Ana Sayfa Yazılar Dost Siteler Site Haritası İletişim Hakkımızda  
| Kullanıcı Girişi: 
 YAZILAR
 Adli Bilimler
 Bilişim
 Diğer Disiplinler
 English
 Güncel
 Hukuk
 Kriminoloji
 Otobiyografi
 Özel Dosyalar
 Polis Özel
 Polis Yönetimi
 Polisiye
 Polislik
 Sinema
 Suç Türleri
  -Asayiş Suçları
  -Bilişim Suçları
  -Cinsel Suçlar
  -Çocuk Suçluluğu
  -Mali Suçlar
  -Narkotik
  -Organize Suçlar
  -Şiddet
  -Terörizm
 Terör
 
 

ARAMA
   Arama
 
 

Son Üyeler
FROFESÖR
MKELEŞ
yemreavci
Bilal Erdem
salodemir
 
En Çok Okunanlar
Aile İçi Şiddet

Türkiye'de Sol Terör Örgütlerinin Gençlere Yönelik Faaliyetleri Bağlamında Aile Ve Polisin Rolü

Seri Katiller

Askerlik Konusunda Atılacak Somut Adımlar

Mutluluk Yoldur

 
Son Yorumlananlar Yazılar
BAĞIMLININ BİR GÜNÜ!

Makam teklifi neden istenebilir?

Sünnet Polisi Ultra Projesi

 

 Türkiye'de Sol Terör Örgütlerinin Gençlere Yönelik Faaliyetleri Bağlamında Aile Ve Polisin Rolü Yazdır 
 Yazar: Serhat UÇAR 08.11.2006  
Türkiye'de Sol Terör Örgütlerinin Gençlere Yönelik Faaliyetleri Bağlamında Aile Ve Polisin Rolü

AMAÇ:

Tarihi geçmişi ve jeopolitik konumu nedeniyle Türkiye, geçmişten günümüze iç ve dış tehditlere maruz bırakılmıştır. 20.yy. ortalarına kadar askeri harekâtlar şeklinde gerçekleşen bu tehditler, değişen dünya dengeleri ve uluslararası ilişkilerdeki farklılaşmalar sonucunda, sıcak savaşların yerini soğuk savaş metotlarına bırakmasıyla, terörizm faaliyetlerine dönüşmüşlerdir. İkinci dünya savaşının sona ermesiyle birlikte ülkemizde farklı isimler altında pek çok terör örgütü bu tür faaliyetler gerçekleştirmiştir. Özellikle 1970’li yıllardan itibaren yoğun bir şekilde, Marksist-Leninist çizgide yıkıcı sol terör faaliyetleri ortaya çıkmıştır. Dünyanın değişik bölgelerinde faaliyet gösteren diğer terör örgütlerinde olduğu gibi ülkemizdeki sol terör örgütleri de bu faaliyetlerinde temel insan kaynakları olarak gençleri hedef almışlardır. Ülkemizde özellikle, 1960’larda başlayan ve ülke siyasetini derinden etkileyen ideolojik hareketler içinde sadece 1980 döneminde 5 bini aşkın gencimiz hayatını kaybetmiş, bir o kadarı da yaralanmıştır.  Ülke kaderini etki altına alacak derecede gündemde yerini alan, rejimin geçici olarak askıya alınmasına kadar sonuçlar doğuran ve toplum nazarında memleketin birinci meselesi olarak kabul edilen böylesine önemli bir konuda -ne yazık ki- ülkemizde yeterli seviyede çalışma yapılamamıştır. Mevcut çalışmalar ise bütünleyicilikten uzak, sadece belli yönleri vurgulayan niteliktedirler. Buradan hareketle kaleme alınan bu makalede amaç, yeni bir icat ortaya koymak değil, aksine bilinen kavramları ve olayları sistematize ederek Türkiye’de sol terörün ağlarına düşerek, hayatlarını zayi eden gençlerimize sahip çıkılması anlamında, onların yetiştirilmesinde birinci derecede sorumlu olan ailelerimize ve terörle mücadele denilince ilk akla gelen polisimize düşen sorumlulukları belirlemektir.

GİRİŞ:

   Dünyadaki tüm terör örgütlerini ayakta tutan bazı unsurlar vardır. Bunlar; ideoloji, iç ve dış destek, para ve elemandır.[1] Bu unsurlardan bir terör örgütü için en önemli olanı ise şüphesiz ki eleman yani insan kaynağıdır. Zira bir terör örgütünün istediği kadar parası olabilir, dünyanın her yerinden dilediği kadar destekçisi bulunabilir, ancak onu ayakta tutacak insan kaynağı olmadığı sürece o örgütün varlığını sürdürebilmesi mümkün görülmemektedir. Dünyanın değişik bölgelerinde faaliyet gösteren terör örgütlerini bu anlamda analiz ettiğimizde temel insan kaynaklarının gençler olduğunu görmekteyiz.

Tarihin her döneminde dünya üzerinde ve yakın çevresinde dünyanın güç dengesini etkileyecek şekilde sürekli, çok yönlü çıkar ve güç çatışmalarına sahne olan, hassas ve ‘stratejik’ bir konuma sahip olan[2] ülkemizde de gençlik, özellikle sol ideolojideki çevrelerin güdümünde zaman zaman ülke siyasetini etkileyen hareketler içinde kendini bulmuştur. Bu çerçevede ülkemizde sol terör denilince akıllara ilk olarak gençler gelmektedir. Sol örgütlerin gençliğe yönelme amacını, Marksist düşünür Herbert Marcuse ortaya koyduğu teorisinde; işçilerin ihtilal yapamayacak kadar bilinçsiz olduklarını ve belirli refah seviyesine eriştiklerini belirterek, asıl ihtilalci gücün okumuş ve işsiz olan öğrenciler olduğunu,[3] ileri sürerek açıkça göstermiştir.

 Bu makale belirtildiği üzere sol terör örgütlerinin gençliği kazanma ve kullanma yöntemleri üzerinde durmaktadır. Bu bağlamda başlangıç olarak Türkiye’de sol terörün tarihsel süreci kısaca özetlenecek ve ülkemizde geçmişten günümüze aktif olarak faaliyet gösteren sol terör örgütleri hakkında oluşumlarına, gelişimlerine ve gençliğe olan ilgilerine dair kısa bilgiler verilecektir. Sonraki bölümde gençlik kavramı üzerinde durulduktan sonra, sol terör örgütlerinin gençliği kazanmasını kolaylaştırıcı sosyal ve psikolojik faktörler hakkında bilgi verilecektir. Nihai olarak gençlerin, sol terör örgütlerinin yürütmüş olduğu eleman kazanma faaliyetlerine karşı bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi amacıyla alınması gereken önlemler ile ilgili ailelere ve polise düşen görevler sayılarak bu anlamda yakalanması gereken bakış açısı açıklanmaya çalışılacaktır.

TÜRKİYE'DE SOL TERÖRÜN TARİHSEL SÜRECİ:

Ülkemizde yıkıcı sol terörist faaliyetlerin başlangıç tarihinin 1820 yıllarına kadar uzandığı bilinmektedir. İlk önceleri küçük çapta işçi hareketleri şeklinde gelişmiştir. 1910 yılında, İştirakçi Hilmi ve arkadaşları tarafından kurulan “Osmanlı Sosyalist Fırkası” ve Avrupa’dan yurda dönenlerin teşebbüsü ile kurulan “Türkiye Sosyalist Fırkası” nın yanında, Doktor Şefik Hüsnü’nün kurduğu “Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası(TİÇSF)”¨ bu yüzyılın başında Türkiye’de sol örgütlenmenin ilkleri olmuşlardır.[4]

Türkiye’de yıkıcı terörist faaliyetler alanında ilk önemli örgüt, “Türkiye Komünist Partisi” (TKP)’dir. 10 Eylül 1920 tarihinde Azerbaycan’ın başkenti Bakû’de kurulan TKP örgütünün Genel Başkanlığı’na Mustafa Suphi, Genel Sekreterliği’ne Ethem Nejat seçilmiştir.[5] Kurtuluş savaşı döneminde yasal bir nitelik taşıyan TKP, 1925 yılından itibaren Takrir-i Sükûn Kanunuyla yasadışı hâle gelmiştir ve daha sonra TCK’ ya eklenen 141. 142. maddeler ile aşırı sol faaliyetler yasaklanmıştır. Türkiye de Marksist-Leninist faaliyetlerin tarihi 1920–1960 yılları arasındaki devrede dönemin tek organize gücü olan TKP’nin tarihi olarak kabul edilmektedir. Ancak bu dönemde TKP fazla gelişme alanı bulamamış, kendisini sanat ve fikir hareketi olarak kamufle etmeye çalışmıştır. Bunun yanında, üniversite gençliği içerisinde de dernekler aracılığıyla yan örgütler oluşturarak faaliyetlerine devam etmiştir.

60’lı yıllar, Türkiye’de Marksist-Leninist ideolojiyi temel alan sol hareketler için önemli bir dönem noktası teşkil etmiş ve hızlı bir şekilde örgütlenmelere sahne olunmuştur. Özellikle 1961 Anayasası’nın getirmiş olduğu geniş hak ve özgürlüklerden aşırı sol örgütler, en iyi şekilde yararlanmışlardır.[6] Bir yandan TKP yeniden güçlenme çalışmalarını sürdürürken, diğer yandan da yasal alanda TKP içerisinde faaliyet gösteren kadroların öncülüğünde siyasi parti, işçi sendikaları ve öğrenci kuruluşları oluşturulmasına çaba harcanmıştır. Bu çabalar çerçevesinde 1961 yılında 12 sendikacı tarafından kurulan Türkiye İşçi Partisi (TİP), uzun yıllar Türkiye’deki komünistlerin ve Kürtçülerin içerisinde örgütlendikleri bir örgüt olarak etkin rol oynamıştır.[7]

Öğrenci örgütü olarak ise 1963 yılında Fikir Kulüpleri (FK), daha sonra Fikir Kulüpleri’nin birleşmesiyle 1965 yılında Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF) oluşturulmuş ve daha sonra da 9–10 Ekim 1969 günü yapılan FKF’nin Olağanüstü Kurultayı’nda FKF, ad ve tüzük değişikliği ile Dev-Genç adını almıştır.· “Dev-Genç” tam anlamıyla aşırı sol ihtilâlci metotlarla örgütlenmiş; üniversite, akademi ve yüksekokullarda işgal konseyleri kurmuş, bu arada her türlü konuyu istismar eden bildiriler, demeçler yayınlayarak, basının ve gençliğin ilgisini çekmeyi başarmıştır.

