1 Eylül’ü 2 Eylül’e bağlayan gece Hakkari Çukurca’da bir asteğmen ve iki er hain bir pusuya düşürüldü. Olay yerinde üçü de hayatını kaybetti. Ertesi gün cenazeleri memleketlerine gönderildi. Ancak şehitlerden birinin cenazesinde, Jandarma Asteğmen Zeki Burak’ın yaslı evinde yakılan ağıtlar hiç de alışık olduklarımıza benzemiyordu…
Asteğmen Zeki Burak Okay, üniversitesinin bilgisayar mühendisliği bölümünden yeni mezun olmuştu. İyi derecede İngilizce biliyordu. Kendisini eğitimi açısından çok iyi yetiştirmişti. Mezun olduktan sonra askere gitti. Asteğmen olarak yapıyordu vatani görevini. Ve genç adam bu görevini ifa ederken hain bir pusuda hayatını kaybetti.
Okay ailesinin evinde evlatlarını kaybetmelerinin acısıyla gözyaşları sel olmuş akıyordu. Evladını kaybetmiş her acılı ana-baba gibi ağlıyordu Nermin-Sezai Okay ve yakınları. Ama her şehit yakını gibi ağlamıyorlardı. Çünkü onlar oğullarını şehit olarak görmüyorlardı.
Acılı anne Neriman Okay “şehit olunacaksa vatan için savaşılmalı” diyordu. Yani doğuda terör örgütüyle çarpışanların vatan için çarpıştığına dair inancını çok öncelerden kaybetmişti. Oğlum vatan için öldü, vatan sağ olsun diyemiyordu gözü yaşlı anne.
Baba Sezai Okay da eşi Neriman Hanım gibi düşünüyordu.“Şehitliğiyle övünmeyelim. Benim oğlum Anafartalar’da, Çanakkale’de savaşmadı. Benim oğlum şehit olmadı" diye düşündüklerini dile getiriyordu.
Üst düzey bir parti yetkilisinin ulu orta “Lübnan’a gönderdiğimiz askerimiz ölürse ABD için ölmüş olacak” deme sorumsuzluğunu gösterdiği bir ortamda, evlat acısıyla yanıp tutuşan bir ailenin böyle düşünmesi çok normal.
Ve bu feryadın haklı olduğu o kadar çok nokta var ki…
Zeki Burak kendini bir çok açıdan geliştirmiş, başarılı bir gençti. Ancak silahla alakalı ya da operasyonel düzeyde hiçbir bilgisi yoktu daha önce. Anne Neriman Okay, oğlunun kendisini dahi koruyamayacağını söylüyor ve yetkilileri oğlunu ölüme göndermekle suçluyordu.
Asteğmen ve erlerle terörle mücadelenin başarıyla sürdürülemeyeceği ortada. Profesyonel askerlerle bu mücadele sürdürülmelidir.
Acılı annenin feryatları, suçlamaları bununla da bitmiyor, suçlamalarına niye bizim gibilerin çocukları doğuya gönderiliyor diye devam ediyordu. "Bizim çocuklarımızı doğuya gönderiyorlar. Önce Başbakan’ın oğlu Bilal gitsin, doğuda savaşsın" diyerek sitem ediyordu Neriman Hanım.
Bu feryatlar bir şehit annesine, Jandarma Asteğmen Zeki Burak Okay’ın annesi Neriman Okay’a ait.
Nermin Hanım’ın bazı suçlamaları belki de çok ağır, ancak acıların en büyüğü evlat acısını içinde, yüreğinin en derinlerinde hisseden kişi olarak bunları dile getirmesi çok doğal.
Şehitlik en yüce mertebe, vatan sağ olsun, şehitler ölmez diyerek olayları geçiştirmemeli, gözü yaşlı anaların, içi yanmış babaların feryatlarına kulak verilmeli. Eleştirilemezlik zırhından kurtulup bazı şeyler gözden geçirebilmeli.
Bu feryadın haklılığı ya da haksızlığı değil bu yazının konusu. Millet olarak nasıl değiştiğimiz anlatılmak istenen. Birbirimize, devlete, devletin kurumlarına ne kadar güvenemez olduğumuz. Değerlerimizin ne kadar yıpratıldığı. Oğullarını kurbanlık koyun gibi kınalayan anaların, kuzularının uğruna canlarını verdikleri toprakları yönetenlere haklarını helal etmeyişi.
Burada ayıplanması gereken de vatan sağ olsun demeyenler değil, insanları en kutsal değerleri hakkında şüpheye düşürenlerdir.