesi” sunmak ve konunun ilgilendirdiği herkesi , birinci elden ve “içeriden” izlenimlerle ve değerlendirmelerle aydınlatmak da bu çalışmanın zımnî gâyeleri arasındadır.
Konu , polislerle sınırlı gibi addedilip “spesifik” gibi görünse de , her meslek ve hattâ her birey için alınabilecek “mesajlar” taşımakta ve son tahlilde insanlara dâir değerlendirmeler içerdiğinden ,fonksiyonel “öz” ler ihtivâ etmektedir.Sosyal bir alanı ilgilendirdiğinden , sosyal bilimlerin metotları kullanılarak , genişçe bir sosyal kitleye seslenmesi de örtülü amaçlarımızdandır.Kapsamı da yine bu meyandadır.
1-Çalışmada Kullanılan Nitel Yöntemler
Sosyal bir alanda gerçekleşmiş bir araştırma olan bu çalışmada , sosyal bilimlerde kullanılan yöntemlerden faydalanılmıştır. “Gözlem” ve “anket” in esas olarak kullanıldığı bu araştırmada , “görüşme” ve “odak grup görüşmesi” ne âit motifler de bulunmaktadır.
Öncelikle birkaç hususu belirtmekte yarar vardır.Çalışmada “Akademili” sıfatı ile belirtilen kişiler , 2001 yılından bu yana “Güvenlik Bilimleri Fakültesi” adıyla eğitim-öğretim vermekte olan , öncesinde sâdece “Polis Akademisi” adıyla faaliyet gösteren okul öğrencileridir ki , “komiser yardımcısı adayları” olarak da tanımlanabilir.Çalışmada görüşlerinden faydalandığımız emniyet mensûpları ise , yine söz konusu okuldan mezun devlet memuru polis şefleridir.Diğer bir ifâde ile “polis memurluğundan komiser yardımcılığına geçmiş mensuplar” değildirler.
İkinci olarak ; “ideal” kelimesinden kastımız , bu Akademi öğrenciliği yıllarında , öğrencilerin büyük çoğunluğunun , mesleğe ve gelecek yaşamlarına dâir kurguladıkları “amaçlar bütünü”dür.Dolayısıyla “idealist” derken de ; ileriye dönük planları olan , oturup bu planlar üzerinde öğrencilik yıllarında efor ve emek sarf etmiş , ve gerçekleştirmek hususunda ciddî gayreti olan öğrencileri kast ediyoruz.
Farklı bir deyişle , yeknesak bir polis âmirliğini yeterli gören , öğrencilik yıllarını “gün doldurma” anlayışıyla tüketmiş , çizgisini , esen rüzgârın belirlediği öğrenciler , çalışmamız hâricindedir.İdeal kelimesini biraz daha açarsak ; gerçekleştirilme olasılığı bulunan , engellerin ideal sâhibini vazgeçiremediği, “olsa da olur olmasa da ” değil “olmazsa olmaz” anlayışının ürünü olan ; yâni “hayal ürünü” olmayan amaçları belirtmek istiyoruz.Bu yönüyle , ütopya , hayal , günübirlik plan ve yaşayışlar , kendiliğinden “idealler dâiresi” nin dışında kalmış ve çalışmamız itibariyle devre dışı bırakılmış oluyor.Bu anahtar kelimelerin izahından sonra “Sosyal Bilimlerde Kullanılan Araştırma Yöntemleri” nden hangilerinin bu çalışmada kullanıldığını gösterelim.
a-Gözlem yöntemi
Bu çalışmanın fikrî altyapısını oluşturan öğelerden birisi , hazırlayanın bu konudaki yazı-çizi geçmişi , konuya esas teşkil eden “ideal” kelimesi ile olan irtibâtı ve de gözlem mâcerâsıdır ki, bu çalışmayı “geçerli not almak” düşüncesiyle kaleme alınmış bir ödevin ötesine taşımaktadır.Belirtmeli ki , bu son satır bu çalışmaya bir farklılık mülahazası ve üstünlük atfetmeden fersah fersah uzaktır.Burada anlatılmak istenen husus ; araştırmacının bu sosyal araştırmadaki rolü ve yükümlülüğü hakkında bir fikir vermektir.Zirâ , çalışmayı okudukça yapılan değerlendirmelerin subjektif olarak algılanmaması için araştırmacıya biçilen rol şimdiden anlaşılmalıdır.
Araştırmacı , uzaktan ve ikinci elden bilgi toplayan bir kişiden çok , araştırma konusuyla ilgili alanda zaman harcayan , alanı yakından tanıyan , alanda olup biten olayları yaşayan ve araştırmaya dâhil olan bireylerle yakın bir iletişim kuran kişidir.Araştırmacının kendi gözlemleri ve yorumları , araştırma sonucunu belirleyen önemli bir etken olarak ortaya çıkabilir.
Daha açık bir ifâde ile ; bu çalışmada kullanılan “gözlem” yöntemi , Akademi öğrenciliğinin ilk senesiyle başlayan bir 7 seneyi kapsamaktadır.Zîra , çalışmada bahsedilen “ideal” sorusuna cevap olarak kolej yıllarından bu yana , “sınıf komiseri olmak” ve bir adım ileride “Akademide öğretim üyesi olmak” gibi hedefleri veren ve bu ideale endeksli olarak Kolej , Akademi ve Komiser yardımcılığı yıllarında bu kurumlara âit süreli yayınlarda (Aktif Kolej ; Polis Koleji Dergisi , Akademik Bakış ; Polis Akademisi Dergisi , Selçuklu Emniyet Müdürlüğü Dergisi / Konya) yazılar yazan ve yine bu id%alin zemini olarak Güvenlik Bilimleri Enstitüsünde “yüksek lisans” yapan bir öğrenci olarak şu denilebilirki ;bu yedi senedeki “izlenim”ler , “diyalog”lar , meslekteki her kare ,öğrencilikteki her hâtıra böyle bir çalışmanın sacayağı olan “gözlem” yöntemi lehine kullanılmıştır.
Sosyal Bilimlerdeki araştırma yöntemlerinde başat rol oynayan “gözlem” , merak duygusuyla hayata geçirilebilir.Dolayısıyla beş duyusundan birisini ve hattâ birkaçını “gözlem” e tahsîs etmiş bir araştırmacı için “gözlem” , vazgeçilmez bir usûldur.Ayrıca çalışmaya verim katması ve çalışmayı neticeye götürmesi bakımından elzemdir.Dolayısıyla kolej yıllarında bilinçsiz ve fakat Akademi yıllarından bu yana bilinçli adımlarla gözlem yapmak , “meselenin rûhu” açısından sürükleyici bir çıkış noktasıdır.
Çalışmada müracaat edilen meslektaşlar da , yine , mesleğin hemen her biriminde görev yapmış ve farklı illerde farklı kadrolar ile çalışmış kişilerdir.Ayrıca söz konusu yedi sene boyunca elde edilen birikimlerin sonucu olarak denilebilir ki ; “temsil etme” gücünü bünyesinde barındıran ve öğrencilik yıllarında belli idealler üzerine kafa yormuş insanlardır.
Temsil etme özelliği , “örneklem”i ; yâni , bu çalışmanın konusunu oluşturan polisiye kitleyi yansıtması bakımından mühimdir.
Bütün evreni çalışmak yerine , evreni temsil etme gücüne sahip sınırlı sayıda birey, olay veya olguyu araştırma kapsamına dahil etmek pratik bir çözümdür.
Bu özellik , çalışmanın satır aralarında , okuyanlarca da hissedilebilir. “İdeal” kelimesine lügatinde yer vermeyen meslektaşlarımızın bu çalışmanın dışında olduğunu yukarıda belirtmiştik.Burada tekrarlamamızın sebebi , “genelleme” , “tümevarım” gibi konularda , “evren” , yâni , genelleme yapılacak “bütün” hakkında , yeterli “değişken” in , yâni o bütüne âit ferdlerin temsil edebilme konusunda “kâfî bir kesit” olup olmadığı konusuna açıklık getirmektir.
b-Anket Yöntemi
Sistematik gözlem ile ulaşılamayacak veriler “soru cevap süreci” ile toplanabilir.
b-1:Sorular Hakkında
Çalışmaya esâs teşkil eden yöntemlerden birisi de bahsettiğimiz kişilerin internet vâsıtasıyla yazılı görüşlerini almak için hazırlanmış bir ankete verilen cevâplardır.Öğrencilik ile meslek yıllarını kapsayan ve işin püf noktalarını hedef alan bu ankette , meslektaşlarımıza aşağıdaki sorular yöneltilmiştir.
Soru 1- Şu ana kadar hangi illerde ve hangi birimlerde çalıştınız?
Soru 2-Akademi dördüncü sınıfta iken mesleğe dâir idealleriniz nelerdi?
Soru 3-Şu an itibâriyle ideallerinizin neresindesiniz?
Soru 4-Komiser yardımcılığındaki süre ideallerinizi nasıl etkiledi ; sebepleri ile anlatabilir misiniz?
Soru 5-Geçen yıllardan çıkardığınız sonuçlar nelerdir?
Soru 6- Akademi dörtlere neler tavsiye edersiniz?
Soru 7-Yolunuza devâm ederken neleri planlayarak ilerliyorsunuz?
Çalışmanın “kapsam” ı göz önüne alındığında “açık uçlu” ; yâni yorum beklenen sorulara yer verilen ankette , soru fazlalığından kaçınılmış ve maksimum oranda hedefe kilitlenmiş sorulara yer verilmiştir.
Açık uçlu sorular , bir takım avantajlar sağlamaktadır.Bunlardan ilki ; bu tür sorulara verilen cevapların araştırmacının düşünceleri ile sınırlı olmamasıdır.Diğer bir ifâde ile araştırmacı için, “beklenmeyeni öğrenme” fırsatı söz konusudur. Yorum niteliğindedirler.