1970’li yıllardan itibaren Dev-Genç’in içerisinde baş gösteren fikir ayrılıkları sonucunda çeşitli bölünmeler yaşanmış ve bunun sonucu olarak da bir takım örgütlenmeler ortaya çıkmıştır. Bu örgütlenme temel olarak beş guruba ayrılmaktadır:
1-TKP Kökenli Örgütlenmeler
2-THKP/C Kökenli Örgütler
3-THKO Kökenli Örgütler
4-TKP/ML Kökenli Örgütler
5-TİİKP Kökenli Örgütler
[8]

Bu örgütler, 1970’den itibaren sokaklarda adam öldürme, gasp-soygun ve adam kaçırma gibi yasadışı eylemlere girişmiş ve gittikçe eylemlerini artırarak, özellikle büyük şehirlerimizde can ve mal güvenliğini, devletin bütünlüğünü ciddi şekilde tehdit etmeye başlamışlardır. Güvenlik güçleri, 12 Mart Muhtırası’ndan sonra yasadışı örgütlere karşı düzenledikleri art arda operasyonlarla geçici de olsa ülkemizde huzur ve güvenliği sağlamışlardır. Ancak 18 Mayıs 1974’de devrin hükümeti tarafından alınan kararla, parlamentodan geçirilerek çıkarılan ve daha sonra Anayasa Mahkemesi tarafından genelleştirilen af ile birlikte cezaevlerinden çıkan militanlar, geçmişten aldıkları dersle daha tecrübeli, bilinçli, planlı ve programlı bir şekilde faaliyetlerine tekrar hız vermişlerdir. Ayrıca bu defa Marksist-Leninist hareketlere karşı, sağ kesimin de örgütlenmesiyle ülkemiz, hızla sağ-sol çatışmasının içerisine sürüklenmiş beş bini aşkın gencimiz hayatlarını kaybetmiştir.

Bütün bu yaşananlardan sonra, siyasi iktidarların ülkedeki huzur ve güveni sağlayamamalarının bir sonucu olarak, 12 Eylül 1980 askeri müdahalesi yapılmış, terör örgütlerine mensup sayısız militan yakalanarak cezaevine konmuştur. Bu sayede ülkede terör, büyük ölçüde kontrol altına alınmış ancak tamamen ortadan kaldırılamamıştır. Askeri müdahale sonrası uzun bir suskunluk içerisine giren yıkıcı sol örgütler, özellikle legal alanda kurdukları, örgütlerin yan kuruluşu olarak faaliyet gösteren örgütlenmeler vasıtasıyla ve 1988 yılından sonra cezaevlerinden firar eden çekirdek kadrosuyla yeniden faaliyetlerine hız vermişlerdir.

1940’lardan günümüze Türkiye gündemini meşgul etmiş ve halen etmekte bulunan sol terör örgütleri, özellikle son yıllarda Türk polisinin başarılı mücadelesiyle faaliyet imkânı bulamamakta, yurtdışında tutunmaya çalışmaktadırlar. Türkiye’de halen aktif olan sol terör örgütleri DHKP/C, TKP/ML, TDP, TKEP/L, TİKB, TDKP ve MLKP olarak sayılabilmektedir.

SOL TERÖR ÖRGÜTLERİ(·)

Sol terörün Türkiye’deki tarihsel sürecine kısa bir bakıştan sonra bu bölümde, Türkiye’de faal olan sol örgütlere değinerek, bu örgütlerin ülkemize olan yansımalarının örnekleri üzerinde durmaya çalışacağız. Takriben 80’i bulan sol terör örgütlerinin tamamının incelenmesi çok uzun, ihtisası gerektiren bir konu olduğu ve ayrı bir çalışmayı gerektirdiğinden bu araştırmada detaylı bilgi verme yerine genel yapıyı anlama açısından belli başlı örgütler hakkında özet bilgiler verme yoluna gideceğiz.

1.    Devrimci Halk Kurtuluş Partisi/Cephesi-DHKP/C (DEVRİMCİ SOL)

Örgütün kökeni THKP/C isimli örgütlenmeye dayanmaktadır. 1972 yılında bu örgütün dağılmasından sonra, 1978 yılında THKP/C kökenli olarak bir örgüt olarak ortaya çıkan DEVRİMCİ SOL örgütü içerisinde; 13 Eylül 1992 günü yaşanan; bir grubun örgütü ele geçirme girişimi sonrasında meydana gelen bölünme sonucu 30 Mart 1994 tarihinde DHKP/C ismi ile ayrılmıştır.

THKP/C'nin legal gençlik örgütlenmesi olan Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu (DEV-GENÇ) bünyesinde baş gösteren fikir ayrılıkları sonucu 1978 de DEV-GENÇ Ankara ve İstanbul grubu olarak ikiye bölündü. Ankara grubu Devrimci Yol adıyla yapılanmaya giderken; Dursun Karataş ve arkadaşlarının oluşturduğu İstanbul grubu kendilerini Devrimci sol adıyla tanıtmaya başladılar. 1978 den itibaren DURSUN KARATAŞ, Devrimci Sol örgütünün Genel Sorumlusu olarak bütün yetkileri elinde toplarken, yurtdışı terör örgütlerinden Filistin halk kurtuluş cephesi ile ilişki kurdu.

Devrimci Sol’un 12 Eylül 1980 tarihine kadar eylem alanı ağırlıklı olarak İstanbul ili oldu. Gasp, soygun ile devlet büyükleri ve güvenlik güçlerine karşı yönelttiği silahlı saldırı eylemleriyle de bu dönemde dikkatleri üzerinde toplayan bir terör örgütü haline geldi. 12 Eylül 1980’e kadar 35 emniyet mensubu, 23 asker ve 230 vatandaşı öldüren Devrimci Sol, eski başbakanlardan Prof. Dr. Nihat Erim ve koruma polisini 10.07.1980 tarihinde İstanbul’da şehit ederek eylemlerini doruk noktasına çıkardı.80 sonrasında Dursun Karataş dâhil örgütün önemli kadroları yakalanmış ve faaliyet büyük darbe almıştır.

25.10.1989 yılında Karataş ve Bedri Yağan'ın Bayrampaşa cezaevinden kaçmaları ile başlayan firarlar dönemi Devrimci Sol’u prestij açısından güçlendirdi ve kendi deyimleriyle ‘devrimci bir atılımın koşullarını olgunlaştırma işlevi gördü.’ 1990–91 yıllarında devrimci solun gerçekleştirdiği ve kamuoyunda büyük yankılar uyandıran şiddet eylemleri üzerine, 12 Temmuz 1991 tarihinde İstanbul da, daha sonra 1991–1992 yılları içerisinde İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Bursa ve Kocaeli illerinde gerçekleştirilen operasyonlar sonucu örgüt belli bir kaos ortamına girdi.

Örgütün yediği darbelerin, örgüt lideri Dursun Karataş'ın merkeziyetçi tavrından ve tek liderliğinden kaynaklandığından hareketle örgütte bir bölünme ortaya çıkmış, Dursun Karataş 13 Eylül 1992 tarihinde Almanya'da Bedri Yağan, İbrahim Bingöl ve Aslan Şener Yıldırım tarafından sorgulanmış, örgütün kasa, arşiv ve ilişkilerine el konulmuştur. Darbe hareketi belirli bir süre örgütten gizlenmiş ise de örgüt içerisinde "ÖNDERLİK (DAYICILAR) ve DARBECİLER" olarak iki grup ortaya çıkmıştır.· 6 Mart 1993 tarihinde İstanbul'da gerçekleştirilen operasyonda Darbeci grubun lideri Bedri Yağan'ın ölü olarak ele geçirilmesiyle örgüte Önderlik (Dayıcılar) grubu hâkim olmuştur.

ÖNDERLİK Grubu, 30 Mart 1994 tarihinde yurt dışında gerçekleştirdiği 1.Kongresinde ismini Devrimci Halk Kurtuluş Partisi/Cephesi (DHKP/C) olarak değiştirmiştir. DHKP/C örgütünün amacı, mevcut anayasal düzeni silah zoruyla yıkarak yerine Marksist-Leninist ilkelere dayalı bir sistem getirmektir. Bu amaca ulaşmak içinde Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi (PASS) olarak adlandırılan ve temeli silahlı mücadeleye dayanan bir strateji benimsemiştir. DHKP/C örgütünü faaliyet alanlarının odak noktasını İstanbul teşkil etmekte; faaliyetler bu ilden koordine edilmektedir.(Örgütün teşkilatlanma yapısı için bakınız TABLO–1)

Ayrıca örgüt Karadeniz Bölgesinde silahlı faaliyetlerine devam etmekte olup, ‘F Tipi Cezaevleri’ aleyhine yürütmüş olduğu propaganda faaliyetleri ile de dikkatleri çekmektedir. Özellikle koğuş sistemindeki cezaevlerinde yatan militanlarının F tipi Cezaevlerine nakledilmesinden sonra, ilk defa intihar saldırılarında bulunulmuştur. Örgüt bu yapılanma haricinde kırsal alanda bölge komutanlıklarına bağlı olarak birlikler ve müfrezeler şeklinde faaliyet göstermektedir. Ancak son yılarda bu birliklerin sayısı minimum seviyeye düşmüştür.

