Yazar: Gustave Le Bon
Yayınevi : Timaş
Sayfa : 152
Bu eser öncelikle insan zihnini kontrol altında tutmak temeline dayandırılabilir.
İnsanlara kendi hür iradeleri dışında bazı işler yaptırıp onları nasıl istediğimiz yöne çevirebiliriz, küreselleşen dünyada liderlerin halk kitleleri üzerinde nasıl ve hangi şekilde psikolojik hareket teknikleri kullandıklarıyla kitleleri nasıl avuçları içine hapsettiklerini hangi kavramlarla açıklayabiliriz?
Zaman zaman sosyolojik kurumlar üzerinden teğet geçen eser bu bağlamda meraklısına yönetim şekilleri arasındaki yorum ve kavrayış farklılıklarında sunabiliyor. Aslında kitlenin nasıl çobanlarından vazgeçmeyen birer sürü olduklarını temasını her sayfasında bize enjekte eden kitap, aynı zamanda hatiplerin kitleleri başarıyla yönettikten sonra en uysal hallerinde girişimcilikten, yaratıcılıktan ve kendilerini yönetmekten ne kadar aciz olduklarını belirtiyor.
Olayların kompleksliğine ve çok çözümlülüğüne derinlemesine odaklanmak isteyen ve kitle-hatip ilişkisinin püf noktalarını öğrenmek isteyenlerin zevkle okuyabileceği ve okutmak isteyebileceği verimli bir eser.
Yapıtı öncelikle birkaç temel üzerine inşa etmek istiyorum. Merkezde atom çekirdeği ve etrafında dolanım yapan elektronlar prensibi zannımca buna en yakın olanıdır. Buradan da hatip ile onun çevresine üşüşen kitleler olgusunu işliyor. Yahut merkez ile merkez-kaç kuvveti arasındaki salınım olayı, bunları en iyi şekilde fotoğraflayan örnekler. Bu genel çerçeve içinde daha alt başlıklarda nüfusun kalıcı etkisi ve kitlelerin bu sebeple yaratıcı düşünme yada teşebbüs hareketlerini felce uğratması en sık karşılaşılan durumlardan birisidir. Yapılan her hareketin kabul olunan kitleye uyum sağlaması mecburidir. Bu sebeple aitlik duygusunun yaratmış olduğu silsile kitleleri hapseder ve onları en ufak kıvılcımla dizginlenemeyen alev topları haline getirir.
Öte yandan hatiplerin profilleri mercek altına alındığında çarpıcı sonuçlarla karşılaşıyoruz. Öncelikle bir hatibin zeka düzeyini ele aldığımızda; onların düşünce adamı değil, aksiyon ve heyecan adamı olduklarını gözlemleniyor. Tarihte adı geçen büyük diktatörler sığ kafalı ve dar düşünceli olmalarına karşın büyük etkiler meydana getirmişlerdir. Yazarın zihniyetin tekleşmesi olarak nitelendirdiği benimseme aynılaşma olarak söylemlediği kurumsal yapılaşma, bireyi üretkenlikten yada farklı düşünmekten yoksun bırakırken buna karşın gruplaşmanın getirmiş olduğu kitlesel hareket ve toplu yaklaşımlar zihinlerde iz bırakmak için yeterli bir kriterdir.
Nüfusun değeri bu noktada önem kazanır. Üretken olmamaktan gelen eksiklik zihinleri etkilemek suretiyle kolayca kapatılabilir.
Aktif bir kitle içerisinde yer alan birey toplulukla bütünleşinceye kadar bir süre sancılı olaylar yaşayabilir. Uyum bağlamında bu olması gerekendir ve normaldir. Saf bilinçlik kaybolup bilinçaltı devreye girince onun esiri olan kitle üyesi artık geri dönüşü olmayan bir tünele girmiş bulunmaktadır. Bu çerçevede önemli bir kavramla karşı karşıyayız. Fedakarlık. Bu duygu kitle içerisinde sürekli ve sirayet edicidir. Bireysel haklarında kısıtlamalara giden birey zamanla kitle için fedakarlık duygusunu benimser ve bunun gerekli olduğu kanısına ulaşır. Aynılaşma sürecinde birey kişisellik olgusundan uzaklaşma haline girmiştir.
İtaatkar toplumlarda yukarıda sayılan kavramlara ufak bir kıvılcımla ulaşabiliriz. Toplu halde hareket etme teması daha kolay yerleştirilir. Bunları inşa etmekten daha kolay olan ise güveni kaybetmek ve inşa edilen değerleri yıkmaktır.
Ortak hareket eden kitleler bu manada iki yüzü keskin bıçak olarak düşünülebilir.
* Kriminoloji Topluluğu Üyesi