Anketimiz , yazılı bir mülâkat şeklinde de değerlendirilebilir.Sorulara verilen cevaplar , güncel yaşamda da meslektaşlarımızın sıkça sohbet konusu olan meselelerdir.Bu nedenle “malûmu ilâm etmek” gibi görünse de asıl maksadımız, “mâlum” u , yâni sorunları ilâm etmek değil , îdâm etmektir.Yani çözüm üretebilmektir.
Sorularda temel espri , “çalışma” mız ile hedeflenen neticeye varmada karanlık bir nokta bırakmamaktır. Bu amaçla , anketi cevaplayanlara , Akademi yıllarında şekillenen ideallerin somut hâle geldiği dördüncü sınıfta “kafalarında bulundurdukları amaçlar” sorulmuş , çalışılan birim ve kadroların ve geçen yılların bu ideallere olan “etkileri” nden bahsedilmesi istenmiş ve yine beklenen cevaplarda edinilen “tecrübeler” , elde edilen “birikimler” , tavsiyeler ve yeni planların öğrenilmesi ön'örülmüştür.Alınan yoldan bahsedildikten sonra , yeni bir yol haritası için kollar sıvanmıştır.
Sorular , çoğunlukla doğrudan cevaplayıcıların e-mail adreslerine yollanmış , bir kısmı da Emniyet mensuplarının üyeliği ile oluşmuş akademilenyum@yahoogroups.com adresine yollanarak ilgili üyelerin katılımlarıyla cevaplanmıştır.
b-2:Cevaplayanlar Hakkında
Belirtmek gerekir ki , çalışmamızın sağlığını test edebime sadedinde iki unsur , “sağlama yapma” bakımından önemlidir:
1-Çalışmada aydınlatılması gereken konuya âit muhâtapların “homojen” bir yapı olması…Nitekim , “evren” adı ile sosyal bilimlerde ifâde edilen kitle , konumuz itibâriyle aynı okulu okumuş , benzer yerlerde nüans-misâl farklarla çalışmış , aynı mesleği icrâ eden , benzer idealler sâhibi , benzer engellerle karşılaşmış polislerden oluşmaktadır.Ankete Başkomiser , komiser ve çoğunluğu komiser yardımcısı olan yirmi kişi katılmıştır.Bu unsurlar , çalışmadaki “geçerlilik ve güvenilirlik” konularında inceleyenlere bir güvence oluşturmaktadır.
2-Çalışmayı hazırlayanın örneklemdeki üyeler ile olan iletişimi , konuya olan yakın ilgisi ve konunun bizzat içinde olması…Nitekim, örneklemdeki üyelerin özelliklerini hâiz bir öğrenci olarak , konuya “içeriden” bakabilme imkânının olması…Ayrıca , mesleği olan polisliği şu an aktif olarak icrâ etmediğinden ve daha çok sivil düşünmeye endeksli bir anlayışla konuya dışarıdan da bakabilme olanağı bulunduğundan objektifliğe müsait bir platformda çalışabilmesi…
Çalışmamızda kullanılan anketi dolduran cevaplayıcıların görev yaptıkları iller ve de birimler şu şekildedir.
*İller :
1-Ankara 2-İstanbul 3-İzmir 4-Erzurum 5-Mersin 6-Konya 7-Çorum-Sungurlu 8-Düzce 9-Hatay 10-Ordu-Fatsa 11-Denizli 12-Bursa 13-Amasya 14-Erzincan 15-Afyon 16-Gâziantep 17-Ayrıca doktora yapmak için A.B.D.
Birimler
Ankete katılanların yakın zamanda çalıştıkları birimler ise şöyledir:
-Polis Akademisi Başkanlığı -Polis Koleji Müdürlüğü -Polis Meslek Yüksek Okulu -Emniyet Genel Müdürlüğü -Asayiş Şube Müdürlüğü -Kaçakçılık Ve Organize Suçlar Şube Müdürlüğü -Özel Kalem -Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü -Karakol , Polis Merkezleri -Çocuk Şube Müdürlüğü -Güvenlik Şube Müdürlüğü -Önleyici Hizmetler Şube Müdürlüğü -İstihbarat Şube Müdürlüğü -Trafik Tescil Şube Müdürlüğü -Foto Film Şube Müdürlüğü -Koruma Şube Müdürlüğü -Terörle Mücâdele Şube Müdürlüğü -Basın Protokol Şube Müdürlüğü -Turizm Şube Müdürlüğü -Bilgi İşlem Şube Müdürlüğü -İlçe Emniyet Amirliği
Gerek çalışılan kadrolar , gerekse çalışılan birimler , çalışmanın geniş bir yelpâzede cereyân ettiğini göstermesi bakımından önem arz etmektedir.Burada sıraladığımız nicelik ve nitelikler sağlıklı bir tümevarım yapmamıza yardımcı olacaktır.
Yukarıdaki yöntemlere ek olarak , “gözlem”in yayıldığı yedi sene içersindeki meslektaş sohbetleri (âmir ve de memurlarla) , meslekî tartışmalar da sosyal bilimlerde kullanılan “görüşme” yöntemine karşılık gelebilir.Zirâ , görüşme ile elde edilebilecek verileri sağlaması bakımından bu diyalogların katkısı göz ardı edilemez.Nitekim sohbet tarzı görüşmenin sosyal bilimlerde işgâl ettiği yer bunun ispatıdır:
Sohbet tarzı görüşme : Bu yaklaşım , genellikle araştırmacının gözlem amacıyla doğrudan ortama katıldığı alan araştırmalarında kullanılır.Sorular, etkileşimin doğal akışı içinde sorulur ve görüşülen birey kendisiyle görüşme yapıldığını bile fark etmeyebilir.Önceden belirlenmiş sorular yoktur, görüşmenin hangi yöne gideceği kesin hatlarıyla kestirilemez.Sorular , konuşmanın anlık akışı içersinde kendiliğinden gelişir.
Ayrıca belirtilmesi gereken bir husus da , çalışmada zımnî bir “odak grup görüşmesi” gerçekleştirildiğidir.Zira bu görüşme yönteminin amacı , ferden ferdâ değişen görüşlerin grup atmosferinde bulunan hava ile farklı cevapları netice vermesidir.
Odak grup görüşmesi hakkında , literatür , şu açıklamalarda bulunmaktadır.
Grup görüşmelerinde sorulara verilen yanıtlar, gruptaki bireylerin birbiriyle etkileşimleri sonucu oluşur.Gruptan bir bireyin sorulan soruya verdiği bir yanıtın diğer bireyler tarafından duyulması , onlara kendi düşüncelerini verilen bu yanıt çerçevesinde oluşturma fırsatını verecektir.
Kullanılan anketin önce şahsî e-mail adreslerine gönderilmesi , “anket” yöntemi olduğu gibi , ikinci aşamada gruba gönderilmesi ve cevaplayıcıların diğer cevaplardan haberdâr olarak yanıtlamaları “odak grup görüşmesi” nin rûhu ile benzeşiktir.Çalışmamızda bu çeşit cevaplayıcılardan da istifâde edilmiştir.
2-Akademi Yıllarındaki İdealler
Polis Akademisi’nde verilen eğitim , şu şekilde özetlenebilir.
Dört yıllık programıyla yıl içinde verilen meslekî , uygulamalı ve hukuk derslerinin yanısıra , yaz aylarında yapılan uygulamalı kamp eğitimi ve uygulamalı ve meslek eğitimi (spor) de yer almaktadır.Yine yıl içinde verilen derslerde , meslekî derslerden hukuk derslerine , insan haklarından istatistiğe , uluslararası ilişkilere kadar yönetici âmir niteliklerinin gerektirdiği tüm bilgileri içeren eğitim programıyla genel kültür ve yönetim nitelikleri kazandırmaktadır.
Bahsi geçtiği gibi , bu çalışma Akademideki öğrencilik yıllarında zihinlerde tasarlanmış ideallerden yola çıkmaktadır.Bu gâye ile anketin ilgili sorusuna yanıt olarak aşağıdaki ideallerin söz konusu olduğunu görüyoruz:
-Mesleğini en iyi şekilde yapmak. -Adâletli olmak. -Teşkilâtta yanlış giden uygulamalara “dur!” diyecek açılımlarda bulunmak. -İleri seviyede İngilizce bilmek. -Akademik kariyer yapmak (yüksek lisans , doktora). -Yurtdışına çıkmak ; akademik kariyer veyâ görev (misyon koruma gibi) maksadıyla. -Aldığı maaşı hak etmek. -Öğretim görevlisi veyâ teşkilât bünyesinde eğitimci olmak. -Polisi halka sevdirmek. -Meslektaşlarına örnek olmak.
Yukarıdaki amaçlar , Akademi yıllarında gerek öğretim üyelerince verilen tavsiyeler , gerek meslekî büyüklerin birikimlerini aktarmaları , gerek alınan eğitim ve öğretimin doğal birer sonucu olmaları , gerek günümüz şartlarında yararlı ve de prim yapan konular olmaları , gerekse de millet ve devlet menfaatleri ile paralel olmaları bakımından Akademinin idealist öğrencileri tarafından eylem planlarına alınan faaliyetlerdir.Bunlardan bir kısmı kişinin kendisini vicdânî açıdan rahat hissetmesi, bir kısmı bu rahatlığı etrâfındakilere ve de topluma taşıması , bir kısmı da meslekî standartları yükseltmesi bakımından değerli ve önemli hedefler olarak kabul görmektedir.