Özellikle en önemli insan kaynağı olarak gördüğü lise ve üniversite öğrencilerini kendi saflarına çekebilmek için örgüt, legal olarak faaliyet gösteren değişik dernekler ve sanat-müzik toplulukları kurarak öğrenciler üzerinde yoğun propaganda yapmaktadır.(Örgütün bu şekilde legal alanda kullandığı kuruluş, dernek, topluluk vb. yapılanmalar için bakınız TABLO–2)

Birçok defa, bölücü terör örgütü P.K.K. ile iş birliği yapan DHKP/C terör örgütü, P.K.K'nın "komünist, sosyalist bir işçi partisi" olma özelliği ile ideolojik bir yakınlık kurmaktadır. Provakasyonel girişimler ve etkili eylemler konusunda, ideoloji ortaklarıyla fiziki ve stratejik ortaklık kurarak hareket eden DHKP/C, bugün geçmişteki gibi büyük çaplı eylemlerden yoksundur. Ancak halen, rejimsel terör örgütlerinin içinde Türkiye’yi tehdit eden en tehlikeli "aşırı sol" terör örgütüdür.

2.     Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist (TKP/ML)

Türkiye Komünist Partisi / Marksist-Leninist örgütünün kökeni Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu (DEV-GENÇ) içerisinde beliren fikir ayrılıkları sonucu, 1970 yılında federasyondan ayrılarak Maoist bir çizgi izleyen ve “Proleter Devrimci Aydınlıkçılar” olarak anılan Doğu Perinçek grubunca kurulan Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi (TİİKP)’ ne dayanır. TİİKP’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi sorumluluğuna getirdiği İbrahim Kaypakkaya, partiyi pasiflikle suçlayarak Şubat 1972’ de TİİKP’ den ayrıldı ve TKP/ML adıyla yeni bir örgüt kurdu.

Arkadaşları ile birlikte güvenlik kuvvetleri tarafından yakalanan TKP/ML örgüt lideri İbrahim Kaypakkaya 18 Mayıs 1973 tarihinde Diyarbakır cezaevinde öldü. 1974 yılında örgütün merkezi yapıya kavuşturulması için çalışmalar başlamış, "Koordinasyon Komitesi" adı altında anılan bir grup örgüt içerisinde idareyi ele almış, ancak bazı görüş ayrılıkları nedeniyle İstanbul Bölgesi'nde muhalefet başlamış ve sonuçta "Koordinasyon Komitesi" örgütten atılmıştır.

TKP/ML-HAREKETİ ve Halkın Birliği isimlerini kullanan "Koordinasyon Komitesi" 1978 yılı başlarında bölünerek "Devrimci Halkın Birliği" ve "Halkın Birliği" olarak ikiye ayrılmıştır. Merkez Komitesi tarafından çıkartılan Partizan dergisinin ismini alan parti adını bundan sonra Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist - Partizan TİKKO (TKP/ML - PARTİZAN - TİKKO) olarak duyurmuştur.

TİKKO örgütü 1987 yılında 3. Konferansın yerinin belirlenmesi hususunda çıkan anlaşmazlık sonucu TKP/ML-DABK ve TKP/ML-BABK (KONFERANSÇILAR) adı altında faaliyet göstermeye başlamıştır. Konferansçılar doğu bölgesindeki faaliyetlerini Kürdistan Bölge Komitesi (KBK) adı altında sürdürmekte idiler. Örgüt 15–20 Haziran 1993 tarihleri arasında Tunceli kırsalında yaptığı Olağanüstü Parti Konferansı'nda Merkez Komitesini seçerek Kürdistan Bölge Komitesi isminin Kürt milliyetçiliğini çağrıştırdığı gerekçesiyle tekrar Doğu Anadolu Bölge Komitesi (DABK) şeklinde değiştirmiş ve bu konferanstan sonra yeniden TKP/ML adını almıştır.

1995 yaz aylarında Tokat kırsalında ikinci OPK( Olağanüstü Parti Konferansı) adı altında konferans yapan TKP/ML-TİKKO-KONFERANS kanadı, bu konferans sırasında KÖK (Konferans Örgütlenme Komitesi), GÖK (Geçici Örgütlenme Komitesi) ve Bağımsızlar olarak üçe ayrılmıştır. Bağımsızlar grubuna diğer iki grup tarafından OPO (Ordu Parti Organı) adı verilmiştir. Parti adının daha sonra netleştirilmek üzere kendi haricindeki komünist eğilimlere açık olduklarını da ifade etmesi bakımından TKP/ML-BİRLİK olarak belirlemiş, ordu isimlendirmesi de YHO (Yeni Halk Ordusu) olarak tespit edilmiştir.

Amacı, mevcut siyasal sistemi silahlı faaliyetlerle yıkarak, yerine Marksist-Leninist-Maoist ideolojiye dayalı Komünist bir devlet kurabilmektir. Bu amaca ulaşmak için de, Mao’nun halk savaşı stratejisini benimsemektedirler. Halk Savaşı Stratejisi, geniş halk kitlelerinin örgütlenmesi sonucu oluşturulan, Halk Ordusunun vermiş olduğu mücadeleye denmektedir. Mao’ya göre Halk Savaşı; Stratejik Savunma, Stratejik Denge ve Stratejik Saldırı aşamalarından oluşmaktadır.

Günümüzde TKP/ML örgütünün devamı olarak faaliyet yürüten TKP/ML KONFERANS ve TKP/ML DABK örgütleri, Tunceli kırsalı başta olmak üzere,  Karadeniz Bölgesi kırsalında da faaliyetlerine devam etmektedirler. Metropollerde ise, İstanbul’u bir faaliyet üssü olarak kullanmaya devam etmektedirler. 

TKP/ML KONFERANS örgütünün gençliğe yönelik ‘Yeni Demokrat Gençlik Dergisi’ isimli legal bir yayını; TKP/ML DABK örgütünün ise ‘Partizan Gençlik Dergisi’ isimli legal bir yayını bulunmaktadır. Son olarak TKP/ML örgütü, gençlik içinde faaliyet yürütebilmek için kurduğu TMLGB’nin yanında, lise gençliği arasında da faaliyet yürütebilmek amacıyla, Yeni Demokrat Gençlik Örgütünü(YDG) kurmuştur.

Marksist Leninist Komünist Parti [MLKP]

Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist-Hareketi (TKP/MLH) ve Türkiye Komünist İşçi Hareketi (TKİH) örgütlerinin birleşimiyle 1994 yılında Garbis Altınoğlu liderliğinde, Marksist Leninist Komünist Partisi Kuruluş adı altında ilk olarak kurulmuştur. Bir yıl süreyle bu ad altında faaliyetlerini bu isim altında devam ettiren örgüt, Eylül 1995’te düzenlediği parti konferansında TKP/ML-Yeniden İnşa Örgütü ile birleşerek, faaliyetlerine Marksist Leninist Komünist Partisi (MLKP) adıyla devam etmişlerdir. MLKP örgütünde 1995 Ağustos ayında başlayan hizipleşme sonucu 4 Eylül 1995 tarihinde Ağca Kaya liderliğinde bazı TKP/ML-Hareketi mensupları MLKP örgütünü tanımayarak Komünist Parti-İnşa Örgütü (KP-İÖ) adı altında bir yapılanmaya gitmişlerdir. Ajitasyon ve propaganda faaliyetlerine ağırlık veren örgüt: ‘Kızıl Müfrezeler’ isimli askeri seleksiyonuyla silahlı eylemlerde bulunmaktadır.

MLKP örgütünün amacı, mevcut anayasal düzeni silahlı halk ayaklanması yoluyla yıkarak, yerine Marksist-Leninist ilkelere dayalı Komünist bir devlet sistemi kurmaktır. Örgüt ‘Antiemperyalist Demokratik Devrim Stratejisi’ adında illegal örgütlenmeyi ve silahlı mücadeleyi içeren bir stratejiyi benimsemektedir. İhtilali özellikle, şehirlerde örgütlenmek ve kitleleri harekete geçirmek suretiyle gerçekleştirmeyi hedefleyen bir örgüttür.

MLKP örgütü, gençliği kazanmaya yönelik faaliyetlerini, ‘Komünist Gençlik Örgütü’ vasıtasıyla yürütmektedir. KGÖ, MLKP çizgisinde hareket eden, partinin ideolojik ve siyasi yönetimi altında, ayrı ve bağımsız bir örgütlenmesi olan bir örgüttür. Amacı, gençliğin kitleler halinde komünizme yönelmesini temin ve direkt olarak MLKP içine eleman almanın doğuracağı sakıncaları bertaraf etmektedir. Örgütün gençler için çıkardığı ‘Özgür Gençlik’ isimli legal bir yayın organı mevcuttur. Ayrıca MLKP örgütünün, ortaöğretim öğrencileri arasında komünizmin propagandasının yapmak amacıyla oluşturduğu, Liseli Öğrenciler Birliği (LÖB) adında bir örgütü vardır.   