Akademi’de görev yapan bâzı öğretim üyelerinin , ideale sevk edici yazılarından alınan aşağıdaki paragraflar , Akademi öğrencilerinin idealist söylemlerinin çıkış noktaları hakkında fikir verebilecek kapsamdadır:
Çağdaş güvenlik hizmeti sunan bir güvenlik teşkilâtının mensupları , kendi yerini ve yapmış olduğu görevi sadece kendi meslek perspektifinden değil , daha geniş boyutlarda görebilmelidir.Olayları ele alırken kendi alt kültürünün değer yargıları ile değil, global açıdan bakabilmelidir.Bu da ancak çok iyi seçilmiş ve eğitilmiş , kendi ülkesinde ve dünyâda olup bitenlerden haberdâr ve dünyanın nereye gittiğinin farkında olan personel ile mümkündür.Kendi mesleğinin alt-kültürünün ve değer yargılarının dar kalıpları içinde boğulmuş bireylerden oluşan bir güvenlik teşkilâtı ile çağdaş güvenlik hizmeti sunulamaz.
Post-modern toplumda polis , politika ve uygulamalarında yasaca uygun ve meşrû çizgileri gözetmesinin yanında , halkın tepkisini sonuç verecek yaklaşımlardan da kaçınır.Bu “polis-halk ilişkileri” nin iyi olmasını ve polisin halka karşı kendisini sorumlu hissetmesini de gerektirir.Polis-halk ilişkilerin iyi olması ,sadece polisin başarılı ve etkin sonuçlar almasını sağlamaz , aynı zamanda yaptığı işte , sunduğu hizmette veyâ gördüğü işlerde meşru demokratik ve insan haklarına saygılı olmasını da sonuç verir.
Polisin yeterliliği ve devletin saydamlığı örgütlü suçlarla mücadelede mutlak gerekli ancak yeterli olamamaktadır.Bununla birlikte vatandaşların bilinçlendirilmesi de zorunludur.Bu konudaki en önemli görevler ise , alın terinin para ettiğini göstermek durumunda olan devlete ve dürüst , ahlaklı ve görevini yapmanın onurlu bir davranış olduğunun içten bir şekilde kabul edilerek vatandaşlarımıza yansıtılması açısından medyaya düşmektedir.
Konuyu biraz daha derinden incelersek , Akademideki ders müfredâtı , disiplin boyutlu uygulamalar , sosyal faaliyetler , öğrencilere yukarıdaki idealleri aşılamaktadır.Aktif polisliği ,nâm-ı diğer “kadro” yu görmeyen öğrenciler , bu görmemenin yanı başında sürekli eğitimci polisleri gördüklerinden , idealleri bu noktada kayıtlı kalmaktadır.Bu , söz konusu idealin bir eksiklik olduğu demek değildir ; ideallerin analiz edilmesi bâbında böyle bir ifâdeye başvurulmuştur.
Öte yandan , ileri seviyede İngilizce bilmek, hemen her meslek dalında demirbaş ideal olagelmiştir.Yine , bulunulan yaş evresinin heyecanları ile meslekteki olumsuz gidişât ile ilgili düzeltme eksenli idealler , âdil olmak , örnek olmak , halkla iyi iletişim kurmak , görevini en iyi şekilde îfâ etmek gibi amaçlar da Akademi öğrencileri arasındaki idealist zümrenin hayallerini süslemektedir.
Neredeyse hiçbir ideal , “okumak” tan bağımsız düşünülemez.İşte bu noktada idealist akademililerin diğer bir çıkış noktası da anlaşılabilir.Gözlemlenen odur ki; kitap okumak için bir hayli vakte sâhip olan idealist öğrenciler için “meslek” , bir tatbikât alanıdır.
“Artık tenkit değil , tenkil zamanı.”
Mezuniyetle ,yeni bir hayata atılan idealist Akademilileri, çok sınırlı bir sorumluluktan sonra , ummadıkları kadar görev beklemekteydi.Bunları şöyle sıralayabiliriz:
1-Olaylara müdahale etmek ve yardım çağrılarına cevap vermek 2- Uzlaştırıcılık 3-Önleyicilik 4-Halk Eğitimi 5-İşlenen suçların faillerini belirlemek 6-Hukukun işlemesini sağlamak
Polis , en genel anlamda sosyal düzenin sağlanması ile görevlidir.
Bununla beraber , bu görevlerin îfâsında kullanılmak üzere fazlaca yetki de , yeni mezunların apoletlerine yüklenmektedir:
Polis , Cezâ Adâlet sistemi içersinde görevini eksiksiz yerine getirmek için aşağıdaki yetkilerle donatılmıştır.
1-Parmak izi ve fotoğraf alma Yetkisi 2-Açılması İzne bağlı Olan İşyerleri Konusunda Polisin Tahkikat Yetkisi 3-Kapatma Yetkisi 4-Zapt Etme (el Koyma) Yetkisi 5-Arama Yetkisi 6-Yakalama Yetkisi 7-Dâvet Etme ve İfâde Alma Yetkisi 8-Men Yetkisi 9-Zor Kullanma Yetkisi 10-Kimlik Sorma ve Tespit Etme Yetkisi 11-Bilgi Toplama ve İstihbarat Yetkisi 12-Polisin Bazı Yerlere Girme Yetkisi
Ve icrâsına memur oldukları meslek , bir hayli özellik taşımaktaydı: Polislik mesleğinin özellikleri : a-polislik uygarlık mesleğidir b-polislik emniyet ve güvenlik mesleğidir c-polislik profesyonel bir meslektir d-polislik otorite ve güç kullanma mesleğidir e-polislik kariyer ve hiyerarşi mesleğidir f-polislik disiplin mesleğidir g-polislik suç ve suçlularla mücadele mesleğidir h-polislik fedakarlık mesleğidir i-polislik itham ve iddia mesleğidir j-polislik muhafazakarlık mesleğidir k-polislik tekel mesleğidir l-polislik sorumluluk uyarı ve yol göstericilik mesleğidir m-polislik gizlilik ve sır saklama mesleğidir n-polislik temsil mesleğidir o-polislik üniformalı ve silahlı meslektir p-polislik etik meslektir 3-Komiser Yardımcılığındaki Süreç
A-Komiser Yardımcılığına Geçiş
Kolej ve Akademi hayatı ile geçen sekiz seneden sonra yukarıdaki idealleri gerçekleştirmek isteği , komiser yardımcısı adaylarını sabırsızlaştırmakta ve atandıkları ilk kadroda ve de başladıkları ilk birimde bunları icrâya kalkışmaktadırlar.İşte bu noktada öğrencilik ve meslek arasındaki farklılıkların karşılaştırılması konusundaki eksiklik , idealist Akademililerde ters tepki yapmaktadır.Zîra, ankette mevzuun burası ile ilgili soruya verilen cevaplar , özet olarak şu şekildedir:
-İlk seneler ideallerim açısından olumsuz geçti. -İdeallerimi gerçekleştirmek için yeterli zaman bulamadım -Âmirlerimin yeterli anlayışı göstermemeleri ve memurların güven verici bir şekilde çalışmamaları negatif etkiledi. -Meslekî ortamın , ideallerimi gerçekleştirecek bir zemîn olmadığı kanaatine vardım. -Mesâi saatlerinin fazlalığı, iş yoğunluğu ve de stresi ideallerime giden yolda barikat kurmuşlardı.
Görüldüğü gibi , komiser yardımcığındaki süre , bir “şikâyet fazlalığı” ve çeşitliliğinden öte pek bir birikim getirmemiş yeni komiser yardımcılarına…Anketi cevaplayanlar arasında bir-iki müstesnâ var tabii ki.Komiser Yardımcısı Soysal AKTÜRK’ün
Komiser yardımcılığındaki süre ideallerinizi nasıl etkiledi ; sebebleri ile anlatabilir misiniz? sorusuna verdiği cevap önemli mesajlar taşımaktadır:
“Hiçbir şey etkilemedi. Zaten , insanın ideal olarak kabul ettiği şeyleri herhangi bir şey veya süreç etkiliyorsa ona ideal değil hayal denir.
Bu anlayıştan yola çıkarak denilebilir ki , komiser yardımcılığındaki süreçte idealleri konusunda bir “sekteye uğrama” , bir “son verme” , bir “geri adım atma” dan bahsedenler ; konuya yüzeyden bakmışlar ve de ayakları yere basmayan amaçlara , kendi zihinlerinde “ideal” adını vermişlerdir.Buradan , idealist insanın planlamada zaman ve mekân unsurlarını göz ardı etmemesi gerçeği de açığa çıkmaktadır.
B-Akademi Ve Meslek Arasındaki Farklar
İdealist Akademililerin yaşadığı çelişkinin , “öğrencilikteki ortam” ile “meslekteki ortam” arasındaki farkları görememekten ve bu farkların gereği olan şartları gözetememekten kaynaklandığı söylenebilir. Aynı soruyu komiser yardımcısı Zafer KOCADAĞ şu şekilde cevaplamıştır:
“Akademide öğrenci iken ideallerimize yönelik çalışma yapma ortamı vardı ve örneğin ideallerime ulaşmada faydalı olacağını düşündüğümüz şeyleri yapabiliyorduk. Meslek , mantığını izah edemediğim şekilde bunlardan uzaklaştırdı... Şimdi , ideallerime yönelik olarak neredeyse hiçbir şey yapamıyorum..Ayrıca, mesleğe çıkmadan planlanan şeylerin gerçekle uyuşmazlığı da söz konusu... Ama mesleğe çıkmadan bunu da fark edemiyorsunuz..”
Konuya âit iki ortamı da biraz tanıdıktan sonra , Akademideki ortamı müsâit kılan en önemli unsurları sıralarsak ;
-çevrenizde sizi anlayan ve müştereklerinizin çok olduğu arkadaşlar, -üstlerinizle daha hızlı iletişim kurabilme ve onlar tarafından dinlenilme olanağı, -zaman bolluğu, -stres ve iş gücü azlığı olarak sayılabilir. Bunların yanında , yeme-içme gibi günlük ihtiyaçların karşılanması konusunda öğrencilerin sadece biraz “sıra bekleme” dışında bir harekette bulunmamaları , meslekteki sağlıksız ve düzensiz beslenme ile mukâyese edildiğinde , ortaya büyük bir nitelik farkı çıkacaktır.Benzer durum , uyku düzeni için de geçerlidir.Komiser yardımcısı İbrahim TEKSÖZ’ ün Akademi dördüncü sınıflara olan tavsiyesi şu şekildedir:
“Az ve düzensiz uyuyup dinç olmayı öğrensinler. Biraz da koşup kondüsyon kazansınlar.”