TÜRKİYE DEVRİM PARTİSİ (TDP)

İdeolojik temeli Hikmet Kıvılcımlı’ya dayanan ve Türkiye Sosyalist İşçi Partisinden (TSİP) fikir ayrılıkları sonucunda 1978 yılında kopan bir grup, Türkiye Komünist Partisi/BİRLİK’i (TKP/B) oluşturmuşlardır. 1980 harekâtı ile birlikte dağılma sürecine giren ve silahlı mücadeleyi benimseyen TKP/B, ağustos 1992 yılındaki konferansta, yeni ideolojik temeller üzerinde askeri-politik nitelikte bir örgütlenmeye gidilmesini kararlaştırarak ismini, Türkiye Devrim Partisi olarak değiştirmiştir.
TDP örgütü, kuruluşundan itibaren şehirlerde ve kırlarda, silahlı eylemlere başlamak amacıyla, yoğun bir çalışma temposu içerisine girmiştir. Örgüt faaliyetlerini İstanbul başta olmak üzere, Tunceli ve Karadeniz kırsalında, marjinal düzeyde de olsa devam etmektedir.
TDP örgütünün amacı, mevcut siyasal düzeni silahlı faaliyetlerle yıkarak yerine Komünist bir devlet düzenine geçmektir.
TDP örgütü, öğrenci gençlik üzerindeki faaliyetlerini, bir ara Sosyalist Gençlik Birliği (SGB) isimli seleksiyonu vasıtasıyla yürütmüştür. 2. Konferansta alınan kararla, bu seksiyonunu feshederek, yerine Devrimci Gençler Birliği (DGB) ismiyle yeni bir oluşuma gitmiştir. ‘Hedef Gazetesi’ ve ‘Liseli Arkadaş Dergisi’ adlı legal yayın organları bulunmaktadır.
TÜRKİYE İHTİLALCİ KOMUNİSTLER BİRLİĞİ (TİKB)

Şubat 1979 tarihinde kurulan örgüt, Dev-Genç kaynaklı, Arnavut Emek Partisi (AEP) ve Çin Komünist Partisine yakın olan, Milli Demokratik Devrim (MDD) saflarında yer alan bir kesimce oluşturulmuştur. Aktan İnce önderliğinde kurulan örgüt, AEP’ ya yakınlığı ile tanınmaktadır. 1980 sonrası silahlı mücadele kararı alan örgütün, birçok üyesi ya yakalanmış ya da ölü olarak ele geçirilmiştir.
Lider kadrosu cezaevinde bulunan örgüt, şehir merkezli ağırlıklı faaliyetlerine devam etmektedir. Bugüne kadar pek çok silahlı eylemi olan örgütün en önemli eylemi 03.02.1997 tarihinde MHP Kartal İlçe başkanı Nihat Uygun’un öldürülmesi olayıdır.
Örgütün amacı ülkemizdeki mevcut anayasal düzeni yıkarak yerine Marksist-Leninist görüşler doğrultusunda sosyalist bir düzen kurmak ve nihayetinde komünizme ulaşmaktır.
Örgütün özellikle lise ve üniversite gençliğini kazanmak için kullandığı, 1989 yılında kurulan, ‘Genç Komünarlar’ adında bir gençlik seksiyonu vardır. TİKB örgütü, Demokratik Üniversite Bülteni’nin yanında gençliğe yönelik legal olarak, ‘Devrimci Proleter Gençlik’, illegal olarak da ‘Genç Komünarlar’ adında bir dergi çıkartmaktadır.

GENÇLİK VE SOL TERÖR ÖRGÜTLERİNİN GENÇLİĞİ KAZANMASINI KOLAYLAŞTIRICI FAKTÖRLER

Gençler ile sol terör örgütleri arasındaki var olan oldukça kritik ve vahim ilişkiyi doğru anlamak için ilk olarak gençlik kavramının, sonrasında da gençliğin baştan çıkarılarak kazanılmasında, sol örgütlerin ülkemizde ortaya koyduğu argümanların detaylı olarak irdelenmesinin isabetli olacağı düşünülmektedir.

1.      Genç ve Gençliğin İzahı

Günümüze kadar genç ve gençlik dönemi ile ilgili pek çok tanım yapılmış, çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Fakat herkesin üzerinde anlaşabileceği bir gençlik tanımı yapmak ve bir yaş aralığı tespit edebilmek, gençlik kavramının sadece toplumdan topluma değil, aynı zamanda çağdan çağa, hatta her toplumdaki çeşitli sınıf, tabaka ve kesitlere göre de değişmesi[9] realitesinden hareketle pek mümkün görülmemektedir. Bununla birlikte diğerlerine nazaran daha kapsayıcı olan ve önem arz eden genç ve gençlik tanımlamalarına göz atacak olursak; Yörükoğlu hocaya göre gençlik ‘çocukla erişkinlik arasında yer alan, gelişme, ruhsal olgunlaşma ve yaşama hazırlık dönemidir... ,büyümenin durmasına kadar sürer ve 12–21 yaşlarını kapsar’[10] UNESCO’nun tanımına göre ise ; ‘gençlik, yetişkinlik statüsünün getireceği maddi kazanç ve sorumluluklara hazırlanabilmek için gerekli becerilerin ve sosyal yeteneklerin geliştirildiği bir dönemdir’[11] Son olarak en öz ve anlamlı tanımı: ‘gençlik bir yeniden doğuş dönemidir’[12] diyen G.Stanley Hall’da bulmaktayız.

Tanımlardan da anlaşılacağı üzere insanda çok yönlü değişimlerin görüldüğü, bağımsızlığın ve toplumla kaynaşmanın arzulandığı, dinamik, otoriteden bağımsız böyle kritik bir dönemde gençler bir şekilde sol terör örgütlerinin karanlık emellerine alet olabilmektedirler. İnsanlık, tarihi boyunca en insani hareketlerde hammadde ve itici güç olarak gençleri seçtiği gibi, bütün insanlık dışı karanlık emellerin arkasındaki güçler(terör örgütleri) de gençleri seçmektedir.[13] Bu güçler yarınlarımızın sahibi olan gençleri, kendi gayeleri uğruna yaşken eğmeye, bir takım kalıpların içine sokmaya çalışmaktadırlar. Bunu yaparken de genellikle gençlerin zaaflarından yararlanmaktadırlar. Gerçekten gençlerin bu dönemdeki ihtiyaç ve beklentilerini çok iyi analiz eden sol terör örgütleri deyim yerindeyse nabza göre şerbet vermektedirler. Örgütlerin gençleri kazanmasını kolaylaştırıcı faktörleri ‘gençliğin sosyolojik sorunları’ ve ‘gençliğin psikolojik özellikleri ’ başlıkları altında sistematik olarak derleyip inceleyebiliriz. Gençleri sol terör örgütlerinin kucağına bırakan belki de en önemli faktör olan ‘anne-baba tutumları’ ile ilgili değerlendirmelerimizi, bir sonraki bölümde ayrıntılı olarak yapacağımız için burada yer verilmeyecektir.

2.      Gençliğin Sosyolojik Sorunları

Gençlik bir toplumun geleceği olduğu gibi aynı zamanda da toplumun ruhundaki sıkıntıları, kaosları, buhranları, umutları ve umutsuzluklarını görebileceğimiz bir aynasıdır. Bu açıdan gençliğin sorunlarının da, içinde yaşadığı toplumun ekonomik, sosyal ve kültürel yapısınca belirlendiğini söylemek yanlış olmaz.

1960’ların sonlarından itibaren ülkede bir anarşi ve kargaşa ortamı yaratmayı amaçlayan ve bu uğurda binlerce gencimizin hayatını karartan sol terör faaliyetlerinin alt yapısına baktığımız zaman gençleri kazanmada istihdam, işsizlik, yoksulluk, eğitim, barınma, iletişim, katılma gibi envanterleri çok iyi kullandıklarını görmekteyiz.

Bu çerçevede, üzerinde öncelikli olarak durulması gereken, sol terör örgütlerinin ideolojilerini yaymada sıklıkla malzeme olarak kullandıkları, gelir dağılımdaki adaletsizlikler, işsizlik, yoksulluk gibi ekonomik sorunlardır. Ekonomik şartların zorluğu insanları maddi olduğu kadar ruhi yönden de oldukça olumsuz anlamda etkilemekte, yoklukla yaşayan kimseler bu durumdan bir an veya uzun vadede kurtulmak için çekinmeden gayri meşru yollara sapabilmektedirler. Bu potansiyelin farkında olan sol terör örgütleri insanların mütemadiyen yakındığı toplumdaki dengesiz gelir dağılımını propaganda malzemesi olarak kullanmakta, özellikle körpe beyinleri bu yolla kendi yörüngelerine çekebilmektedirler. Sol terörü besleyen komünizmin temel argümanlarının yoksulluk,ezilenler, sömürülenler edebiyatı ile dolu olduğu ve en çok ekonomik sorunları istismar ettiği de göz önüne alındığında konunun örgütler açısından önemi daha net görülecektir. Bu istismarı, yıllarca terör örgütü DHKP/C içerisinde yer alan,  sayısız eylemde aktif veya pasif olarak bulunan ve daha sonra pişman olarak güvenlik güçlerine teslim olan bir militan şöyle ifade etmektedir:

         ‘‘İşsizlik ve ekonomik sorunlardan kaçmak için... propaganda ve telkinlere kapılıp örgütün batağına girdim... Şu an daha iyi anlıyorum ki bizler dış mihrakların ülkemiz üzerindeki emelleri ve örgütün üst düzeylerindeki kişilerin lüks içerisindeki yaşamlarını devam ettirebilmeleri için bir maşadan farklı değiliz. Onlar lüks içerisinde yaşarken, biz yarı aç yarı tok ölümlerle karşı karşıya ‘sınıfsız toplum’ aldatmacasına inanarak onların çıkarlarını korumaktan başka bir şey yapmadık’’

Bu itiraf bize, yıkıcı sol örgütlerin gençliğe yönelik faaliyetlerinin rasgele ve kendiliğinden ortaya çıkan bir olgu olmadığını göstermektedir. Gayet bilinçli bir şekilde ve ürkütmeden üniversite veya lise yıllarının başlangıcında gence yaklaşılmakta, onun eğitim, barınma, sosyal aktivitelere katılma gibi ihtiyaçlarını gidermek vaadiyle kandırılmasına çalışılmaktadır.

            Sol örgütlerin gençleri elde etmesini kolaylaştıran bir diğer argüman ise eğitim sisteminde yaşanan sorunlardır. Her türlü melanetin altında yatan cehaletten, diğer örgütler olduğu gibi sol terör örgütleri de azami ölçüde faydalanmaktadır. Ancak sol terör örgütleri en önemli insan kaynağını özellikle lise ve üniversite gençliğinden sağlamaktadırlar.[14] Emniyet Genel Müdürlüğü’nün hazırladığı terörist profilleri araştırmasında, 826 sol terör örgütü mensubunun dosyası üzerinde yapılan incelemede öğrenim durumlarına göre örgüt mensupları yüzde 20,4’ü üniversite mezunu ya da öğrencisi, yüzde 33,5’i lise mezunu ya da öğrencisi olması bunun en büyük göstergesidir. Özellikle ülkemizde 1970’lerin başlarında ortaya çıkan sol terör eylemlerinin hazırlık ve örgütlenme aşamasında gençlik dinamizminin en zirvede bulunduğu üniversiteler karargâh rolü oynamıştır. Ülkemizde faaliyet gösteren sol terör örgütlerinin beyin takımının da genelde ülkemizin en gözde üniversitelerinden çıkmış olması bu anlamda bir tesadüf değildir. Örneğin THKP/C kurucusu Mahir Çayan, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunudur. TKP/ML TİKKO’nun kurucusu İbrahim Kaypakkaya İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü öğrencisidir. THKO kurucusu Deniz Gezmiş, İstanbul Hukuk Fakültesi öğrencisidir. Görüldüğü gibi terör yalnız cehaletten değil aynı zamanda sağlıksız, hantal eğitim sisteminden de olabildiğince menfaat sağlamaktadır.