Şimdi de ; öğrencilik ve meslek arasındaki farklar ile ilgili bir analiz yapmaya girişirsek şunları dememiz gerekecektir:
Atanılan yerde , yeteri kadar belki de hiç devre arkadaşı ve hattâ rütbeli de olmamaktadır. Arkadaş ve rütbelinin çok sayıda bulunduğu bir mekândan tam aksi bir mekâna gelerek çalışmak , idealler konusunda komiser yardımcılarını zor durumda bırakabilmektedir. Güvenlik hizmeti sunulan halkı memnun etmede yaşanan ikilemin , “iki ucu sivri bir değnek” mâhiyetini taşımasının , yeni mezunlar açısından bir hayal kırıklığı olarak algılandığı da söylenebilecek diğer bir farktır.Zîra: Kamu hizmetlerinin hitâp etmekte oldukları çok geniş ve çeşitli bir vatandaş topluluğu vardır.Dolayısıyla sunulan hizmetlerden bir kısmı memnun olurken bir kısmının memnun olamayacağını söylemek yanlış olmaz.Bu kamu yöneticilerini ikilem içinde bırakır.
Bu ikilemi yaşayan idealistler , neticede hedef küçültmüşlerdir.Komiser yardımcısı Halil Özhan KORAL , bahsi geçen hedef küçültme sürecini , son soru olan” Yolunuza devâm ederken neleri planlayarak ilerliyorsunuz?” sorusuna ver$iği cevapla izhâr etmektedir:
“Sadece geçen mesai günümde bela almadığıma şükrederek bir sonraki mesai günümde başıma bela almamamın yollarına planlıyorum.” Zaman , her ideal için “olmazsa olmaz” bir şart olduğundan öğrencilik ve meslek arasındaki “zaman uçurumu” , ideallere bir başka açıdan zorluk oluşturmaktadır. “Ders geçme” ile sınırlı bir sorumluluktan sonra, “adlî olaylara bakma”, “evraklar okuma” , “devriye çıkma” gibi meslekî görevleri yapmak , idealistler için bu engelli koşunun bir diğer parçasıdır.Meselâ; kanunların uygulanması hakkında yaşanan sıkıntılar ,yeni komiser yardımcıları için bir hayli içerletici sürprizi barındırmaktadır. Bugün polisin adlî mekanizmadaki yeri belli değildir
Sâdece yeni CMK ile ilgili yorumlara âit şu paragraf bile , cevaplayıcıların değerlendirmeleri ile benzeştiğinden konunun söz konusu idealistlerce nasıl algılandığını yansıtabilmektedir:
Suç soruşturması açısından, yeni CMUK (CMK) tasarısı temel bir felsefe yanlışlığı üzerine kurulmuştur;Tasarıda, savcının yazılı emri olmadan, kolluk görevlilerinin tek başına kendiliğinden hiçbir yetki kullanılmasına müsaade edilmemektedir. Başkomiser Erhan ÖZPINAR’ın cevapları arasında yer alan şu satırları aktardığımızda mesele vuzûha kavuşacaktır: "Günde 10 saat çalışmama rağmen , yeni TCK ve CMK'yı bir türlü anlamadım ve anlayabileceğimi de zannetmiyorum" … “Prof. Dr. Feridun YENİSEY 20.01.2005 Saat 11.20 Yer Konya Esnaf Sanatkarlar Odası Salonu TCK CMK Seminerinde”… Herkes or!da ; Feridun hoca, başsavcı, avukatlar, polisler, medya… vs. ; biz uygulayıcıyız ama herkes tereddütlü…”
Diğer bâzı sürprizler de bu iki zaman dilimi arasındaki faklara dâhil edilebilir.Komiser yardımcısı Murat SOYLU’nun , bu sürece dâir anlatımları , çoğu komiser yardımcısı adına yazılmış bir dilekçe gibidir:
“Genel anlamda meslekteki “pratik” ve size verilen değerin ölçüsünün belirlenememesi beni yıprattı.Diğer kurumların , bizim kurumumuza olan saygısızlıkları , vurdumduymazlıkları,toplumun vurdumduymazlığı, beni bu süre içerisinde biraz umutsuz yaptı.Ve mesleğin başında bunları görmek fazlaca üzücü oldu.”
Başkomiser Erhan ÖZPINAR’ın aşağıdaki hâtırasını aktararak cevap vermesi de meslektaşları ile paralel bir serzeniş niteliği taşımaktadır.
“İlk gün personel müdürüne "ne yapacağız ? nasıl yapmalıyız?” diye sormaya gittik; yabancıydık , kuş gibiydik , ürküyorduk. Yüzümüze bile bakmadan , eliyle “çık dışarı" dedi. Dakka 1 gol 1000…”
Bunun yanında “istediği yere tâyin olamamak” , “istediği birimde çalışamamak” da cevaplayıcıların değindiği başka bir nokta.Öyle ki ; yalnız bu unsurun bile bir “ideal törpüleyicisi” olarak anlaşıldığı , verilen cevapların satır aralarında açıkça görülmektedir.Komiser yardımcısı Engin ERYILMAZ , bir tâyin-zede edâsı ile ilgili soruya şöyle yanıt vermiştir.
“Bu rütbe , en sorunlu olduğum yılları oluşturduğu için idealim , şu an için sadece branş atamamın olduğu yere ve ile gidip istediğim yerde çalışmaya başlamak.”
Yine Komiser Ahmet Özgür de “Tayin işleri biraz sıkıntılı oluyor” diyerek bu soruna parmak basmıştır.
Burada bir noktayı belirtmekte yarar görüyoruz.Meslekte karşılaşılan zorluklar, sürprizler idealistlerce öngörülemez miydi? Dört senelik fakülte hayatı , bir yol haritası sunabilmesi bakımından kâfî donanım sağlamamakta mıydı?Sonuç ve öneriler kısmına zemin olması bakımından ve de aslında muhtemel meslek sürecini kolaylaştırması bakımından , Güvenlik Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Önder AYTAÇ’ın “ İdealist Bilgi Toplumu Polislerine “öğrencilik yıllarında gösterdiği hedefler ve çizdiği rehber niteliğindeki yol haritası , “bulundurma ruhsatlı bilgi” değil , “kullanma ruhsatlı bilgi” taşıması gereken aktif polisleri , mâzeretsiz bırakacak umdeler taşımaktadır.Söz konusu tavsiyeler şu şekildedir:
1-Bilgi toplumu polisinin yalnızca üniformalı bir vatandaş olduğunu , hem polisin kendisi , hem de güvenlik hizmetini sunduğu yurttaşlar her zaman hatırlamalıdır.
2-Ne polis ne de diğer kamu kuruluşları hiçbir zaman “devlet benim” dememeli ve aynı sağlık hizmeti sunan bir doktor gibi yollar , kapılar köprüler inşâ eden bir mühendis gibi , yangınlara müdahale eden bir itfâiye eri gibi , polis de yalnızca güvenlik hizmeti sunan bir kamu görevlisi olduğunu unutmamalıdır.
3-Devleti “baba” , devlet memurunu ve özellikle de polisi “âbi” olarak göreme eğiliminden –sendromundan kurtulunmalıdır.
4-Hayatımızın rastgele değil , bir program içersinde yaşanmasına dikkat edilmeli ve bu amaçla yaptığımız / yapacağımız bütün işleri bir plan çerçevesinde ajandaya yazarak yapmalıyız.
5-Gerektiği zamanlarda “hayır” denilmesi bilinmelidir.
6-Bütün devlet memurları ve özellikle de polisin âmir ve memurları , “memur” luktan çıkıp , “kamu hizmetlisi” konumuna gelme bilincinde olmalı , devlet de , yurttaş da bunu desteklemelidir/gerekli yerlerde uyarı görevini yapmalıdır.
7-Yalın düşünce sistemi içersinde verimliliğin artması sağlanmalı ve olası ise eleman tasarrufunun kapısı arlanmalıdır.
8-Bize sorulan her soru konusunda veyâ hakkında konuştuğumuz bir konuyla ilgili olarak çok iyi bilgi sâhibi olunmalıdır.Ve “biliyorum” dediğimiz konularda konuya tam hâkim olunmalıdır.Topluluk karşısında her zaman dinamik olmalı , ürkek bir tavır sergilenmemelidir.
9-Hiçbir konuya önyargı ile yaklaşılmamalı, Albert Einstein’in: “Bir önyargıyı parçalamak, atom parçalamaktan daha zordur” sözü akıldan hiç çıkarılmamalıdır.
10-Bilgi toplumunun polis memuru ve âmiri , teorik ve pratik bilgi birikimlerini kesinlikle yazılı makale ve kitap haline getirmeli ve bu birikimler meslektaşlarıyla paylaşılmalıdır.Bu paylaşım yapılırken , uzmanlık alanı ile ilgili veriler bir havuz sistemi içersinde toplanılmalı ve network sistemi ile bütün kullanıcıların yararlanılmasına açılmalıdır.
11-Polis ve polislik konusu üzerinde bilim politikası oluşturulmalı , APK ve Ar-Ge’ ye gerekli önem verilerek yeniden güncellenmiş bir yapıya gidilmelidir.
12-Polisin eğitimi konusunda “senaryoya dayalı öğrenme yöntemi” kullanılmalı , bu senaryolar ele alınan herhangi bir konunun bütününün işlendiği eksiksiz senaryolar şeklinde olmamalıdır.Bir diğer anlatımla farklı senaryoların oluşturabileceği modüller hazırlanmalıdır.Bu modüllerin taşınması gereken ortak özellik ise ; ilgi çekici , merak uyandırıcı olması ve fakat kuru bilgi yükü olmamasıdır.