Taha Akyol’un bir yazısında ifade ettiği genç insanın, hayat tecrübesinin ve bilgi birikiminin henüz büyü’yü bozacak çeşitliliğe ve yoğunluğa ulaşmadığı[15] bir dönemde alacağı eğitim ve öğretimin niteliği şüphesiz ki onun hayatını şekillendirmesinde çok mühimdir. Unutmamak gerekir ki gençlik dönemi; sıcak yaz günlerinden sonra toprağın yağmura muhtaç olduğu kadar bilgiye, öğrenmeye istek duyduğu bir dönemdir. Yağan yağmur normal ise toprak verimli hale gelir. Yağmur dolu gibi, sağanak gibi olursa, o zaman toprağın en verimli yerlerini sel suları götürür. Ve arkasında bir taş tarlası bırakır.[16] Türk eğitimin sisteminin milli şuur, duygu ve ahlakla yoğrulmuş araştırmaya, yorumlamaya ve eleştirmeye ekseriyetle yer veren bir bakış açısından ziyade temel çizgiyi ezbercilik ve koşullandırmada oluşturan yaklaşımı kabullenmesi sol terör örgütlerinin de şiddetle arzuladığı zihinlerdeki bu boş tarlaları doğurmaktadır. Kâinattaki hiçbir boşluk yoktur ki doldurulmasın gerçeğinden hareket eden bu örgütler, milliyetçi düşünce yerine enternasyolizmi, milli ahlak yerine proleter ahlak dedikleri komünist ahlakı körpecik zihinlere yerleştirmeye çalışmaktadırlar. Bu konudaki başarılarının, 70’lerden günümüze kadar yaşanan üniversitelerdeki gençlik olayları değerlendirildiğinde, oldukça yüksek seviyede olduğu -ne yazık ki- söylenebilmektedir. Terör örgütlerinin bu başarıya ulaşmasının engellenmesinde Ulu Önder Atatürk’ ün ‘genç beyinlere kültürünü, insanlığa, millet ve memleket yararına kullanmayı, hür ve şerefle egemen yaşamayı, karanlık günleri geri getirmeyecek, yabancı ideolojilere kapılmama bilgisini, benliğini yabancılar için kullanmamayı Cumhuriyet Okulları öğretir’[17] sözü üniversitelerimize ve liselerimize düşen misyonun önemini vurgulamaktadır.

Gençlik hareketlerini terör ve anarşi düzeyine ulaştıran diğer bir olgu ise köyden şehre göç ve beraberinde gelen ani kültürel değişimlerdir. Sağlıksız bir şekilde gerçekleşen iç göçle birlikte 1950’lerden sonra Türkiye’nin tarımsal yapıdan, endüstriyel yapıya geçiş sürecini yaşayan bir toplum özelliği taşıyor olması, eski tarımsal yapının sosyal kurumlarının çözülmesi, aksine yeni endüstriyel yapının sosyal kurumlarının ise oluşumunu tamamlaması bu noktada toplumda anomi ortaya çıkarmaktadır. Bu durum özellikle gençlerde görülmektedir.

Göçle birlikte ortaya çıkan uyum problemini aşamayan gençler, hayal kırıklığına uğramaktadırlar. Gökdelenlerin yanı başında türeyen gecekondularda yaşayan bu gençler, hayal kırıklıklarını, öfkelerini ve hınçlarını, kendi şartlandıkları ideolojik amaç doğrultusunda yönlendirmekte, kendilerini kullanmak isteyen çevrelere imkân sağlamaktadırlar. Örgütler özellikle şehre yeni göç etmiş sağlık, yerleşim, ulaşım, eğitim ve yaşam zorluğu içindeki kitleleri yandaşları yapmaya çalışmaktadırlar.[18] Nitekim Batıda da, ülkemizde de hep sağlıksız bir şekilde göç neticesinde oluşmuş, ait olduğu şehir ile bütünleşememiş izole yaşayan veya gettolaşmış kesimler sol terörizmin hayat alanları olmuşlardır.[19] Bunu engellemenin tek yolu ise, sol ideolojinin bu çevrede sıklıkla propaganda olarak kullandığı adaletli gelir dağılımını, iyi bir eğitimi ve toplumun bütün kesimlerini kucaklayıcı politikaları sağlamaktır.

3.      Gençliğin Psikolojik Özellikleri

Gençlik dönemi; insanda biyolojik, fiziksel açıdan büyük bir değişim ve gelişimin yaşandığı insan hayatının en güzel, en mutlu ve en güçlü bir dönemi olarak nitelenirken, aynı zamanda bir ‘kriz’ ya da ‘bunalım’ dönemi olarak da ifade edilmektedir.[20] Çocukluktan ergenliğe adım atan gençlerde özellikle fizyonomideki ani değişiklikler, ellerin, ayakların büyümesi, burnun ve çenenin büyümesi, vücutta ki kıllanma, sesteki değişiklikler vs. genci oldukça tedirgin etmektedir. Ayrıca fizyonominin orantısız bir görünüm arz etmesi halinde gencin psikolojik yapısı olumsuz yönde etkilenmekte, kendisini değersiz gören genç yoğun bir güvensizlik duygusu taşımaktadır. Çoğunlukla gençler bu sorunlarla başarıyla baş edebilirler. Ancak azınlık bir grup, bu dönemin sorunlarını halledemez ve ruhsal bozukluk gelişir. İşte Sol örgütlerin ulaşmayı arzuladığı gençleri bu azınlık grup oluşturmaktadır. Sol örgütler dışarıdan bakıldığında oldukça masumane gözüken arkadaş grupları oluşturarak, önceden tespit ettikleri kendilerine güveni yitirmiş gençleri bu gruplar vasıtasıyla ağlarına çekmektedirler.                         

Gençlik döneminde ailenin dışındaki dünya ve arkadaş grupları daha birincil bir konuma geçmekte ve genç kendisini akranlarının gözüyle değerlendirerek; arkadaş grubunun normlarından sapmanın kendine güvenini azaltan bir şey olduğunu inanmaya başlamaktadır. Buradan hareketle sol örgütler, ‘‘insanı sevenlerin ve bilenlerin insanlar üzerinde elde edemeyeceği zafer yoktur’’[21] düşüncesiyle liselerde, üniversitelerde veya mahallelerde oluşturdukları arkadaş grupları içerisinde, gençlere sundukları sahte sevgi ve mesajlarla onları psikolojik bağımlılaştırma mekanizmasına sokmakta, bir 'kabile'nin efsunlanmış robotu[22] haline getirmektedirler. Sol örgütlerin bu konudaki politikalarının daha iyi anlaşılmasını sağlamak için DHKP/C militanı olan B.B’nin itiraflarının faydalı olacağına inanmaktayız.

       ‘‘Devrimciliğe gelişimin temelinde gösterilen ilgi, değer ve güven veren yaklaşımlar ve bu yaklaşımların kendi arayışlarımla çakışması vardır.’’ [23]
Sonuçta sol örgütler, gencin bu kritik döneminde yaşadığı psikolojik sorunlardan,  içinde bulunduğu ruh halinden yararlanmak için beklentilerine cevap verecek ortamları en iyi şekilde hazırlamaktadırlar. Bu aşamada gencin sık dokulu bu örgütlerin pençesinden kurtarmakta en önemli görev şüphesiz ki ailelere düşmektedir. Özellikle, anne ve babaların sergileyecekleri tutumla gençlerin yani evlatlarının geleceğe güvenle hazırlanmasında belirleyici rol oynayacakları su götürmez bir gerçektir. Şunu unutmamak gerekir ki geleceğe hazırlayamadığımız her genç, yıkıcı sol ve diğer örgütlere doğru itilmiş demektir.[24]

AİLE ve POLİS TUTUMLARI

Türkiye gibi gelişme süreci içinde bulunan, ciddi ekonomik ve toplumsal sorunları olan bir ülkede, geleceğimiz olan gençlerin dikkatle yetiştirilmesi, yönlendirilmesi ve bilinçlendirilmesi gerekmektedir. 2000’ler Türkiye’sinde nüfusun büyük bir kesiminin gençlerden oluştuğunu hatırlarsak, bu konunun toplumumuzun geleceği açısından ne denli önemli olduğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Her toplumda gençlerin yetiştirilmesinde ve bilinçlendirilmesinde aileden okula, çevreden polise pek çok ajan etkili olmaktadır. Aslında her biri ayrı bir araştırmaya konu olabilecek derinlik ve değerde bu ajanlardan biz burada yalnız -sırasıyla- aile ve polis üzerinde duracağız.

Aile toplumun küçülmüş bir şekli, toplumların en küçük sosyal birimidir. Aileyle ilgili algılamalar farklı toplumlarda ve zamanlarda değişiklik gösterdiği için kaynaklarda çok çeşitli aile tanımlamalarına rastlamak mümkündür. Örneğin Büyük Larousse Ansiklopedisinde aile: ‘aynı soydan birbirini izleyerek gelen kuşaklar bütünü’ veya ‘anne, baba ve çocuklardan oluşan bütün’ [25]olarak tanımlanırken Meydan Larousse Ansiklopedisi konuyla ilgili ‘aynı çatı altında yaşayanlar’, ‘aynı kan aynı ırk ve anı atadan gelen şahıslar’[26] tanımlarına yer vermiştir. Bazı tanımlara göre ise aile sosyal bir grup, sosyal bir birlik, sosyal bir örgütlenme ve sosyal bir kurumdur.[27]  Bu tanımlardan hareketle bütünleyici bir tanım yapacak olursak; aile anne, baba ve çocuklardan ve tarafların kan akrabalarından meydana gelen ekonomik ve sosyal bir kurumdur.

Toplumların huzur ve refahı bir bakıma ailelerin huzur ve refahı ile mümkün görülmektedir. Aile bir toplumda çoğu zaman alternatif kabul etmeyen sosyal, ekonomik, kültürel ve biyolojik pek çok hayati görev yerine getirmektedir. Ailenin yerine getirdiği bu görevlerden şüphesiz ki en önemlisini toplumun geleceği, ülkenin yarını olan çocukların ve gençlerin yetiştirilmesi mevzu oluşturmaktadır. Aile, çocuğun dünyaya getirilmesi ve beslenip korunarak yetiştirilmesinin yanında, onun güvenlik, sevgi, saygı, ait olma ve paylaşma gibi psikolojik gereksinimlerinin de en iyi karşılanacağı yerdir.[28] Çocuğun içinde doğduğu ve yetiştiği aile yapısı, ailenin genişliği, sosyokültürel ve ekonomik düzeyi, aile bireylerinin tutum ve davranışları çocuğun ilk sosyal deneyimlerini, kişiliğini ve dolayısıyla da duygusal ve sosyal gelişimini derinden etkilemektedir. Örneğin ülkemizde yaygın olarak görülen ve geçmişten günümüze süregelen ataerkil aile düzeni içinde çocuğa düşüncelerini serbest şekilde ifade etme imkânı tanınmamaktadır. Dolayısıyla kendisine söz hakkı verilmeyen çocuk zamanla değersiz olduğu duygusuna kapılmakta ve etrafına karşı ilgi duymayan, girişimden çekinen bir kişiliğe bürünmektedir. Bu kişilikle büyüyen çocuk bağımsızlık çağı adı verilen gençlik çağına geldiğinde aile ortamında bulamadığı değer ve sevgiyi başka ortamlarda aramaya çalışmaktadırlar. Sol terör örgütleri tam bu kavşakta gençlerimizin karşısına çıkmakta, onları kazanana kadar -ileride karşılığını fazlasıyla almak üzere- sevgiyi, saygıyı ve değeri tıpatıp gençlerimizin arzuladığı şekillerde sunmaktadırlar.

Geleneksel ataerkil, soru sorulmasına izin vermeyen baş eğici ve yeni arayışlara kapalı birey yetiştirme modeli ile birlikte şimdilerde giderek yaygınlaşan sınırsız, denetimsiz, duygusuz ve yoğun şiddetin ve cinselliğin çocukların ve gençlerin yaşamlarında temel öğe olmaya başladığı model de sol terör örgütlerine, gençleri kazanmada kapı aralamaktadır. Çocuğun yetiştirilmesinde en önemli unsurlardan olan disiplini arka plana iten ve ‘bırak karışma, yaşayarak öğrensin’ mantığı ile hareket eden gevşek anne-baba tutumlarının sergilendiği bir zihniyette büyüyen gençler bencil, sorumsuz, her dediğinin anında olmasını isteyen, şımarık, zor sosyalleşen, antisosyal davranış özellikleri gösteren bir kişiliğe bürünebilmektedirler. Sol terör örgütleri bu şekilde toplumla entegre olmada zorluk çeken, her istediği şeye ulaşmayı hedefleyen gençlere oluşturdukları legal kuruşlular vasıtasıyla destek sağlamakta, karşılığında da onları ilk önceleri toplantılara katılma, bildiri dağıtma gibi legal, zamanla da korsan gösterilere katılma, silahlı eylemde bulunma gibi illegal faaliyetlere çekmektedirler.

Gençlerin davranışlarını en çok etkileyen faktörleri, aile içinde yaşadığı deneyimler oluşturmaktadır. Bu nedenle, onları suça iten ailevi faktörleri, parçalanmış aileler, aile içi gerilim ve ailedeki suçluluk şeklinde gruplandırmak mümkündür.[29]
Ölüm, boşanma, geçici ve sürekli ayrılıklar sebebiyle bilinen aile şeklinden farklılaşmış aileler, parçalanmış aile olarak adlandırılmaktadır. Ailenin parçalanmış olması suçlulukta önemli bir faktördür.[30]1957–1978 yılları arasında, parçalanmış aile ile suç ilişkisini araştıran Wells ve Rankin, ‘parçalanmış ailelerde suç oranının, diğer ailelere göre %10–15 kat daha fazla olduğu’nu ortaya koymuşlardır.[31] Bu tür ailelerde yetişen gençler kendini sahipsiz, değersiz, başıboş, bir amacı ve ideali olmayan biri olarak görmekte, bu halleri ile mevcut sol terör örgütler için potansiyel oluşturmaktadırlar.

Gençleri terör örgütlerinin eline düşüren bir diğer ailevi problem de aile içinde yaşanan gerilimler, olumsuzluklardır. Özelikle aile içinde şiddet denilen ve‘aynı aile içindeki üyelerden birinin bir diğer üyenin hayat, beden veya psikolojik bütünlüğü veya hürriyetini kısıtlayıcı ya da şahsiyetin gelişmesine ciddi biçimde zarar verici bir eylem veya ihmali davranış’[32] şeklinde tanımlanan problem gencin bir risk grubu içerisinde gelişmesine neden olmaktadır. Aile içi şiddete maruz kalan gençler evlerinden kaçma, uyuşturucu kullanma, intihar gibi pek çok sosyal sapma sergilemekte, şiddete olan eğilimleri ve yalnızlıkları onları sol terör örgütlerinin hedefi haline getirmektedir. Son olarak çocuğu ve genci teröre ve şiddete yönelten bir diğer etken de ailedeki suçluluktur. Suçluluk, ailede öğrenme yoluyla bir kuşaktan diğerine kültürün herhangi bir unsurunun geçirilmesi gibi geçirilmektedir.[33] Gençler hem evlerinde şiddet sahneleri görüp yaşadıkları zaman hem de toplumda şiddet kullanmanın üstünlük sağladığını örnekleriyle gördükleri zaman, şiddet kullanmaya hazır bir duruma gelmektedirler. Sorunlarını şiddetle çözmeye alışan bu gençler zamanla toplumdan dışlanmakta ve terör odaklarının eline düşmektedirler. Unutmamak gerekir ki suçlu doğan çocuk yoktur, çocuğun hamurunu yoğurup şekillendirirken suç potansiyelini kendisine yükleyen ajanlar vardır ve elbette ki bu ajanlar içinde en önemli rol aileye düşmektedir. Ailelerin gençlerin yetiştirilmesi, kültürlenme ve sosyalleşmesindeki fonksiyonu nazara alınarak onları sol terörün ağlarına düşmekten alıkoymada yapması gerekenleri maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz.
1.     
Gençlik çağındaki çocuklarınızı gereksiz yere yargılamayın, eleştirmeyin. Adam yerine koyup, onlara bu kritik dönemlerinde yardımcı olun.
2.      Gençlik çağındaki çocuklarınıza yeni bir dünyanın mimarı olma şansını verin; onları kendi ayakları üzerinde durabilen, girişken ve bağımsız bir insan olarak yetiştirin.
3.      Çocuklarınıza sevgi ve şefkat göstermekten kesinlikle kaçınmayın. Bir gülfidanı nasıl suya, havaya, ışığa ve toprağa muhtaç ise; çocuk ta sevginin şefkatin, karşılıklı saygının olduğu mutlu bir aile toprağına muhtaçtır. Unutmayın ki onlara verilecek sevgi, terörün ve terörizmin panzehiridir.
4.      Çocuklarınıza istenilen davranış ve alışkanlıkları kazandırabilmeniz ancak onları tanımanız ve onlarla sağlıklı bir iletişim kurmanızla mümkün olacaktır. Ruhen sağlıklı veya sağlıksız bireylerin yetişmesinde aile içi iletişim ön planda olduğu[34] tartışılmaz bir gerçektir.
5.     
Çocuklarınıza kavga ve savaş malzemesi olan oyuncaklar almayınız. Asıl o zaman çocuklarınızı kendi elinizle sadist ruhlu yapmış, terör örgütleri için zemin hazırlamış olursunuz.
6.     
Çocuklarınız sözlerden ziyade davranışlardan etkilenirler. Çocuklarınıza uygun davranışları öğretebilmek için kendiniz model olun.
7.     
Çocuklarınızı gözetim altında yönlendirin. Uygun yönlendirme ve gözetim olmadığı zaman, ihtiyaç duydukları bu rehberlikten yoksun kalacaklardır. Araştırmalar, zamanında ve yapıcı bir yönlendirme almayan gençlerin davranış problemleri olduğunu göstermektedir.
8.     
 Çocuklarınızın çevrenizde ya da evinizde şiddet görmelerini önlemeye çalışın. Ayrıca aynı şekilde televizyonda yayınlanan şiddet içerikli film ve dizilerden çocuklarınızı olabildiğince uzak tutmaya çalışın. Bu tür şiddet içerikli programların gençlerin yanlış kişi ve olayları taklit etmelerine ve mafyavari şebeke ve örgütlere girmelerine zemin hazırladıklarını asla unutmayın.
9.     
Çocuklarınızın sorularını en yalın en doğru şekilde cevaplayın sakın cevapsız bırakmayın. Gençlik döneminde çocuklarınızın cinsellik, yetişkinlik vb konularla ilgili sorduğu soruları hiç geçiştirmeden kısa ve onun anlayabileceği basitlikte cevaplayın. Yanıtsız kalan sorularına onların, dışarıda bir yerlerde cevap arayacaklarını aklınızda bulundurun.
10. 
Son olarak iyi eğitilmiş ve topluma kazandırılmış bir gencin hem ailesi, hem de toplum için bir servet olduğunu unutmayın ve davranışlarınızı buna göre belirleyin.