13-Polis, üniversite , güvenlik hizmetini profesyonel anlamda arzulayan şirketler ve halk arasında üretime dönük iletişim sağlanmalı/pekiştirilmelidir.Sivil toplum kuruşlarına gerekli önem verilmeli ve gökkuşağındaki bütün renklere eş (bölücü unsurlar taşıyanlar hâriç olmak kaydıyla) ayrı ayrı STK’nın kurumasına/çoğalmasına olanak verilmelidir.
14-Her konudaki duygu ve düşünceler , yasalara uygun ve kibar bir anlatımla ve saygı kurallarını zorlamaksızın –aynı Amnesty International’ın yaptığı gibi- mektup ve kartlarla ; yetkililere , etkililere , lobi oluşturan kişi ve kuruluşlara, adlî , idârî , siyâsî , askerî kuruluşlara gönderilmeli , ilgi alanı içimizde olan herhangi bir konunun, çözümlenmesi konusunda kamuoyu oluşturulmalı için , lobi faaliyetlerinin yapılacağı / yapılmasının gerekliliği kesinlikle akıldan çıkarılmamalıdır.
C-Komiser Yardımcılığı Sürecinde İdeallerin Geldiği Nokta
Hem Akademi , hem de komiser yardımcılığı süreçlerini inceledikten sonra , “idealler” in hangi aşamada olduğu sorusuna , cevaplayıcılar aşağıdaki şekilde cevap vermişlerdir: Başında. Komiser Yardımcısı Suray DUYGULU
İdeallerim , yaptığım işin en iyisini yapmak olduğu için; ideallerimin doruğundayım.Komiser Yardımcısı Fâtih ÖLÇER
Çok uzağım, günden güne de uzaklaşıyorum.... Komiser Yardımcısı Zafer KOCADAĞ
Elimden geldiğince gerçekleştirmeye gayret ediyorum. Komiser Yardımcısı Nuh SALUK
Tam ortasındayım… Komiser Ahmet ÖZGÜR
Bilgisayarsız ve masasız bir yer, müdürlerin çok da önemsemediği, fikirlere değer verilmeyen bir ortam. Başkomiser Erhan ÖZPINAR
Geçen 13 yıl epeyce törpüledi ideallerimi..... Komiser yardımcısı iken kendimi daha yetkili hissediyordum... Şu anda üstlerimin emirlerini alta aktaran, astlarımın sorunlarını üstlerime aktaran bir konumdayım çoğunlukla... Günü sorunsuz geçirmek birinci amaç..Başkomiser İsmail MADEN
İdealimi gerçekleştirebildiğimi söyleyemem… Komiser Yardımcısı Erhan AKBABA
Görülmektedir ki , komiser yardımcılığı ile başlayan sürecin neticeleri pek iç açıcı değil.Genel atmosfer bu çizgide olmakla berâber istisnâlar da var.Çalışmayı hazırlayan olarak biz de “yukarıdaki söylemlerin dışında” bir argümana sahip olduğumuzdan , istisnâlara , değerlendirme ve öneriler yaptığımız paragraflarda yer vermek istedik.
D-Komiser Yardımcılığındaki Süreçten Çıkarılan Sonuçlar
Anketimizde , komiser yardımcılığındaki tecrübeleri hakkındaki soruya , cevaplayıcıların genelini kapsayacak nitelikte verilen bâzı cevaplar şunlardır.
“Zorlu şartlar altında yılmadan idealler doğrultusunda çalışmanın çok zor olduğu. Özgüven ve azimle bu zorlukları yenmenin de kolay olabileceği …” Uğur GÜÇLÜ / Komiser Yardımcısı
“İnsan zamanla değişiyor, olgunlaşıyor.En iyi yatırım , kişinin kendisine yaptığı yatırımdır. En önemli şey , insanın mutlu olacağı veya olduğu şeyleri yapmasıdır kanaatindeyim…” Ömer BAŞTAK / Komiser Yardımcısı
“Her şeyin zamanında yapılmasının gerekliliği..”Zafer KOCADAĞ / Komiser Yardımcısı
“Bazen çok gereksiz bazen de çok gerekli konularda görev alınca “ben önemli biri miyim , yoksa basit bir rütbeli olarak mı görülüyorum , şaşırıyorum” diyorum kendi kendime..” İbrahim TEKSÖZ / Komiser Yardımcısı
“Polis âmiri olarak yetiştirilmiş birisi olarak, âmirliğin nasıl anlaşılması gerektiği, bunun etrafındakilere nasıl hissettirileceği ve benimseneceği hususlarında çok zorlandım. İlk iki yılım “izlemek” ve “öğrenmek” le geçti. Çok fazla bir şeyleri değiştiremedim. Ama istedikten ve kararlı olduktan sonra herkesin bulunduğu yerde bir şeyleri iyi yönde değiştirebileceğine inanıyorum. Teşkilatımız iyiye gidiyor. Yenilikleri ilk uygulayan kurumlardan biriyiz. Daha iyi olacağımıza inanıyorum.” Nuh SALUK / Komiser Yardımcısı
“Hayal etmek, arzu etmek ve çalışmak, çalışmak… Nazım’ın deyişiyle: “trik trak, trik trak olur mu hiç çalışmamak..” Düşünme , söz, konuşma ve yazma ve bir o kadar da çalışma , emek verme olmazsa bu işler olmuyor yürümüyor , onu gördük..” Ulvi KÜN / Başkomiser
“Hayaller peşinde koşan insanların çalıştıkları birim ne olursa olsun mutsuz oldukları.” Soysal AKTÜRK / Komiser Yardımcısı
Nerde olduğun önemli değil , ne yaptığın önemli. Neyin hayırlı olduğunu kimse bilemez. Bir de insan , geçmişe dönmek ile zamanın hemen geçip geleceğe hemen kavuşma arzusu içinde “ân” ı yaşar. Yaşamak budur. Bu sebeple hep streslidir. Aslında sürekli geçmişe dönüş yaşar ; ama farkında değildir. Şu an “müdür” olduğunu ve evli olduğunu düşün. Hayal et. Evlisin , araban var , işe gidiyorsun , emrinde memurlar var. Ama komiserken yapman gerektiği bazı şeyleri yapmadığın için istediğin konumda ve huzurda değilsin. Hayal et. Gözlerini kapa. Kapadın mı? Şimdi ; hayalin içinde müdür olarak Allâh’a dua et ve de ki “keşkeeeeeeee şimdi komiser olsaydım da şunu yapmasaydım” . Gözlerini aç. Duan kabul oldu. Artık o hatayı yapmayabilirsin…” Ahmet Özgür / Komiser “Hiç bir şey, hiç bir görev sağlığımızdan önemli değil. Sağlık ve huzur bozulunca kimse yanında kalmıyor…Nâdir KOÇAK /Başkomiser
“Sen süpermen değilsin. Bin tane kocan olan “Hürmüz” sün. Düz bir baş komisersin , Göbeğinin olup olmadığı bu sonucu etkilemiyor. İşi yap, izni kopardın mı 1 dakika durma , fikri değişebilir. İşin ucundan tutayım dersen , soluğu muhakkikin karşısında alırsın ; sonra “aneyn adı?, babeyn adı?” Bu işler böyle gelmiş böyle gider... 10 sene sonra düzelir diyordum ; 9 sene geçti, şimdi , “20 sene sonra düzelir” diyorum…Erhan ÖZPINAR / Başkomiser
“Suya sabuna dokunmayanlar iyi yerde ve konumdalar..... Fikir yumurtlayan-gece gündüz yoğun biçimde çalışıp bir şeyleri düzeltmeye çalışanlar-sorunlara parmak basanlar takılıp kaldılar....İsmail MADEN / Başkomiser
“Azim ve sebat göstererek tüm idealler gerçekleştirilebilir” …Erhan AKBABA / Komiser Yardımcısı
“Kardeşlerim boş vakitlerinde tatillerde muhakkak karakollara gitsinler âbileriyle sohbet edip o havayı şimdiden koklamalarını isterim..” Mehmet BALIKÇIOĞLU/ Komiser
Cevaplardan çıkarılabilecek sonuç (müstesnâlar hâriç) ; komiser yardımcılığı rütbesinin geride olumsuz bir hava bırakarak geçtiği , idealler açısından pek parlak yaşanmadığı , hedeflerin gerçekleşmesi bir yana “küçüldüğü”, mesleğe karşı bir anti-pati oluştuğu ve bütün bu negatiflerin gerek mesleğe ve meslektaşlara gerekse hayata genellendiğidir.
“Ülkeyi kurtarmaya” kilitlenmiş onca emek sâhibi , “günü kurtarmayı” mârifet bilir olmuşlardır.Teşkilâttaki yanlış uygulamalara dâir “nekâhet dönemi” uzadıkça uzamış , kronik bir hâl gibi algılanır olmuştur.Şahsî gelişim adına dil öğrenme , akademik kariyer yapma ,kursaklarda kalan bir hevesten öteye geçememiştir.
Gez-göz-arpacık kâidesince nişan almayı bilen polislerin , ekseriyetle bir arpa boyu yol alamadıkları yönündeki itiraf niteliğindeki cevaplarını , filmi geriye sararak, yâni okul yılarına dönerek sonuç kısmında değerlendirmek ve tahlilleri önerilerle pekiştirmek üzere son bölüme geçiyoruz.
Sonuç Ve Öneriler
Aslında polisiye edâlı tek cümle , hem bu çalışmanın hem de idealleri ile ayrı vâdilerde dolaşan nice insana dâir çalışmaların sonucuna yetebilir:
“Bulundurma ruhsatlı bilgi taşıyanlar , idealist olamazlar.”
Bulundurma ruhsatlı bilgiye dâir tanımımız şu şekildedir:
“Okunmuş , öğrenilmiş , bilinmiş , anlaşılmış ve fakat tatbik edilmemiş , yaşanmamış , zihnin kafesinden uçamamış , ajandanın sayfasından çıkamamış , dilden ele geçememiş bilgidir.Bulundurulmuş ; kullanılmamıştır.Evde kalmış güzel kıza , dolapta bozulmuş nefis yemeğe de benzetilebilir ; zaman aşımına uğrayarak , “taşıyan” insanı aşındırdığı söylenebilir , insanları “âmil” değil “hamal” kıldığı söylenebilir….ve sâire.
Bu değerlendirmeler birer peşin hüküm müdür?
İdealist insan , en başta “okuyan” insandır .Okuduğunu uygulamayan insan , aslında okuyan değil ; satırlara göz değdiren , elinde selüloz ağırlık bulunduran insandır.İdealist insan , “hazır bulmayı” değil ; “hazırlamayı” sever; mirasyediliği değil , servet bırakmayı ister.Hammadden nice değerli eşyâlar yapıldığı gibi , ham bilgiden de nice değerli işler ortaya çıkabilir.Anketi cevaplayanlar arasında bu çalışmayı hazırlayanla hem fikir bir başkomiserimizin , yedi soruya verdiği cevapları hem “sonuç” hem de “öneri” niteliği taşıması bakımından aktaralım:
Soru 1- Şu ana kadar hangi illerde ve hangi birimlerde çalıştınız?
Ankara, - Polis Koleji , Erzurum -Polis meslek Yüksekokulu, Amerika- Richmond/Turkish Institute for Police Studies (TIPS)
Soru 2-Akademi dördüncü sınıfta iken mesleğe dâir idealleriniz nelerdi?
Eğitimci olmayı arzu ve talep ediyordum. Bu şekilde teşkilatta verimli olabileceğime inanıyordum. Yıllar içindeki hazırlığımı “eğitimde görev alma” ihtimâline binaen, “okuyarak “gözlemleyerek” yapmıştım. Akademi bitirme seminerimiz ise "Polis Koleji, Akademisi Ve Polis Okullarında Sınıf Komiserliği Ve Rehberlik Adaptasyonu" üzerine idi.
Soru 3-Şu an itibâriyle ideallerinizin neresindesiniz?
“Çoğunluğu nasip oldu” , diyebiliriz. Şimdi yeni ufuklar, yeni planlamalar söz konusu…
Soru 4-Komiser yardımcılığındaki süre ideallerinizi nasıl etkiledi ; sebepleri ile anlatabilir misiniz?
İdeallerimin güçlendiğini, ifâde edebilirim. Güzel bir ortamda çalışmak nasip oldu. Güzel insanlar ve yeni nesiller tanıma imkanımız oldu.
Soru 5-Geçen yıllardan çıkardığınız sonuç nelerdir?
Hayal etmek, arzu etmek ve çalışmak , çalışmak….
Nâzım’ın deyişiyle “trik trak trik trak ; olur mu hiç çalışmamak?”…
Düşünme , söz , konuşma ve yazma ve bir o kadar da çalışma , emek verme olmazsa bu işler olmuyor ; yürümüyor ; onu gördük…
İnsanların güzel yanlarını daha çok görmek , konuşmak , söylemek ; ama eksik yönlerinden de kendimizce haberdar olmak.
Bir de , kolay insanlarla herkes dost olabiliyor ; sanki bu dönemde, kırık dökük , zor anlaşılır veya süper olup da karşıdan bakılınca ilginç (!) orijinal denilen şahısları anlama ve buluşmak , çalışmak üzere ortak yerler bulmaya çalıştım. “Kusursuz insan” diye birşey yok. Bu istenen kişilik tanımlarda “melek” diye geçiyor. O yüzden gerçekçi olmak , herkesle iyi geçinebilmek gerekiyor.
Ve halen, kitapları , insanları , etrâfımı okumaya çalışıyorum . Çünkü , çok eksiğim , ihtiyâcım var…
Soru 6- Akademi Dörtlere Neler Tavsiye Edersiniz?
Bilgi ve görgülerine , okuduklarına ve ailelerinin , çevrelerinin kendilerine verdiklerine güveniyorlarsa , utanmadıktan sonra içlerinden gelen tüm isleri yapabilirler. Endişeli oldukları durumlarda da birilerine danışmalıdırlar..
Eğer zaman içinde tam yetiştirildiklerine kâni değiller ise, güvendikleri bir dost , sevdikleri bir âmir veya iyi insanlar arasında hayata devam etsinler derim. Onları takip edip gönülden desteklesinler , yolda bırakmasınlar. Kendilerine , okudukları , tecrübe ettikleri itibariyle güvenene kadar bu süreç devam etmeli diye düşünüyorum.
Yukarıdaki her iki grup da her zaman, tehlike anında kendilerini yanlarına , atabilecekleri, hemen hemen tüm düşüncelerini, yaptıklarını konuşarak ve sorarak test edebilecekleri "dostlar" , “kanki” ler ; adı her ne ise ; edinmelidirler. Bir nevi “sigorta” yani.. Önemli ve hayatîdir. En iyi insanlara da tavsiye ederim.
Soru 7-Yolunuza Devâm Ederken Neleri Planlayarak İlerliyorsunuz?
İdeallerimizi gerçeklerin üzerine inşâ edersek , ileride ayakta kalabilirler, örnek olabilirler. Eğer okuduklarımız, dostlarımız , ilhamlarımız , çevremizle bağlarımız sınırlı veyâ zayıfsa , başarı ve mutluluğa uzağız demektir. Derhal, yaşamın gerçeklerini yapmak ve hayallerimizi onun üzerine inşâ etmek gerekir.Bu şekilde, hedeflere ulaşabilir ve size güvenenleri yolda bırakmamış , onlara da güven aşılamış olursunuz. Aksi halde, gerçekçi olmayan şeyleri istemek, temelsiz binalar , yapılar kurmaya çalışmaya benzer ki, gecekondu türü , ne zaman yıkılacağı belli olmayan ,gayri meşru, kötü gözüken , geçici mutluklar dışında fazla bir şeyler vaad etmeyecektir. Toplamda , yaşamda mutlu olacak sebepler çoğunlukta… O yüzden bardağın dolu tarafını çoğunlukla görebilmeliyiz. Sonuçta , biliyorsak yolda önde yürümeli yol göstermeli, bilmiyorsak bilenleri takip etmeliyiz. Her insanı sevmeli ve mümkün mertebe gönül bağları da kurmalı tüm insanlarla insanca yaşayabilmeliyiz….. ***
Başkomiserimizin konuya dâir “dolgun” cevaplamalarından sonra biz de bir şeyler söyleyelim.
Çalışmanın içersinde farklı yerlerde değinildiği gibi , “sonuç” kısmının hem Akademili öğrencilere “tavsiye” hem de meslektaşlara “oto-kontrol” , “muhâsebe malzemesi” formatında olacağını ümit ediyoruz.
Bölümün başındaki cümleden yol çıkarsak , idealleri olan insanlar , bilgilerini “bulundurma ruhsatlı silahlar” gibi taşımamalı ; bilakis , “meşru müdafaa” ya dâir tüm şartların mevcut olduğu bir olayla karşılaşmış gibi , “kullanma ruhsatlı” olarak taşımalıdır.Çünkü ; günümüz , bilgisizlikten doğan yanlışlarla çalkalandığından , bu şartların doğduğu inkâr edilemez.Ne yapıp edip , yiyeceğin hareketle sindirilmesi hazmedilmesi gibi , uygulamayla bilgiyi hazmetmeli ve somut bir fiil olarak ortaya çıkarmalıdırlar.
Sonuç bölümünün teorik bir ahkâm kesmeden ibâret kalmaması için bâzı örnekler vermek istiyoruz.Kuru öğütlerin fayda vermeyeceğinin ve sâdece “gereğini yapın” demenin bir nâkısâ olduğunun farkındayız.
“Her işi zamanında yapmak” bilgisi meselâ…Bu bilgiyi edinen bir idealist , zamanını har vurup harman savuramaz.Meslekte , salvo ateşine uğrar gibi bir mesai doluluğuna tutulacağını bilmek , bir Akademi öğrencisince “kehânet” değildir.Dolayısıyla , kitap okuma adlı “şarj olma” aktivitesi öğrencilik yıllarında maksimum önem taşımalıdır.Yabancı dil , bilgisayar ve mevzuat bilgisi de yine öğrencilik yıllarında halledilebilecek konulardır ve polisiye tâbirle “gecikmelerinde sakınca” vardır.