Ülkemizde güvenlik güçlerimiz yıllardan bu yana terör örgütlerine karşı silahlı bir mücadele vermektedir. Bu mücadele sonucunda bir militan ya çatışma anında yok edilmekte, ya da hapishaneye gönderilmektedir. Ancak buna rağmen terörizmin önüne bir türlü geçilememektedir. Sol terör örgütleri kurdukları legal illegal kuruluşlar ile üniversite ve liselerdeki egemenliğini sürdürmekte, her kaybettiği militanı yerine buralardan propaganda yoluyla kolaylıkla takviye yapabilmektedirler. Bu noktada terör örgütlerine giden insan kaynağını psikolojik harekât faaliyetleriyle başından kesemediğimiz sürece terörü ve terörizmi tamamen ortadan kaldırmamızın imkânsız olduğu ile gerçeği ile karşı karşıya bulunmaktayız.[35] Dolayısıyla terörle mücadelede polisimiz tarafından alınması gereken ilk ve en hayati önlem, etkin ve entegre bir istihbarat ağının teşkil edilerek kullanılmasıyla sol terör örgütlerinin propaganda girişimlerinin engellenmesidir. Zira propaganda, bağımsız gibi görünen ancak, tıpkı örgütsel yapı gibi merkezi kontrolü ve hiyerarşisi bulunan sistemli bir devrim çabasıdır ve bu haliyle sol terör örgütlerinin en etkili ve en güçlü silahlarından biridir.


Kısa vadede etkili olabilecek istihbarat ağının genişletilmesi ve geliştirmesinden başka orta ve uzun vadede gençlerimizi sol terörün pençelerinden kurtarmak için mermilerin fikirler olduğu etkili ve geniş katılımlı bir kampanya polisimiz tarafından yürütülmelidir. Yani en az silahlı mücadeleye verilen önem kadar gençliğin, sol terör örgütlerinin eleman kazanma yöntemlerine karşı korunmasına da önem verilmesi gerekmektedir. Polis sol terör örgütleri ve aşırı sol akımlarla mücadele ederken bu örgütlerin hedefi olan gençliği ‘Önleyici Hizmetlerin’ de bir gereği olarak afiş, broşür, kitap, seminer, konferans, radyo ve TV programlarıyla bilgilendirmeli ve bilinçlendirmelidir. Bu tür örgütlerde faaliyet yürüten gençlerin ‘çıkmaz bir sokakta’ olduklarını gösterebilmenin yolunun, onlara çıkmaz sokağın alternatifinin gösterilmesinden geçtiği daima göz önünde tutulmalıdır. Ancak gençlere yönelik bu tür faaliyetlerin yürütülmesi ancak nitelikli, birikimi olan personelle mümkün olabilecektir. Zira iletişim teknolojilerinin hızla geliştiği 21. yy da artık teröristler bir klavye ile topluma bir bombadan daha fazla zarar verebilmektedir. Bu nedenle gerek sol gerekse diğer terör örgütleri ile mücadele eden polisimizin bu mücadelesinde başarılı olabilmesi için psikolojik harekât konusuna hâkim, sosyal bilimlere aşina, araştıran, sorgulayan ve sahip olduğu birikimi başkalarına aktaran tam bir entelektüel olması gerekmektedir.
Polisin gençliği sol terör örgütlerinin faaliyetlerine karşı korumak amacıyla yürütmüş olduğu faaliyetlerde tek başına istenilen düzeyde başarılı olamadığı gözlenmektedir. Bu anlamda gençlerin korunmasında polisiye tedbirlerin yanı sıra, her derece eğitim, sosyal yardım kurumlarının, gençlik ve spor, sağlık, bayındırlık ve belediyeler gibi topluma farklı hizmetler sunan birçok kurumun ve özel sivil toplum örgütlerinin de geniş bir yelpazede tedbirler alması gerekmektedir. Kurumlar arası işbirliği yoluyla suçla mücadele adı verilen bu yöntem esas itibariyle pozitif bir yaklaşımdır ve burada polisten beklenen rol: ‘ön ayak olma’, ‘ilk adımı atma’, ‘teşvik etme’, ‘koordine etme’ ve ‘lokomotif olma’ şeklindedir.
[36]  Polisin kendisinden beklenen bu rolü oynayabilmesi ise ancak halkın desteği ile mümkündür. Çünkü 21.yy da artık ‘halkın desteği’ polisin suç ve suçlularla mücadelesinde en temel unsur haline gelmiştir.[37] Dolayısıyla polis gençlerle ilgili halkın da her seviyede katılımının sağlandığı önleyici faaliyetlerde bulunmalı, özellikle gençlerin yetiştirilmesinde ön planda olan aile, okul ve benzeri eğitim kurumlarıyla işbirliğine giderek gençlerin sık dokulu örgütlerin ağlarına düşmesini çok geç olmadan önlemeye çalışmalıdır. Sol terörün ağlarına kaptırdığımız her gencin ileride ülkemizi maddi-manevi çok büyük zararlara sokabileceği hatırdan çıkarılmayarak polisin enerjisinin büyük bölümünü bu tür faaliyetlere kaydırmasının isabetli olacağı düşünülmektedir.

SONUÇ

Sonuç olarak bir ülkenin yarınlarını temsil eden gençliğin sol terör örgütlerinin eleman kazanma faaliyetlerine karşı korunabilmesi için ailelere, polislere, medyaya ve toplumumuzda yaşayan herkese görevler düşmektedir. Anadolu’da ” Genç su gibidir, neyin içerisine girerse onun şeklini alır” sözü, gençliğin yetiştirilmesinde toplumumuza yüklenen misyonun bir göstergesidir. Sol terör örgütlerinin içerisinde kendine yer edinerek, maddi ve manevi ihtiyaçlarını gidermek için toplum içerisinde infial oluşturmaya kadar sonuçları beraberinde getirecek faaliyetlere girişebilecek gençlerin, kendi menfaatlerine değil de yaşadıkları ülkenin ve ülke insanının menfaatine çalışmalarını sağlayacak bilinçle yetiştirilmeleri, bu anlamda ülkemiz açısından olumlu sonuçlar meydana getirecektir. Gencin yetiştirilmesinde var olması gereken bu bilinci Mustafa Kemal Atatürk en veciz bir biçimde şöyle ifade etmektedir:
‘‘Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize görecekleri öğrenimin sınırı ne olursa olsun, ilk önce, her şeyden önce Türkiye’nin bağımsızlığına, kendi benliğine, milli geleneklere düşman olan bütün unsurlarla mücadele etme gereği öğretilmelidir.’’

KAYNAKÇA

  1. Akyol, Taha; ‘Çalınmış gençler...’ , http://www.milliyet.com.tr (04 Temmuz 2005 / Pazartesi) 

2.      Akyol, Taha; Hayat Yolunda Gençlere Anılar ve Öneriler, Milliyet Yayınları, İstanbul,  1998
3.     
Alkan, Necati; Psikolojik Harekât, Terörizm ve Polis, TEMÜH Yayınları No:5, Ankara, 2000
4.     
Alkan, Necati; Ülkemizde Terör Örgütlerinin Tarihsel Gelişim Süreci, Ankara, 2005
5.     
Anonim; ‘Bizim Kadınlarımız’ ,Yaşadığımız Vatan Dergisi, ( S:88 30.04.2001)
6.     
Apuhan, R.Ş.; Kendime Engel Olmayacağım, Timaş Yayınları, İstanbul, 1996
7.     
Ateş, Sami; “Türk İnkılâbında Gençliğin Milli Birlik ve Bütünlüğü”, Uluslararası Terörizm ve Gençlik, M.E. B.Yay. Ankara, 1987,
8.     
Avşar, Bozkurt Zakir; Kitle İletişim Araçları ve Terör, Kamer Yay. İstanbul, 1992,
9.     
Büyük Larousse Ansiklopedisi, 1.Cilt, İstanbul 1986
10. 
Cerrah, İbrahim; 21. Yüzyılda Polis, Asayiş Daire Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1998
11. 
Cin, Halil; ‘‘Anarşi ve Teröre Karşı Atatürkçülükte Birleşme’’, Uluslararası Terörizm ve Gençlik, M.E. B. Yay. Ankara, 1987 
12. 
Cüceloğlu, Doğan; Yeniden İnsan İnsana, 21.Basım, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2002
13. 
Demirbaş, Timur; Kriminoloji, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2005
14. 
Dilmaç, Sabri; Terörizm Sorunu ve Türkiye, Emniyet Genel Müdürlüğü İDB yayınları No:55, Ankara, 1997
15. 
Erkan, Necmettin; Gençlik ve Demokrasi, Güven Yayıncılık, Ankara, 1985,
16. 
Geleri, Aytekin; Proaktif Polislik: Suçla Mücadelede Farklı ve Etkili Bir Yaklaşım, Doğu Anadolu’da Güvenlik ve Huzur Sempozyumu, Bildiriler, Elazığ, 1999 
17. 
Gökçe, Birsen; ‘Aile ve Aile Tipleri Üzerine Bir İnceleme’, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 8
18. 
http://greatestfeelpsikoloji.com, erişim tarihi:10.02.2006
19. 
http://www.terör.gen.tr, erişim tarihi:12.10.2005
20. 
http://www.yeşil.com.tr, erişim tarihi 14.03.2006
21. 
http://www.yeşil.com.tr, erişim tarihi 14.03.2006
22. 
İçli, Tülin; Kriminoloji, Bizim Büro yayınları, Ankara
23. 
İçli, Tülin; Türkiye’de Suçlular, AKDT Yüksek Kurumu Yayını, Ankara, 1993
24. 
İnan, A.Mithat; Toplum- İdeoloji-Gençlik, Gündoğan Yay., Ankara,1989
25. 
Kemerlioğlu, Eyüp ve diğerleri; Eğitim Sosyolojisi, Saray Kitabevi, İzmir, 1996
26. 
Kışlalı, Ahmet Taner; Öğrenci Ayaklanmaları, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1974
27. 
Kocadağ, Bekir; ‘Hedefteki Gençlik: Siyasi Ve İdeolojik Hareketler Açısından’, Uluslararası İnsan Bilimleri Dergisi, 04.12.2004
28. 
Köni, Hasan; “Terör ve Gençlik”,Uluslararası Terörizm ve Gençlik, M.E.B. Yay., Ankara, 1987
29. 
Meydan Larousse Ansiklopedisi, 1.Cilt
30. 
Özbay, Haluk-Öztürk, Emine; Gençlik,  İletişim Yayınları, İstanbul  , (tarihsiz)
31. 
Sokullu-Akıncı, Füsun; Çocuk Suçluluğu Kriminolojisinde Aile Faktörü, Adliye ve Çocuk Suçluluğu Sempozyumu, İstanbul 1993
32. 
Soyaslan, Doğan; Kriminoloji, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, Ankara, 1998
33. 
Şahin, Bülent; Terör ve Gençlik, E.G.M. Polis Dergisi Terörle Mücadele Özel Sayısı
34. 
Yörükoğlu, Atalay; Gençlik Çağı, Özgür Yayın Dağıtım, İstanbul, 1993
35. 
Yüksel, Necati; Türkiye’de Gençlik Sorunları ve Çözüm Yolları, Bayrak Yayınları, İstanbul, 1990