Meslek , bu bilgileri uygulamaya dökmek anlamında bir “zaman koridoru”dur.Bu koridorda beklenir ve sırası geldikçe tatbik edilir.Kolluk kuvvetinin kollaması gereken , en çok bu fırsatlardır.Meslektaşları ile iyi geçinmek anlamında , idealist , değil “ilk adımı beklemek” , attığı depara karşılık tek adım bile beklememelidir.Hayal kırıklığına ancak beklentisi olanlar uğrar.İdealistin kelimesi “beklenti” değil ; “bekleyiş” tir.Ve idealist , doğru bildiği yolda zig-zag çizemez ; birlikte olacağı kişi bulamasa ve bir kişi kalsa bile:
Hakikati bulan, başkaları farklı düşünüyor diye onu haykırmaktan çekiniyorsa hem budala hem de alçaktır. Bir adamın, “benden başka herkes aldanıyor” demesi güç şüphesiz; ama sahiden herkes aldanıyorsa o ne yapsın? İdealist odur ki , “hatırlanması en kolay sözlerin , “doğrular “olduğunun idrâkinde olsun.Zîra , polisliğini yaparken karşılaştığı çetrefilli durumlardan çıkışı , beyaz veyâ pembe tonlu yalanlarda bulan kişi , mesleği açısından fire üstüne fire vermeye mahkûmdur.Bir örnek vermek istiyoruz: Genç mezun bir arkadaş , bu konuda “abartı” denebilecek bir üslup takınır ve alıcı kılığına girerek ajanlık yaptığı olaylarda bile ismini doğru olarak söylerdi.Diğer tüm yaşantısında da aynı tutumu sürdürdüğünden “kime ne demiştim?” diye düşünmez ve hafızasını gerçek-dışı beyanlar adına işletmez , meslekî tecrübesi lehine kullanırdı.Bunu yaparken , karaya vurmuş denizyıldızlarını tek tek denize iâde eden adamın hikâyesini hatırlar ve “bu denizyıldızlarının sayısı çok ; senin denize fırlatmanla ne değişecek ? “ diyen adama , denize fırlattığı denizyıldızını göstererek verdiği cevâbı düşünürdü : -“Bak onun için çok şey değişti….” Öğrenmiş ve akabinde uygulamıştı. İdealist Akademili , “ne istediğini bilen” ve bir onun kadar da “ne istemediğini bilen” insandır.Böyle bir sarahatten mahrum olmak , her fırtınada yön değiştirmek anlamına gelir. “İstemediği” konusunda adım atmayacak ; “istediği” konusunda ise yerinde saymayacaktır. Bu “sarahat” in ortaya çıkması , karakteristik açıdan ve de fizîki olarak oturaklaşmışlığın yılları olan Akademide , mîzâcı ve kapasitesi hesâba katılarak yapılabilecek bir şahsî beyin fırtınası , bir öz-eleştiri ile mümkün olabilir.Bu düşünce aktivitesi ile idealist komiser yardımcısı , spekülatif tâyin-terfî dedikoduları ile vakit kaybetmeyecek , âmirlerinden gelebilecek olumsuz rüzgârlara karşı dalgakıran oluşturabilecek , memurların “tonga” sına düşmekten uzak kalabilecektir.Yüzünü “ideal” ine çevirmiş bir kişi , spontane bir şekilde arkasını , ideal hârici olanlara dönecektir. Yine , mesaide “işin gerekleri” ni , “evde evin gereklerini” yerine getirmek lâzımdır.Evli olan meslektaşlarımız bu konuda daha duyarlı davranmalıdır.İyi polis ; mesleğinde her dâim “icraat patlatan” değil , ev ile işteki istikrârını eşzamanlı koruyandır.Bu tutum ,öğrencilik yıllarında karakterlere nakşedilebilir.Bunu da bir örnek ile açıklayalım: Akademide bir arkadaş vardı. “Her işi zamanında yapmak” adına , hiçbir sınava hafta sonu çalışmazdı (evci idi ve istisnâsız ,izinsizlik almadan yıllarca evine gitti).Pazartesi ile başlayan haftada 14 sınav olmasına rağmen , iki gün boyunca on dört satır okumaz ; kendi şahsî gelişimi ve sosyal donanımı bakımından hafta sonlarına “iş getirmezdi”…Zamanında çalıştı ve hep geçti…Aynı arkadaş ile irtibatım meslekte de devam etti.Ve şâhit oldum ki ,üç karakolcu arkadaşın evlilik öncesi kaldığı o eve girerken , bu arkadaş üniformasıyla berâber karakol stresini askıya asar , diğer ikisinin yedi gün yirmi dört saat polislikle hem dem olmalarına karşılık , o , meftûnu olduğu kitaplara dalardı.Bünyesi idmanlıydı çünkü “eve iş getirmeme” ye… Üç yıl sonunda diğer ikisinden biri , diğeri hakkında konuşurken , baştaki amaçlara çok uzak olunduğunu söylüyordu.Halbuki aynı işleri aynı zamanlarda yapıyorlardı.Üç yıl sonucunda diğer ikisinin payına “şikâyet” düşerken , bizimkisi yeni açılımlar kovalamaktaydı.
“Okuduğunu uygulamak” , “her işi zamanında yapmak” gibi unsurları sıraladıktan sonra idealist ile ilgili söylenecek bir diğer cümle , “çok hedefe çalışmanın değil , bir hedefe çok çalışmanın gerekliliği” dir.Bu “bir hedef ile yetinilsin” demek değildir. Hedefe varmak konusunda on tane “yarım” , bir tane “tam” etmez .Dolayısıyla , deyimler arasında “maymun iştahlı olmak” şeklinde yer alan bu politika , idealist tarafından izlenmemelidir.Anlatımlarımızı yine yaşanmış örneklerle pekiştirirsek , “bir çırpıda dil öğrenimi”, “bir çırpıda yurt dışı” , “bir çırpıda akademik kariyer sâhibi olmak” gibi öngörüsüz acelecilikler , nihâyetinde boşa geçmiş yıllar , yorgun bir zihin , usanç verici plansızlıklar ile neticelenmiştir.İdealist ; temkinli insandır ; bodoslama atlamaz.
Böyle hedef-zede bir komiser yardımcısı , bu konudaki yorumunu yaparken memleketine âit bir deyişi kullanmış ve ideallerini “murdar” ettiğini söylemişti.Yine diğer bir komiser yardımcısına “neden dil kursuna gittiğini” sorduğumda , “herkes gidiyor , ben de gidiyorum” demişti.Ne KPDS , ne TOEFL , ne yurt dışı amacı vardı.Elbette bir zaman kaybı ve usançtan öte bir getiri beklenmiyor böyle hareketlerin neticesinde…
Dolayısıyla takınılması gereken tavır , “hedefi içi boş bırakmadan ilerlemek” ve bir hedefe ulaşmanın yanı başında “diğer yeni hedefi bulup” yola devam etmektir.
Hayat ve de meslek mâcerasını , “yazı yazmak” ile eş-zamanlı yürütmek de idealist bir komiser yardımcısının yolunda önemli bir kilometre taşıdır. “Mâzisinden müştekî” bir polis şefi olmak istemeyen genç mezunlar , muhâsebe eksikliğini gidermek ,mesleklerinde “lâ-kayd” olmamak adına , “kayd etme” yoluna gitmeli ve “günlük” rûhunda yazılarla kazanımlarını ve kayıplarını satırlara dökmelidirler.
Geriye dönüp bakarak “sağlam” ve “sağlaması yapılabilecek” adımlarla yürümek için ve bir özeleştiri platformu , bir oto-kontrol malzemesi , bir boy aynası olabilmesi için “yazı yazmak ve paylaşmak” ameliyesi ; mükerrer hâtâları önleyebilir , yeni ve etkili açılımlarla yola devam etmeyi temin edebilir. Ve ideal adına “yazarak öğrenmek ve de öğretmek” , cidden vazgeçilemeyecek “öz” ler taşımaktadır.Bir Emniyet âmirimiz bu konuyu çok güzel misallendirir:
Bilgi çağını yakalamanın öncelikle bir ‘iç fetih’le olacağını söylemek hiç de kehanet olmasa gerek. Günü Yakalayın isimli kitabın yazarı Danny Cox’un ‘iç fetih’le ilgili söylediklerine kulak vermemizde yarar var. Cox: ‘..Eğer insan kendi günlük yaşamından oluşan bir seyir defteri tutarsa, geçmişte yaptıklarından kendine dersler çıkarır ve her seferinde aynı yanlışı yapıp, farklı bir sonuç doğmasını beklemez..’
Polis , “yazma” yı kendisine uzak görmemelidir.Önce okuyarak bu işe ihtimâl vermeli , sonra ihtimâm göstermelidir.
Bir işin olacağına ihtimâl verilmezse kuvvetle muhtemel olmaz, oldurulmaz…Dolayısıyla , önce gerçekleşme “ihtimâl”ini hesap dışı tutmamayı öğrenmelidir.Bu hesapsızlığın hayattaki dile dökülmüş tarzı; “düzelmez bu teşkilât” , “iflâh olmaz bu memleket” , “senin-benim çalışmalarımla olmaz bu iş” ve saire gibi “ihtimâl vermemek” liklerdir…Bu sözleri söyleten , beklentisiz , çıkarsız iş görmemenin bir sonucu olan anlayıştır.Olmasına dâir ihtimâli vermek , o işe cidden sâhip çıkanların harcıdır.Diğerleri , olacağına inansa bile , bu “oluş” un geç bir vakitte meydana geleceğini ve kendisinin istifâde edemeyeceğini düşünmektedir. Mesleğimizle örneklersek ; “emeklilikte düzelen bir teşkilatı ben neyleyeyim?” olur… Veyâ vatandaş olarak ; “ömrümün sonunda bu memleketi iflâh olmuş görsem kaç yazar?” şeklinde dışa yansır…Uzak görür ve yaklaşamaz o ihtimâle…İhtimâl vermeyen , neye ihtimâm (özen) gösterir ki?Esâsen pek umurunda da değildir…İlk adımı atmak yerine hep asansörün aşağıya inmesini bekliyor…Ahmet Hâşim’in “ağır ağır çıkacakasın bu merdivenlerden” nâsihatine rağmen , ha bire asansör kapısında ömür tüketilir veyâ bir ipin yukarıdan salınmasını beklenir… Bilinmelidir ki ; “geniş ufuklu insan , “Bilgi Toplumu Polisi”nin göbek adıdır” …Ufku geniş olmak” , kullanımı oldukça yaygın bir tâbir olarak konuşmalarımızda , tavsiyelerimizde , nitelemelerimizde yerini almış durumdadır.Bu tâbirden bizim anladığımız ; “büyük hedefler edinmek , küçük meselelere takılmamak , büyük düşünmek , vizyonunu kapsamlı tutmak, ileri görüşlü olmak, yelpâzenin tüm renklerini kucaklamak” ve sâire gibi açıklamalardır. Ufkunu geniş tutmak adına atılması gereken ilk adım , okumaktır. “Âfak” kelimesi , ufuk kelimesinin çoğuludur ve fakat ufkunu geniş tutmak ; âfâki meselelerle (üzerine düşeni yapmamak ; üzerine vazife olmayan işlerle uğraşmak) vakit geçirmek demek değildir. Geniş ufuklu polis , başkalarına âit söylentiler , olmayan tâyinler , ters giden işler ile ilgilenmekten çok , elinden geleni maksimum seviyede yapmaya çalışmalıdır. “Eli güçlendikçe” daha iyisini yapabilir ve baltayı taşa vurmaz.Kitapları ve hayatı iyi okumaktır bunun yolu… Dolayısıyla asıl mesele “okumak”tır.Okumadan yazmak gayreti ; “kes-kopyala-yapıştır” , “intihâl” (eser hırsızlama) , tercüme , taklit gibi sonuçları doğurur.Okumak , bizim apaçık bekleyen “alenî” meselemizdir; diğerleri “alengirli” meselelerdir. “Yazma” yı , “geçiştirme , günü kurtarma , zevâhiri toplama” amacıyla yapmamalı , ve de rüzgârların bitki tohumlarını taşıyarak “ekoloji” deki aşılaması gibi , yazanlar , yazmak vasıtâsını kullanarak “beyin fırtınası” rüzgârları ile fikir aşısı yapıp düşünce hastalıklarına karşı bir panzehir îmâl etme arzusu taşımalıdır. Tereddütlere savaş açmalıdır , “vuzûh” u (açıklık , gerekeni berrak bir ifâde ile anlatabilmek) fethetmelidir. “Benim süpürgem kalem olmalı , evimin önünü onunla temizlemeliyim” diyebilen “pro-aktif” polisler olunmalıdır.
Türk polisi adına böyle bir ihtiyâcı hissederek bir site kuran ve ideali bünyesinde teşkilatına hizmet etmeyi amaçlayan bir avuç eli kalem tutan polis hakkında iki yıl önce yazmış olduğumuz aşağıdaki satırlar , “sonuç ve öneriler” kısmının rûhuna uygun düştüğünden buraya da almak istiyoruz.(çalışmanın başında , “gözlem” metodunda değindiğimiz “araştırmacının fonksiyonu” na dâir söylediklerimizi teyid etmek için , iki yıl önce yapılmış aşağıdaki değerlendirmelerimizi bu son kısma eklemek istiyoruz.
“ Polisin , “değişim” i yaşayıp “gelişim” i yaşaması ve yaşatmasıyla ilgili en etkili anekdot şu anlatacağımız olsa gerek:
Türkiye’de sosyalizm ve komünizm rüzgârlarının etkili ve polisin de yetkili olduğu yıllarda, polis arama yapmak için bir eve gelir.Bir zaman Osmanlı’da “fethine gidilen yer” anlamında kullanılan “Kızıl Elma” ideali gibi, Marksist-Leninist söylemi çokça dillendiren sosyalist ve komünist insanların ağızları da o günlerde “Kızıl Devlet” demektedir. İşte , arama esnâsında polis , Platon’un , nâm-ı diğer Eflâtun’un , Devlet’in nasıl olması gerektiğinden bahseden kitabına rastlar . Kapak aynen şöyledir: “EFLÂTUN-DEVLET”…Ve der ki polis:
-“Biz kızıl devletle uğraşırken bir de eflâtun devlet mi çıkardınız?
Şimdi, zihnimizi o günlerden “zoom” layarak bugünlere geliyoruz. "Akademilenyum Polisi" ne…Ne isâbettir ki ; ”Akademi” kelimesi , bilirsiniz, yukarıdaki düşünürü , Platon’u hatırlatır ; zîrâ , Akademi adıyla okul açıp , “öğreti” lerini anlatan filozof olarak tanırız biz Eflâtunu. Bugünse “Akademilenyum” isimli bir web sitesi kurup, öğretilerini değil belki ama “öğrendiklerini” sergileyen yeni milenyumun polisleriyle karşı karşıyayız ; daha doğrusu yan yanayız. Nitekim, Akademilenyum sitesi incelendiğinde görülecektir ki, hizmet ettiği halkla iç içe olmak ile teknoloji ve bilimle iç içe olmak aynı potada eritilmiştir.
Uzman olduğu güvenlik konularından tutun eğitime , spora , sanata ve “ilgi duyma” özelliği bulunan her insanın ilgi duyacağı nice alanlara karşı yelken açabileceğiniz bir sörf sitesi bekliyor sizi. İnternette sörf yaparken “emniyetli” bir liman ararsanız , @kademilenyum limanına demir atmanız gerekecek ; zâten tanısanız , bu sörfte bu liman sizin yelkenleri suya indirmenizi sağlayacaktır. Resmî ve sivil bir çok katılımla zengin bir ziyâretçi kitlesi bulunan Akademilenyum sitesi, “önyargı” dan çok “öngörü” ye dayalı, “bildiğini okumak” tan çok “çağı okuma” ya dönüktür.
Köşe dönme kaygısından uzak "köşe yazıları" , tecrübeyi yansıtan "deneme" ler, kılı kırk yaran "incelemeler" , bilim miyopluğundan uzak "makale" ler , iz bırakan "izlenim" ler; bilişim ile ilgili nice "girişim" ler bu sitenin renkli yelpâzesini oluşturuyor.Genç komiserlerin milenyumdaki “ileri karakolu” dur bu site.
Yurdun birçok ilinde, dünyânın birçok ülkesinde bulunan üyelerini monitör başına getirmekte "sanal mıknatıs" gibi bir etkiyi bünyesinde barındıran bu iletişim yumağının çığ gibi büyümesi , sahip olduğu dinamizmin ve azmin gereğidir. Teorik adâletin , pratik ve aktif uygulayıcıları olarak, “Gecikmiş adâlet , adâlet değildir! ” in ne mânâya geldiğini bilenlerdeniz.Bu siteden haberdâr olma vaktiniz gecikirse , gecikmiş adâlet olur ; işte , olağan düzenin aksine bir polis olarak ihbârı ben yapıyorum; www.akademilenyum.org adresinde sizlerin birer arama yapmasını talep ediyorum, üstelik hâkim kararı olmadan!”
Çalışmamızı , dillerde fıkra gibi dolaşan ve fakat herkes için prensip olabilecek bir sonuç ve sonuç içersinde münderic bir öneri bulunduran şu hikâyecikle noktalıyoruz:
Çocuk , babasından harçlık ister.Vermek taraftarı olmayan baba şart koşar ve dünya haritası şeklindeki yap-boz parçalarını göstererek : -Şu yap-bozu düzelt, vereyim, der.İçinden de çocuğun “nasıl olsa yapamayacağını” düşünür.Beş dakika sonra çocuk yap-bozu tamamlamış bir şekilde harçlık istemeye gelir.Babası şaşırır ve sorar : -Nasıl yaptın? -Arkasında insan yap-bozu vardı ; “insanı düzeltince dünyâ da düzeliverdi.”….
KAYNAKÇA
►YILDIRIM Ali – Harun ŞİMŞEK (2005) Sosyal Bilimlerde Araştırma Yöntemleri Seçkin Yayıncılık , Ankara, ►BAŞ , Türker (2005) , Anket , Seçkin yayıncılık Ankara ►YURDAER , Ahmet ,Polis Akademisinde Verilen Uygulamalı Eğitimin Değerlendirilmesi , Polis Bilimleri Dergisi , cilt:2 sayı 7-8
►CERRAH İbrahim (1998) Sosyal Yapı Ve Polis Alt Kültürü , 21.Yüzyılda Polis , Egm Matbaası
►AYDIN,Ahmet Hamdi (2001) Post-Modern Toplumda Polisin İşlevi , Suç Ve Polislik , Güner Matbaacılık
►BAL , İhsan –Mehmet Özcan (2001) Türkiye’de Organze Suçlarla Mücâdelede Yöntem Arayışları, Suç Ve Polislik , Güner Matbaacılık
►YAPICI , Mustafa Cihat ; GBF - 2002 Mezuniyet yıllığı
►BAHAR Halil İbrahim , (1997) Demokratik Polislik , Ankara , Maset matbaacılık
►İÇLİ , Tülin (2004) Kriminoloji , Martı Yayınevi, Ankara
►ÖMRÜUZUN , Hulki (2001) Polisin Görev ve Yetkileri , SFN Yayıncılık, Ankara ,
►FINDIKLI , Remzi (2001) Kimlik Olgusu Ve Polislik Mesleğinin Özellikleri , Suç ve Polislik , Güner Matbaacılık , (Editörler: İbrahim CERRAH –Emin SEMİZ)
►ÇEVİK , Hasan Hüseyin (2000) Polis Teşkilâtında Performans Yönetimi ,Polis Bilimleri Dergisi , Sfn Matbaacılık , Cilt : 2 , sayı 7-8
►YILMAZ , Tuncay (2000) Gerekçeli-Notlu ETK ve PVSK Evran yayıncılık
►ERYILMAZ, Bedri (2005) Suçla Mücadele ve Kişi Hak ve Özgürlükleri Açısından Yeni CMUK Tasarısı Neler Getiriyor ? www.usak.org.uk ►AYTAÇ , Önder (1998) , Yirmi Birinci Yüzyıl Bilgi Çağında Polisin Vizyonu , Yirmibirinci Yüzyılda Polis ,Egm Matbaası , Ankara
►MERİÇ , Cemil (2005) Bu Ülke , İletişim yayıncılık , İstanbul
►ARSLAN Metin Murat , (2005) Okumak Veya Okumamak; Tarihe Kayıt Düşmek Veya Tarihin Çöplüğüne Atılmak, Http://Www.Caginpolisi.Com.Tr/21/29-30-31-32.htm
►www.akademilenyum.org/library.asp - 07.02.2006 |
| |
| Yazar:
İsmet KAPLAN |
07.04.2006 |
| |
|
| YAZARLARIMIZ |
| Murat DAĞLAR |
| | |