[1] Sabri Dilmaç; Terörizm Sorunu ve Türkiye, Emniyet Genel Müdürlüğü İDB yayınları No:55, Ankara, 1997 s.27

[2] Bozkurt Zakir Avşar; Kitle İletişim Araçları ve Terör, Kamer Yay., İstanbul, 1992, s.37

[3] Hasan Köni; “Terör ve Gençlik”,Uluslararası Terörizm ve Gençlik, M.E.B. Yay., Ankara, 1987, s.164

¨Doğu Perinçek’in başkanlığını yaptığı İşçi Partisi kökünü; daha sonra TKP adını alan, Türkiye İşçi Çiftçi Sosyalist Fırkası’na dayandırmakta ve bu fırkanın kurulduğu 22 Eylül 1919’u kuruluş tarihi olarak benimsemektedir.

[4]http://www.yeşil.com.tr, erişim tarihi 14.03.2006

[5] Necati Alkan; Ülkemizde Terör Örgütlerinin Tarihsel Gelişim Süreci, Ankara, 2005, s.3

[6]M Kiter,; Terörizm ve Türkiye, İstanbul: İ.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat Fakültesi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 1987, s.26

[7]Sabri Dilmaç; a.g.e s.166

· Geniş bilgi için bkz.: Ali YILDIRIM, Belgelerle FKF, Dev-Genç 1965–1971, Yurt Kitap Yayıncılık Ankara, 1988.

[8] http://www.yeşil.com.tr, erişim tarihi 14.03.2006

· Geniş bilgi için bkz.: Sol Terör Örgütleri, Emniyet Genel Müdürlüğü İDB Yayınları No:59, Eylül 1997, Cilt:1–2

· Darbecilerin günümüzde önemli bir etkinliği bulunmamaktadır.

[9] Ahmet Taner Kışlalı; Öğrenci Ayaklanmaları, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1974, s.15

[10] Atalay Yörükoğlu; Gençlik Çağı, Özgür Yayın Dağıtım, İstanbul, 1993, s.13

[11] Necmettin Erkan; Gençlik ve Demokrasi, Güven Yayıncılık, Ankara, 1985, s.5

[12] Haluk Özbay - Emine Öztürk; Gençlik,  İletişim Yayınları, İstanbul  , (tarihsiz), s.14–15

[13] Necati Yüksel; Türkiye’de Gençlik Sorunları ve Çözüm Yolları, Bayrak Yayınları, İstanbul, 1990, s.16

[14]Halil Cin; ‘‘Anarşi ve Teröre Karşı Atatürkçülükte Birleşme’’, Uluslararası Terörizm ve Gençlik, M.E.B. Yay.,Ankara, 1987 s.56 

[15]  Taha Akyol; Hayat Yolunda Gençlere Anılar ve Öneriler, Milliyet Yayınları, İstanbul,  1998 s.123

[16]  Terör ve Gençlik; “Ana-Babalardan Terör Örgütlerine”, http://www.terör.gen.tr, erişim tarihi:12.10.2005

[17] Sami Ateş; “Türk İnkılabında Gençliğin Milli Birlik ve Bütünlüğü”, Uluslararası Terörizm ve Gençlik, M.E.B.Yay., Ankara, 1987, s.177

[18] A.Mithat İnan; Toplum- İdeoloji-Gençlik, Gündoğan Yay., Ankara,1989, s.77

[19]Bülent Şahin; Terör ve Gençlik, E.G.M. Polis Dergisi Terörle Mücadele Özel Sayısı, s.147

[20] http://greatestfeelpsikoloji.com, erişim tarihi:10.02.2006

[21] R.Ş Apuhan; Kendime Engel Olmayacağım, Timaş Yayınları, İstanbul, 1996 s.54

[22] Taha Akyol; ‘Çalınmış gençler...’ , http://www.milliyet.com.tr (04 Temmuz 2005 / Pazartesi) 

[23] Anonim; ‘Bizim Kadınlarımız’ ,Yaşadığımız Vatan Dergisi, ( S:88 30.04.2001) s.14

[24] Bekir Kocadağ; ‘Hedefteki Gençlik: Siyasi Ve İdeolojik Hareketler Açısından’, Uluslararası İnsan Bilimleri Dergisi, 04.12.2004

[25] Büyük Larousse Ansiklopedisi, 1.Cilt, İstanbul 1986 s.228

[26] Meydan Larousse Ansiklopedisi, 1.Cilt, s.190

[27] Birsen Gökçe; ‘Aile ve Aile Tipleri Üzerine Bir İnceleme’, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 8, Sayı 1–2 s.46

[28] Eyüp Kemerlioğlu ve diğerleri; Eğitim Sosyolojisi, Saray Kitabevi, İzmir, 1996 s.67

[29] Füsun Sokullu-Akıncı; Çocuk Suçluluğu Kriminolojisinde Aile Faktörü, Adliye ve Çocuk Suçluluğu Sempozyumu, İstanbul 1993, s.127

[30] Doğan Soyaslan; Kriminoloji, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, Ankara, 1998 s.82

[31]Tülin İçli; Türkiye’de Suçlular, AKDT Yüksek Kurumu Yayını, Ankara, 1993 s.34

[32] Timur Demirbaş; Kriminoloji, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2005 s.221

[33]  Tülin İçli; Kriminoloji, Bizim Büro yayınları, Ankara s.31

[34] Doğan Cüceloğlu; Yeniden İnsan İnsana, 21.Basım, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2002 s.48

[35] Necati Alkan; Psikolojik Harekât, Terörizm ve Polis, TEMÜH Yayınları No:5, Ankara, 2000 s.12

[36] Aytekin Geleri; Proaktif Polislik: Suçla Mücadelede Farklı ve Etkili Bir Yaklaşım, Doğu Anadolu’da Güvenlik ve Huzur Sempozyumu, Bildiriler, Elazığ, 1999 s.241

[37] İbrahim Cerrah; 21. Yüzyılda Polis, Asayiş Daire Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1998 s.34

* Kriminoloji Topluluğu Üyesi

 
 Yazar: Serhat UÇAR 08.11.2006  
 

Yazarın Diğer Yazıları:

  Yorumlar
 
İsim:  hakkı
 
Yorum: 
 
İsim:  huzur
 
Yorum: 
 
İsim:  eşitlik
 
Yorum: 
 
İsim:  tesla
 
Yorum: 
 
İsim:  tesla
 
Yorum: 
 
İsim:  furkan komiser
 
Yorum: 
 
İsim:  hizwobxyvty
 
Yorum: 
 
İsim:  ŞİWAN
 
Yorum: 
 
İsim:  Akademili...
 
Yorum: 
 
İsim:  evrim
 
Yorum: 
1 2 ...   Sonraki Sayfa   En Son Sayfa 

  Yorum Yaz
 
İsim: 
 
Yorum: 
Kalan Karakter Sayısı:
 
Şifremi Unuttum 
Kayıt Ol 
YAZARLARIMIZ
Sınıf KOMİSERİ
Sınıf KOMİSERİ ETÜT SAATİ 21 BİRİNCİ VE İKİNCİ SINIFTAKİ ÖĞRENCİLERİN İLİŞKİLERİ
Abdullah MOLLAOĞLU
Abdullah MOLLAOĞLU Ertuğrul ÖZKÖK Medya Peygamberi mi?
İsmet KAPLAN
İsmet KAPLAN Makam teklifi neden istenebilir?
Elveda TANIK
Elveda TANIK Uyuşturucu Madde Kullanımının Kişi ve Toplum Üzerindeki Etkisi
Emsal TOPRAK
Emsal TOPRAK BAĞIMLININ BİR GÜNÜ!
Alparslan ALTEKİN
Alparslan ALTEKİN İNGİLİZ POLİSİ 16 ÜNİFORMA TEÇHİZATLARI
Caner TEKİNTAŞ
Caner TEKİNTAŞ KADRO MEKTUPLARI 17 Kalecik
Ercan TAŞTEKİN
Ercan TAŞTEKİN POLİSLİĞİN "P" Sİ
AST SINIF
AST SINIF KOLEJ YAZILARI-7 NÖBETLER
Önder AYTAÇ
Önder AYTAÇ Emniyet ve Anadolu´nun Sesi: Yaşasın TSK, Kahrolsun Militarizm ve Polis Devleti
Murat DAĞLAR
Murat DAĞLAR Tecavüzü Seyretmek
Fatih BALCI
Fatih BALCI Düşsel Gerçekler
İlhan DAĞDEVİREN
İlhan DAĞDEVİREN BU, ACI..
Ömer Faruk GÜLTEKİN
Ömer Faruk GÜLTEKİN Yokolan İnsanlık
 
 

   designed and coded by sucveceza.comekibi © 2007. Ayrıntılı bilgi  Her Hakkı Saklıdır.